BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 27.05.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
190
Dün
:
4633
Toplam
:
13886048
HASBİHAL Mustafa TOPALOĞLU
KITLIK DESTANI
mustafatmatpl@hotmail.com
Şarkışlalı Aşık Serdari. Fakrü zaruretin, yokluğun yoksulluğun sarmalında geçen bir ömür. Serdari’nin çok bilinen bir şiiri var. Bu bir destan. Kıtlık destanı. Çileli ömrünün bir fotoğrafı Serdari’nin.
.
Bu destanı yazacağım. Önce Aşık Serdari kimdir? Bu hususta bilgi vereyim. Aşık Serdari, aşıklar diyarı Sivas’ın Şarkışla ilçesindendir. Kayalıyokuş Mahallesi doğumludur. Doğum tarihi 1833. Yoksul bir aileye mensuptur. Asıl adı Hacı’dır.
.
Küçük yaşta Hacı, hem annesini hem de babasını kaybetti. Anadan öksüz, babadan yetim kaldı. Amcalarının, akrabalarının yanında bir sığıntı gibi hayata tutunmaya çalıştı. Ana yok, baba yok. Aile terbiyesini kim verecek? Hacı biraz şımarık, biraz hiperaktif... Şımartılıyor da. Hani düz duvara tırmanıyor. Bu uçarılığına göz yumuluyor. Ne de olsa öksüz ve yetim bir çocuk.
.
Hacı bir gün eşekten düştü. Sol kolu kırıldı. Sınıkçıya götürdüler. Sınıkçı kırıktan çıkıktan anlayan halk hekimi canım. Peki neden doktora götürmediler Hacı’yı? Hacı sahipsiz. Kim, kime ucuz? Elin evladı, ile (ele) ucuz kardeşim. Akraba da olsa...
.
Hem doktora gitmek için para gerek. Para da yok. O zaman tutacaksın sınıkçının yolunu. Öyle yaptılar. Sınıkçı kırık kolu bir iyice sardı. Hacı’nın hareket etmemesi lazım. Kolunun iyileşmesi için bu şart...
.
Hacı hiç aldırmadı. Bağlasan duracak değil. Hal böyle olunca kırık kolu tutmadı. Günden güne kötüleşti. Kangren olacak. Kolu saran sınıkçı, sol kolu dirseğin biraz altından testereyle kesti. Hacı yaramazlığı yüzünden sol kolundan oldu. Kolundan oldu, bir lakap kazandı. Artık Hacı’ya “Çolak Hacı” demeye başladılar. Hacı buna isyan etti:
-Ben çolak değalim. Golum yok, golsuzum... dedi Hacı.

.
Günden güne Hacı büyüdü, delikanlı oldu. Yakışıklı, güçlü kuvvetli. Taşı sıksa suyunu çıkaracak derecede... Çok atak, gözü pek, sözünü sakınmaz bir delikanlı. Çolak Hacı düğünlerde, şenliklerde şölenlerde aşıklarla birlikteydi. Odalarda, kahvelerde onları can kulağıyla dinliyordu. Sesi çok güzeldi. Güçlü bir hafızası vardı. Onlardan hafızasına kaydettiği koşmaları, türküleri kendisi de söylemeye başladı. Öyle bir zaman oldu ki kendisi de aşıklar gibi düzüp koştu. İşte o demden sonra “Serdari” dediler Çolak Hacı’ya.
.
Serdari burda dursun. Biz haberi Çolak Hacı’dan verek:

.
Çolak Hacı’nın babadan kalma bir iki parça tarlası var. Ekip biçiyor. “Ekmesi neyse de nasıl biçiyor?” dediğinizi duyar gibiyim. Sol koluna meşin bir kolçak yaptırdı Hacı. Bunu takıyordu koluna. Kolcağın kayışını tırpanın sapına iyice bağlıyordu. Sağ eliyle de elceği kavrayıp öyle bir biçme biçiyordu ki görenler parmağını ısırıyordu. Hem de en büyük tırpanı kullanıyordu. On numara tırpanıyla günlüğe gidiyordu. Ekin günlüğüne. Diğer günlükçülerin dört katı alıyordu ücreti. Neden? Çünkü güçlü kuvvetli. Fazla yer biçiyor. Temiz biçiyor. Ürünü döküp saçmıyor. Tırpan çalmadaki becerisi halk arasında “Çolak Hacı tırpanı, Çolak Hacı sıyrımı, Çolak Hacı çekici” gibi tabirlerle anılır oldu.
.
Yıl 1887. Öyle bir kıtlık var ki millet meteliğe kurşun atıyor. O yıl sefil ireşberin dünyası karardı. Rençber Çolak Hacı, Serdari kimliğiyle o tabloyu dille tarif eyledi. Kıtlık destanında Serdari, bu sefaleti anlattı. Hem de öyle bir anlattı ki... Şimdi Kıtlık destanına bir göz atma vaktidir:
.
Nesini söyleyim canım efendim
Gayrı düzen tutmaz telimiz bizim
Arzuhal eylesem deftere sığmaz
Omuzdan kesilmiş kolumuz bizim
.
Sefil ireşberin tebdili şaştı
Borç kemalin buldu boyundan aştı
İntikal parası binleri geçti
Dahi doğrulamaz belimiz bizim
.
Ehl-i fukaranın yüzü soğuktur
Yıl perhizi tutmuş içi kovuktur
İneği davarı iki tavuktur
Bundan gayrı yoktur malımız bizim
.
Çok dilek diledim kabul olmadı
Şu yalan dünyada yüzüm gülmedi
Hiç kimseye emniyetim kalmadı
Açılmadan soldu gülümüz bizim
.
Şu yalan dünyada hoş olamadım
Borçludan bir kere baş alamadım
Şu küçük öküze eş bulamadım
Söylemeden aciz dilimiz bizim
.
Zenginin sözüne beli diyorlar
Fukara söylerse deli diyorlar
Zamane şeyhine veli diyorlar
Gittikçe çoğalır delimiz bizim
.
Fukara halını kimse sormuyor
Ehl-i diyanetin yüzü gülmüyor
Padişah sikkesi selam vermiyor
Kefensiz kalacak ölümüz bizim
.
Evlat da babanın sözün tutmuyor
Açım diye çift sürmeye gitmiyor
Uşaklar çoğaldı ekmek yetmiyor
Başımıza bela dölümüz bizim
.
Reçberin sanatı bir arpa tahıl
Havasın bulmazsa bitmiyor pahıl
Tecelli olmazsa neylesin akıl
Hep yokuşa sarar yolumuz bizim
.
Sekiz ay kışımız dört ay yazımız
Açlığından telef oldu bazımız
Kasım demeden buz tutar özümüz
Mayısta çözülür gölümüz bizim
.
Tahsildarlar çıkmış köyleri gezer
Elinde kamçısı fakiri ezer
Döşeği yorganı mezatta gezer
Hasırdan serilir çulumuz bizim
.
Zenginin yediği baklava börek
Kahvaltıda eder keteli çörek
Fukaraya sordum size ne gerek?
Düğürcük çorbası balımız bizim
.
Bir aşka geldik de biz bunu dedik
Üç yüz üç senesi bir sille yedik
Her nereye varsan sahipsiz gedik
Kime arz olacak halımız bizim
.
Açlıktan benzimiz sarardı soldu
Ağlamaktan gözümüze kan doldu
Üç yüz üç senesi bir afet oldu
Dördü bir okkadır dolumuz bizim
.
Her daim doğrudur aşığın sözü
Kör olsun düşmanın görmesin gözü
Bir parça seyredi istibdat sözü
Geçer mi düşmandan kinimiz bizim
.
Açılmadı ikbâlimiz bahtımız
Şen olsun İstanbul pâyitahtımız
Tevellüt ellidir geçti vaktimiz
Nöbetin gözlüyor salımız bizim
.
Serdari halimiz böyle n’olacak
Kısa çöp uzundan hakkın alacak
Mamurlar yıkılıp viran olacak
Akibet dağılır ilimiz bizim.
.
Serdari’ye devam edeceğiz dostlar. Şimdilik bu kadar yeter. İzninizle...
14.04.2017

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
BİR ARKEOLOG’UN ANILARI-1
Değerli hocam, yazınızdaki kalem isteme senaryosunun aslını Batum’da konsolosluk yapan büyük dayım Nafiz Haşmet Teken’i n kızı sefire İnci Terken Aykaç anlatmıştı. (Bkz. http://www.yozgatgazetesi.com/yazarlar.asp?yazar=37&yazi=2457) Sanırım o savcı da bunu kısmen duymuş ve uygulamaya çalışmış. Olayın aslı şöyle; Rusya da 1940 lı yıllarda anaokulunda öğretmenler çocuklara şöyle bir soru soruyordu; Tanrıyı mı daha çok seviyorsunuz yoksa Stalin’i mi? çocuklar tabi Tanrıyı diyorlar. O Zaman Tanrıya dua edin size bonbon şekeri göndersin diyor. Onlarda ellerini açıp dua ediyorlar tabi şeker gelmiyor. Bunun üzerine öğretmen şimdide Stalin’den isteyin diyor. Onlar da ellerini açıp aynı şekilde istiyorlar. Birden tavanda bir yerlerden bonbon şekerleri dökülmeye başlıyor. Küçük beyinlerin şuuraltına bu sahneyi kazıyorlardı.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 05.04.2018 11:56
ÖĞRETMEN BENİSA-1
Haklısınız Abdulkadir Bey. Hani bizde derler ya: "Gader...Başaca gider." Aynen öyle. Başaca gidiyor.
Sümmani'nin deyişinde bir arıza var. Dikkatinizi çekmiştir. Son kıta altı dize gibi.Bir de "Leyla'nın Mecnun kitabı" yanlış bir kullanım. Leyla'nın Mecnun kitabı?.. Ben buna takıldım. Araştırdım. Aynı deyişi Emrah'ta da gördüm. Emrah son dörtlüğü şöyle söylemiş:
"İçine düşenler aşkın dolabın
Çekerler dilberin cevrin itabın
Yazanlar Leyla vü Mecnun kitabın
Emrah'ı da bir kenara yazmışlar"
Leyla vü Mecnun kitabı dizesinde "vü" ve anlamına gelir. "Leyla ve Mecnun kitabı" olur böylece. "Leyla'nın Mecnun kitabı" olmaz.Ama ısrarla öyle çalınıp söyleniyor her nedense...
Teşekkürler ediyorum aziz dostum.
Mustafa Topaloğlu -- 01.04.2018 21:49
ÖĞRETMEN BENİSA-1
Değerli dost,

Benisa, Huriye Saraç Hanımefendinin acılı hayat öyküsünü değişik duygular içinde merakla ve üzülerek takip ettim. Tespitim odur ki, çocukluğu kadersizlikle başlayan tanıdığım birçok insanın hayatı ölene kadar da öyle gidiyor maalesef. Rahmetli Sümmani’nin şu meşhur deyişi bu hayatları ne güzel anlatıyor.

Ervah-ı Ezelde Levh-i Kalemde
Şu Benim Bahtımı Kara Yazmışlar
Bilirim Güldürmez Devr-i Alemde
Bir günümü Yüz Bin Zara Yazmışlar

Arif Bilir Aşk Ehlinin Halini
Kaldırır Gönlünden Kil-ü Kalini
Herkes Dosta Vermiş Arzuhalini
Benimkini Ürüzgara Yazmışlar

Olaydı Dünyada İkbalim Yaver
El Etsem Sevdiğim Acep Kim Ever
Bilmem Tecelli Mi Yoksa Ki Kader
Beni Bir Vefasız Yare Yazmışlar
Yazanlar Leyla'nın Mecnun Kitabın
Sümmani'yi Bir Kenara Yazmışlar

Saygılar selamlar.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 31.03.2018 12:54
EJDER MEYVESİ (PİTAHAYA)
Emeğinize yüreğinize sağlık Mustafa bey ,teşekkür ederim.Kolaylıklar diliyorum.
özlem tek -- 08.02.2018 09:54
GEÇİT SANAT AÇILDI
Kadriye Hanım,
"Ah keşke!" diyorum. Başkaca da bir şey demiyorum. Kültür ve sanat etkinlikleri bir kentin dinamiğidir bence. Sanat galerileri, konser salonları, spor alanları bu etkinliklerin sergilendiği mekanlardır.
Yozgat'ta da bu mekanların sayısının artırılması, sanat çevrelerinin bu mekanlara ilgi göstermesi gerekir. Özellikle çocuklarımızın ve gençlerimizin sanata ve spora yönlendirilmesi olmazsa olmaz bir zorunluluktur.
Bizim Yozgat'ta da bu gibi etkinlikler yapılıyordur sanırım.
Bilmukabele iyi yıllar dilerim. Selam ve saygıyla.
Mustafa Topaloğlu -- 03.01.2018 13:48
GEÇİT SANAT AÇILDI
sayın Topaloğlu;Keşke Yozgat'da da bu tür etkinlikler olmuş olsa. Gurbette yaşayanlar dikene çalıya şiirler yazıyor. İçinde yaşayanlar gülün hatırını sormuyor.

Yerine oturmayan dörtlük konusunda aynı fikirdeyim.

Kaleminize sağlık. Hayırlı Yıllar
Kadriye ŞAHİN -- 02.01.2018 01:51
ASRİ GURBET
Eyvallah aziz dostum. Selamın başım gözüm üstüne. O yurtlar, eski yurtlar göç yüzünden boşaldı.Bize oraların hasreti kaldı ne çare! Bir de gönül telimizi titreten o güzel insanlar göçünce ötelere kalakalıyoruz.Hüzünlenmemek elde değil.
Selam ve saygıyla efendim.
Mustafa Topaloğlu -- 16.12.2017 11:47
ASRİ GURBET
Varıp gideceğim gine baba yurduna
Benim o ellerde çok alacağım var

Sevgili Mustafa Beyciğim, nice güzel büyüklerimizi genç yaşta toprağa verdiğimiz o ellerde bizimde çok alacağımız var. Çok duygulandım, iç çekerek ağladım. Sevgilerimi selamlarımı gönderiyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 15.12.2017 12:02
SEFER’İN AĞIDI
Sayın Sayha,
İlginizden dolayı gönülden teşekkür ederim. Bilgilendirdiniz beni. Var olasınız. Ben yazılarımda halk kültüründe var olan çoğu unutulmaya yüz tutmuş anlatıları, halk töresini konu alıyorum. Muska’ da konuyla ilgili anlatılagelen mizahi öykücüklere yer verdim. Bunlar benim kafadan attığım şeyler değil.
Bir kez daha ifade edeyim. Adını aldığım dedem Hacı Mustafa Efendi muska yazardı. Ama doktoru da tavsiye ederdi. Anam ocaklıydı. Tıvga keserdi. Yine bizim Oğulcuk’ta Takaydın Anşe (Ayşe) sizin de bahettiğiniz gibi diliyle göz temizlerdi. Hatta göz çiterdi. Bir Ahraz emmimiz vardı. Gazetemizde onu anlattım (AHRAZ EMMİ,21.3.2014).
Ahraz emmi elinde siğil olanların gözdesiydi. Mürekkep kalemiyle bu siğillerin üstünü tükürüp boyalardı. Dudakları kıpır kıpır bir şeyler okurdu. Bihikmetillah o siğiller geçerdi.
Halk arasında buna otacılık derler. Ben bunları kayıt altına almak istiyorum. Başka bir niyetim yok.
Çok haklısınız:”Tabiatı okumayan, insanı anlamayan, Yaradanı aramayan kitap olamaz ki Kitab-ı Rab olsun.” Ben de diyorum ki: Kendi varlığından bihaber, kendini bilmez kişi adam mıdır? Yoksa cüdam mı? Böyleleri insan olma şerefine ulaşabilmiş midir ki Kitab-Rab olabilsin? Böyle kendini bilmezleri Allah ıslah eyleye…
İnsanı bakınız Muhiddin Arabi nasıl tarif ediyor:
“İnsan insan derler idi
İnsan nedir şimdi bildim
Can can deyu söylerlerdi
Ben can nedir şimdi bildim

Kend'özünde buldu bulan
Bulmadı taşrada kalan
Mü’minin kalbinde olan
İman nedir şimdi bildim”
Sizi saygıyla selamlıyorum.
Mustafa Topaloğlu -- 30.11.2017 12:33
MUSKA
Sayın Topaloğlu;Allah kimseye dert verip derman aratmasın. Doktoruna, hocasına, ocağına, bucağına muhtaç etmesin. Bazı dertler de var ki doktor çare olamıyor.Ellerimde siğiller vardı. Ankara Numune hastanesinde bir doktor hem yaktı, hemde dedi ki, "elindeki yaralar iyi olmadan bunlar daha büyük çıkar. Okut. okutmaz isen bunlar geçmiyor. Tıp çaresini bulamadı" dedi. Ben o zamanlar okumaya üflemeye inanmıyordum. Doktorada aynısını söyledim. Hatta siz nasıl doktorsunuz. Bu devirde böyle şeyler tavsiye ediyorsunuz dedim. Çünkü sizin anlattığınız hikayeler bize zamanında çok anlatılmıştı. Aynen dediği gibi bir ay ben yanık acıları çektim. Yaralar iyi olmadan siğiller mantar gibi patladı. Ellerimi kimseye gösteremiyor, kimse elimden bir şey yemiyordu. Ta ki, ikna olup mahallede yaşlı bir emmi yazıp, okuyana kadar. Bir haftada dökülüp kayboldular. Bakın bu gün kansere çare bulunamıyorsa başka yönlerden de araştırılmalı. Sorgunda bir kadın, diliyle gözde ne var ne yok temizliyor, göz ağrısından kurtarıyordu. Doktorların on amaliyatda yapamayacağı temizliği yapıyordu.Bizzat babamda, kardeşimde bunu yaşadım. Rüyasında öğretildiğini kendi ağzından dinledim.

Muska bir ayet taşımaktır. İtikat ettiğin sürece pisikolojik faydası görülür. En azından, Allahı, Ayeti, dua etmeyi hatırlarsın. Allah yeri göğü dua ile ayakta tutarmış.Bizim kültürümüzde olan çok şey hurafe sayıldı. Gözle görülene inanıldı. Bu gün bilim adamları, Müslümanlar böyle tedavi oluyordu diye araştırmıyor. Rus, çin, Avrupa tıp dışında farklı tedavilerin faydasını keşfettikleri için araştırıyor. Biz bizim olana asla sahip çıkmıyor,eski gelenek göreneklerimizi de gericilik yaftasıyla kapatıyoruz. Kapattığımız içinde araştırmıyoruz.Eski gelenekleri atıp, yenileri kabullenir isek yenilikçi oluruz sanıyoruz. Bu Yolda hala savaş veriyoruz. Bizim attıklarımızı başkaları alıyor, araştırıyor, sebebini sunuyor. Sonra biz kabul ediyoruz adımız yenilikçi, aydın oluyor. Mushaf, muska ayetlerin yazıldığı taşındığı nesnelerdir. İçinde ne yazarsa yazsın. Günahı yazanın boynuna. Ayet niyetine taşıdım, Allah'ın kelamına, Rahmetine sığındım demektir.Bacağı kırılanı, böbreği çürüyen muska, mushaf iyileştirecek, uçurumdan atlayanı tutacak hali yok. Şifa gönderecek Allah, insanı bir birine vesile kılar

İnsan elbette ki kitab-ı Rab dır. Fakat kitabı (insanlığı- var oluşu) okumasını biliyor, düşünüyor, itikat ediyor, kabulleniyor, iman ediyor, yaradılanı Yaradandan ötürü seviyor koruyorsa Kitab-ı Rab olur. Tabiatı okumayan, insanı anlamayan, Yaradanı aramayan kitap olamaz ki Kitab-ı Rab olsun.

Zahmet buyurup cevap verdiğiniz için teşekkür ederim. Kaleminiz var olsun.
SAYHA -- 28.11.2017 01:52
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
1
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00