BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 17.02.2020 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
211
Dün
:
4716
Toplam
:
17734328
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
YOZGAT’IN FAYTONLARI AYNALI KÖRÜKLER
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Değerli okurlar, Oda Tv. Gazetesi, 24.09.2019 günü İstanbul’un Adalar ilçesinde faytonların kaldırılması kararı üzerine Karaoğlan’ın yaratıcısı üstat Suat Yalaz’ın “Faytonları kaldırmak tarihe ihanet” başlıklı çok güzel bir yazısını yayınladı. ( bkz. https://odatv.com/faytonlari-kaldirmak-tarihe-ihanet-24091924.html) Okuyunca, çocukluğumuzun Yozgat’ının faytonları ve faytoncuları geldi aklıma.



Fayton kelimesi Fransızcadan geliyormuş. Fayton, ilk olarak Osmanlı zamanında İstanbul’a Sultan Abdülmecit döneminde saray arabası olarak getirilmiş, daha sonra hali vakti yerinde olan konaklarda da kullanılmaya başlanmıştır. Vezir Çapanoğlu Mehmet Celalettin Paşa da Osmanlı Rus savaşında Ruslara esir düşünce Çar I. Aleksandr onu İstanbul’a 6 atın çektiği lüks bir fayton (kupa) ile gönderir. Cennetmekân dedem (anne babam) Şükrü Efendinin de kendi faytonu vardı.

Bu gün, Türkiye’nin ilk ve tek fayton markası Güneş Fayton, Manisa Akhisar’da kurulu olan şirketinde, ürettiği nostaljik faytonları dünyanın dört bir yanına ihraç ediyor.2006'dan bu yana imal ettiği faytonları Türkmenistan, Rusya, İngiltere, Slovakya, Azerbaycan, Bulgaristan, Almanya, Romanya, Belarus Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelere ihraç ediyor.

Isparta'nın Yalvaç İlçesi’nde de 45 yaşındaki Zafer Erdal Fayton üretiyor ve yurt dışına gönderiyor. İnternette 2.500 liradan 18.000 liraya kadar satılık fayton görebilirsiniz.

Hatırladığım kadarıyla 20 kadar faytoncu vardı çocukluk yıllarımda, ben dokuz kişinin ismini hatırlayabildim. Yozgatlıların tabiri ile “Paytoncu” Kör Durak ağa, Bahattin ağa, Ahmet ağa, Mehmet ağa, Ali ağa, Osman ağa, Yaşar ağa, Felek ağa ve bir atının bayılmasıyla faytonu devrilen Nuri ağa (Ekici) Büyüklerimiz isimleri ile hitap etseler de biz yaşlarına hürmeten ağa derdik.

Sanırım 1970 lerin sonlarında hiç biri kalmadı. 20 civarındaki fayton Saat Kulesi ile Hükümet Konağı arasındaki parkın duvarının dibinde, doğu-batı istikametinde dizilirlerdi. Atlarının başlarına yem torbaları takılmış tek sıra dururlar müşteri beklerlerdi. Atların başına yem torbaları takılırdı ama arkalarına da pislikleri yere dökülmesin diye bir torba daha takılırdı. Yeri gelmişken bir açıklama yapayım. Tiridine bandım türküsünde “öküzüm torbadan düştü” ile kastedilen tarif, hayvanın başındaki yem torbasının başından çıkmasıdır. Buna torbadan düştü denir. Manda yuva yapmış söğüt dalına da şu durumun tarifidir. Mandalar fazla tüylü olmadıklarından, sıcak havalarda gölge yer ararlar. En iyi gölgelikte dere kenarındaki söğütlerin altıdır. Manda, söğüt gölgesinin altına isabet eden suyun içine gel keyfim gel kendini bırakır. Buna da halk ağzında Manda yuva yapmış söğüt dalına denir.

Duvarın önünde sıraya giren faytonlarda sıra elbette en baştakindedir ama biz başka bir faytoncuyu tercih ediyorsak sıradan çıkar bizi gideceğimiz yere götürürdü. Bu günün görgüsüz bencil taksicileri gibi değillerdi, birbirleri ile kavga etmezlerdi. Sıradaki faytonlarda fazla beklemezdi zaten, çünkü pazardan alışveriş yapanlar, aldıkları meyve ve sebzeleri evlerine faytonlarla götürürlerdi. Birçok esnaf işinden kalmamak için kendileri gitmez aldıklarını evlerine faytoncularla gönderirlerdi. Büyüklerimizi yakından tanırlar evlerimizi bilirlerdi. Örneğin okullar tatil olup da Yozgat’a geldiğimizde valizlerimizle Ahmet ağanın faytonuna biner dedemlere gideceğiz dediğimde Ahmet ağa bizi, Mutafoğlu mahallesi Eski Sungurlu caddesinde Şekerpınar yolundaki köprünün başında, duvarında acı pınar akan Ceritzade Şükrü Efendinin evine götürürdü. Günümüzde bu köprünün altından geçen derecik kapatıldığından tarif ettiğim yerde köprü de göremezsiniz.

Faytoncular, hafta sonları da piknikçileri Çamlık Milli Parkımıza çıkarırlardı. Hastaneden itibaren yokuş başlayınca atlarda zorlanmaya başlardı. Bu zorlanmadan dolayı mıdır yoksa yedikleri yemden midir zort, zort gaz çıkarmaya başlayınca kardeşimle üzülür faytondan iner kese yollardan faytondan önce kayak evinin oraya varmaya çalışırdık. Büyüklerimiz faytondan inmemize karşı çıksalar da biz dayanamaz inerdik. Biz iki kardeş insana en yakın hayvanlardan biri olan atları çok severdik. Kim sevmezdi ki. Yozgat’a gittiğimizde valizlerimizi bırakır acele ile el öptükten sonra hemen ahıra koşardık. Atların birine ben birine kardeşim biner Şekerpınara doğru sürerdik. Her daim pencere önünde oturan dayımın kayınvalidesi bizi görünce “Necla Hanım gelmiş” dermiş.

Motorlu ulaşım vasıtaları hem az hem de pahalı olduğu için yakın köylere giderken de yine faytonlar tercih edilirdi. Rahmetli emekli Başkonsolos büyük dayım Nafiz Haşmet Terken, her yaz Ankara’dan Yozgat’a gelir. Arabacı Necip ağanın arabasına yüklettiği tenekelerle gaz yağı, kesme şekeri, mum, gaz lambası şişeleri gibi malzemeler hazır olunca kendisi, anneannem ve biz iki kardeş Ahmet ağanın faytonuna biner önde biz arkada Necip ağa Köseyusuflu köyüne giderdik. Götürdüklerimizi muhtarın nezaretinde ihtiyaç sahiplerine dağıtır akşama kalmaz dönerdik. Aziz naaş’ı caminin haziresindeki babası Haşmet Bey’in kabrinde babasının koynundadır.

Yukarda Cennetmekân dedem Şükrü Efendinin de kendi faytonu vardı demiştim. Ömer ağa ismindeki çalışanımız, gerektiğinde faytonu, gerektiğinde tek atla çekilen arabamızı sürerdi. Tarlalarının ve iki katlı evin olduğu Dayılı köyüne bu faytonla gider gelirdik. Dedemin Fordson Major marka bir traktörü ve arkasında vagoneti vardı ama traktör yaz boyu köyde başka işlerle meşgul olduğundan Yozgat’a sadece vagonetine yüklediği varillere mazot almak için gelirdi. O tarihlerde daha 12 yaşımdaki ben araç kullanmayı bu traktörde öğrenmiştim. Dayılı Yozgat arası 15 km kadardı ki Yozgat pazarına gelen köylüler kimi yayan kimi eşekle 3 saatte gelirlerdi. Eşeklerini bizim ahıra bağlarlar akşam doğru gelip alırlar köye doğru yola koyulurlardı. Bu vesile ile azıcıkta kağnılardan bahsedeyim. Bunlar çok yavaş giderlerdi. Çeken öküzler ya da camızlarda uygun adımlarla bir sağa bir sola yatarak ağır ağır ilerlerdi. Duyduğuma göre Şekerpınara yaklaşınca kağnının bir kenarında asılı sabun suyunu batırdıkları telek ile dingile sürerlermiş bu yüzden sanki acı çekiyormuş gibi gıcırdarlardı. Kağnıları 12-13 yaşındaki çocuklar getirirlerdi. Ben şaşırarak izlerdim. Onlarda öküzleri ya da camızları yönetmek için kullandıkları ve omuzlarından uzattıkları uzun sırıklarla dalgın dalgın bize bakarlardı. Çoğu zaman Kağnıların dört yanına soktukları uzun ağaçlara kilimlerini duvar gibi asar daha fazla yük almasını sağlarlardı. Buna “çeten” denirdi genelde ağırlıkta hafif ama hacmi epey büyük saman yükünü taşımak için kullanılırdı.

Faytonumuzla ilgili anılarımda kalan iki önemli hadiseyi de söz açılmışken nakledeyim. Dedem bir gün kendi faytonu ile şehir merkezine inerken bir kamyondan boşaltılan boş gaz tenekelerinden birisinin düşme sesinden ve parıldamasından ürken atlar parlayıp çılgınca koşmaya başlayınca dedem hemen atlar ama Ömer ağanın atlarken kolu kırılır. Fayton eve önünde iki atı ile tarihi filmlerdeki savaş arabaları gibi ön iki teker halinde getirilmişti.

Rahmetli babam Muammer Çapanoğlu’nun annem ile evliliklerinin ilk yıllarında dedemlere yaptıkları ziyaretin sonunda babam istemese de kayınbiraderi rahmetli dayım Yaşar Cerit hemen ahıra gider, hayvanları faytona koşar onları sırasöğüt mahallesindeki kendi evlerine bırakırmış. O günlerde hem toy hem de kendini delikanlı zanneden 15 yaşındaki dayım, babamın yapma yavaş sür demesine rağmen “öpcelenip” atları kamçılayarak faytonu son hızla sürermiş. “Sağ olasıca o kadar yolu yürümememizi istemediği için yapardı ama eve gelene kadar elimiz yüreğimizde heyecan içinde nasıl geldiğimizi bilemezdik” diye anlatırdı.

Biz yaştakilerin anılarında birde hanımların faytonla hamama gitme olayı vardır. Faytonumuz Yozgat’taysa onunla yok eğer köydeyse Anneannem, annem, teyzelerim, yardımcı iki kız ve yakın sayılan komşular bohçalarını, yiyeceklerini ki bunun içinde zeytinyağlı dolmalar ve turşularda var, hazır edilince bizde çarşıya koşar birine ben birine kardeşim Haluk biner onları evin önüne getirirdik. O zaman telefon kimse de yoktu. Hamam hazırlığı bir gün önceden başlardı. Bohçaların içine sadece hamamda kullanılan gümüş hamam tasları, gümüş kaplı fildişi taraklar, aynalar, ütülü peştamallar, lifler, kenarları oyalı hamam tülbentleri, saçlarını boyayacakları kınalar özenle yerleştirilirdi. Sabah ev işlerinin bitmesiyle başlayan hamam sefası akşamüstüne kadar sürerdi. Hanımlar çok sıcaklanınca toplu halde soğukluğa çıkarlar hamamcıdan aldıkları gazozlar eşliğinde getirdiklerini yerler yeteri kadar soğuklarınca tekrar hamama yunmaya girerlerdi. Burada araya kısacık bir fıkra sığdıralım; Vakit oldukça geç olunca hamamcı tokmaklı kapıyı aralayıp sorar “içerde yunan var mı?” İçerdeki tek müşterinin cevabı gelir. “Yok abi, ben de Gayseriliyim.”

Hanımların hamam sefası sona erince faytoncuların beklediği yere bir çocuk koşturulur iki fayton getirtilirdi. Biz sokakta oynarken hamamdan dönen hanımlar sanki başka bir dünyadan gelmişler gibiydiler. Hepsi de aşina olduğumuz, derileri soyulmuş kırmızı yüzlü, ve faytondan zorlukla inen yorgun hanımlar.

Dedemin faytonu, kullanıldığı dönemde dış avluda hizmete hazır bir şekilde durdu. İstanbul’a göçülünce iç avludaki havuzun yanına konuldu. Önce tentesi sonra kendi çürüdü geriye demir aksamı kaldı. Sonrasını bilmiyorum.

Babamın memuriyeti dolayısıyla Amasya da olduğumuz yıllarda (1959-61) dedem bizi ziyarete gelmişti. Yeşilırmak kıyısında yürürken bir fayton geçti yanımızdan. Dedem elleri arkasında yan dönüp arkasında uzun süre izlemişti giden faytonu. O sahne bu gün bile gözümün önünde. Amasya’nın faytonları bizim faytonlardan hem daha büyük hem de daha gösterişliydi.

Ünlü yazar Yaşar Kemal, 1976 yılında kaleme aldığı ''Bu diyar baştanbaşa'' isimli kitabında şöyle yazmış; Yerköy'le Yozgat arası otobüs buldum. Yozgat'a geldik. Yozgat yeşillik. Bir koyağın içinde. Şehre girerken, sağ yanda, yamaçta koyu bir yeşillik çarpıyor göze. Yozgat'ta Cumhuriyet'in muhabirini buldum. Genç, kültürlü bir arkadaş. Yozgat'ını da seviyor. Adı Abbas Sayar. Yakında bu isim altında çok güzel hikâyeler okuyacağız, ilk işim Abbas'a sağ yandaki koyu yeşilliği sormak oldu. “Orman, dedi. Yozgatlılar ona gözleri gibi bakar, istersen gidip dolaşalım”. Bir araba bulduk. Yozgat'ta epeyce fayton var. Bütün Orta Anadolu şehirlerinde o güzelim faytonlar hâlâ rağbette. Yola düştük. On beş dakika sonra ormandayız. Püfür püfür bir yel esiyor. Abbas diyor ki:” Gezdin bilirsin. Şu bozkırda Yozgat gibi havası güzel bir şehir gördün mü?” Yoktur. Olamaz da, Yozgat'ın cennetliği bundan. (Türkiye’nin ilk milli park olan bu ormanı koyduğu yasaklarla bu günlere ulaştıran Çapanoğlu Mustafa Paşaya rahmetler olsun.)

Biz çocukluğumuzda “Payton” derdik, daha eskiler Aynalı körük demişler iki yanında gazyağlı fenerleri ile o zamanın bu oldukça lüks konforlu araçlarına ve bildiniz şu türküyü havalandırmışlar.

Oğlanın adı Ömer
Belimi sıktı kemer
Benim ince belime
Yakışır gümüş kemer

Aynalı körük olmazsa
Ben gelin gitmem
Ud-kemani çalmazsa
Aynalı körüğe de binmem

Gel dağları aşalım
Hilalde buluşalım
Girelim biz kolkola
Çamlıkta dolaşalım

Aynalı körük olmazsa
Ben gelin gitmem
Ud-kemani çalmazsa
Aynalı körüğe de binmem

Bu güzel Yozgat türküsünü Youtube dan indirip dinleyebilirsiniz

Değerli okurlar, bende yaşıtlarım gibi sokaklarında ekşi un, bahçelerinde tezek, ahırlarında gübre ve saman kokusu, üzerlerine bastığımızda ezilen kekik kokusu ile eski Yozgat’ımı özlüyorum. İçinde, başlarında yem torbaları takılı atlarıyla sürücü yerinde sessizce müşteri bekleyen faytoncular, Kör Durak ağası, Bahattin ağası, Ahmet ağası, Mehmet ağası, Ali ağası, Osman ağası, Yaşar ağası, Felek ağası, Nuri ağası olan Yozgat’ımı çok özlüyorum.

Bu yazımı da , Yozgat hakkında yazdığım her yazıma “bana eski Yozgat’ı hatırlattın diye yorum göndererek beni motive eden değerli Prof. Ahmet Yaşar Ocak hocama ithaf ediyorum.

03.10.2019

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
TÜRKİYE’NİN ALTINI’NI NASIL SOYUYORLAR, ANLATAYIM.
Yozgata esenlikler.
Övgün Ahmet Ercan -- 08.02.2020 10:44
BİNBEŞYÜZ KİŞİYE ARABAŞI ÇORBASI İKRAMI VE ESKİ YOZGAT’TA ARABAŞI GECELERİ
Abdülkadir Bey merhaba,

Arabaşıyı anlatıyorsunuz. Çok hoş. Yozgatlının vazgeçilemez aşı. Aynen anlattığınız gibi, biz de öğrencilik yıllarımızda Yerköy'de arkadaş evlerinde toplanır, annelerimizin ellerinde anlam kazanmış arabaşıya kaşık sallar ve kim çok yutacak yarışı yapardık.

Arabaşının adının nereden geldiğini çok tartışırdık. Ankara'da DTCF'de okurken, hocamız olan Şıhların Ahmet Efendi'nin oğlu Dr. Ali Şakir Ergin, Arap aşı değil, "arabacı aşı" olduğunu söylemişti. Hocamız Arap ülkelerini de bilirdi. Araplarda böyle bir aş olsaydı söylerdi. Sonra ben de Arap ülkelerine gittim ve hatta kaldım, böyle bir aşa rastlamadım.Göçkün millet için "arabacı aşı" uygun bir adlandırma. Türkçede zayıf olan orta hece düşünce "arap aşı" (arabaşı) olarak söylenegelmiştir. Eski Osmanlı metinlerine de çalışmalarım dolayısıyla epey girdim. "Arap aşı" veya "arabacı aşı" yazılışı karşıma çıkmadı. Belki başka araştırıcılar bulmuşlardır.
Selâmlar.
Kolay gelsin.
ARSLAN TEKİN -- 27.01.2020 10:45
BEKÂRLIK VERGİSİ
Cennetten Huri dağıtan hocaları dinleyince ülkemde BEKARLIK VERGİSİNİN tekrar gündeme gelmesi, Hocalara nikah kıyma yetkisi verilmesinin asıl yapmak istediklerini açıkça ortaya koymuştur. Uçkuru düşük kişiler biraz daha lüks içerisinde yaşamak için milletin şeyine bile vergi koyma yoluna baş vurmuşlardır. Önce insanlara evini geçindirecek kadar iş ve aş imkanı sağlayın, bakım aylıklarını kaldırın, gerisi kendiliğinden gelecektir.
Osman KARACA -- 16.01.2020 18:52
PROF.DR YAŞAR OCAK HOCADAN ANLAMLI MEKTUP

Sayın Çapanoğlu,

Son yazınızı okudum ancak sınav haftası nedeniyle bir yorum yazamadım. Aslında bu daha doğru oldu çünkü ben bu eserlere göre oldukça genç kalıyorum ve yalnızca yaz aylarında Yozgat merkezine uğradığımda görebiliyorum. Bence Ahmet Yaşar hoca güzel bir yanıt yollamış. Özellikle, Yozgat tarihinin cumhuriyetle değişen dönemine tanıklık etmiş ve tanıklık edenleri de yakından tanıyan birisidir. En anlamlı yorumları yine Yozgat'ın bu değerli insanları yapmış bulunuyor.

Bu tip yazılarınızın her zaman Yozgat'ı ve tarihi seven insanlarda karşılık bulacağına emin olun.

HÜSNÜ AYDOĞDU -- 07.01.2020 20:35
PROF.DR YAŞAR OCAK HOCADAN ANLAMLI MEKTUP
O tarih ve kültür katliamı tüm hızıyla günümüzde de devam ediyor. Sözde restorasyon adı altında Yozgat lisesini "sarı boya" ile süslediler. Çapanoğlu Camindeki hatlar ve desenler aslına uygun olarak yapılmamıştır. Cami kubbesindeki kurşun levhalar sökülerek, yerine saç konulmuştur. Bir zamanlar sokakları bile kültür hazinesi olan, Arnavut kaldırımlar üzerine asfalt dökülerek su taşkınlarına sebep olmakta. Saat kulesinin çanı 2010 yılından beri bilerek ve isteyerek susturulmuştur. Neymiş Efendim; Vilayetimize dışarından gelenler "burada kilise mi var" diye soruyorlarmış.
OSMAN KARACA -- 06.01.2020 00:07
PROF.DR YAŞAR OCAK HOCADAN ANLAMLI MEKTUP


Bravo Abdulkadir…Makale çok iyiydi..Mashallah

Safwan (Rocky) Termanini -- 05.01.2020 09:07
PROF.DR YAŞAR OCAK HOCADAN ANLAMLI MEKTUP
Abdulkadir,
Thank you Very Much.
Dr. Zafer
Zafer Termanini -- 05.01.2020 09:06
PROF.DR YAŞAR OCAK HOCADAN ANLAMLI MEKTUP

Sevgil Abdulkadir Kardeşim,
Yazılarını zevkle okuyorum.
Tarihi dokuyu ortadan kaldırma savaşının cengaverlerini Sayın Yaşar Ocak çok güzel tarif etmiş. İşte bu tarihi okumayanların, okuyup da hiç birşey anlamayanların, ders çıkartamayanların ve de hiç bilmeyenlerin gözlerimizin önünde taammüden tarihi dokuyu öldürmeleridir. Diğer bir deyişle tarihi bilmeden evrildiğini sanan güruhun işidir bu.
1987-90 yıllarında Roma’da Ekonomi ve Ticaret Başmüşaviri görevindeyken İstanbul Ticaret Odasından bir teleks geldi. Aynen “Roma metropolü içinde bulunan mezarlıkların şehir dışına taşındı mı; bunun için ne gibi idari ve yasal girişimlerde bulunuldu?” diyorlardı. Amaç, yazının içinde adeta haykırıyordu. İstanbul’a soluk veren, bir tarihin yazılı olduğu Fatih, Karacaahmet, Feriköy gibi yüzlerce mezarlığı kaldırıp yerine abuk subuk mimari üslupla hazırlanmış binaları dikecekler.
Hemen birçok resmî ve özel kurumlar ve Roma Üniversitesi tarih kürsüsünden aldığım bilgileri derleyip İTO ya yanıtımı verdim. “Roma tarihinde Böyle bir girişim olmamıştır. Ancak Napolyon Romayı işgal ettiğinde mezarlıklardaki ferforjeleri eritip silah yapmaya teşebbüs ettiğinde, tüm Roma Halkı Biz tarihimize ihanet etmeyiz diyorlar ve haftalarca mezarlılarda nöbet tutuyorlar. Bu arada zamanın meşhur bir şairi (ismini unuttum) Napolyon’a hakaret yağdıran bir şiri yazıp ona gönderiyor Napolyon da bu girişimden vazgeçiyor.”
Bu şiiri de budum ve sekreterime Türkçe’ye tercüme ettiridim ve içeriğine bağlı kalarak Türkçe Şiir olarak İTO’ya gönderdim.” Birdaha arayıp sormadılar.
İşte sana tarihe milletçe nasıl sahip çıkılır, tarihi doku nasıl korunurun hikayesi.
2020 de sağlık ve mutluluk dileklerimle...



H. Bülent PAYASLIOĞLU
HBP DANIŞMANLIK
HBP CONSULTING
HILMİ BÜLENT PAYASLIOĞLU -- 05.01.2020 09:03
PROF.DR YAŞAR OCAK HOCADAN ANLAMLI MEKTUP
sayın hocamız Ahmet Yaşar Ocakın bilim adamı bakışı ve yalınlığı ile çok net ,açık olarak ortaya koyduğu gerçekler anlamak isteyenlere.Senelerdir verdiği şavaşın yorgunluğu satır aralarında okunmakta.sayın hocamız ve siz sayın Çapanoğlu lüften savaşmaktan vazgeçmeyiniz bizlere ışık olunuz,sagılarımla
kadir ahmet danıska -- 04.01.2020 23:29
ÇELİK ÇOMAK
Yazınızı okurken içim ısındı. Nerede o günler?..
Muhsin Köktürk -- 18.12.2019 17:37
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00