BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 21.09.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
288
Dün
:
4633
Toplam
:
14474374
HASBİHAL Mustafa TOPALOĞLU
"KEZİBAN HALA
mustafatmatpl@hotmail.com
Benim Keziban halam Hakk'a yürüdü. Yazıçepni'de toprağa verdik halamı.Mekanı, makamı cennet ola.Nurda yata. Işıklar içinde uyuya...

Keziban halamı 12 Mart 2014'te Oğulcuk'tan İnsan Manzaraları'nda yer alan bir anlatıyla bir kez daha hayırla yad ediyorum:

"KEZİBAN HALA

Keziban hala. Yaşı yüze dayandı Keziban halanın. Benim halam. Can halam. Kayseri’de oğlu Kemal’in evinde. Toprak onu “Gel gel!”edip çağırmada. O hayata tutunmuş. Olmaz olsun ihtiyarlık. Aklı bir gelip bir gidiyor. Unutma hastalığı pençesine almış. Yediği yemeği unutuyor da çocuklukta millet mektebinde öğrendiği şiirleri okuyuveriyor. Şiirleri okurken görmelisiniz. Bir ilkokul öğrencisi oluyor halam. Sular seller gibi okuyor şiiri. Bitince alkışlıyoruz. Başıyle selamlıyor bizi.
Keziban hala Belörenli. Ana tarafından akraba oluruz. Zaten çocukluğu Oğulcuk’ta geçmiş. Evlilik çağına gelince Yazıçepni’ye gelin gitmiş. Yazıçepnili Nafiz’le dünya evine girmiş. Yazıçepni’de bir de lakap takmışlar halama. Topak boylu halama “Topuksuz”demişler. Benim Topuksuz halam eşi Nafiz’i yitirince geniş dünya dar olmuş başına. Eşinin hatırasına saygıdan evlenmemiş de. Oğlu Kemal’in yanında o gündür bu gündür. Kemal’in eşi Ayten hem gelini hem de yeğeni. Halama “Öte git,gözüne tütün gider.” diyen yok. Rahat. Rahat olmasına da...

Kayseri’de ziyaret ettik Keziban halayı. Fatma’yla birlikteyiz. Vakit akşam. Halam bizi görür görmez tanıdı. Yüzü bir ışıdı. Sesi cığıl cığıl...
-Aman Mısdafa’m hoş geldiniz. Fatma’m gurban olurum. Gelin gelin...
Ellerinden öptük. Sarıldı bize. Hastalığından yakındı. Sulandı gözleri. Hal hatır sormada köyden. Tam bu bahiste halam çocukluğuna gitti:
-Kosöö emmim nöğorüyo? Etem ağam nasıl? Niye beni yoklamıyorlar?
Kosöö (Köse) emmi dediği Kosö’nün Derviş. Derviş emmimiz. Öleli yarım asır oldu. Etem ağası da dayım. Dayım da kırk yıl önce ayrıldı darı dünyadan. Keziban halama bakarsan ikisi de yaşıyor. Birden anamı hatırlıyor:
-Mısdafa’m Hacca nasıl? O hayırsız da gelip bi halımı hatırımı sormaz...
Anam da sizlere ömür. Keziban halam sitem ediyor anama. Güler misin,ağlar mısın? Ya da hem gül hem ağla. Yaşı yüze merdiven dayayan insan. Biz de o yaşlara ulaşırsak olacağımız...

Keziban halam da iyi türkü söylerdi. Kemal bu ağır havayı dağıtmak için dedi ki halama:
-Ana... Bi türkü söyle de diğniyek.
Keziban halam başladı. Bölük pörçük. Ağıt,sitem, kahır...Birkaç dörtlüğünü not aldım. Buyrun siz de görün. Önce onbirli hece ölçüsüyle üç dörtlük:

“Billedim bağımı yimedim üzüm
Gaynadın bekmezi gelirim guzün
Gezerim gurbeti elimde sazım
Nideyim ağalar gaderim böyle

Issız evler olmuş benim durağım
Dert üstüne dert bağladı yüreğim
Cenabı Allah gabıl etsin dileğim
Başaca giderim ben böyle galan

Evlerim evlerim yüksek evlerim
Girerim içinde gönül ağlerim
Galmadı mı şu dağların bağleri
Başaca giderim ben böyle galan”

İki dörtlük de sekizli ölçüde. Onlara da bir göz atalım:

“Susuz yirde soğüt bitmez
Biterse de dalın atmaz
Babasız gız gelin gitmez
Bırakıp da gittin beni

Evimizin önü bayır
Yağmır yağar çağıl çağıl
Ayrılık da çare değil
Nasıl ayrıldın hayırsız.”

Geç vakte kadar oturduk. Veda zamanı geldi. Halam yine döndü çocukluğuna:
-Kosöö emmime selam gotürün. Etem ağam Hacca’yı alsın da gelsin. Allah’a severseniz unutmayın.
Tamam hala can. Selamın başımız gözümüz üstüne. Emanetin üstümüzde kalmasın.

Geldik Oğulcuk'a. Mezarlıkta sonsuzluk uykusunu uyuyan Derviş emmiye,Etem dayıya ve anama tebliğ ettik Keziban halanın selamını. Onların da ruhunu şad eyledik.Cennet bahçeleri durak olur onlara inşallah!

07.07.2018

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ÇANAKKALE’Yİ DOĞRU ANLAMAK
Değerli Meslektaşım,

Çok geç de olsa sizinle Yozgat Gazetesi ortamında bir araya gelmekten son derece hoşnutum. Yazılarınızı büyük bir beğeniyle okuyorum.

Yazımla ilgili güzel düşünceleriniz için çok teşekkür ederim.

Öğrendiğim kadarıyla yazları Mersin'de, kışları Oğulcuk'ta geçiriyormuşsunuz. Dilerim bir gün buluşur, yüz yüze söyleşiriz.
Yaşlarımız, mesleğimiz, branşımız aynı. Çok güzel bir söyleşi ortamı olacağı düşüncesindeyim.

Düşünce ve duygularımı abartı olarak algılamayın lütfen.Yozgat Gazetesi için önemli bir değersiniz. Sizi bu ortamda anılarınızla, düşünce ve duygularınızla izlemek ayrı bir tat.

Ben 1967'de Yozgat Lisesini bitirdim. Siz liseyi Kayseri'de okumuşsunuz. Bu nedenle tanıma fırsatımız olmamış.

Her şey gönlünüzce olsun.

Sevgi ve saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 19.03.2015 17:09
LAKAPLARIMIZ
Muhsin Bey,
Aramıza hoş geldiniz, safa geldiniz. Biraz geç oldu,kusura bakılmaya.Ben de sizi okuyorum. Özellikle Her Yönüyle Yozgat'ı... Siz her yönden anlatmışsınız Yozgat'ımızı. Ne güzel etmişsiniz. Çok yararlandım. Oğulcuk Ağzı ile ilgili çalışmamda yol ve yöntem hususunda bana ışık tuttu Her Yönüyle Yozgat. İlginiz ve beni kıvandıran yorumunuz için çok teşekkür ederim.
Selam ve saygıyla.
Mustafa Topaloğlu -- 02.03.2015 15:39
LAKAPLARIMIZ

Yazınızı büyük bir beğeniyle okudum.Lakaplar gerçekten Yozgat kültüründe önemli bir yere sahip. Şimdi bile bir hemşehrimizle söyleşirken kimlerden olduğunu sorduğumuzda genellikle onu soy adıyla değil, ailesinin lakabıyla tanıyoruz.
Ne güzel sıralamışsınız Yozgat'ta kullanılan lakapları. Güzel bir folklor araştırması olmuş. Zaman zaman geçmişe gitme gereksinimi duyuyor insan. Bize bu gereksinimi giderme fırsatı verdiğiniz için teşekkürler.
Kaleminiz sürekli, yaşamınız sağlıklı ve mutlu olsun!..
Muhsin Köktürk -- 28.02.2015 13:59
BİR GÜNAHA BİN AZAP
Sevgili Mustafa Hocam, Memleketimizin önemli sorunlarınlarından bitanesini köşenize taşıdığınız için teşekkürler;İnşallah Bu tür cinayetlerin sonu olur. Bu tür katillerin cezasını en ağır biçimde alması için elimizden ne geliyorsa yapmamız lazım. Bu cinayeti işleyenler dünyada kısasa, ahirette ise cezaya uğrar.
Kur'an-ı kerim'de öldürmenin haram olduğuna dair pek çok Âyet-i kerime vardır. Bunlarda bitanesi; "KİM BİR CANA KIYMAMIŞ YA DA YERYÜZÜNDE BOZGUNCULUK YAPMAMIŞ OLAN BİR KİMSEYİ ÖLDÜRÜRSE, BÜTÜN İNSANLARI ÖLDÜRMÜŞ GİBİ OLUR." (Mâide: 32) hoşcakalın....


MURAT ÜNAL -- 19.02.2015 11:58
SAMED
Suzan Hanım, ilginiz ve tenkidî yorumunuz için çok teşekkür ederim.Haklısınız, "Samed"de kopukluklar var gibi.
Bu yazıyı yeğenimiz Samet Aslan'ın hayatının baharında bir trafik kazasında ölümü üzerine yazdım."Samet Benim Nem Olur?-1"de Samet'in çocukluğu var. "Samet Benim Nem Olur?-2"de Samet hayata atılmış işini kurmuş. Her iki anlatıda kişiler ve mekanlar farklı.Kopukluk burdan geliyor sanırım. Bu iki anlatıyı daha önce "Oğulcuk'tan İnsan Manzaraları"nda farklı zamanlarda yazdım. "SAMED"in girişi aslında biraz da sonuç bölümünü içeriyor.Bilindiği gibi olay anlatımında hâlden mâziye dönülebilir.Ben de böyle bir yol denedim.
İlginiz ve tenkidî yorumunuz için tekrar teşekkür ederim.Bilmukabele yeni yılda mutluluklar dilerim.
Selam ve saygıyla..
Mustafa Topaloğlu -- 04.01.2015 16:45
SAMED
Sayın Topaloğlu, yazılarınızı okumak alışkanlık olduğu için okuyorum. Çünkü çok sık yazı yazıyorsunuz.Kendi yöremizin şivesini, kültürünü yansıttığınız için sıla özlemi gidermiş oluyoruz.Velâkin yazılarınızın giriş ve sonuç bölümleri öyle bir birinden kopuk oluyor. Aynen bu yazıda olduğu gibi. Allah(c.c)ın adından başladınız, göze küfreden bir adama bağladınız.Bunca kelime cümle sarfederek emek verdiğiniz bu yazılar biraz hamur kıvamında.Giriş, gelişme sonuç ilişkisi bir birini tamamlamalı.Hamuru kardınız. Bezeyi alalım. Tahtada açalım.Ara malzemeyi katalım. Sonra fırına atalım. Daha sonra ikram yapalım. Okuduğum yazı ruhumu lezzetiyle, kokusuyla tadıyla doyurmalı.Yani, düşündürmeli, öğretmeli veya bazı mekanlarda gezdirmeli.

Olgunluğunuza sığınarak... Biraz tenkidi bir yorum oldu. Yeni yılda mutluluklar selamlar.
SUZAN -- 31.12.2014 17:51
YAZMIŞLAR
Değerli Mustafa Bey’ciğim, Yazmışlar başlıklı yazınız beni çok eski yıllara götürdü. 40 yıllık kadim arkadaşım, kardeşim rahmetli Erdoğan Sezgin ile Sümmani’nin bu deyişini karşılıklı çalar söylerdik Sözler ikimizi de çok etkilerdi. Deyişi hüzünle bitirir rahmetle anardık. Çünkü Sümmani’nin dediği gibi sevdiğimiz bazı tanıdıklarımızın defterine alın yazılarını yazan kalem, daha ruhlar yaratılmadan onların kaderlerini kötü yazmıştı. Ömürleri de böyle geçti.

Ervah-ı Ezelde Levh-i Kalemde
Şu Benim Bahtımı Kara Yazmışlar
Bilirim Güldürmez Devr-i Alemde
Birgünümü Yüz Bin Zara Yazmışlar

Arif Bilir Aşk Ehlinin Halini
Kaldırır Gönlünden Kil-ü Kalini
Herkes Dosta Vermiş Arzuhalini
Benimkini Ürüzgara Yazmışlar

Olaydı Dünyada İkbalim Yaver
El Etsem Sevdiğim Acep El Ne Der
Bilmem Tecelli Mi Yoksa Ki Kader
Beni Bir Vefasız Yare Yazmışlar
Yazanlar Leyla'nın Mecnun Kitabın
Sümmani'yi Bir Kenara Yazmışlar

Sizinde buyurduğunuz gibi son iki mısraın öncesi var mıydı diye bende araştırmıştım bir şey bulamadım. Şiir daha uzunca ama çalınıp söylenen kısım genelde bu kadar. Âşık Sümmani’nin bütün şiirleri, deyişleri birbirinden güzelse de bunun yeri elbette başka. Selam ve saygılarımla.

Okuyucu için: (Affınıza sığınarak)
Ervah-ı Ezel: Ruhlar yaratılmadan önce
Levh-i Kalem: Kader defterini(levhasını) yazan kalem
Kil-ü Kal: Dedikodu

ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 10.12.2014 18:22
İMDAT EYLE!
Abdulkadir Bey, size dostum diye hitap edeceğim izniniz olursa. Çünkü "Ehl-i dil birbirin bilmemek insaf değil" denilmiş. Şükür okuyoruz,yazıyoruz. Paylaşıyoruz. Ne güzel ediyoruz.Ben de sizi ilgiyle okuyorum. İçtenliğime inanın özellikle Yozgat'ın tarihi bahsinde,Yozgat kültürüyle ilgili çok şeyler öğreniyorum. Bizim bu öğrenmelerimiz son nefesimize kadar sürer inşallah...
Bizim zavallı eşeği bu hale getirenleri araştırdık. Yavaş İsmail'le...Tahmin ettiğimiz gibi Belören'in sığır çobanınınmış.Adını yazmayayım da bu çoban eşeği Yöhmür'ün yazısına bırakmış. Hayvan biraz da görme özürlü. Yöhmür'de pancar tarlalarına dirlik vermiyor diye birileri ayaklarından bilindiği üzere sıkıca bağlamış. Bu zalimi tüm araştırmalarımıza karşın bulamadık. Şimdi bu eşek Oğulcuk'un maskotu oldu. Tüyünü düzdü. Gezip tozuyor. Kimseler de dokunmuyor. Keyfi yerinde...Kışın köydeki yerleşiklerden birine kapılanacak. Söz aldık. Vaziyet bundan ibarettir efendim."Made in Kürtün"e de çok güldüm. Selam ve saygıyla...
Mustafa Topaloğlu -- 23.10.2014 10:37
İMDAT EYLE!
Değerli Mustafa Bey'ciğim. Yazılarınızı merakla takip ediyorum. Bazıları çok hoşuma gidiyor, eskilerin tabiri ile (artık bizde eski olduk ya neyse) bıyık altından gülüyorum. Yazınızı okuyunca eşeğin ayaklarının hemde sıkıca bağlanmasına bir anlam veremedim. Benim bildiğim, köylü atını tavlaya bırakmışsa otlarken ön ayaklarını bağlarsa da böyle sıkıca değil biraz kısaca bir iple bağlarki büyük adım atıpta gözden uzaklaşmasın diye. Eşeği cezalandırmak için böyle bir yola başvurulmuş ise bunu yapanı mutlaka bulmanızı bende bilhassa istirham ediyorum. Kürtün deyince, bende sizi bıyık altından güldürmek için duyduğum bir vakayı nakledeyim. Gümüşhane'ye bağlı Kürtün ilçesinde Glok tabancanın tıpa tıp benzerini yapmışlar ve üzerine de Made in Kürtün yazmışlar. Bir vatandaşımız vasıtasiyle Hollanda'ya götürülüp satılan bu tabanca ecnebilerin çok beğenisi kazanmış. Sipariş vermek için Kürtün hangi devlet acaba diye arayıp durmuşlar.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 02.10.2014 20:36
KÖPRÜLER YAPTIRDIM
Sılaya gitmeye gerek yok.Yazınızla yaşatıyorsuz bizlere oraları...
Adınız ve Soyadınız -- 20.09.2014 23:41
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
6
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00