BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 28.04.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
169
Dün
:
4563
Toplam
:
12522431
HASBİHAL Mustafa TOPALOĞLU
KITLIK DESTANI
mustafatmatpl@hotmail.com
Şarkışlalı Aşık Serdari. Fakrü zaruretin, yokluğun yoksulluğun sarmalında geçen bir ömür. Serdari’nin çok bilinen bir şiiri var. Bu bir destan. Kıtlık destanı. Çileli ömrünün bir fotoğrafı Serdari’nin.
.
Bu destanı yazacağım. Önce Aşık Serdari kimdir? Bu hususta bilgi vereyim. Aşık Serdari, aşıklar diyarı Sivas’ın Şarkışla ilçesindendir. Kayalıyokuş Mahallesi doğumludur. Doğum tarihi 1833. Yoksul bir aileye mensuptur. Asıl adı Hacı’dır.
.
Küçük yaşta Hacı, hem annesini hem de babasını kaybetti. Anadan öksüz, babadan yetim kaldı. Amcalarının, akrabalarının yanında bir sığıntı gibi hayata tutunmaya çalıştı. Ana yok, baba yok. Aile terbiyesini kim verecek? Hacı biraz şımarık, biraz hiperaktif... Şımartılıyor da. Hani düz duvara tırmanıyor. Bu uçarılığına göz yumuluyor. Ne de olsa öksüz ve yetim bir çocuk.
.
Hacı bir gün eşekten düştü. Sol kolu kırıldı. Sınıkçıya götürdüler. Sınıkçı kırıktan çıkıktan anlayan halk hekimi canım. Peki neden doktora götürmediler Hacı’yı? Hacı sahipsiz. Kim, kime ucuz? Elin evladı, ile (ele) ucuz kardeşim. Akraba da olsa...
.
Hem doktora gitmek için para gerek. Para da yok. O zaman tutacaksın sınıkçının yolunu. Öyle yaptılar. Sınıkçı kırık kolu bir iyice sardı. Hacı’nın hareket etmemesi lazım. Kolunun iyileşmesi için bu şart...
.
Hacı hiç aldırmadı. Bağlasan duracak değil. Hal böyle olunca kırık kolu tutmadı. Günden güne kötüleşti. Kangren olacak. Kolu saran sınıkçı, sol kolu dirseğin biraz altından testereyle kesti. Hacı yaramazlığı yüzünden sol kolundan oldu. Kolundan oldu, bir lakap kazandı. Artık Hacı’ya “Çolak Hacı” demeye başladılar. Hacı buna isyan etti:
-Ben çolak değalim. Golum yok, golsuzum... dedi Hacı.

.
Günden güne Hacı büyüdü, delikanlı oldu. Yakışıklı, güçlü kuvvetli. Taşı sıksa suyunu çıkaracak derecede... Çok atak, gözü pek, sözünü sakınmaz bir delikanlı. Çolak Hacı düğünlerde, şenliklerde şölenlerde aşıklarla birlikteydi. Odalarda, kahvelerde onları can kulağıyla dinliyordu. Sesi çok güzeldi. Güçlü bir hafızası vardı. Onlardan hafızasına kaydettiği koşmaları, türküleri kendisi de söylemeye başladı. Öyle bir zaman oldu ki kendisi de aşıklar gibi düzüp koştu. İşte o demden sonra “Serdari” dediler Çolak Hacı’ya.
.
Serdari burda dursun. Biz haberi Çolak Hacı’dan verek:

.
Çolak Hacı’nın babadan kalma bir iki parça tarlası var. Ekip biçiyor. “Ekmesi neyse de nasıl biçiyor?” dediğinizi duyar gibiyim. Sol koluna meşin bir kolçak yaptırdı Hacı. Bunu takıyordu koluna. Kolcağın kayışını tırpanın sapına iyice bağlıyordu. Sağ eliyle de elceği kavrayıp öyle bir biçme biçiyordu ki görenler parmağını ısırıyordu. Hem de en büyük tırpanı kullanıyordu. On numara tırpanıyla günlüğe gidiyordu. Ekin günlüğüne. Diğer günlükçülerin dört katı alıyordu ücreti. Neden? Çünkü güçlü kuvvetli. Fazla yer biçiyor. Temiz biçiyor. Ürünü döküp saçmıyor. Tırpan çalmadaki becerisi halk arasında “Çolak Hacı tırpanı, Çolak Hacı sıyrımı, Çolak Hacı çekici” gibi tabirlerle anılır oldu.
.
Yıl 1887. Öyle bir kıtlık var ki millet meteliğe kurşun atıyor. O yıl sefil ireşberin dünyası karardı. Rençber Çolak Hacı, Serdari kimliğiyle o tabloyu dille tarif eyledi. Kıtlık destanında Serdari, bu sefaleti anlattı. Hem de öyle bir anlattı ki... Şimdi Kıtlık destanına bir göz atma vaktidir:
.
Nesini söyleyim canım efendim
Gayrı düzen tutmaz telimiz bizim
Arzuhal eylesem deftere sığmaz
Omuzdan kesilmiş kolumuz bizim
.
Sefil ireşberin tebdili şaştı
Borç kemalin buldu boyundan aştı
İntikal parası binleri geçti
Dahi doğrulamaz belimiz bizim
.
Ehl-i fukaranın yüzü soğuktur
Yıl perhizi tutmuş içi kovuktur
İneği davarı iki tavuktur
Bundan gayrı yoktur malımız bizim
.
Çok dilek diledim kabul olmadı
Şu yalan dünyada yüzüm gülmedi
Hiç kimseye emniyetim kalmadı
Açılmadan soldu gülümüz bizim
.
Şu yalan dünyada hoş olamadım
Borçludan bir kere baş alamadım
Şu küçük öküze eş bulamadım
Söylemeden aciz dilimiz bizim
.
Zenginin sözüne beli diyorlar
Fukara söylerse deli diyorlar
Zamane şeyhine veli diyorlar
Gittikçe çoğalır delimiz bizim
.
Fukara halını kimse sormuyor
Ehl-i diyanetin yüzü gülmüyor
Padişah sikkesi selam vermiyor
Kefensiz kalacak ölümüz bizim
.
Evlat da babanın sözün tutmuyor
Açım diye çift sürmeye gitmiyor
Uşaklar çoğaldı ekmek yetmiyor
Başımıza bela dölümüz bizim
.
Reçberin sanatı bir arpa tahıl
Havasın bulmazsa bitmiyor pahıl
Tecelli olmazsa neylesin akıl
Hep yokuşa sarar yolumuz bizim
.
Sekiz ay kışımız dört ay yazımız
Açlığından telef oldu bazımız
Kasım demeden buz tutar özümüz
Mayısta çözülür gölümüz bizim
.
Tahsildarlar çıkmış köyleri gezer
Elinde kamçısı fakiri ezer
Döşeği yorganı mezatta gezer
Hasırdan serilir çulumuz bizim
.
Zenginin yediği baklava börek
Kahvaltıda eder keteli çörek
Fukaraya sordum size ne gerek?
Düğürcük çorbası balımız bizim
.
Bir aşka geldik de biz bunu dedik
Üç yüz üç senesi bir sille yedik
Her nereye varsan sahipsiz gedik
Kime arz olacak halımız bizim
.
Açlıktan benzimiz sarardı soldu
Ağlamaktan gözümüze kan doldu
Üç yüz üç senesi bir afet oldu
Dördü bir okkadır dolumuz bizim
.
Her daim doğrudur aşığın sözü
Kör olsun düşmanın görmesin gözü
Bir parça seyredi istibdat sözü
Geçer mi düşmandan kinimiz bizim
.
Açılmadı ikbâlimiz bahtımız
Şen olsun İstanbul pâyitahtımız
Tevellüt ellidir geçti vaktimiz
Nöbetin gözlüyor salımız bizim
.
Serdari halimiz böyle n’olacak
Kısa çöp uzundan hakkın alacak
Mamurlar yıkılıp viran olacak
Akibet dağılır ilimiz bizim.
.
Serdari’ye devam edeceğiz dostlar. Şimdilik bu kadar yeter. İzninizle...
14.04.2017

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
TELLİ TURNAM SELAM SÖYLE
Değerli dostum Mustafa Bey’ciğim, nazire filan değil sizin deyiminizle yanık ve içli pek güzel bir koşma olmuş. Alevi düşüncesinde de Turna’nın ayrı bir yeri vardır. Bunu bildiğimden Turnalı şiirleri bende daha bir duygulu okurum. “Küsmesin” eşine dostuna, çoluğuna çocuğuna, sevgilisine, memleketine özlem duyanların en içten yakarışı, özür’ü oluyor. Duygulu yüreğinize sağlık. Sevgiler selamlar.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 01.04.2017 08:43
MARAŞ AĞZI KÖROĞLU-1
Değerli Dostum Mustafa Bey’ciğim,
Ben nasıl demeyeyim gözün kör olmasın ey televizyon, ey akıllı telefon. Bütün bu güzel deyişler, maniler, türküler, ağıtlar bu aptal kutusu yok iken köy odalarında, harman yerinde, bağ bostan beklenirken, davar-kaz güderken meydana çıkıyordu. Şimdide çıkıyorsa da kulağasma. Bu renk bu koku yok. Ya da bize öyle geliyor.
Şu güzelliğe bakınız,
“Eşk-i çeşmim var iken deryalarda
Deryalar dalgalanmasın
Birde vay! İkide vay! Üçte vay!
Bir derde müptelayım ki
Desem vay! Demesem vay!”
Ve dinleyicilere (seyircilere) der kİ:
“-Diyelim mi?
(Dinleyiciler hep bir ağızdan):
-Diyeliiim!
-Hay hay!.”
Kapattım gözlerimi, kendimi dinleyenlerin arasında farz ediyorum. Vay ki vay!
Yüreğinize sağlık, devamını heyecanla bekliyorum. Sevgiler, selamlar.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 18.03.2017 21:12
VAR GİT ÖLÜM!
Ah ah! O güzel insanlar, güzel atlara binip gittiler. Biz bize kaldık eyvahlar olsun.Zamane buna sebep. Buyurduğunuz gibi televizyon, telefon... Geçen gün bir manavdan limon alacağım sabah yürüyüşünden dönerken. Kendi elimle seçip naylon torbaya (poşet) koydum limonları. Tezgahın arkasında bir yeni yetme. Elinde de telefon. Telefona yoğunlaşmış. Beni fark etmedi bile Abdulkadir Bey.Kasaya geldim. Kasada orta yaşlı bir bayan. Onun elinde de bir akıllı telefon. Poşeti uzattım. Elim havada kaldı. Bekliyorum. Bayan ha bire telefonla uğraşıyor. "Tartar mısınız?" dememle aydı. Aldı elimden poşeti, tarttı. Neyse ücreti öderken duramadım: "Ne var şu telefonda yahu?" deyiverdim. Kadıncağız yüzüme baktı "Sana ne be adam?" modunda... "Ne yapalım beyfendi. Kızım okula vardı mı? Servisi kaçırdı mı? Onu sorguluyordum." dedi. Zamane, insanları birbirinden uzaklaştırdı ne yazık ki...
Eşini ve üç evladını kaybedip kıyametleri dünyada gören Möhteber ablamıza selamınızı tebliğ edeceğim. Başım gözüm üstüne efendim.
Selam ve saygıyla aziz dostum.
Mustafa Topaloğlu -- 9.1.2017 17:50:4
VAR GİT ÖLÜM!
Değerli dost Mustafa Bey’ciğim. Muteber hanım gibi arif ve kâmil insanlarımız vardı. İsterdik ki onlar anlatsın, söylesin biz sabahlara kadar dinleyelim. Nereye gitti bu insanlar. Nasıl birden bire yok oldular. Sanırım önce bu aptal kutusu televizyon sonra cep telefonları buna sebep oldu, bizi birbirimizden kopardı. Artık dost ahbap gezmeleri de kalmadı herkes evinde. Mekânlar da değişti. Mekân değişince masal, mani, türkü üretimi de hem azaldı hem basitleşti. Rahmetli Nida Tüfekçi misafir ettiği bir Rus folklorcusuna Sürmelimizin “kaşı çamellenmiş kirpik üstüne hevada bulutun ağdığı gibi” mısraını tercüme edip manasını anlatınca adamcağız çok şaşırmış. Bir köylü bu benzetmeyi nasıl yapar hayret ettim demiş. Bunu Akdağmadeni türkülerini TRT’ye kazandıran rahmetli öğretmen Fahri Akbilek ağabeyim anlatmıştı. Muteber Hanımın söylediği Bozlak’ın sözlerini okuyunca birden duygulandım. Muteber Hanımın ellerinden öperim.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 7.1.2017 22:01:0
ANAM ŞEHİTLİK BİZE DÜŞTÜ
Muhsin Öğretmenim,
Çok haklısınız. Şiir teknik olarak incelenirse koşma biçiminde yazılmış. Ölçü şaşmış bazı dörtlüklerde.Ama duyguların söze dönüşündeki içtenlik tekniği mekniği bir yana bıraktırıyor. Üslupdaki yalınlık, samimiyet...Bizi alıp götürüyor, gam ve gussa denizlerine.
Bilmukabele teşekkürler aziz dostum.
Mustafa Topaloğlu -- 2.1.2017 14:00:5
ANAM ŞEHİTLİK BİZE DÜŞTÜ
Değerli Dostum,
Şiir içerik olarak duygularımızı tümüyle yansıtıyor. Ancak kimi dizeler on bir, kimi dizeler on iki, kimi dizeler de on üç heceyle oluşturulmuş. Dolayısıyla hece ölçülü gibi görünen, ancak ölçüsüz bir şiir olmuş. Kuşkusuz burada önemli olan şiirin biçimselliği değil özü. Bu eleştiriyi sizden cesaret alarak yaptım. Çünkü siz de birtakım eleştirilerde bulunmuşsunuz haklı olarak. Bizim eleştirimiz branşımızın gereği. Ama yanık yüreklerimizin yanında devede kulak kalıyor eleştirilerimiz.
Sayın Sebahattin Aslan'a gönülden duyguları ve duyarlılığı için sonsuz teşekkürler...
Muhsin Köktürk -- 28.12.2016 11:48
ÂFAT
Teşekkürler Abdulkadir Bey. Dost meclislerinde "Hoca, hacı" gibi hitapları sıkça duyarız. Tunay Bey de dostlarının imamı. Bir imam hadisesi de ben nakledeyim: Kardeşim Mehmet Boğazlıyan'da demir alacak. Bahçenin etrafına demir direk dikecek. Birileri der ki:"Hurdacıda var. Hurdacıdan alırsan daha ucuza mal olur. Sanayide İmam'da bulursun." Mehmet'in aklına yatar. Araya sora İmam'ı bulur. Kendini tanıttıktan sonra sorar: "Hocam hangi caminin imamısınız?" İmam, ters ters bakar Mehmet'e: "Ben hoca moca değalim. Benim adım İmam. Kendimin imamıyım gardaşım."
Mehmet gaf yaptığını anlar. Demirleri alıp parasını öder. Hemen dükkandan ayrılır.
Selam ve saygıyla efendim.
Mustafa Topaloğlu -- 09.10.2016 15:58
ÂFAT
Değerli dostum Mustafa Bey'ciğim bu hadisenin komik bir benzeride Çanakkalede olmuştu köşemde okuyucu ile paylaşmıştım. Olayın kahramanı sevgili arkadaşım Tunay Sezgin bir kerede sizin köşenize misafir olsun istedim. Buyrun BİZİM İMAM.
Olay, Çanakkale’de Vali Bey’in, Belediye Başkanı’nın ve eşraftan tanınmış kişilerin de bulunduğu içkili bir yemekte başlar. Gecenin ilerleyen saatlerinde sohbetler de tatlılaşınca dostlar, arkadaşlar şerefe deyip kadehleri kaldırırlar. Salondaki bir gruptan ara sıra “hadi imam şerefine” sesleri duyulup kadehler kaldırılıyor. “Hadi imam şerefine” sesi bir ara Vali Bey’inde kulağına kadar gelir. Duyduklarına şaşıran Vali Bey, uzaktan önce imam kim onu tespit ediyor. Sonra yanındakilere imamı işaret edip nerenin imamı olduğunu soruyor. Onlarda yanındakilere sora sora nihayet Güzelyalı olduğunu öğreniyorlar. Ertesi günü Vali Bey müftüyü makamına çağırıp “ Yahu Güzelyalı’ya tayin ettiğin imam maşallah dün gece şerefe deyip deyip malı götürüyordu bu nasıl imamlık bu nasıl müftlük” diye azarlıyor. Çok üzülen müftü hemen o gün Güzelyalı Camii imamını görevden alıyor. İmam bu ani görevden alınmaya bir anlam veremeyerek hemen Çanakkale’ye müftüsünün yanına varıyor. Müftü de validen işittiği azarın acısını imamdan çıkarıyor “ Vali Beyin ve Belediye Başkanının hazır bulunduğu bir yemekte hem de onların huzurunda şerefe deyip içmeye utanmadın mı be adam” diyor. İmam şaşkın “Ne valisi ne yemeği ne içkisi sayın müftüm” derken birden kafasında bir şimşek çakıyor. Yemekte Belediye başkanı da olduğuna göre onun kuzeni bizim imam da mutlaka ordadır deyip “Beni görevden almayın, bana iki saat müsaade edin ben olayı detayı ile öğrenip size arz edeyim diyerek yanından ayrılıyor. Hemen Güzelyalı’ya dönüp bizim imamı buluyor. “ Sen dün Vali Bey’in de bulunduğu bir yemekteydin değil mi” diyor. Bizim imam “Evet ya! Ama yine biraz fazla kaçırmışız” deyince, caminin imamı “ Aman Tunay ocağına düştüm senin yüzünden müftü beni görevden aldı, bir zahmet benimle müftülüğe gel” diye yalvarıyor. Birlikte tekrar Çanakkale’ ye müftüye gidiyorlar. İmam efendi bizim Tunay’ı müftü ile tanıştırıp “ Efendim işte bizim Güzelyalı’daki imam bu kardeşimiz, ismi de Tunay Sezgin ama çoğu kişi Tunay’ın ismini bilmez biz onu imam diye çağırırız” diyor. Oradan hep birlikte Vali Bey’in makamına gidip orada da aynı tanıtımı yapıyorlar. Vali Bey olaya çok gülüyor. Olayın kahramanı Tunay Sezgin ve kardeşi Erdoğan Sezgin benim 50 yıllık kadim arkadaşlarımdı. Erdoğan’ı 2009 yılında toprağa verdik nur içinde yatsın. Tunay hayatta çok şükür, o bizim her zamanki “imamımız”. Allah ona sağlıklı uzun ömür versin inşallah.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 08.10.2016 22:31
GÖMÜRGENLİLER-1
Sevgili adaşım, Gömürgenliler-2'yi hemen gönderiyorum. İlginizden dolayı teşekkür ederim. Selam ve saygıyla...
Mustafa Topaloğlu -- 30.06.2016 10:47
ENjÜMEN (ENCÜMEN)
Değerli dostum Mustafa Bey'ciğim. Okuyunca gülsem mi,üzülsem mi şaşırdım. Her gün yüzlerce kişi oradan geçiyor ama farkında olamıyor. Orta okulda elişi hocamız bunu "bakarda görmez" diye tarif ederdi. Hakikaten böylemidir yada duyarsızlıkdan mıdır? Sonra aklıma geldi "ağlemek ücrete tabidir" diye de yazabilirlerdi diyerek güldüm.Selamlar,saygılar.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 28.06.2016 22:33
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
1
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 45 45