BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 19.12.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
237
Dün
:
4633
Toplam
:
15000802
HASBİHAL Mustafa TOPALOĞLU
ZAMAN AĞLAR
mustafatmatpl@hotmail.com
Hilmi Şahballı’nın garip ayağında bestelenmiş güzel bir şiiri var. Türkü formunda güzel bir ezgi. Şiirin tamamı bağlantı bölümüyle birlikte dört dörtlük. Ben İlk dörtlüğü bağlantısıyla birlikte ilginize sunayım:
.
“Gün geçer zaman ağlar
Yay geçer keman ağlar
Yarinden ayrılanın
Gözleri yaman ağlar

Vur gardaş sazın teline
Zım zım zıme zıme zım
O yar yanımda yok iken
Yaşamak neme lazım”
.
İlk dizede diyeceğini demiş Şahballı: “Gün geçer, zaman ağlar…” Gerisi hikaye. Geçen zaman neye ağlıyor ki acep? Akıp giden saliselere mi? Sel gibi coşkun günlere, aylara, yıllara mı?
Ben, Şahballı’nın hoşgörüsüne sığınarak diyeceğim ki: “Yıl geçer, zaman ağlar”.
Bir yılı daha geride bıraktık. Ömrümüz geçti, gidiyor. Yeni yıllara yeni umutlarla girdik. Beklentilerimiz vardı. Kimisi gerçekleşti. Kimisi bir sonraki yeni yıla kaldı.
.
Umutlarımız… Umutsuz olmaz kardeşim. Umut ışığı yanıp durmalı kalbimizin bir köşesinde. O ışık söndü mü, iş kötü. Hayattan kopuşun nişanesidir umut ışığının sönmesi.
Tam burada bir atasözü geldi hatırıma. Bakın ne demiş atalar? “Uma uma, döndük muma”. Evet kafiyeli, kefiyeli bir söz. Bir umutla beklemenin zorluğu anlatılmış. Ben derim ki, bekleye bekleye umsunuk da olsak, muma da dönsek kalbimizdeki umut ışığını asla söndürmeyelim. Aman ha! Aman!...
.
Zaman göreceli, değişken bir kavram. Bekleyen için zaman geçmek bilmez. Asker yolu bekleyen bir sevgili, askerde gün sayan bir Mehmetçik zamanı saliselere bölerek sayar. O zaman bir türlü geçmez. Bir mahkum, hapishanede… Zaman ne kadar ağır ilerler onun indinde. Bayramlar, tatil günleri, izinler ne çabuk geçer. Hele bayram günlerinde çocuksanız… Zamanın nasıl geçtiğini bilemezsiniz.
.
Sevgiyle dolu gönüller için zaman bir sonsuzluktur. Seven gönül, çevresine pozitif enerji verir. İyimserlik aşılar. Karamsarlık, kötümserlik seven gönülde barınamaz.
Öyleyse önce kendimize değer verelim. Bize Tanrı emanetidir canımız. Bu cana sahip çıkalım. Hayatı sevelim. Dem bu demdir. Yaşadığımız zamanı sahiplenelim efendim.
.
Umarım yeni yılda umutlarımız gerçekleşir. Yeni yıl hepimize kutlu olsun.

08.01.2018

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
EL YAZISI
Değerli dostum Mustafa Bey’ciğim, sizin de buyurduğunuz gibi Milli Eğitim Bakanlığı gelecek dönem el yazısını müfredattan kaldırma kararı aldı. Gerekçeleri de el yazısının öğretimi zormuş. Laf ola beri gele. Hele, milli eğitimdeki başarısızlığın sebeplerinden biri olarak gösterilmesi rahmetli Demirel’in dediği gibi abesle iştigalden başka bir şey değil. Bizim çocukluğumuzda her satırı üç paralel çizgili güzel yazı defterlerimiz vardı. Güzel yazı dersimiz olduğu gün bu defterimizi ve divitimizi çantamıza koyar, bir elimizde çantamız, bir elimizde büyüklerimizin ördüğü kılıf içindeki mürekkep hokkalarımız, okulumuza yürüyerek giderdik. Cam olan bu hokkaların yolda başına bir iş gelip de kırılmasın diye azami dikkat gösterirdik. Sonraları plastikleri çıkmıştı. Yazımızın güzel olması için özenle yazmaya çalışırdık. Ve bizim yazılarımız hakikaten güzeldi. Bu güzel yazılarımızla eşimize, dostumuza, akrabalarımıza güzel kartlar gönderirdik. Atatürk’ün el yazısına özenir onun gibi yazmaya çalışırdık. Evet, sizin teşhisinize katılıyorum. Milli eğitimin emanet edildiği bakanlarımızın çoğu milli eğitim camiası dışından yani bu konuda formasyonu olmayan kişiler. El yazısını müfredattan kaldırmak isteyen milli eğitimin ilkokul 5. Sınıf din bilgisi imtihanında peygamberimizin çocuklarının isimlerini sormasını da takdirlerinize sunuyorum. Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 29.05.2017 11:49
TELLİ TURNAM SELAM SÖYLE
Değerli dostum Mustafa Bey’ciğim, nazire filan değil sizin deyiminizle yanık ve içli pek güzel bir koşma olmuş. Alevi düşüncesinde de Turna’nın ayrı bir yeri vardır. Bunu bildiğimden Turnalı şiirleri bende daha bir duygulu okurum. “Küsmesin” eşine dostuna, çoluğuna çocuğuna, sevgilisine, memleketine özlem duyanların en içten yakarışı, özür’ü oluyor. Duygulu yüreğinize sağlık. Sevgiler selamlar.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 01.04.2017 08:43
MARAŞ AĞZI KÖROĞLU-1
Değerli Dostum Mustafa Bey’ciğim,
Ben nasıl demeyeyim gözün kör olmasın ey televizyon, ey akıllı telefon. Bütün bu güzel deyişler, maniler, türküler, ağıtlar bu aptal kutusu yok iken köy odalarında, harman yerinde, bağ bostan beklenirken, davar-kaz güderken meydana çıkıyordu. Şimdide çıkıyorsa da kulağasma. Bu renk bu koku yok. Ya da bize öyle geliyor.
Şu güzelliğe bakınız,
“Eşk-i çeşmim var iken deryalarda
Deryalar dalgalanmasın
Birde vay! İkide vay! Üçte vay!
Bir derde müptelayım ki
Desem vay! Demesem vay!”
Ve dinleyicilere (seyircilere) der kİ:
“-Diyelim mi?
(Dinleyiciler hep bir ağızdan):
-Diyeliiim!
-Hay hay!.”
Kapattım gözlerimi, kendimi dinleyenlerin arasında farz ediyorum. Vay ki vay!
Yüreğinize sağlık, devamını heyecanla bekliyorum. Sevgiler, selamlar.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 18.03.2017 21:12
VAR GİT ÖLÜM!
Ah ah! O güzel insanlar, güzel atlara binip gittiler. Biz bize kaldık eyvahlar olsun.Zamane buna sebep. Buyurduğunuz gibi televizyon, telefon... Geçen gün bir manavdan limon alacağım sabah yürüyüşünden dönerken. Kendi elimle seçip naylon torbaya (poşet) koydum limonları. Tezgahın arkasında bir yeni yetme. Elinde de telefon. Telefona yoğunlaşmış. Beni fark etmedi bile Abdulkadir Bey.Kasaya geldim. Kasada orta yaşlı bir bayan. Onun elinde de bir akıllı telefon. Poşeti uzattım. Elim havada kaldı. Bekliyorum. Bayan ha bire telefonla uğraşıyor. "Tartar mısınız?" dememle aydı. Aldı elimden poşeti, tarttı. Neyse ücreti öderken duramadım: "Ne var şu telefonda yahu?" deyiverdim. Kadıncağız yüzüme baktı "Sana ne be adam?" modunda... "Ne yapalım beyfendi. Kızım okula vardı mı? Servisi kaçırdı mı? Onu sorguluyordum." dedi. Zamane, insanları birbirinden uzaklaştırdı ne yazık ki...
Eşini ve üç evladını kaybedip kıyametleri dünyada gören Möhteber ablamıza selamınızı tebliğ edeceğim. Başım gözüm üstüne efendim.
Selam ve saygıyla aziz dostum.
Mustafa Topaloğlu -- 9.1.2017 17:50:4
VAR GİT ÖLÜM!
Değerli dost Mustafa Bey’ciğim. Muteber hanım gibi arif ve kâmil insanlarımız vardı. İsterdik ki onlar anlatsın, söylesin biz sabahlara kadar dinleyelim. Nereye gitti bu insanlar. Nasıl birden bire yok oldular. Sanırım önce bu aptal kutusu televizyon sonra cep telefonları buna sebep oldu, bizi birbirimizden kopardı. Artık dost ahbap gezmeleri de kalmadı herkes evinde. Mekânlar da değişti. Mekân değişince masal, mani, türkü üretimi de hem azaldı hem basitleşti. Rahmetli Nida Tüfekçi misafir ettiği bir Rus folklorcusuna Sürmelimizin “kaşı çamellenmiş kirpik üstüne hevada bulutun ağdığı gibi” mısraını tercüme edip manasını anlatınca adamcağız çok şaşırmış. Bir köylü bu benzetmeyi nasıl yapar hayret ettim demiş. Bunu Akdağmadeni türkülerini TRT’ye kazandıran rahmetli öğretmen Fahri Akbilek ağabeyim anlatmıştı. Muteber Hanımın söylediği Bozlak’ın sözlerini okuyunca birden duygulandım. Muteber Hanımın ellerinden öperim.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 7.1.2017 22:01:0
ANAM ŞEHİTLİK BİZE DÜŞTÜ
Muhsin Öğretmenim,
Çok haklısınız. Şiir teknik olarak incelenirse koşma biçiminde yazılmış. Ölçü şaşmış bazı dörtlüklerde.Ama duyguların söze dönüşündeki içtenlik tekniği mekniği bir yana bıraktırıyor. Üslupdaki yalınlık, samimiyet...Bizi alıp götürüyor, gam ve gussa denizlerine.
Bilmukabele teşekkürler aziz dostum.
Mustafa Topaloğlu -- 2.1.2017 14:00:5
ANAM ŞEHİTLİK BİZE DÜŞTÜ
Değerli Dostum,
Şiir içerik olarak duygularımızı tümüyle yansıtıyor. Ancak kimi dizeler on bir, kimi dizeler on iki, kimi dizeler de on üç heceyle oluşturulmuş. Dolayısıyla hece ölçülü gibi görünen, ancak ölçüsüz bir şiir olmuş. Kuşkusuz burada önemli olan şiirin biçimselliği değil özü. Bu eleştiriyi sizden cesaret alarak yaptım. Çünkü siz de birtakım eleştirilerde bulunmuşsunuz haklı olarak. Bizim eleştirimiz branşımızın gereği. Ama yanık yüreklerimizin yanında devede kulak kalıyor eleştirilerimiz.
Sayın Sebahattin Aslan'a gönülden duyguları ve duyarlılığı için sonsuz teşekkürler...
Muhsin Köktürk -- 28.12.2016 11:48
ÂFAT
Teşekkürler Abdulkadir Bey. Dost meclislerinde "Hoca, hacı" gibi hitapları sıkça duyarız. Tunay Bey de dostlarının imamı. Bir imam hadisesi de ben nakledeyim: Kardeşim Mehmet Boğazlıyan'da demir alacak. Bahçenin etrafına demir direk dikecek. Birileri der ki:"Hurdacıda var. Hurdacıdan alırsan daha ucuza mal olur. Sanayide İmam'da bulursun." Mehmet'in aklına yatar. Araya sora İmam'ı bulur. Kendini tanıttıktan sonra sorar: "Hocam hangi caminin imamısınız?" İmam, ters ters bakar Mehmet'e: "Ben hoca moca değalim. Benim adım İmam. Kendimin imamıyım gardaşım."
Mehmet gaf yaptığını anlar. Demirleri alıp parasını öder. Hemen dükkandan ayrılır.
Selam ve saygıyla efendim.
Mustafa Topaloğlu -- 09.10.2016 15:58
ÂFAT
Değerli dostum Mustafa Bey'ciğim bu hadisenin komik bir benzeride Çanakkalede olmuştu köşemde okuyucu ile paylaşmıştım. Olayın kahramanı sevgili arkadaşım Tunay Sezgin bir kerede sizin köşenize misafir olsun istedim. Buyrun BİZİM İMAM.
Olay, Çanakkale’de Vali Bey’in, Belediye Başkanı’nın ve eşraftan tanınmış kişilerin de bulunduğu içkili bir yemekte başlar. Gecenin ilerleyen saatlerinde sohbetler de tatlılaşınca dostlar, arkadaşlar şerefe deyip kadehleri kaldırırlar. Salondaki bir gruptan ara sıra “hadi imam şerefine” sesleri duyulup kadehler kaldırılıyor. “Hadi imam şerefine” sesi bir ara Vali Bey’inde kulağına kadar gelir. Duyduklarına şaşıran Vali Bey, uzaktan önce imam kim onu tespit ediyor. Sonra yanındakilere imamı işaret edip nerenin imamı olduğunu soruyor. Onlarda yanındakilere sora sora nihayet Güzelyalı olduğunu öğreniyorlar. Ertesi günü Vali Bey müftüyü makamına çağırıp “ Yahu Güzelyalı’ya tayin ettiğin imam maşallah dün gece şerefe deyip deyip malı götürüyordu bu nasıl imamlık bu nasıl müftlük” diye azarlıyor. Çok üzülen müftü hemen o gün Güzelyalı Camii imamını görevden alıyor. İmam bu ani görevden alınmaya bir anlam veremeyerek hemen Çanakkale’ye müftüsünün yanına varıyor. Müftü de validen işittiği azarın acısını imamdan çıkarıyor “ Vali Beyin ve Belediye Başkanının hazır bulunduğu bir yemekte hem de onların huzurunda şerefe deyip içmeye utanmadın mı be adam” diyor. İmam şaşkın “Ne valisi ne yemeği ne içkisi sayın müftüm” derken birden kafasında bir şimşek çakıyor. Yemekte Belediye başkanı da olduğuna göre onun kuzeni bizim imam da mutlaka ordadır deyip “Beni görevden almayın, bana iki saat müsaade edin ben olayı detayı ile öğrenip size arz edeyim diyerek yanından ayrılıyor. Hemen Güzelyalı’ya dönüp bizim imamı buluyor. “ Sen dün Vali Bey’in de bulunduğu bir yemekteydin değil mi” diyor. Bizim imam “Evet ya! Ama yine biraz fazla kaçırmışız” deyince, caminin imamı “ Aman Tunay ocağına düştüm senin yüzünden müftü beni görevden aldı, bir zahmet benimle müftülüğe gel” diye yalvarıyor. Birlikte tekrar Çanakkale’ ye müftüye gidiyorlar. İmam efendi bizim Tunay’ı müftü ile tanıştırıp “ Efendim işte bizim Güzelyalı’daki imam bu kardeşimiz, ismi de Tunay Sezgin ama çoğu kişi Tunay’ın ismini bilmez biz onu imam diye çağırırız” diyor. Oradan hep birlikte Vali Bey’in makamına gidip orada da aynı tanıtımı yapıyorlar. Vali Bey olaya çok gülüyor. Olayın kahramanı Tunay Sezgin ve kardeşi Erdoğan Sezgin benim 50 yıllık kadim arkadaşlarımdı. Erdoğan’ı 2009 yılında toprağa verdik nur içinde yatsın. Tunay hayatta çok şükür, o bizim her zamanki “imamımız”. Allah ona sağlıklı uzun ömür versin inşallah.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 08.10.2016 22:31
GÖMÜRGENLİLER-1
Sevgili adaşım, Gömürgenliler-2'yi hemen gönderiyorum. İlginizden dolayı teşekkür ederim. Selam ve saygıyla...
Mustafa Topaloğlu -- 30.06.2016 10:47
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
4
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00