BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 18.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
277
Dün
:
4601
Toplam
:
13175172
HASBİHAL Mustafa TOPALOĞLU
BİR NEFESCİK SÖYLEYEYİM
mustafatmatpl@hotmail.com
Atatürk Nefesi’nde söz vermiştim. “Bir Nefescik Söyleyim”i bir başka yazıya konu yapacaktım. İşte sözümde duruyorum. Bilindiği üzere nefes’in terim anlamı Tasavvufi Halk Edebiyatı’nda Bektaşi inanç ve görüşünü, Hz.Ali sevgisini dile getiren manzumelerdir. Nefesler hece ölçüsüyle yazılır ve dergahlarda ezgiyle söylenir.
Önce TRT Repertuvarında 4249 numarayla kayıtlı olan Bir Nefescik Söyleyim’in tamamını bir görelim:
.
“Bir nefesçik söyleyim
Dinlemezsen neyleyim
Aşk deryasını boylayım
Ummana dalmaya geldim
.
Aşk harmandan savruldum
Hem elendim hem yoğruldum
Kazana girdim kavruldum
Meydana yenmeye geldim
.
Şah Hatayi’m der özümde
Hiç hilaf yoktur sözümde
Eksiklik kendi özümde
Darına durmaya geldim”
.
Görüldüğü üzere bu nefes Şah Hatayi’nin. Nefesi Aydın yöresinden Saime Cantürk derleyip notalamış. Aksak usulde 9/8’lik bir ezgi. Hale Gür muhteşem yorumluyor.
Sekizli hece ölçüsüyle yazılmış. Ama ilk dörtlüğün ilk üç dizesinde 7 hece bulunuyor. Hatalı.Nasıl düzeltilir? Eğer dize sonlarındaki yüklemler “söyleyeyim, neyleyeyim, boylayayım” biçiminde yazılıp okunursa sorun çözülür. Aynı hata “Aşk harmandan savruldum” dizesinde de var. Bu dize de yedi hece. Dizede anlatım bozukluğu dikkat çekiyor. Dize “Aşk harmanında savruldum” olursa mesele hallolur. Anlatım bozukluğu da ortadan kalkar.
Şah Hatayi gibi bir ozan bu hataları yapmaz kardeşim. Bana sorarsanız derleyicinin dikkatsizliği. Duyarsızlığı…
.
Gelelim Pir Sultan’ın Bir Nefescik Söyleyeyim’ine. Tasavvufi Halk Müziği’nde rastladım bu nefese. Dr.Hüseyin Yaltırık derlemiş. Hem de üç değişik ezgi. Sözler aynı. İki kıta ilaveyle metin beş dörtlükten oluşmuş. Sayın Yaltırık Edirne Musulca köyünden derleyip notaya almış iki ezgiyi. Birinci ezgi 4/4lük. İkinci ezgi 7/8’lik. Üçüncü ezgiyi Kırklarli Beyci köyünden derlemiş. Bu nefes 9/8’lik. Her üç ezginin sözleri aynı. Beşinci dörtlükte Pir Sultan’ın adı geçiyor.
.
Cahit Öztelli’nin Pir Sultan Abdal Bütün Şiirleri kitabında da bu şiirin Pir Sultan Abdal’a ait olduğu ibaresi yer alıyor.
Bana sorarsanız “miri malı” derim. Güzel bir nefes. Ha Şah Hatayi’nin, ha Pir Sultan’ın. İkisine de yakışıyor da ben içimden geçeni söyleyeyim: Bu nefes Şah Hatayi’ye daha çok yakışıyor vesselam.
Sözü daha fazla uzatıp sabrınızı zorlamayayım. Hadi bana müsaade canlar…

14.11.2017

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
GEL GEL!
Abdulkadir Bey,çok teşekkürler."Gel Gel!"i Türk Tasavvuf Tarihi'ne not düşülecek bir yazı, bir vesika olarak nitelendirmişsiniz. Beni onurlandırdınız.Ben genellemeleri doğru bulmam. Tarih Öğretmeni Süleyman Duygu'nun "Ortadoğu'nun insanı makbul bir insan değildir."sözü de böyle bir genelleme."Arapça değil mi,uydur uydur söyle." sözünde Arapça'nın yerine Türkçe,Farsça,Kürtçe...sözcüklerini koyanlar da var. Doğru değil.Genellemeler bizi yanıltabilir.
Mevlana'nın Mesnevi'si Farsça. Keşke Türkçe olsaydı. Mevlana saraya yakın olmuş. Selçuklu sultanlarından itibar ve saygı görmüş.Halkın da engin sevgisini kazanmış bir düşünür. Moğollar da saygı göstermiş Mevlana'ya.
Şems'in ajanlığı, arabuluculuğu...Derinlemesine araştırılması gereken konular.
İyi yıllar dileğiyle, selam ve saygılar.
Mustafa Topaloğlu -- 01.01.2016 23:38
GEL GEL!
Suzan Hanım,ilginize teşekkür ederim.Yazının başlığı "Bâzâ bâzâ!"dan hareketle "Gel Gel!" oldu. Sebebi bu. Çünkü "bâzâ" gel mânâsına geliyor.Dalga geçmek ne haddimize? "YİNEDE GEL" de olabilir. Bu söz dizisindeki de bağlacının ayrı yazılması koşuluyla. "YİNE DE GEL!" biçiminde...
Çok haklısınız. Önemli olan sözün iletisi. Bu iletinin gönülden gelen çağrısı.Bu içtenlik, bu yüce gönüllülük, Ebu'l-Hayr'ı ve Mevlana'yı tüm insanlığı aynı gözle gören, ayrı gayrı gözetmeyen bir felsefenin öncüsü kıldı. Bu, iki düşünürün aynı dili konuşup aynı noktada buluşmasıdır.
Mevlana Mesnevi'yi keşke Türkçe yazsaydı,yazdırsaydı? Konya'da yaşayıp da tüm eserlerinde Farsça'yı kullanması bir başka yazımızın konusu olacak.
İyi yıllar,selam ve saygıyla.
Mustafa Topaloğlu -- 01.01.2016 23:09
GEL GEL!
Sayın Topaloğlu, bu yazının adı "Gel Gel" değl "YİNEDE GEL" olmalıydı. Gel gel adı dalga geçer gibi olmuş. Bunuda belirtmek isterim.
Suzan -- 30.12.2015 20:06
GEL GEL!
Sauın Topaloğlu; şimdiye kadar okuduğum en derli toplu yazılarınızdan birini okumuş oldum. Kaleminiz var olsun.

Allah ilmini ne putpereste ne ateşpereste ne de ataiste kapatmamıştır. Yarattığı tüm varlıklarına ilim kapısını açık, doğruyu bulmaya çalışan her insanın yüreğine tebliğini göndermeyi esirgememiştir.Doğru ve hakikatı sadece müslümanlar bilir diye bir şey söz konusu olamaz. Ne müslüman hocalar var ki ekranlardan millete sövecek kadar kendi nefislerine yenilmişlerdir.

şuda var ki bir söz bir çağrı doğru yerden, hakdan halka gelmişse bu sözü kimin söylediği, kimin seslendirdiği çokda önemli değildir. Hepimiz bir birimizin bir parçası bir bütünü değilmiyiz?

Hz Mevlananın Mesnevisinee gelince ( Allah hepimizi şefaatine nail eylesin)yazandan, yazdırandan Allah razı olsun. Hz Mevlana gibi bir alimi dünyaya gönderene şükürler olsun. Dünya insanlarının gönlüne taht kurmuş ilim adamıdır. Onun kaleminden döküleni herkes anlayamaz. Kuran'ın tefsirini kaç kez okursa okusun gönlü açık olmayana kendini açmadığı gibi Mesnevide de aynı hakiki hikmet vardır.Gönül gözüyle yazılan eserler gönül gözüyle okunursa anlaşıla bilir.Mesnevi manâ aleminin tevsiridir diye düşünmekteyim.

Ne yazık ki Mevlanayı çekemeyenler zamanında pek çok iftiralarla yıpratmaya çalıştıkları gibi halâda yıpratılıyor. Peygamber soyuna dayanmamış olsaydı, Türk topraklarında yaşamasaydı belki bu kadar iftiraya maruz kalmayacaktı. Bu iftiralarda onların sınavıdır elbette ki. Tüm alimler aynı dili konuşur aynı noktada buluşur. Tek farkları kelimelerdir.

Hayırlı yıllar dilğiyle Sygılar.
SUZAN -- 30.12.2015 17:57
GEL GEL!
Sayın Topaloğlu,
Çapanoğulları hakkında ilk ciddi araştırmayı yapanlardan birisi de Yozgatlı tarih hocamız rahmetli Süleyman Duygu idi. 1960 lı yılların başında Amasya Lisesinde hem lise müdürümüz hem de tarih dersi hocamız idi. Değerli bir insandı. Bazı sözlerini hiç unutmadım. Mesela “Ortadoğu’nun insanı makbul bir insan değildir” derdi. Ne kadar haklı olduğunu yaşadıkça görüyoruz. Birde “Arapça değil mi uydur uydur söyle” sözü hep aklımdadır.

Mevlana’ya atfedilen “Yine gel, yine gel! Ne olursan ol yine gel! İster kâfir, ister Mecusî, ister putperest ol . İster yüz kere tevbe etmiş ol, ister yüz kere bozmuş ol tevbeni... Bizim kapımız umutsuzluk kapısı değil, nasılsan öyle gel! ” dizesi ile ilgili yazınızı okuyunca Süleyman Duygunun Arapça değil mi sözü aklıma geldi.

Aslında bu yazınız Türk tasavvuf tarihi açısından tarihe not düşülecek bir yazı bir vesika oldu. Demek oluyor ki yıllardır kandırılmışız ve hatta tasavvuf inancımız adeta iğfal edilmiş. Yazıklar olsun.

Ben Kuran-ı Kerimi sayfa sayfa not alarak incelemeye lise 2. Sınıfta iken yaz tatilinde Çanakkale Kütüphanesinde başladım. Sonra çalışma hayatına başlayıp ta para kazanmaya başlayınca merak edip mesneviyi de aldım. İyi de para vermiştim. Okudukça verdiğim paraya üzüldüm ve sonunda kütüphanemde boşuna yer kaplamasın diye mesneviyi kâğıt toplayıcıya verdim. Ama yine de Mevlana hakkında bulduğum araştırma yazılarını takip etmeye çalıştım.

Mevlana’nın çok sevdiği, Şam’a gittiğinde de onun aşkı ile yanıp tutuştuğu(???) Şems’in Moğol ajanı olduğu, Mevlana ile Moğollar arsında arabuluculuk yaptığı. Moğolların Anadolu’yu istila ettiklerinde 5000 Türk bilim adamı ile binlerce Türkmen’i katlettikleri halde Mevlana’ya dokunmadıklarına kadar birçok bilgi beni ziyadesiyle etkiledi. Dolayısıyla bu yazınız çok önemli. Şahsım adına teşekkürlerimi arz ediyorum. Selam ve saygılar.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 21.12.2015 11:40
ÇANAKKALE’Yİ DOĞRU ANLAMAK
Değerli Meslektaşım,

Çok geç de olsa sizinle Yozgat Gazetesi ortamında bir araya gelmekten son derece hoşnutum. Yazılarınızı büyük bir beğeniyle okuyorum.

Yazımla ilgili güzel düşünceleriniz için çok teşekkür ederim.

Öğrendiğim kadarıyla yazları Mersin'de, kışları Oğulcuk'ta geçiriyormuşsunuz. Dilerim bir gün buluşur, yüz yüze söyleşiriz.
Yaşlarımız, mesleğimiz, branşımız aynı. Çok güzel bir söyleşi ortamı olacağı düşüncesindeyim.

Düşünce ve duygularımı abartı olarak algılamayın lütfen.Yozgat Gazetesi için önemli bir değersiniz. Sizi bu ortamda anılarınızla, düşünce ve duygularınızla izlemek ayrı bir tat.

Ben 1967'de Yozgat Lisesini bitirdim. Siz liseyi Kayseri'de okumuşsunuz. Bu nedenle tanıma fırsatımız olmamış.

Her şey gönlünüzce olsun.

Sevgi ve saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 19.03.2015 17:09
LAKAPLARIMIZ
Muhsin Bey,
Aramıza hoş geldiniz, safa geldiniz. Biraz geç oldu,kusura bakılmaya.Ben de sizi okuyorum. Özellikle Her Yönüyle Yozgat'ı... Siz her yönden anlatmışsınız Yozgat'ımızı. Ne güzel etmişsiniz. Çok yararlandım. Oğulcuk Ağzı ile ilgili çalışmamda yol ve yöntem hususunda bana ışık tuttu Her Yönüyle Yozgat. İlginiz ve beni kıvandıran yorumunuz için çok teşekkür ederim.
Selam ve saygıyla.
Mustafa Topaloğlu -- 02.03.2015 15:39
LAKAPLARIMIZ

Yazınızı büyük bir beğeniyle okudum.Lakaplar gerçekten Yozgat kültüründe önemli bir yere sahip. Şimdi bile bir hemşehrimizle söyleşirken kimlerden olduğunu sorduğumuzda genellikle onu soy adıyla değil, ailesinin lakabıyla tanıyoruz.
Ne güzel sıralamışsınız Yozgat'ta kullanılan lakapları. Güzel bir folklor araştırması olmuş. Zaman zaman geçmişe gitme gereksinimi duyuyor insan. Bize bu gereksinimi giderme fırsatı verdiğiniz için teşekkürler.
Kaleminiz sürekli, yaşamınız sağlıklı ve mutlu olsun!..
Muhsin Köktürk -- 28.02.2015 13:59
BİR GÜNAHA BİN AZAP
Sevgili Mustafa Hocam, Memleketimizin önemli sorunlarınlarından bitanesini köşenize taşıdığınız için teşekkürler;İnşallah Bu tür cinayetlerin sonu olur. Bu tür katillerin cezasını en ağır biçimde alması için elimizden ne geliyorsa yapmamız lazım. Bu cinayeti işleyenler dünyada kısasa, ahirette ise cezaya uğrar.
Kur'an-ı kerim'de öldürmenin haram olduğuna dair pek çok Âyet-i kerime vardır. Bunlarda bitanesi; "KİM BİR CANA KIYMAMIŞ YA DA YERYÜZÜNDE BOZGUNCULUK YAPMAMIŞ OLAN BİR KİMSEYİ ÖLDÜRÜRSE, BÜTÜN İNSANLARI ÖLDÜRMÜŞ GİBİ OLUR." (Mâide: 32) hoşcakalın....


MURAT ÜNAL -- 19.02.2015 11:58
SAMED
Suzan Hanım, ilginiz ve tenkidî yorumunuz için çok teşekkür ederim.Haklısınız, "Samed"de kopukluklar var gibi.
Bu yazıyı yeğenimiz Samet Aslan'ın hayatının baharında bir trafik kazasında ölümü üzerine yazdım."Samet Benim Nem Olur?-1"de Samet'in çocukluğu var. "Samet Benim Nem Olur?-2"de Samet hayata atılmış işini kurmuş. Her iki anlatıda kişiler ve mekanlar farklı.Kopukluk burdan geliyor sanırım. Bu iki anlatıyı daha önce "Oğulcuk'tan İnsan Manzaraları"nda farklı zamanlarda yazdım. "SAMED"in girişi aslında biraz da sonuç bölümünü içeriyor.Bilindiği gibi olay anlatımında hâlden mâziye dönülebilir.Ben de böyle bir yol denedim.
İlginiz ve tenkidî yorumunuz için tekrar teşekkür ederim.Bilmukabele yeni yılda mutluluklar dilerim.
Selam ve saygıyla..
Mustafa Topaloğlu -- 04.01.2015 16:45
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
4
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00