BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 19.06.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
206
Dün
:
4633
Toplam
:
14014007
HASBİHAL Mustafa TOPALOĞLU
ZAMAN AĞLAR
mustafatmatpl@hotmail.com
Hilmi Şahballı’nın garip ayağında bestelenmiş güzel bir şiiri var. Türkü formunda güzel bir ezgi. Şiirin tamamı bağlantı bölümüyle birlikte dört dörtlük. Ben İlk dörtlüğü bağlantısıyla birlikte ilginize sunayım:
.
“Gün geçer zaman ağlar
Yay geçer keman ağlar
Yarinden ayrılanın
Gözleri yaman ağlar

Vur gardaş sazın teline
Zım zım zıme zıme zım
O yar yanımda yok iken
Yaşamak neme lazım”
.
İlk dizede diyeceğini demiş Şahballı: “Gün geçer, zaman ağlar…” Gerisi hikaye. Geçen zaman neye ağlıyor ki acep? Akıp giden saliselere mi? Sel gibi coşkun günlere, aylara, yıllara mı?
Ben, Şahballı’nın hoşgörüsüne sığınarak diyeceğim ki: “Yıl geçer, zaman ağlar”.
Bir yılı daha geride bıraktık. Ömrümüz geçti, gidiyor. Yeni yıllara yeni umutlarla girdik. Beklentilerimiz vardı. Kimisi gerçekleşti. Kimisi bir sonraki yeni yıla kaldı.
.
Umutlarımız… Umutsuz olmaz kardeşim. Umut ışığı yanıp durmalı kalbimizin bir köşesinde. O ışık söndü mü, iş kötü. Hayattan kopuşun nişanesidir umut ışığının sönmesi.
Tam burada bir atasözü geldi hatırıma. Bakın ne demiş atalar? “Uma uma, döndük muma”. Evet kafiyeli, kefiyeli bir söz. Bir umutla beklemenin zorluğu anlatılmış. Ben derim ki, bekleye bekleye umsunuk da olsak, muma da dönsek kalbimizdeki umut ışığını asla söndürmeyelim. Aman ha! Aman!...
.
Zaman göreceli, değişken bir kavram. Bekleyen için zaman geçmek bilmez. Asker yolu bekleyen bir sevgili, askerde gün sayan bir Mehmetçik zamanı saliselere bölerek sayar. O zaman bir türlü geçmez. Bir mahkum, hapishanede… Zaman ne kadar ağır ilerler onun indinde. Bayramlar, tatil günleri, izinler ne çabuk geçer. Hele bayram günlerinde çocuksanız… Zamanın nasıl geçtiğini bilemezsiniz.
.
Sevgiyle dolu gönüller için zaman bir sonsuzluktur. Seven gönül, çevresine pozitif enerji verir. İyimserlik aşılar. Karamsarlık, kötümserlik seven gönülde barınamaz.
Öyleyse önce kendimize değer verelim. Bize Tanrı emanetidir canımız. Bu cana sahip çıkalım. Hayatı sevelim. Dem bu demdir. Yaşadığımız zamanı sahiplenelim efendim.
.
Umarım yeni yılda umutlarımız gerçekleşir. Yeni yıl hepimize kutlu olsun.

08.01.2018

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
DERMAN SENDEDİR
Abdülkadir Bey! İlginize teşekkür ederim.Nefes ve duanın moral motivasyonu olduğu bir gerçektir. Psikolojik bir tedavi.Görüşlerinize aynen katılıyorum. Siğillerin tedavisinde de çok etkili."Ahraz Emmi"de yazmıştım. Bizim Ahraz emmimiz (Mustafa Canyakar) siğili okur,mürekkep kalemiyle boyalardı.Ahraz emmi elinde siğil olanların gözdesiydi. Mürekkep kalemiyle bu siğillerin üstünü tükürüp boyalardı. Dudakları kıpır kıpır bir şeyler okurdu. Bihikmetillah o siğiller geçerdi.
Sebebini şimdi öğrendim. Demek ki siğile neden olan HPV virüsleri vücut bu virüse direnç kazanınca geçiyor. Ahraz emmimizin mürekkepli kalemle siğili boyaması da bu motivasyonda son derece etkili oluyor.
Selam ve saygılar efendim...
Mustafa Topaloğlu -- 16.06.2014 23:35
DERMAN SENDEDİR
Değerli Mustafa Bey’ciğim, evet bundan 20-25 yıl önce tıp heyeti, tababet’in yalnızca ilaçlarla yapılabileceğini sanırdı. Bu yüzden de tedavilerinden asla taviz vermezler gerek kocakarı ilaçları dedikleri bitkilerle tedavi ile, hocalarımızın veya ocak dediğimiz kişilerin nefeslerini de ayıplarlar hatta kınarlar ve kaale almazlardı. Hâlbuki şimdi kendileri de bir kısım bitkileri tedavide yardımcı olarak öneriyorlar. Nefes veya dua’ya gelince bu tamamen hasta olan kişinin iyileşmesinde çok yardımı olan bir motivasyondu. Yani psikolojik bir tedavi oluyordu. İlkokula giden torunlarımın okulunda yüzme havuzu var ve haftada bir gün yüzüyorlar. Okul, havuza girebilmeleri için doktor raporu istedi. Bizde hastaneye müracaat ettiğimizde birisinin elinde ancak büyüteçle görünebilen siğiller çıktı. Tabi doktor hanım ilaç verdi. Bende kendisine anneannemin siğil ocağı olduğunu okuyunca geçtiğini söyledim. Evet, geçer dedi doktor hanım. Çünkü siğil viritük bir rahatsızlıktır. Siğile neden olan virüslere HPV (human papillomavirus) denir. Bir şekilde cildinizde kesik ya da yaralanma olduğunda bu virüslerden birini kapma olasılığınız yükselir. Siğillerin çoğu zararsızdır ama virüs kaynaklı oldukları için son derece bulaşıcıdır. Siğile doğrudan temas etmek ya da siğile değen başka bir şeye temas etmek, virüsün yayılmasına neden olabilir. Ellerde, parmaklarda ve ayaklarda sık görülür. Hemen herkeste siğil çıkabilir ama bazı kişilerin siğile neden olan HPV virüsünü kapmaya daha yatkın olduğu düşünülür. Çocuklar, ergenlik çağındakiler, tırnaklarını yiyenler, tırnak etlerini koparanlar ve bağışıklık sistemi (vücudun savunma mekanizması) zayıf olan kişilerde siğil oluşması riski daha yüksektir. Dua sonrası kişide çok büyük bir rahatlama olduğundan vücut bu virüse karşı da direnç kazanır ve rahatsızlık kendiliğinden geçer demişti. Bir doktor fıkrası ile bitireyim. Yeni muayenehane açan bir doktor camına şöyle bir duyuruda asmış “ bütün rahatsızlıkların tedavisi bende, hastalığınızı geçiremezsem vizite ücreti almam”. Uyanıklardan birisi doktoru makaraya almak için hemen damlamış. Doktor bey benim hiç ağzımın tadı yok. Yediklerimin tadını alamıyorum dolayısıyla ne yediğimi de bilmiyorum deyince doktor hemşiresine hemşiranım 8 numaralı kavanozu rica edeyim demiş. Kavanozdan bir kaşık alıp adama verince adam tükürerek yerinden fırlamış ve bağırmış “ bu bok yahu doktor”. Doktor “bak ağzınızın tadı geldi” deyip vizite ücretini almış. Canı yanan adam birkaç ay sonra tekrar gitmiş “ doktor ben hafıza kaybına uğradım hiçbir şey hatırlamıyorum” deyince doktor yine hemşiranım 8 numaralı kavanoz” demiş. Tabi malum bizimki yine tükürerek “bu bok yahu doktor” deyince, doktor bak hafızanız yerine geldi demiş ve vizite ücretini yine almış. Bizimki ıslah olmamış birkaç ay sonra yine damlamış. Doktor demiş “bende cinsel iktidarsızlık başladı ne önerirsiniz.” Doktor yine 8 numaralı kavanoz deyince adam sinirle yerinden kalkmış “ “seni de senin 8 numaralı kavanozunu da ..........” deyince doktor “bak gördünüz mü cinsel gücünüzü tekrar kazandınız” demiş. Sağlıcakla kalınız.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 16.06.2014 05:12
AHRAZ EMMİ
Değerli yazarımız.Bu hatıralar çok güzel.
Yazılarınızı ilgiyle takip ediyor, yenilerini bekliyoruz.
Ali FİDAN -- 21.03.2014 15:20
EVLERİNE VARAYIM
FATMA TEYZEME GEÇMİŞ OLSUN.
ALLAH ACİL ŞİFALAR VERSİN.
ALİ FİDAN -- 16.12.2013 22:54
RESİM
Çok güzel .Bizlere tarihi yaşatıyorsunuz.İyiki varsınız.İstanbuldan kucak dolusu selamlar..
ALi Fidan -- 01.12.2013 11:09
DELİ CAMIZIN ETTİĞİ
Aliciğim! Geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer.Hele bir yaştan sonra...İlgine bilmukabele teşekkür ederim.Saygı ve selam ile...
Adınız ve Soyadınız -- 07.10.2013 19:12
DELİ CAMIZIN ETTİĞİ
Sene 1989,İstanbulda Askeri Lisede okurken Üsküdarda ikamet eden rahmetli Nevzat AÇIKGÖZ amcaya hafta sonu izinlerinde ara sıra uğrardım.Hasbihal eder, çayını içer, sofrasından yemeğini yerdim. Benimle paylaştığı ilk anısı bu olmuştu.Kendisini rahmetle anıyorum.Bizleri geçmişe götürdüğünüz için de sizlere teşekkür ediyorum.
ALİ FİDAN -- 06.10.2013 20:46
Köprü
Kalemine sağlık Mustafa amca, anlattığınız hikayelerde oğulcuk yöresi ağız dili çok yakışıyor Allah uzun ömürler versin sizlere, anlaşılan daha sizden dinleyeceğimiz çok öyküler var.
Merak ve sabırsızlıkla yazılarınızı okumak için bekleyeceğiz.

Ali FİDAN
-- 29.09.2013 23:04
BİZİM RADYO
Cok haklisiniz Abdurrahman Bey;darbeler marbeler bizlere cok seyler kaybettirdi.Demokrasimiz demir girat'liktan bir milim oteye gecemedi.Zarar ziyan ortada.Bu olumsuzluklardan ders alabilmis miyiz? Maalesef... Hala darbe cigirtkanligi yapanlar var.Olayi karikaturize etme meselesine gelince anlatimiz ana cizgileriyle dogrudur.Yasanmistir.Bir kara mizahtir.Isin kolayina kacmadim. Ben hikaye ettim.Anlatiyi ete kemige burundurdum.Pek de kolay olmadi,ama oyle diyorsaniz oyle olsun.Kel Ali'ye'Deli Rifat'a'Menderes'e,Zorlu'ya ve Polatkan'a rahmet diliyorum.Selam ve saygiyla.
Mustafa Topaloglu -- 10.09.2013 14:19
BİZİM RADYO
Deli Rıfat'ın evinden ölü çıkmadı belki, ancak daha sonra memleketin hem Başbakanı, hem Maliye Bakanı ve de Dışişleri Bakanları darağacında sallandırılmadı mı? Olayı karikatürize ederek anlatmak belki işin en kolay yanı... Ancak 1960 İhtilalinin Türkiye'yi kaç sene geriye götürdüğünü ve ondan mülhem bilahare yapılacak olan askeri müdahalelerin ülkemize ve bizlere neler kazandırdığını(!) şöyle insaflıca bir düşünmek gerekir.
Abdurrahman Yıldırım -- 06.09.2013 08:04
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
7
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00