BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 14.12.2019 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
171
Dün
:
4716
Toplam
:
17452569
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
YOZGAT “SARACILI” (SARIHACILI) KÖPRÜSÜ
capanoglukadir@yahoo.com.tr
YOZGAT “SARACILI” (SARIHACILI) KÖPRÜSÜ
Değerli okurlar 03-05 Mayıs 2018 tarihlerinde gerçekleştirilen III. ULUSLARARASI BOZOK SEMPOZYUMU bildiri kitabını incelerken Yozgat’taki bazı taş köprüler ile ilgili yazı dikkatimi çekti. Yozgat’a 5 km. mesafede Yozgat Ankara karayolu kenarında Sarıhacılı mevkiindeki taş köprü hakkında bir bilgiye rastlamadım.

Eğitimci yazar ve Yozgat’ın canlı tarihi değerli araştırmacı Cennetmekân Yılmaz Göksoy Hocamın “Şimdi yarısı yıkıldı, içimizde bir yaradır” sözüyle tarihi değerini anlatmaya çalıştığı köprünün aşağıdaki fotoğraflarını, 2008 yılı Ağustos ayında Yozgat’ta geçekleştirdiğimiz “Birinci Çapanoğulları Buluşması” günlerinde eşim Nedret Çapanoğlu çekmişti. İyi ki çekmiş, şimdi yarısı yok.


Mermer Kitabesi çalınan köprü hakkında ne yazık ki fazla bir bilgimiz yok. Hâlbuki bu kitabeler duvarına asılı oldukları eserlerin nüfus kâğıtlarıdır. Kim yaptırmış, kim yapmış, ne zaman yapılmış bütün bu bilgiler bu kitabelerde yazar.

Rahmetli Bahri Bacanalı Beyefendinin büyük oğlu rahmetli Yalçın Bacanlı ağabeyimden ve Yozgat’ın canlı tarihi Rahmetli Yılmaz Göksoy Hocamdan edindiğim bilgilere göre Köprü inşaatının yüklenicileri dedem Muhlis Çapanoğlu ile yine akrabamız olan Bahri Bacanlı imişler. 1944 yılında inşa edilmiş. Derler ki o zamanın imkânları ile yapılan köprünün testi de o zamanın imkânları ile yapılmış.

Köprünün üzerinden iş makinesi bir yol silindiri geçirmişler, Bahri Bey ve kontrol mühendis Hasan Çıngı Bey altına girip bakmışlar ki bir fevkaladelik var mı? 64 yıl sonra üç kuzen üstünde yürüyerek mizahi anlamda bizde test etmiştik. Fotoğrafta da görüldüğü gibi aşağı yukarı 75 yaşındaki köprü ve taşları hâlâ sapasağlam ayaktaydı. Taşlarında ve harcında en ufak bir aşınma dökülme yoktu. Sanat Tarihçi rahmetli Sayın Prof. Hakkı Acun tarafından tarihi eser olarak tescil ettirilmişti. Bu fotoğraf çekildikten birkaç yıl sonra köprünün yarısı karayolları tarafından yeni yapılan “duble asfalta” k urban edilmiş. Yazık olmuş.

Değerli eğitimci ve araştırmacı rahmetli Yılmaz Göksoy ağabeyimle yaptığımız bir sohbette de Muhlis Bey’den şöyle söz etmişti. Yozgat Yerköy yolu, eskiden Eskipazar mahallesinden aşar, Sarıhacılı köyünün güneyinden, tepeden dik bir rampa ile inerdi. Akdağdan çıkan arabacılar, Kağnıcılar, yolcular, iki şeyden çekinirlerdi. Bir Muslubelen’i aşsak birde Sarıhacılının yokuşunu aşsak derlerdi.” Muhlis Bey amca ile Bahri Bacanlı ortaktılar. İkinci dünya savaşının yok yıllarında Sarıhacılı mevkiindeki taş köprüyü yaptılar. Şimdi yarısı yıkıldı, ciğerimizde bir yaradır. Rahmetli babam da yanlarında sürveyan olarak çalışıyordu. Bende o sıralar 12 yaşlarında bir çocuğum, yanlarına gitmiştim. O zamanda hiç unutmam, kolları düğmeli uzun pardösüsü ile çok mütenasip giyinmişti. Oturması kalkması ile bir beyefendi idi. Bende yanlarına oturdum. Beni görünce, bu terbiyeli efendi kim diye sordu. Bizim sürveyanın oğlu diye takdim ettiler. Sonra da hep birlikte bir at arabası ile sohbet ederek Yozgat’a dönmüştük. Köprünün ve yolun mühendisleri, Muhlis Bey’in akrabası mühendis mektebinden yeni mezunlar Muammer Tuğrul ve Osman Beylerdi. 1933 yılında yapılan Sivas- Erzurum tren yolunun mühendisliğini de yapan Hasan Çıngı da kontrol mühendisiydi. O da Yozgatlıydı. Sivas’tan Kars hududuna kadar olan demir yolunda büyük emeği olan bir hemşerimizdi. Soyadları Çıngıydı ama Bilecenlere akrabaydı, amca çocukları olurlar. Adnan Başer –Nazım Kafaoğullarına, Celal Sungurlara da akraba olurlar.

1949 yılıydı, bir gün şimdiki adı Atatürk yolu olan Kayseri şosesi üzerinde 20 kilometre uzaktaki köyden(Gökçekışla) kimimiz yaya kimimiz eşeklerle Yozgat Pazarına gidiyoruz. Onuncu kilometrede Şahan pınarı var. Karnımızı doyurmak için orada mola verdik. Bu sırada arkamızdan bir atlı yetişti. Yanımızdaki büyüklere sordu. “Çapanoğlu Muhlis Bey ölmüş duydunuz mu?” Herkes hayıflandı. “Yozgat’ın yarısı yıkıldı desene” dediler. Yani o kadar etkilendiler. Yozgat’ın yarısı yıkıldı hayıflanması beni de çok etkilemişti, çocuk aklımla anlamaya çalıştım Muhlis Bey nasıl bir insandı ki ölünce Yozgat’ın yarısı yıkılmıştı. Çapanoğlu olayları sırasında Babası Mahmut Bey ve dayıları Edip, Celal ve Halit beylerle birlikte uzun süre dağlarda kalmak zorunda kalır. Daha sonra onlarla birlikte Uzunyayla Çerkezlerine sığınırlar.
Muhlis bey, 1930 lu, 40 lı yıllar da tüm Çapanoğullarının hamisidir. Çok temiz giyinir. Çok zarif, kibar, tüm Yozgat halkı tarafından sayılan, sevilen hürmet edilen bir insandır. Bundan yıllar önce Yozgat’ta basılan günlük bir duvar takviminin 14 Mayıs 1995 tarihli sayfasında eşi ile birlikte çekilen fotoğrafının altına şöyle yazmışlar “Zamanın zarafeti Muhlis bey ve eşi.”

O yıllarda (1949-1950) İzmir’de doktorluk yapan ve memleketi Yozgat’ı ziyarete gelen Em. Askeri Dr. İbrahim Zeren Bey’in de Muhlis Bey’in ölümü üzerine “Muhlis bey öldü ise Yozgat’ın yarısı gitti” diye hayıflandığı anlatılır.

Yozgat’ta olduğumuz günlerde Bahri Bey’in oğlu rahmetli Sayın Yalçın Bacanlı’yı da bürosunda ziyaret etmiş eski günleri yâd eden güzel bir sohbet yapmıştık. Onun şu sözü de beni çok duygulandırmıştı. “Babam Bahri Bey, Muhlis Bey ile 22 sene ortaklık ettik, bir gün incinmedik derdi.”

Rahmetli Bekir Çapanoğlu’nun kızı kuzenim Durukan Çapanoğlu Önol (Yozgatlı Dr. Nedim Önol eşi) ablam da şöyle anlatıştı; “ o yıllarda rahmetli İhsan ağabeyim 17, Nejat ağabeyimde 18 yaşındaydılar. Köprü inşa edilirken onlarda giderlerdi ama orada ne iş yaparlardı bilmiyorum. Sarıhacılı’dan hemen her dönüşlerinde de kocaman kaya parçaları büyüklüğünde mor renkte Ametist ve sarı renkte Topaz getirirlerdi. Bir süre evimizin bir köşesinde durdular ama sonra attık sanırım.”

Değerli okurlar, ben bu güne kadar burada Ametist çıkarıldığı hakkında bir çalışma duymadım. Sarıhacılı’ya yatırım yapan önceki belediye başkanımız Sayın D. Kazım Arslan’dan da bu konuda bir haber okumadım. İnternet’te de araştırma yaptım bir bilgiye rastlamadım. Bu gün sadece Aydıncık ilçesinde Ametist taşı çıkarılıyor ve işlenip pazarlanıyor.

Sayın Kazım Arslan derken, kaderin bir cilvesi, Sayın Dr. Kazım Arslan Beyefendinin dedesi Kazım ustanın da köprünün inşaatında ustabaşı olduğunu rahmetli Yılmaz Göksoy ağabeyimden dinlemiştim. İnsan düşünmeden edemiyor, torunu Dr. Kazım Arslan Beyefendinin Yozgat’a kazandırdığı eserlerden rahmetli Kazım ustanın da haberi oluyor mudur acaba?...

02.12.2019

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PROF.DR. REŞAT GENÇ HOCAMIZ ve HAFIZ YAŞAR OKUR
Güzel bir yazı Sayın Çapanoğlu. Teşekkürler. Sayenizde yeniden hatırladık.
Selam ve saygılar.
A.Y.Ocak
AHMET YAŞAR OCAK -- 10.12.2019 18:30
YOZGAT “SARACILI” (SARIHACILI) KÖPRÜSÜ
Köşe komşum Sayın Mustafa Topaloğlu, Araştırmacı yazar Sayın Osman Karaca ve Araştırmacı Sayın Hüsnü Aydoğdu. Güzel yorumlarınız için teşekkürlermi sunuyorum. Sağolun varolun.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 04.12.2019 08:50
YOZGAT “SARACILI” (SARIHACILI) KÖPRÜSÜ
Sayın Çapanoğlu,

Tarihi eserler, Anadolu'nun küçük bir köyündeki çeşmeden koca bir kentteki kervansaraya kadar tarihi ve kültürel niteliklerinin yanında toplumsal bir hafıza da barındırıyor.

Sizin de Sarıhacılı Köprüsü'nden yola çıkarak burada anlattığınız gibi birçok öykünüz vardır. Diğer birçok insanın da küçüklü büyüklü bu şekilde anlatacak bir öyküsü olabilir ve bu insanları ortak bir noktada birleştirir.

Her tarihi eser bilinçli/bilinçsiz ya da zorunlu/zorunsuz olarak yok edilirken bu toplumsal hafızanın da tarihsel ve kültürel anlamının yanında yok olabileceği göz önünden kaçmamalıdır.
Hüsnü Aydoğdu -- 02.12.2019 16:33
BOZOK ÜNİVERSİTESİ ÇALIŞTAYI YA DA YOZGAT SEYAHATNAMESİ
Öncelikle Yozgat Valiliği, Bozok Üniversitesi ve Yozgat Belediyesi tarafından Yozgat Tarihi ve Kültür çalıştayı'nı tertipleyen ve emeği geçer herkese çok teşekkür ediyorum. Katılımcıların kalitesi ve fikirleri tartışılmaz birer gerçekti. Özellikle Prof Dr Naci ŞAHİN Hoca tarafından titizlikle hazırlanan ve önemli bir başlangıca merdiven dayaması Yozgat için sevindiricidir. Umarım devamı gelecek, Yozgat'ın da gerçek bir tarih ve kültür külliyatı ortaya çıkacaktır. Bu önemli çalışma B.Ü tarafından ortaya çıkarıldığı taktirde, fitne ve gerçek dışı beyanlar da ortadan kalkacaktır. Sayın Abdülkadir Çapanoğlu Hocam, sizinle ezelden tanışmak ve sohbetinize Aile ceminizde bulunmaktan onur duydum. Bu çalışma başta Çapanoğulları aileleri için çok önem arz etmekte; Çapanoğulları Yozgat'ın İmarı, mimarı ve serdarı olmuştur. Son yüz yılın başında fitneye kurban edilmesi ve cahil çevrelerce "hain" ilan edilmesi bu aile üzerine yapışmamış, yakışmamıştır. 1765 Tarihinde Osmanlı Devleti tarafından idama mahkum edilen Çapanoğlu Mustafa Beyin evlatlarının asaleti iyi incelenmelidir. Babalarını idam eden Osmanlı Padişahına ve devletine bırakın asi olmayı, Mustafa beyin iki oğlu olan; Ahmet Paşa ve Süleyman Bey son nefeslerine verene kadar devletine ve milletine hizmet etmekle kalmamış, Bozok bölgesinde mamur bir şehir olmadığı halde Yozgat adı adında bir yoktan şehir imar ederek ilim ve irfanın beşiği Türk milletinin kardeşliğinin mayasını çalmışlardır. Tıpkı Ahmet Beyin katline sebep olan köleler gibi 1920 tarihinde de bazı meşrebi bedbahtlar sadece bu aileye zarar vermekle kalmayıp Yozgat'a en büyük kötülüğü yaparak, bu topraklarda fitne tohumunun galip gelmesini sağlamışlardır. Saygılarımla.
Osman KARACA -- 27.11.2019 21:48
BOZOK ÜNİVERSİTESİ ÇALIŞTAYI YA DA YOZGAT SEYAHATNAMESİ
Aziz dostum, bizim ellere gidip gelmiş kadar oldum. Ne iyi etmişsiniz. Bilinen hikayedir. Bizim oralı biri Gaziantep'e gitmiş çocuklarını ziyarete. Bir müddet kalmış.Ama pek bir yere çıkmamış.Döndüğünde hoş geldine gelenler demişler ki: "Yediğin, içtiğin senin olsun. Gördüğün yerleri anlat." Şu karşılığı vermiş:"Nesini annadıyım gardaşım. Yidığım bekmez, gordüğum Antep."
.
Öyle kısa kesmemişsiniz. Ne güzel anlatmışsın.Teferruatlıca...
Sıla-i rahim etmişsiniz bu vesileyle.
Selam ve saygıyla...
Mustafa Topaloğlu -- 26.11.2019 19:37
BİR KİTAP- SANATA ADANMIŞ BİR ÖMÜR
Değerli Hocam Sayın Bülent Cerit,

Yorumunuz için çok teşekkür ederim. Konu ile ilgili olarak bilhassa öğretim üyesi olan siz değerli hocalarımın duyarlılığınıza da ayrıca teşekkür ediyorum. Ancak Yozgat halkının ve yazımda da belirttiğim kişi ve kuruluşların duyarsızlığına da bir o kadar üzülüyorum. Bu duyarsızlığımız sadece isim değiştirmekle kalmadı ülkenin bütün fabrika yapan fabrikalarımız, önemli büyük stratejik kurumlarımız ve hatta limanlarımız yabancılara satıldı. Şimdi iğneden ipliğe, samandan sair tahıl ürünlerine ve canlı cansız et ihtiyacımızda ithalata mecbur bırakıldık. Ben yine sözümü Atatürk'ün "Tarihine, geçmişine, milli değerlerine sahip çıkmayan milletler yok olmaya mahkımdur" deyimi ile noktalayım. Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 06.11.2019 12:02
BİR KİTAP- SANATA ADANMIŞ BİR ÖMÜR
Değerli Prof. Ahmet Yaşar Ocak Hocam,
Siz de Nur sinemasından bahsederek beni çocukluk yıllarıma götürdünüz. 14 Mayıs 1950 tarihinde yapılan Milletvekili Genel Seçimlerini ezici bir çoğunlukla Demokrat Parti kazanmıştı ama Babaannem Esma Hanımın ağabeyi Avni Doğan Bey CHP den Yozgat milletvekili ve kardeşi Ferhunde Hanımın eşi eniştesi Fevzi Ayan da Yozgat Belediye Başkanlığını kazanmışlardı.
Nur Sineması mıydı yoksa Büyük Sinema mıydı şimdi tam hatırlayamadım. Bu sinemalardan birisinde Belediye Başkanının özel locası vardı. Film değiştiğinde babaannem bizi elimizden tutar sinemaya götürürdü. Hem Belediye Başkanı Fevzi Bey’in baldızı olduğu için hem de o zamanlar herkesin büyük saygı duyduğu cennetmekân dedem Muhlis Bey’in eşi olduğu için çalışanlar hemen locayı açarlardı. Çok kültürlü, çok cebbar bir hanımdı Allah gani gani rahmet eylesin hepsini. Saygılarımla.

Değerli Udi Oğuz Karlı Hocam beni motive eden güzel yorumunuz için size de en kalbi teşekkürlerimi iletiyorum. Payaslı ailesini daha yakından tanımak için lütfen köşemde yayınladığım “Geçmişte kalan bir acı hatıra- Çapanoğlu Halit Bey ve Hilmi Efendi 1 ve 2 yazılarıma da bir kere daha göz atmanızı rica ediyorum. Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 06.11.2019 11:23
BİR KİTAP- SANATA ADANMIŞ BİR ÖMÜR
Değerli Abdulkadir bey abimiz, hep aydınlatıcı yazılarınızla bizlere ve geleceğe bilgi kaynağı oluyorsunuz. Kutlu Payaslı hocamızın kitabından bi haber olarak hemen yanı başındaki Kuşadası İlçesinde yaşıyoruz. Gönderdiğiniz link ten hemen okumaya başladım bile. Çok teşekkür ederim. Bütün musiki sevenlerle paylaşma imkanı verdiniz. Tekrar teşekkür ederim. Sağlık ve sevgiyle kalın./ Oğuz Karlı
Adınız ve Soyadınız -- 05.11.2019 21:35
BİR KİTAP- SANATA ADANMIŞ BİR ÖMÜR
Sayın Çapanoğlu,

Bu yazınızı da zevkle okudum. Bana gençliğimi hatırlattınız. Daha ilkokuldayken Yozgat'ta Nur Sineması'nda, sonra Büyük Sinemada ortaokul ve lise yıllarımda film başlayana kadar plaktan Zeki Müren şarkıları, başka solistlerden Selahattin Pınar ve diğer bestekârların o güzelim şarkıları plaklarından çalınırdı. Arada sırada Frank Sinatra, Dean Martin, Bing Crosby, Nat King Cole şarkıları da çalınır, bizler bunları zevkle dinlerdik (onları hala dinlerim CDlerinden). Radyodaki Muzaffer Sarısözen yönetimindeYurttan Sesler programının o güzelim halk türkülerini korodan, Nida Tüfekçi’den, Nezahat Bayram’dan, Nurettin Çamlıdağ’dan ve diğer solistlerin sesinden zevkle dinlerdik. Bunları niçin yazıyorum? İnsanın çocukluğunda ve delikanlılığında kulağı hangi müzikle doluyorsa o müziği ileride de istiyor. Bende Türk Musikisi sevgisi böyle oluşmaya başladı. Radyodan o zamanlar Kutlu Payaslı'yı, o muhteşem bariton sesleriyle Ekrem Güyer ve Nevzat Güyer kardeşleri, Müzehher Güyer ve Semahat Özdenses gibi solistleri zevkle takip ederdim. Sonra İstanbul’daki öğrencilik yıllarımda Şan Sinemasında Münir Nureddin ve Nevzat Atlığ yönetimindeki Türk Sanat ve Klasik TürM musikisi konserlerinin fanatik takipçisi oldum. Kutlu Payaslı’yı da radyodan zevkle çok dinledim. Bizim şimdiki gençlik bu sanatçıları tanımadıkları gibi zikrettiğim musiki türlerini de ne yazık ki tanımıyorlar, dinletirseniz sıkılıyorlar. Yeni nesiller kültürümüzün pek çok unsuruna ne yazık ki giderek yabancılaşıyor.

Saygılarımla,

A.Y.Ocak
AHMET YAŞAR OCAK -- 05.11.2019 17:41
ORD. PROF. VELİDEDEOĞLU VE YOZGAT NOHUTLU TEPESİ
Değerli Hocam,Yorumunuz için çok teşekkür ederim. Konu ile ilgili olarak bilhassa öğretim üyesi olan siz değerli hocalarımın duyarlılığınıza da ayrıca teşekkür ediyorum. Ancak Yozgat halkının ve yazımda da belirttiğim kişi ve kuruluşların duyarsızlığına da bir o kadar üzülüyorum. Bu duyarsızlığımız sadece isim değiştirmekle kalmadı ülkenin bütün fabrika yapan fabrikalarımız, önemli büyük stratejik kurumlarımız ve hatta limanlarımız yabancılara satıldı. Şimdi iğneden ipliğe, samandan sair tahıl ürünlerine ve canlı cansız et ihtiyacımızda ithalata mecbur bırakıldık. Ben yine sözümü Atatürk'ün "Tarihine, geçmişine, milli değerlerine sahip çıkmayan milletler yok olmaya mahkımdur" deyimi ile noktalayım. Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 05.11.2019 09:04
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00