BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 16.02.2019 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
242
Dün
:
4633
Toplam
:
15746446
HASBİHAL Mustafa TOPALOĞLU
"KEZİBAN HALA
mustafatmatpl@hotmail.com
Benim Keziban halam Hakk'a yürüdü. Yazıçepni'de toprağa verdik halamı.Mekanı, makamı cennet ola.Nurda yata. Işıklar içinde uyuya...

Keziban halamı 12 Mart 2014'te Oğulcuk'tan İnsan Manzaraları'nda yer alan bir anlatıyla bir kez daha hayırla yad ediyorum:

"KEZİBAN HALA

Keziban hala. Yaşı yüze dayandı Keziban halanın. Benim halam. Can halam. Kayseri’de oğlu Kemal’in evinde. Toprak onu “Gel gel!”edip çağırmada. O hayata tutunmuş. Olmaz olsun ihtiyarlık. Aklı bir gelip bir gidiyor. Unutma hastalığı pençesine almış. Yediği yemeği unutuyor da çocuklukta millet mektebinde öğrendiği şiirleri okuyuveriyor. Şiirleri okurken görmelisiniz. Bir ilkokul öğrencisi oluyor halam. Sular seller gibi okuyor şiiri. Bitince alkışlıyoruz. Başıyle selamlıyor bizi.
Keziban hala Belörenli. Ana tarafından akraba oluruz. Zaten çocukluğu Oğulcuk’ta geçmiş. Evlilik çağına gelince Yazıçepni’ye gelin gitmiş. Yazıçepnili Nafiz’le dünya evine girmiş. Yazıçepni’de bir de lakap takmışlar halama. Topak boylu halama “Topuksuz”demişler. Benim Topuksuz halam eşi Nafiz’i yitirince geniş dünya dar olmuş başına. Eşinin hatırasına saygıdan evlenmemiş de. Oğlu Kemal’in yanında o gündür bu gündür. Kemal’in eşi Ayten hem gelini hem de yeğeni. Halama “Öte git,gözüne tütün gider.” diyen yok. Rahat. Rahat olmasına da...

Kayseri’de ziyaret ettik Keziban halayı. Fatma’yla birlikteyiz. Vakit akşam. Halam bizi görür görmez tanıdı. Yüzü bir ışıdı. Sesi cığıl cığıl...
-Aman Mısdafa’m hoş geldiniz. Fatma’m gurban olurum. Gelin gelin...
Ellerinden öptük. Sarıldı bize. Hastalığından yakındı. Sulandı gözleri. Hal hatır sormada köyden. Tam bu bahiste halam çocukluğuna gitti:
-Kosöö emmim nöğorüyo? Etem ağam nasıl? Niye beni yoklamıyorlar?
Kosöö (Köse) emmi dediği Kosö’nün Derviş. Derviş emmimiz. Öleli yarım asır oldu. Etem ağası da dayım. Dayım da kırk yıl önce ayrıldı darı dünyadan. Keziban halama bakarsan ikisi de yaşıyor. Birden anamı hatırlıyor:
-Mısdafa’m Hacca nasıl? O hayırsız da gelip bi halımı hatırımı sormaz...
Anam da sizlere ömür. Keziban halam sitem ediyor anama. Güler misin,ağlar mısın? Ya da hem gül hem ağla. Yaşı yüze merdiven dayayan insan. Biz de o yaşlara ulaşırsak olacağımız...

Keziban halam da iyi türkü söylerdi. Kemal bu ağır havayı dağıtmak için dedi ki halama:
-Ana... Bi türkü söyle de diğniyek.
Keziban halam başladı. Bölük pörçük. Ağıt,sitem, kahır...Birkaç dörtlüğünü not aldım. Buyrun siz de görün. Önce onbirli hece ölçüsüyle üç dörtlük:

“Billedim bağımı yimedim üzüm
Gaynadın bekmezi gelirim guzün
Gezerim gurbeti elimde sazım
Nideyim ağalar gaderim böyle

Issız evler olmuş benim durağım
Dert üstüne dert bağladı yüreğim
Cenabı Allah gabıl etsin dileğim
Başaca giderim ben böyle galan

Evlerim evlerim yüksek evlerim
Girerim içinde gönül ağlerim
Galmadı mı şu dağların bağleri
Başaca giderim ben böyle galan”

İki dörtlük de sekizli ölçüde. Onlara da bir göz atalım:

“Susuz yirde soğüt bitmez
Biterse de dalın atmaz
Babasız gız gelin gitmez
Bırakıp da gittin beni

Evimizin önü bayır
Yağmır yağar çağıl çağıl
Ayrılık da çare değil
Nasıl ayrıldın hayırsız.”

Geç vakte kadar oturduk. Veda zamanı geldi. Halam yine döndü çocukluğuna:
-Kosöö emmime selam gotürün. Etem ağam Hacca’yı alsın da gelsin. Allah’a severseniz unutmayın.
Tamam hala can. Selamın başımız gözümüz üstüne. Emanetin üstümüzde kalmasın.

Geldik Oğulcuk'a. Mezarlıkta sonsuzluk uykusunu uyuyan Derviş emmiye,Etem dayıya ve anama tebliğ ettik Keziban halanın selamını. Onların da ruhunu şad eyledik.Cennet bahçeleri durak olur onlara inşallah!

07.07.2018

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
MUSKA
Sayın Sayha,
İlginize teşekkür ederim. Değer verip yorumlamışsınız. Mutlu oldum. Evet. Muskanın ve hamaylının psikolojik yönden faydaları olabilir. Bunu kabul ediyorum. Nitekim dedem de muska yazardı. Ama doktor tavsiyesinde de bulunurdu hasta yakınına. Anam tıvga keserdi. Ocaklıydı. Daha önce yazdım. Elbette bir müşfik bakış, derdine derman arayana pozitif enerji verir. Ancak diyorsunuz ki:
“Binlerce yıllar öncesi kültürümüzü elin Rus'u, japonu, Hindistanı kabullenmiş, bilimsel yollardan inandırmaya çalışıyor. Biz, onların arkasından gitmeyi, elin gavuru söylerse inanmayı marifet, ilericilik, çağdaşlık sanıyoruz.” Burda bir muğlaklık var. Rusu,Japonu, Hindlisi bizim binlerce yıllık kültürümüzü kabullenmiş mi? Kabullendilerse onlar bizim peşimizden geliyordur. Biz mi onların arkasından gidiyoruz? Onların her söylediğine inananları ilerici, çağdaş diye vasıflandırmak da ne oluyor?
Çok doğru söylüyorsunuz:” İnsanın kendisi Ayet dir.” Hatta insan ” Kitab-ı Rab”tır. Mukaddestir.
Benim duam şudur: “Allah kimselere dert verip de derman aratmaya.” Tabip olmayana yaramızı sardırırsak belki o yaramızı azdırırız. Temkinli olmakta fayda vardır.
Selam ve saygılarımla.

Mustafa Topaloğlu -- 27.11.2017 14:29
MUSKA
Sayın Topaloğlu; Muska ve hamaylı ile yazmış olduğunuz makaleleri okudum ve bilgilendim. kaleminiz var olsun.

Ancak; Sizde biliyorsunuz ki bu günün bilim insanları derinlemesine araştırma yapıyorlar. Bu araştırmaları, zamanında Türkler in ve Müslümanların hastalık tedavisinde kullandıkları ( Ocak, nefes,muska, nazarlık) yöntemler zerinde ne yazık ki yapmıyorlar. Çünkü biz değerlerimize sahip çıkmayıp her şeyi hurafeleştirdik, sadece gözümüzün gördüğüne inanır hale geldik.

Ruslar biyo enerji ile hasta tedavi ediyor. Japonlar akapuntur yöntemiyle tedaviye başladılar. Hindistanlılar taşlar kullanarak tedavi yöntemlerini korkusuzca kabullendiler, açıkladılar, ispatladılar. İşte bunlar bu yola çıktıkları için bilim araştırıyor. Ve diyor ki, bir bardak suya hoş şeyler söyleyip içerseniz zaman su size şifa olur. Çünkü sizden yansıyan olumlu enerji suyun moleküler yapısını ayrıştırıyor. Eğer suya kutsal bir söz söyleyip üflerseniz suyun enerji kimyası ve enerji rengi anında değişiyor. Demek ki dinimiz bize besmele çekerek yeyip içmeyi boşuna emretmemiş. Günümüzdeki aygıtlar okunmuş veya güzel sözler, temenniler söylenen suyun ve normal suyun hal ve düzenini, arasındaki farkı (rengini, moleküler yapıdaki enerji farkını) resmede biliyor.

Diğer taraftan. Bazı insanların enerjileri bazı insanlardan daha yüksektir. İnsanları hasta edende bedeninde biriken kötü enerjinin bedende oluşturduğu tahribattır. Bu tahribat doktorla, tıp bilimiyle tamir edilmeye çalışılıyor. En doğal olanıda elbette budur. Asıl tedavi; bu enerjiyi kaldıra bilmek, hastayı toparlayıp tedavisini kolaylaştırmaktır. Asık suratlı, sürekli azarlayan,Sevmediğiniz bir doktordan tedavi alsanız ne kadar sürede iyileşirsiniz? Elbette ki daha kötü olursunuz. Çünkü olumlu enerji veremiyor. Öncelikle ruhunuzu etkileyemiyor.

Bizim "ocak" diye adlandırdığımız, muska diye taşıdığımız ayetler bu enerjinin zararlı halden yararlı hale dönüşmesine yarayan unsurlardır. Bir kağıda, bir suya, bir eve bir şekilde ne yazarsanız yazın, ne söylerseniz söyleyin, okuyun; karşıdakinin beklentisi hangi doğrultuda ise o doğrultuda hal değiştirir. Beklentisi doğrultusunda o an mutlu olduğu için olumsuz enerjiisi olumlu enerjiye dönüşür. Enerjisi güçlü insanlar, zayıf insanlara niyetleri doğrultusunda her daim şifa olmuşlardır. Mesele olumlu enerjiyi kabullenmektir.der bilim adamları.

Demem odur ki, bilim insanları bizim hurafe sayıp, kültürümüzden çıkardığımız göreneklerimizi araştırıp, aydınlatıp kabullenmeye çalışırken, biz hala yozlaşmak için dediğim dedik çaldığım düdük değil hödük demeye devam ediyoruz. Binlerce yıllar öncesi kültürümüzü elin Rus'u, japonu, Hindistanı kabullenmiş, bilimsel yollardan inandırmaya çalışıyor. Biz, onların arkasından gitmeyi, elin gavuru söylerse inanmayı marifet, ilericilik, çağdaşlık sanıyoruz. İnsanın kendisi Ayet dir. Olumlu düşünürse Rahmet dir. kağıda yazılan sadece zahmet dir.

Rabbime duam şudur ki; İlerdeyken geriye düşmüş, düşürmeye, düşmeye çalışan Müslümanları bu halden kurtar. "Göz yanılır, akıl kandırır" bu kadarını kendini aydın sanıp, karanlık da kalmışlara kavrat Allah'ım.

Not: Hastalanan doktora gitmesin demiyorum. sakın yanlış anlaşılmaya. İşin bu tarafını da göz ardı etmemeli, bilim bu gün açıklamışsa araştırıp öğrenmeli.
SAYHA -- 25.11.2017 20:41
BEKLE BİZİ MERSİN
Geleneği yaşatma adına güzel. Elin sağlık.
Habib Coşkunsoy -- 04.11.2017 12:54
CEVİZLİK
Değerli dost Mustafa Bey’ciğim, “ceviz oynamaya geldin odama” türküsü sanırım 60 lı yılların sonlarında pek revaçtaydı. Büyüklerimiz isteyince çalar söylerdik. Çocukluğumdan beri bilirim ki şarkılarda türkülerde 20 yılda bir tekrar gündeme çıkar sanki yeni duyulmuş gibi. Müzik piyasası bunu böyle ayarlıyor.

Türkünün hikâyesini de özetlemişsiniz. Aslında eski bir yaraya da parmak basıyorsunuz. Anadolu da genç yaşta ölen ağabeyin eşini küçük kardeşe nikâhlamak böyle üzüntülere sebep oluyordu. Bilmem bu gelenek hâlâ devam ediyor mu?

Yazınızı okurken benimde aklıma bir darbımesel geldi. “An beni bir kozla (ceviz) o da çürük çıksın. Hatırlamak, hatırlanmak ne güzel bir duygudur. Sevgi ve selamlar.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 19.10.2017 19:35
İDEALİST ÖĞRETMEN
Suzan Hanım. Teşekkür ederim. Eğitim mevzusu çok derindir.Siz de yarış atı gibi sahaya sürülen yavrularımızın psikopat olarak yetiştiğine vurgu yapmışsınız. "Çocuklar ana kucağı görmeden okulun ocağına atılıyor." diyorsunuz. Okul-aile işbirliği yürütülebilse bu sorun kısmen çözülür.
Okul sonrası antisosyal, ruhsuz bir kişilik kalıyor görüşünüze de kısmen katılıyorum. Ancak bunda velilerin de suçu var. Velilerimiz öğrencileri yürütüp solutmuyor. Bir yarıştır gidiyor.Özel öğretmenler, eğitim kursları şudur, budur...Çocuklarımız "test-tost" arasında ömür tüketiyor.
İdealist öğretmen yetiştirme bağlamında ne yazık ki çok gerilere düştük. Öğretmen okulları orta öğretim düzeyinde kapatıldı.Halbuki kırklı yıllarda uygulanan Köy Enstitüleri projesine benzer bir çalışma yapılabilirdi.Ben Boğazlıyan Oğulcuk köyündenim. Benim ilkokul öğretmenim Hamdi Ünal Köy Enstitüsü mezunuydu.Aynı köylüydük. Hamdi Ünal Oğulcuk'ta tam tamına 20 yıl öğretmenlik yaptı. O idealle yetişti çünkü."Köyüme gideceğim. Köyümde çalışacağım." idealiyle. Şimdi YÖK, birkaç aylık formasyonla öğretmen yetiştiriyor. Köy görmemiş gençler köyde öğretmenlik yapacak!Siz hiç birkaç aylık formasyon alıp doktor olan gördünüz mü? Birkaç aylık formasyonla avukat, hakim, savcı olan var mı?
Doğuda görev yapacak öğretmenler birkaç aylık bir çalışmayla Kürtçe öğrenebilir. Böylece öğrencisiyle ve çevresiyle daha iyi iletişim kurar bu öğretmenler.Oralarda görev yapacak öğretmenlerin Kürtçeye de vakıf olması gerekir bence.
Bu mevzu derin mi derin.Çözülür çözülmesine de...
Mustafa Topaloğlu -- 06.10.2017 21:35
BAL TEFSİRİ
Sevgili kardeşim. Adınızı yazmamışsınız. Olsun. İlgi göstermiş, yorumlamışsınız. Teşekkür ederim. Doğrudur.Elbette herkesin babası-annesi evladına kutsaldır.Bal Tefsiri'ni ben de çok anlamlı ve öğüt verici bulurum. Hem de edebidir. Ben bu pencereden baktım. Eklediğim tevil de acizane benim katkımdır. Yağmur da okumuş. Onun yorumunu da yazmadan geçemedim.Bu hata mıdır? Süç-ü lisan ettikse affola.İslam kültürünü yaşıyoruz yaşayabildiğimiz kadarıyla."Bu devirde İslamın ilmini çözecek alim mi kaldı?" diyorsunuz. Er yatağı boş kalmaz kardeşim. Elbette vardır.Göçenlere de rahmet olsun.
Selam ve saygıyla.
Mustafa Topaloğlu -- 06.10.2017 20:18
İDEALİST ÖĞRETMEN
Sayın Topaloğlu. Cumhurbaşkanımız doğruyu söyledi. Eğitim alanında ilerleme sağlanamadı. Hatta öyle gerileme oldu ki, aklıbaşında okula başlayan çocuklar psikopat olarak mezun oluyorlar. Çünkü çocuklar ilk okuldan başlayarak yarış atı gibi sahaya sürülüyor. Sütten kesilip kreşe başlıyor. Sonra ana okulu, sonra ilk okul. Çocuklar ana kucağı görmeden okulun ocağına atılıyorlar. Yirmi yirbeş yaşına kadar eğitim sürüyor. Sonrası süper eğitilmiş insan yerine antisosyal ruhsuz bir kişilik kalıyor.

Diğer taraftan, atanan öğretmen doğuya hizmete gönderiliyor.Hatta ilk okullara dahi İngilizce öğretmenleri atanıyor. Atanıyor atanmasına da oradaki çocuk Türkçeyi bilmiyor, öğretmen Kürtçeyi bilmiyor, öğretmen öğrenci iletişim kuramıyor ama ingilizce öğretmek için çırpınıyor. Sınıf öğretmenleri için de aynı durum geçerli.Türkçe bilmeyen çocuğa Kürtçe bilmeyen öğretmen ders anlatıyor. Bu öğretmenler önce dil öğretmek zorunda, sonra iletişim kurup müfredatı uygulamak sonrada ana okulundan beri yetişmiş çocuklarla aynı soruları cevaplayarak sınavlarda başarılı olmak zorunda. Öğrenci başarısız ise öğretmende başarısız demektir. Bu sorunlar çözülmeden, doğuda hizmet verecek öğretmenin başarılı olması beklenemez. Başarısız olacağı bölgede görev yapmayı kim ister?
SUZAN -- 06.10.2017 00:46
İDEALİST ÖĞRETMEN
Elinize dilinize sağlık...
RÜSTEM FİLİZ -- 03.10.2017 12:53
BAL TEFSİRİ
sayın Topaloğlu, Sizin yüzünüz nurlu mu nursuz mu bilemem fakat elbette herkesin babası evladına kutsaldır. Bal tefsirinde çıkarılan teviller çok anlamlı ve öğüt niteliğindedir. Bu öğütleri tutan, yerine getirip bu hazzı alan insana zaten Allah (C.C) mükafatını verir. Asıl olan oradaki güzellikleri fark edip yaşayıp yaşatmak. İslam temel kaynaklarında o yok, bu yok, şu yok diye diye pek çok hadisleride yok saydık. Her şey kaynak değildir. İslamın kendine göre bir kültürü, geleneği göreneği vardır. Nasrettin hoca her anlatılan fıkranın hocası değil elbette. İnsanlara benimsetmek için güzel hal ve hareketleri yerleştirmek adına birisi Ali dedi demiştir öteki peygambere kadar getirmiştir diğeri Allah bunun mükafatını verir diye böyle bir rivayet oluşu vermiştir. Her şeyin kaynağını dibini bucağını kurcalamak gerekir. Tabi ki kimseye bir zararı yoksa. Bu devirde islâmın ilmini çözecek alimmi kaldı.En büyük alimimiz CHP de siyasetçiydi. Allah rahmet eylesin diyelim.
Adınız ve Soyadınız -- 24.09.2017 01:53
SAVURSUNLAR YELE BENİ!..
Aziz dostum,vesile oldunuz. Aşık Serdari'nin bir dörtlüğünden "Kıtlık Destanı"na uzandım. Sonra karşıma Çolak Hacı çıktı. Serdari...Ele avuca sığmaz bir baba yiğit. Gözü pek. Mert mi mert.Özeline indim. Güzel bir çalışma oldu.Emeğim yerde kalmadı. Dilerim, kitaplaştırmak da nasip olur.
Teşekkürlerimle. Selam ve saygıyla...
mustafa topaloğlu -- 03.07.2017 15:04
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
3
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00