BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 21.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
206
Dün
:
4601
Toplam
:
13184388
HASBİHAL Mustafa TOPALOĞLU
KITLIK DESTANI
mustafatmatpl@hotmail.com
Şarkışlalı Aşık Serdari. Fakrü zaruretin, yokluğun yoksulluğun sarmalında geçen bir ömür. Serdari’nin çok bilinen bir şiiri var. Bu bir destan. Kıtlık destanı. Çileli ömrünün bir fotoğrafı Serdari’nin.
.
Bu destanı yazacağım. Önce Aşık Serdari kimdir? Bu hususta bilgi vereyim. Aşık Serdari, aşıklar diyarı Sivas’ın Şarkışla ilçesindendir. Kayalıyokuş Mahallesi doğumludur. Doğum tarihi 1833. Yoksul bir aileye mensuptur. Asıl adı Hacı’dır.
.
Küçük yaşta Hacı, hem annesini hem de babasını kaybetti. Anadan öksüz, babadan yetim kaldı. Amcalarının, akrabalarının yanında bir sığıntı gibi hayata tutunmaya çalıştı. Ana yok, baba yok. Aile terbiyesini kim verecek? Hacı biraz şımarık, biraz hiperaktif... Şımartılıyor da. Hani düz duvara tırmanıyor. Bu uçarılığına göz yumuluyor. Ne de olsa öksüz ve yetim bir çocuk.
.
Hacı bir gün eşekten düştü. Sol kolu kırıldı. Sınıkçıya götürdüler. Sınıkçı kırıktan çıkıktan anlayan halk hekimi canım. Peki neden doktora götürmediler Hacı’yı? Hacı sahipsiz. Kim, kime ucuz? Elin evladı, ile (ele) ucuz kardeşim. Akraba da olsa...
.
Hem doktora gitmek için para gerek. Para da yok. O zaman tutacaksın sınıkçının yolunu. Öyle yaptılar. Sınıkçı kırık kolu bir iyice sardı. Hacı’nın hareket etmemesi lazım. Kolunun iyileşmesi için bu şart...
.
Hacı hiç aldırmadı. Bağlasan duracak değil. Hal böyle olunca kırık kolu tutmadı. Günden güne kötüleşti. Kangren olacak. Kolu saran sınıkçı, sol kolu dirseğin biraz altından testereyle kesti. Hacı yaramazlığı yüzünden sol kolundan oldu. Kolundan oldu, bir lakap kazandı. Artık Hacı’ya “Çolak Hacı” demeye başladılar. Hacı buna isyan etti:
-Ben çolak değalim. Golum yok, golsuzum... dedi Hacı.

.
Günden güne Hacı büyüdü, delikanlı oldu. Yakışıklı, güçlü kuvvetli. Taşı sıksa suyunu çıkaracak derecede... Çok atak, gözü pek, sözünü sakınmaz bir delikanlı. Çolak Hacı düğünlerde, şenliklerde şölenlerde aşıklarla birlikteydi. Odalarda, kahvelerde onları can kulağıyla dinliyordu. Sesi çok güzeldi. Güçlü bir hafızası vardı. Onlardan hafızasına kaydettiği koşmaları, türküleri kendisi de söylemeye başladı. Öyle bir zaman oldu ki kendisi de aşıklar gibi düzüp koştu. İşte o demden sonra “Serdari” dediler Çolak Hacı’ya.
.
Serdari burda dursun. Biz haberi Çolak Hacı’dan verek:

.
Çolak Hacı’nın babadan kalma bir iki parça tarlası var. Ekip biçiyor. “Ekmesi neyse de nasıl biçiyor?” dediğinizi duyar gibiyim. Sol koluna meşin bir kolçak yaptırdı Hacı. Bunu takıyordu koluna. Kolcağın kayışını tırpanın sapına iyice bağlıyordu. Sağ eliyle de elceği kavrayıp öyle bir biçme biçiyordu ki görenler parmağını ısırıyordu. Hem de en büyük tırpanı kullanıyordu. On numara tırpanıyla günlüğe gidiyordu. Ekin günlüğüne. Diğer günlükçülerin dört katı alıyordu ücreti. Neden? Çünkü güçlü kuvvetli. Fazla yer biçiyor. Temiz biçiyor. Ürünü döküp saçmıyor. Tırpan çalmadaki becerisi halk arasında “Çolak Hacı tırpanı, Çolak Hacı sıyrımı, Çolak Hacı çekici” gibi tabirlerle anılır oldu.
.
Yıl 1887. Öyle bir kıtlık var ki millet meteliğe kurşun atıyor. O yıl sefil ireşberin dünyası karardı. Rençber Çolak Hacı, Serdari kimliğiyle o tabloyu dille tarif eyledi. Kıtlık destanında Serdari, bu sefaleti anlattı. Hem de öyle bir anlattı ki... Şimdi Kıtlık destanına bir göz atma vaktidir:
.
Nesini söyleyim canım efendim
Gayrı düzen tutmaz telimiz bizim
Arzuhal eylesem deftere sığmaz
Omuzdan kesilmiş kolumuz bizim
.
Sefil ireşberin tebdili şaştı
Borç kemalin buldu boyundan aştı
İntikal parası binleri geçti
Dahi doğrulamaz belimiz bizim
.
Ehl-i fukaranın yüzü soğuktur
Yıl perhizi tutmuş içi kovuktur
İneği davarı iki tavuktur
Bundan gayrı yoktur malımız bizim
.
Çok dilek diledim kabul olmadı
Şu yalan dünyada yüzüm gülmedi
Hiç kimseye emniyetim kalmadı
Açılmadan soldu gülümüz bizim
.
Şu yalan dünyada hoş olamadım
Borçludan bir kere baş alamadım
Şu küçük öküze eş bulamadım
Söylemeden aciz dilimiz bizim
.
Zenginin sözüne beli diyorlar
Fukara söylerse deli diyorlar
Zamane şeyhine veli diyorlar
Gittikçe çoğalır delimiz bizim
.
Fukara halını kimse sormuyor
Ehl-i diyanetin yüzü gülmüyor
Padişah sikkesi selam vermiyor
Kefensiz kalacak ölümüz bizim
.
Evlat da babanın sözün tutmuyor
Açım diye çift sürmeye gitmiyor
Uşaklar çoğaldı ekmek yetmiyor
Başımıza bela dölümüz bizim
.
Reçberin sanatı bir arpa tahıl
Havasın bulmazsa bitmiyor pahıl
Tecelli olmazsa neylesin akıl
Hep yokuşa sarar yolumuz bizim
.
Sekiz ay kışımız dört ay yazımız
Açlığından telef oldu bazımız
Kasım demeden buz tutar özümüz
Mayısta çözülür gölümüz bizim
.
Tahsildarlar çıkmış köyleri gezer
Elinde kamçısı fakiri ezer
Döşeği yorganı mezatta gezer
Hasırdan serilir çulumuz bizim
.
Zenginin yediği baklava börek
Kahvaltıda eder keteli çörek
Fukaraya sordum size ne gerek?
Düğürcük çorbası balımız bizim
.
Bir aşka geldik de biz bunu dedik
Üç yüz üç senesi bir sille yedik
Her nereye varsan sahipsiz gedik
Kime arz olacak halımız bizim
.
Açlıktan benzimiz sarardı soldu
Ağlamaktan gözümüze kan doldu
Üç yüz üç senesi bir afet oldu
Dördü bir okkadır dolumuz bizim
.
Her daim doğrudur aşığın sözü
Kör olsun düşmanın görmesin gözü
Bir parça seyredi istibdat sözü
Geçer mi düşmandan kinimiz bizim
.
Açılmadı ikbâlimiz bahtımız
Şen olsun İstanbul pâyitahtımız
Tevellüt ellidir geçti vaktimiz
Nöbetin gözlüyor salımız bizim
.
Serdari halimiz böyle n’olacak
Kısa çöp uzundan hakkın alacak
Mamurlar yıkılıp viran olacak
Akibet dağılır ilimiz bizim.
.
Serdari’ye devam edeceğiz dostlar. Şimdilik bu kadar yeter. İzninizle...
14.04.2017

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
BEKLE BİZİ MERSİN
Geleneği yaşatma adına güzel. Elin sağlık.
Habib Coşkunsoy -- 04.11.2017 12:54
CEVİZLİK
Değerli dost Mustafa Bey’ciğim, “ceviz oynamaya geldin odama” türküsü sanırım 60 lı yılların sonlarında pek revaçtaydı. Büyüklerimiz isteyince çalar söylerdik. Çocukluğumdan beri bilirim ki şarkılarda türkülerde 20 yılda bir tekrar gündeme çıkar sanki yeni duyulmuş gibi. Müzik piyasası bunu böyle ayarlıyor.

Türkünün hikâyesini de özetlemişsiniz. Aslında eski bir yaraya da parmak basıyorsunuz. Anadolu da genç yaşta ölen ağabeyin eşini küçük kardeşe nikâhlamak böyle üzüntülere sebep oluyordu. Bilmem bu gelenek hâlâ devam ediyor mu?

Yazınızı okurken benimde aklıma bir darbımesel geldi. “An beni bir kozla (ceviz) o da çürük çıksın. Hatırlamak, hatırlanmak ne güzel bir duygudur. Sevgi ve selamlar.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 19.10.2017 19:35
İDEALİST ÖĞRETMEN
Suzan Hanım. Teşekkür ederim. Eğitim mevzusu çok derindir.Siz de yarış atı gibi sahaya sürülen yavrularımızın psikopat olarak yetiştiğine vurgu yapmışsınız. "Çocuklar ana kucağı görmeden okulun ocağına atılıyor." diyorsunuz. Okul-aile işbirliği yürütülebilse bu sorun kısmen çözülür.
Okul sonrası antisosyal, ruhsuz bir kişilik kalıyor görüşünüze de kısmen katılıyorum. Ancak bunda velilerin de suçu var. Velilerimiz öğrencileri yürütüp solutmuyor. Bir yarıştır gidiyor.Özel öğretmenler, eğitim kursları şudur, budur...Çocuklarımız "test-tost" arasında ömür tüketiyor.
İdealist öğretmen yetiştirme bağlamında ne yazık ki çok gerilere düştük. Öğretmen okulları orta öğretim düzeyinde kapatıldı.Halbuki kırklı yıllarda uygulanan Köy Enstitüleri projesine benzer bir çalışma yapılabilirdi.Ben Boğazlıyan Oğulcuk köyündenim. Benim ilkokul öğretmenim Hamdi Ünal Köy Enstitüsü mezunuydu.Aynı köylüydük. Hamdi Ünal Oğulcuk'ta tam tamına 20 yıl öğretmenlik yaptı. O idealle yetişti çünkü."Köyüme gideceğim. Köyümde çalışacağım." idealiyle. Şimdi YÖK, birkaç aylık formasyonla öğretmen yetiştiriyor. Köy görmemiş gençler köyde öğretmenlik yapacak!Siz hiç birkaç aylık formasyon alıp doktor olan gördünüz mü? Birkaç aylık formasyonla avukat, hakim, savcı olan var mı?
Doğuda görev yapacak öğretmenler birkaç aylık bir çalışmayla Kürtçe öğrenebilir. Böylece öğrencisiyle ve çevresiyle daha iyi iletişim kurar bu öğretmenler.Oralarda görev yapacak öğretmenlerin Kürtçeye de vakıf olması gerekir bence.
Bu mevzu derin mi derin.Çözülür çözülmesine de...
Mustafa Topaloğlu -- 06.10.2017 21:35
BAL TEFSİRİ
Sevgili kardeşim. Adınızı yazmamışsınız. Olsun. İlgi göstermiş, yorumlamışsınız. Teşekkür ederim. Doğrudur.Elbette herkesin babası-annesi evladına kutsaldır.Bal Tefsiri'ni ben de çok anlamlı ve öğüt verici bulurum. Hem de edebidir. Ben bu pencereden baktım. Eklediğim tevil de acizane benim katkımdır. Yağmur da okumuş. Onun yorumunu da yazmadan geçemedim.Bu hata mıdır? Süç-ü lisan ettikse affola.İslam kültürünü yaşıyoruz yaşayabildiğimiz kadarıyla."Bu devirde İslamın ilmini çözecek alim mi kaldı?" diyorsunuz. Er yatağı boş kalmaz kardeşim. Elbette vardır.Göçenlere de rahmet olsun.
Selam ve saygıyla.
Mustafa Topaloğlu -- 06.10.2017 20:18
İDEALİST ÖĞRETMEN
Sayın Topaloğlu. Cumhurbaşkanımız doğruyu söyledi. Eğitim alanında ilerleme sağlanamadı. Hatta öyle gerileme oldu ki, aklıbaşında okula başlayan çocuklar psikopat olarak mezun oluyorlar. Çünkü çocuklar ilk okuldan başlayarak yarış atı gibi sahaya sürülüyor. Sütten kesilip kreşe başlıyor. Sonra ana okulu, sonra ilk okul. Çocuklar ana kucağı görmeden okulun ocağına atılıyorlar. Yirmi yirbeş yaşına kadar eğitim sürüyor. Sonrası süper eğitilmiş insan yerine antisosyal ruhsuz bir kişilik kalıyor.

Diğer taraftan, atanan öğretmen doğuya hizmete gönderiliyor.Hatta ilk okullara dahi İngilizce öğretmenleri atanıyor. Atanıyor atanmasına da oradaki çocuk Türkçeyi bilmiyor, öğretmen Kürtçeyi bilmiyor, öğretmen öğrenci iletişim kuramıyor ama ingilizce öğretmek için çırpınıyor. Sınıf öğretmenleri için de aynı durum geçerli.Türkçe bilmeyen çocuğa Kürtçe bilmeyen öğretmen ders anlatıyor. Bu öğretmenler önce dil öğretmek zorunda, sonra iletişim kurup müfredatı uygulamak sonrada ana okulundan beri yetişmiş çocuklarla aynı soruları cevaplayarak sınavlarda başarılı olmak zorunda. Öğrenci başarısız ise öğretmende başarısız demektir. Bu sorunlar çözülmeden, doğuda hizmet verecek öğretmenin başarılı olması beklenemez. Başarısız olacağı bölgede görev yapmayı kim ister?
SUZAN -- 06.10.2017 00:46
İDEALİST ÖĞRETMEN
Elinize dilinize sağlık...
RÜSTEM FİLİZ -- 03.10.2017 12:53
BAL TEFSİRİ
sayın Topaloğlu, Sizin yüzünüz nurlu mu nursuz mu bilemem fakat elbette herkesin babası evladına kutsaldır. Bal tefsirinde çıkarılan teviller çok anlamlı ve öğüt niteliğindedir. Bu öğütleri tutan, yerine getirip bu hazzı alan insana zaten Allah (C.C) mükafatını verir. Asıl olan oradaki güzellikleri fark edip yaşayıp yaşatmak. İslam temel kaynaklarında o yok, bu yok, şu yok diye diye pek çok hadisleride yok saydık. Her şey kaynak değildir. İslamın kendine göre bir kültürü, geleneği göreneği vardır. Nasrettin hoca her anlatılan fıkranın hocası değil elbette. İnsanlara benimsetmek için güzel hal ve hareketleri yerleştirmek adına birisi Ali dedi demiştir öteki peygambere kadar getirmiştir diğeri Allah bunun mükafatını verir diye böyle bir rivayet oluşu vermiştir. Her şeyin kaynağını dibini bucağını kurcalamak gerekir. Tabi ki kimseye bir zararı yoksa. Bu devirde islâmın ilmini çözecek alimmi kaldı.En büyük alimimiz CHP de siyasetçiydi. Allah rahmet eylesin diyelim.
Adınız ve Soyadınız -- 24.09.2017 01:53
SAVURSUNLAR YELE BENİ!..
Aziz dostum,vesile oldunuz. Aşık Serdari'nin bir dörtlüğünden "Kıtlık Destanı"na uzandım. Sonra karşıma Çolak Hacı çıktı. Serdari...Ele avuca sığmaz bir baba yiğit. Gözü pek. Mert mi mert.Özeline indim. Güzel bir çalışma oldu.Emeğim yerde kalmadı. Dilerim, kitaplaştırmak da nasip olur.
Teşekkürlerimle. Selam ve saygıyla...
mustafa topaloğlu -- 03.07.2017 15:04
SAVURSUNLAR YELE BENİ!..
Değerli dostum Mustafa Bey'ciğim, Anadolu Halk Bilim Akademisinin düzenlediği yarışmada jüri tarafından birinci seçilmeniz bizleri de çok mutlu etti. Başarılarınızın devamını diler sevgi ve selamlarımı gönderirim. Sağlıkla kalın inşallah.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 01.07.2017 14:55
SAVURSUNLAR YELE BENİ!..
Teşekkür ederim öğretmenim.Sizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.
mustafa topaloğlu -- 01.07.2017 08:14
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
1
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00