BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 18.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
289
Dün
:
4601
Toplam
:
13175172
HASBİHAL Mustafa TOPALOĞLU
BİR NEFESCİK SÖYLEYEYİM
mustafatmatpl@hotmail.com
Atatürk Nefesi’nde söz vermiştim. “Bir Nefescik Söyleyim”i bir başka yazıya konu yapacaktım. İşte sözümde duruyorum. Bilindiği üzere nefes’in terim anlamı Tasavvufi Halk Edebiyatı’nda Bektaşi inanç ve görüşünü, Hz.Ali sevgisini dile getiren manzumelerdir. Nefesler hece ölçüsüyle yazılır ve dergahlarda ezgiyle söylenir.
Önce TRT Repertuvarında 4249 numarayla kayıtlı olan Bir Nefescik Söyleyim’in tamamını bir görelim:
.
“Bir nefesçik söyleyim
Dinlemezsen neyleyim
Aşk deryasını boylayım
Ummana dalmaya geldim
.
Aşk harmandan savruldum
Hem elendim hem yoğruldum
Kazana girdim kavruldum
Meydana yenmeye geldim
.
Şah Hatayi’m der özümde
Hiç hilaf yoktur sözümde
Eksiklik kendi özümde
Darına durmaya geldim”
.
Görüldüğü üzere bu nefes Şah Hatayi’nin. Nefesi Aydın yöresinden Saime Cantürk derleyip notalamış. Aksak usulde 9/8’lik bir ezgi. Hale Gür muhteşem yorumluyor.
Sekizli hece ölçüsüyle yazılmış. Ama ilk dörtlüğün ilk üç dizesinde 7 hece bulunuyor. Hatalı.Nasıl düzeltilir? Eğer dize sonlarındaki yüklemler “söyleyeyim, neyleyeyim, boylayayım” biçiminde yazılıp okunursa sorun çözülür. Aynı hata “Aşk harmandan savruldum” dizesinde de var. Bu dize de yedi hece. Dizede anlatım bozukluğu dikkat çekiyor. Dize “Aşk harmanında savruldum” olursa mesele hallolur. Anlatım bozukluğu da ortadan kalkar.
Şah Hatayi gibi bir ozan bu hataları yapmaz kardeşim. Bana sorarsanız derleyicinin dikkatsizliği. Duyarsızlığı…
.
Gelelim Pir Sultan’ın Bir Nefescik Söyleyeyim’ine. Tasavvufi Halk Müziği’nde rastladım bu nefese. Dr.Hüseyin Yaltırık derlemiş. Hem de üç değişik ezgi. Sözler aynı. İki kıta ilaveyle metin beş dörtlükten oluşmuş. Sayın Yaltırık Edirne Musulca köyünden derleyip notaya almış iki ezgiyi. Birinci ezgi 4/4lük. İkinci ezgi 7/8’lik. Üçüncü ezgiyi Kırklarli Beyci köyünden derlemiş. Bu nefes 9/8’lik. Her üç ezginin sözleri aynı. Beşinci dörtlükte Pir Sultan’ın adı geçiyor.
.
Cahit Öztelli’nin Pir Sultan Abdal Bütün Şiirleri kitabında da bu şiirin Pir Sultan Abdal’a ait olduğu ibaresi yer alıyor.
Bana sorarsanız “miri malı” derim. Güzel bir nefes. Ha Şah Hatayi’nin, ha Pir Sultan’ın. İkisine de yakışıyor da ben içimden geçeni söyleyeyim: Bu nefes Şah Hatayi’ye daha çok yakışıyor vesselam.
Sözü daha fazla uzatıp sabrınızı zorlamayayım. Hadi bana müsaade canlar…

14.11.2017

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ÂFAT
Teşekkürler Abdulkadir Bey. Dost meclislerinde "Hoca, hacı" gibi hitapları sıkça duyarız. Tunay Bey de dostlarının imamı. Bir imam hadisesi de ben nakledeyim: Kardeşim Mehmet Boğazlıyan'da demir alacak. Bahçenin etrafına demir direk dikecek. Birileri der ki:"Hurdacıda var. Hurdacıdan alırsan daha ucuza mal olur. Sanayide İmam'da bulursun." Mehmet'in aklına yatar. Araya sora İmam'ı bulur. Kendini tanıttıktan sonra sorar: "Hocam hangi caminin imamısınız?" İmam, ters ters bakar Mehmet'e: "Ben hoca moca değalim. Benim adım İmam. Kendimin imamıyım gardaşım."
Mehmet gaf yaptığını anlar. Demirleri alıp parasını öder. Hemen dükkandan ayrılır.
Selam ve saygıyla efendim.
Mustafa Topaloğlu -- 09.10.2016 15:58
ÂFAT
Değerli dostum Mustafa Bey'ciğim bu hadisenin komik bir benzeride Çanakkalede olmuştu köşemde okuyucu ile paylaşmıştım. Olayın kahramanı sevgili arkadaşım Tunay Sezgin bir kerede sizin köşenize misafir olsun istedim. Buyrun BİZİM İMAM.
Olay, Çanakkale’de Vali Bey’in, Belediye Başkanı’nın ve eşraftan tanınmış kişilerin de bulunduğu içkili bir yemekte başlar. Gecenin ilerleyen saatlerinde sohbetler de tatlılaşınca dostlar, arkadaşlar şerefe deyip kadehleri kaldırırlar. Salondaki bir gruptan ara sıra “hadi imam şerefine” sesleri duyulup kadehler kaldırılıyor. “Hadi imam şerefine” sesi bir ara Vali Bey’inde kulağına kadar gelir. Duyduklarına şaşıran Vali Bey, uzaktan önce imam kim onu tespit ediyor. Sonra yanındakilere imamı işaret edip nerenin imamı olduğunu soruyor. Onlarda yanındakilere sora sora nihayet Güzelyalı olduğunu öğreniyorlar. Ertesi günü Vali Bey müftüyü makamına çağırıp “ Yahu Güzelyalı’ya tayin ettiğin imam maşallah dün gece şerefe deyip deyip malı götürüyordu bu nasıl imamlık bu nasıl müftlük” diye azarlıyor. Çok üzülen müftü hemen o gün Güzelyalı Camii imamını görevden alıyor. İmam bu ani görevden alınmaya bir anlam veremeyerek hemen Çanakkale’ye müftüsünün yanına varıyor. Müftü de validen işittiği azarın acısını imamdan çıkarıyor “ Vali Beyin ve Belediye Başkanının hazır bulunduğu bir yemekte hem de onların huzurunda şerefe deyip içmeye utanmadın mı be adam” diyor. İmam şaşkın “Ne valisi ne yemeği ne içkisi sayın müftüm” derken birden kafasında bir şimşek çakıyor. Yemekte Belediye başkanı da olduğuna göre onun kuzeni bizim imam da mutlaka ordadır deyip “Beni görevden almayın, bana iki saat müsaade edin ben olayı detayı ile öğrenip size arz edeyim diyerek yanından ayrılıyor. Hemen Güzelyalı’ya dönüp bizim imamı buluyor. “ Sen dün Vali Bey’in de bulunduğu bir yemekteydin değil mi” diyor. Bizim imam “Evet ya! Ama yine biraz fazla kaçırmışız” deyince, caminin imamı “ Aman Tunay ocağına düştüm senin yüzünden müftü beni görevden aldı, bir zahmet benimle müftülüğe gel” diye yalvarıyor. Birlikte tekrar Çanakkale’ ye müftüye gidiyorlar. İmam efendi bizim Tunay’ı müftü ile tanıştırıp “ Efendim işte bizim Güzelyalı’daki imam bu kardeşimiz, ismi de Tunay Sezgin ama çoğu kişi Tunay’ın ismini bilmez biz onu imam diye çağırırız” diyor. Oradan hep birlikte Vali Bey’in makamına gidip orada da aynı tanıtımı yapıyorlar. Vali Bey olaya çok gülüyor. Olayın kahramanı Tunay Sezgin ve kardeşi Erdoğan Sezgin benim 50 yıllık kadim arkadaşlarımdı. Erdoğan’ı 2009 yılında toprağa verdik nur içinde yatsın. Tunay hayatta çok şükür, o bizim her zamanki “imamımız”. Allah ona sağlıklı uzun ömür versin inşallah.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 08.10.2016 22:31
GÖMÜRGENLİLER-1
Sevgili adaşım, Gömürgenliler-2'yi hemen gönderiyorum. İlginizden dolayı teşekkür ederim. Selam ve saygıyla...
Mustafa Topaloğlu -- 30.06.2016 10:47
ENjÜMEN (ENCÜMEN)
Değerli dostum Mustafa Bey'ciğim. Okuyunca gülsem mi,üzülsem mi şaşırdım. Her gün yüzlerce kişi oradan geçiyor ama farkında olamıyor. Orta okulda elişi hocamız bunu "bakarda görmez" diye tarif ederdi. Hakikaten böylemidir yada duyarsızlıkdan mıdır? Sonra aklıma geldi "ağlemek ücrete tabidir" diye de yazabilirlerdi diyerek güldüm.Selamlar,saygılar.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 28.06.2016 22:33
GÖMÜRGENLİLER-1
Dilinize, elinize sağlık yazınızın devamını sabırsızlıkla bekliyoruz.
ilçe müdürü mustafa -- 27.06.2016 23:46
İFTAR AÇMAK(!)
Aziz dost,Abdulkadir Bey; çok teşekkür ederim.Yorumunuz ve katkınızdan dolayı.Yalnız bir noktaya açıklık getirmek isterim. İmsak oruca başlama vaktidir.İftar ise oruç açma vakti. Yani imsak sabah ezanıyla başlar sabah vaktinin yerini tutar. İftar da akşam ezanıyla yapılır. Dolayısıyle akşam vaktinin yerine kullanılabilir. İftar vakti,imsak vakti tamlamaları bunu ifade eder. Evliya Çelebi'miz nev-i şahsına münhasır üslubuyla ne güzel anlatmış Sultan Beyazıt'ın nefsine galebe çalmasını. Bu anlatı bana Yunus'un bir dörtlüğünü anımsattı. Der ki Yunus:
Dartmış kudret kılıcın
Urmuş nefsin boynunu
Nefsini tepelemiş
Elleri kan içinde"
Hayırlı ramazanlar efendim.
Mustafa Topaloğlu -- 17.06.2016 22:49
İFTAR AÇMAK(!)
Değerli dost Mustafa Bey‘ciğim güzel bir konuya ışık tutmuşsunuz. Affınıza sığınarak birkaç kelimede ben eklemek istedim. Oruç, Arapça da çok sevilen veya istenen şeylerden uzak durmak demektir. Farsçada ise “günlük” anlamında bir sözcük. Böyle olunca, çok sevilen, istenen şeylerden bir gün boyunca uzak durmak demek oluyor. İftar ise oruçlunun oruç açma vakti demektir. Sizin de buyurduğunuz gibi bir gün boyunca her türlü nimete kapalı tutulan nefs kapısı iftar vaktinde bu nimetlerden tekrar yararlanmak için açılıyor, açık bırakılıyor. Dolayısıyla iftar yani vakit değil oruç açılıyor. Sözün burasında cenazesi iki defa kılınan Osmanlı Padişahı Sultan Beyazıt ile ilgili bir rivayeti sizinle paylaşmak istedim. Yalnız bunun bir rivayet olduğunu da akıldan çıkarmayalım lütfen.
Osmanlı padişahları arasında, Fatih Sultan Mehmet ve onun oğlu Beyazıt Han gibi, Abdülhamid Han gibi padişahlar zaman zaman veli olarak kabul edilmiş ve böyle anılmışlardır. Evliya Çelebi’nin kaydettiğine göre, Sultan Beyazıt’ın sağlığında şöyle bir olay vuku bulmuştur.
Sultan Beyazıt, vefatından yedi sene evveline kadar et yememişlerdi. Bir gün canı o kadar çok paça yemek istedi ki, artık dayanamayacak hale gelmişti. Kendisi ise nefsine harp ilân etmişti, muvaffak olmak için uğraşıyordu. En sonunda bir tabak sirkeli ve sarımsaklı paça getirilmesini emretti. Paça çorbası geldikten sonra da önüne koyup yemedi ve nefsine hitaben:
— Ey nefis! İşte paça, istersen çık ye! Deyince hemen ağzından gelinciğe benzer, iki gözleri de kör, bir mahlûk çıkarak tabağın kenarına geçti ve paçayı büyük bir iştahla şapur şupur içip bitirdi. Çorbayı bitirdikten sonra da, hızla geldiği yere geri dönmek maksadıyla hızla Beyazıt’ın hırkasından yukarıya doğru tırmanmaya başlar. Beyazıt Han korku ile ve ani bir hareketle elinin tersiyle vurup yere düşürdü, yerde tortop hale gelen mahlûku göstererek öldürün şunu diye bağırdı. Oraya en yakın hizmetçi gençlerden birisi yetişip ayağı altına alarak öldürdü. Beyazıt han yaşadığı bu olayı zamanın şeyhülislamı ile paylaşınca;
— Kâmil insan kemalata nefis sayesinde erişir. Nefis insan vücudunun bir direğidir. Bunu da kefenleyip gömmek gerek, diye fetva verdi.
Mahlûku aynı insan cenazesi gibi yıkayıp kefenlediler ve cenazesini kılıp defnettiler. Cenazede sanki padişahın cenazesi imiş gibi çok kalabalık cemaat vardı. Beyazıt Kubbesi yakınında bir yere defnedildi. Bundan dolayı halk Beyazıt Velî hazretleri için “iki kere ölüp cenazesi iki defa kılınan padişah” derlerdi. Ramazan-ı şerifiniz mübarek olsun.

ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 15.06.2016 23:07
ULU CAMİ
mustafa hocama selamlar, gazetecilik meslek mesleğini bitirdik ama, matbaacılık mesleğine devam ediyorum. Hocam, şayet buralara doğru gelirsen bekliyorum, seni özledik oradaki gazeteci meslektaşlara da selamlarlar.
osman yozkatlı -- 01.06.2016 17:54
E.K.E.
Abdulkadir Bey, aziz dostum!Yorumunuz "E.K.E."yi tamamlamış.Konuyu bir başka bakış açısıyla işlemişsiniz. Teşekkürler ediyorum. Hakikaten mevzu derin...Ekranlardaki canlı evlendirme programlarının (realite şov) bu derece ilgi görmesi tesadüf değil.Belli yaştan sonra dul ve yalnız kalanlara yanar içim. Hiçbir yere sığamayan kendi yalnızlıklarıyla baş başa kalanlara. Ne kadar zordur! Allah yardımcıları ola. Yüce Tanrı başımızı, kurulu düzenimizi bozmaya.

Serbest Kürsü'deki iletileri okudum. İmlâsız, özensiz ifadeler...Yüreğim burkuldu.
"Varak-ı mihr-i vefayı kim okur, kim dinler?" diyor ya şair. İşte biz yazıp biz okuyoruz. Biz bize yeteriz.
Bilmukabele sevgi ve selamlar. Sağlıcakla kalınız efendim.
Mustafa Topaloğlu -- 12.04.2016 12:27
E.K.E.
Değerli Mustafa Bey ‘ciğim, E.K.E evde kalmış erkekler yazınız ilgimi çekti. Hakikaten son yıllarda evde kalan erkek ve hanım sayısında çok büyük artış var. Evde kalanlar iki türlü, hatta dört. Yaşlanıp da eşini kaybedip bir daha evlenemeyenler. Bunlar en zor durumda olanlar. Böyle benden 5-6 yaş büyük çok sevdiğim iki ağabeyim var. Birisi Aydın da öbürü Erdek’te bir eş bulup ta evlenemiyorlar. Bundan sanırım dört beş yıl önce eşi vefat ettiği için dul kalmış Yozgatlı yaşlı birinin videosunu yayınlamışlardı. “Devlet dul karılara maaş bağladı hiç biri evlenmek istemiyor” diye şikâyet ediyordu. Birde evlenip te maddi manevi sıkıntılar nedeniyle çaresiz kalıp anlaşarak ayrılanlar var. Bunların hali de yürek burkturucu. Oldu iki, üçüncü zaten malum. Üniversite bitirmekle kalmayıp mastır ve üstünü yaptıkları halde iş bulamayan bu yüzden de evlenip yuva kuramayanlar. Dördüncüye gelince, bunlarda iyi kötü iş bulup da evlenmeye cesaret edemeyenler. Bizim gençliğimizde erkekler için evlenme çağı 30 idi. Şimdi kızlar otuzu geçtiler yine evlenmiyorlar. Cumhurun başı da üç diye tutturmuştu ama evlenen olmayınca elde var sıfır oluyor. Yazınızı bitirirken de şöyle diyorsunuz; “Aziz dostlar, konuşurken ağzımızdan çıkanı kulağımız duymalı. Yazarken de ellerimiz nasıl yazdığını bilmeli. Zira imlâsı bozuk bir yazı, zor durumda bırakır bizi... Bu cümleyi okuyunca hatırıma gazetenin serbest kürsü köşesine gönderilen bir mesaj geldi. O mesaj orada duruyor. Sevgi ve selamlarımı iletiyorum. Sağlıkla kalınız.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.04.2016 12:45
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
3
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00