BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 25.01.2020 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
192
Dün
:
4716
Toplam
:
17584391
HASBİHAL Mustafa TOPALOĞLU
YENİ YIL HEDİYESİ
mustafatmatpl@hotmail.com
Nurgül Kaynar Yüce eski bir öğrencim. Birkaç gün önce facebook’ta bana rastlamış. İletiyle ulaştı. Yazıştık. Buluştuk. Görüştük iletiler vasıtasıyle. Nurgül Kaynar Yüce yazmış sayfasında. Beni de etiketlemiş. Sürpriz oldu doğrusu. Bu yazı bana “Yeni yıl hediyesi” Sevgili Nurgül’den.

Şimdi o yazıyı ilgilerinize sunuyorum:
.
“DAĞ DAĞA KAVUŞMAZ DA İNSAN İNSANA KAVUŞURMUŞ

Tam otuz yedi yıl önce idi. Ben 11 yaşında kara, kuru küçük bir kız çocuğuyum. K. Maraş Cumhuriyet Orta Okulu ikinci sınıfa gidiyorum.

Toprak damda, akşamları gaz lambası ile aydınlanan bir evde yaşamını sürdüren, gaz lambasının titrek ışığında sayısız romanlar okuyup bitiren , tabiri caiz ise kitap kurdu bir çocuğum.

Türkçe öğretmenim Emine Narin ve daha o dönemlerde bile Türkçe Öğretmenlerim çok severlerdi beni.

Bizim mahallenin ilkokuldan sonra tahsiline devam eden sayılı kız çocuklarından biriyim.

Evet ortaokuldayım , 11 yaşındayım ve ikinci sınıf öğrencisiyim.

Hiç okula gitmemiş olan , benden dört yaş büyük olan Elif bacımın kendi elleri ile diktiği okul formam ile kendimi devletin önemli bir kadrosunda görev alıyormuşçasına önemli hissettiğim o masum, çocuksu yıllarım.

Ben okulun en çok kütüphanesini seviyordum ve iki güne bir ziyaret ediyordum kütüphaneyi.

Tam iki adet kitap alıp eve götürüyor, iki gün sonra geri götürüp teslim ediyor; sonra iki kitap daha alıp götürüyordum eve.

Bir müddet bu böyle devam etti. Kütüphane sorumlusu öğretmenimin dikkatini çekmişti bu durum.

Bir gün bana :

-Kızım her gün iki kitap alıp gidiyor, iki gün sonra tekrar getiriyorsun. Sonra iki kitap daha…

Madem okumayacaksın, neden çift çift alıp gidiyorsun, dedi.

-Öğretmenim, benim evde benden büyük bir bacım var. O hiç okula gitmedi ama okuma yazmayı biliyor ve kitap okumayı o da çok seviyor. Ben de hem bacıma hem de kendim için kitap alıyorum. Bir gün birini ben diğerini bacım okuyor. Ertesi günü de benim okuduğumu bacım bacımınkini de ben okuyup getiriyorum, dedim.

Çok duygulanmıştı öğretmenim.

Neyse aradan zaman geçti ve ertesi yıl kütüphane öğretmenim Türkçe dersime girmeye başladı.

Ve bir gün kompozisyon yazılısında iken:

- K. Maraş’ın tasvirini yapın. İsteyen nesir, isteyen şiir şeklinde yazsın dedi.

Sonra bana dönerek :

-Kaynar , senin şiir olarak yazmanı istiyorum, diye ilave etti ve ben ilk defa o kompozisyon yazılısında ‘GÜZEL MARAŞ’ ismi ile ilk şiirimi yazmıştım.

Yazılıdan iyi bir not almıştım ve öğretmenim “Bundan sonra şiir yazmaya devam et kızım.” demişti.

İşte o öğretmenin adı Mustafa TOPALOĞLU’dur. Yani bu fotoğraftaki adamdır beni şiire teşvik eden. Hem de daha on bir yaşında iken.

Evet can hocam. Sizi hiç unutmadım ve antoloji kitaplarımdaki özgeçmişlerimde de sizden bahsettim hep. Size çok ama çok teşekkür ediyorum kıymetli hocam.

Evet sevgili arkadaşlar,

Aradan 37 yıl geçtikten sonra birgün yani 27 Aralık 2019’da K. Maraşlı bir şair arkadaşımın sayfasındaki bir paylaşımına yorum yaparken bir üst tarafta bir yorum ve yorumun sahibinin profil fotoğrafını ve ismini gördüm.

Mustafa TOPALOĞLU yazıyordu isim ve sima hiç yabancı gelmemişti bana. Hemen profiline girip mesleğine baktım. Öğretmen!

Tamam dedim bu benim Türkçe öğretmenim. Hemen messangerden bir ileti gönderip tanıttım kendimi hocama ve K. Maraş Cumhuriyet Orta Okulunda 1982-83 yıllarında öğretmenlik yapıp yapmadığını sordum.

Evet! Beni şiire yönlendiren kütüphanedeki öğretmenime kavuştum işte....

Bir kaç gündür öylesine yoğun duygular yaşıyorum ki anlatamam.

Sizi çok seviyorum öğretmenim. O kara, kuru kız öğrenci çocuk duygusu ile....

Ve çookk teşekkür ediyorum.

Belki de benden şiir yazmamı istemeniz halk aşıklarının kitaplarını çok alıp okumamdandı, kim bilir....

Karacaoğlan, Köroğlu, Âşık Garip, Tahir ile Zühre, Kerem ile Aslı, Leyla ile Mecnun, Arzu ile Kamber , Ferhat ile Şirin, Yunus Emre...vs gibi...

37 yıl aradan sonra sizinle tekrar yollarımızın kesişmesi çok güzeldi kıymetli hocam.

Rabbimin güzel bir tevafuğu bu olsa gerek ...

Anacığım derdi hep:

-Dünya küçük kızım dağ dağa kavuşmaz da insan insana kavuşur, diye…”

...

İşte böyle yazmış Sevgili Nurgül. Yeni yıl hediyesi. En güzel hediye benim için. Paha biçilmez değerde. Otuz yedi yıl sonra bir öğrencimin bir halk ozanı olarak karşıma çıkması beni çok mutlu etti. O öğrencinin yetişmesinde benim de emeğim var. O öğrencim büyük bir kadir kıymet bilirlikle bunu ifade edip teşekkür ediyor.

Gururlandım. Bir öğretmen için bundan daha büyük mutluluk olur mu?

Sevgili Nurgül’ün şiirleri çeşitli edebiyat dergilerinde yayınlanıyor. Sosyal medyada çeşitli platformlarda paylaşılıyor. Tam tamına 1300 takipçisi var. Artık o takipçilerden biri de benim.

Başarılar diliyorum Sevgili Nurgül Kaynar Yüce'ye. Yolu açık olsun.

04.01.2020

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
YENİ YIL HEDİYESİ
Aynı duygularla ben de yeni yılınızı kutluyorum aziz dostum. Nurgül'ün 37 yıl sonra bana ulaşması, yazdıkları benim için de tatlı bir sürpriz oldu.Yazdıkları kuru bir ifade değil. Antolojilere yazdığı öz geçmişinde de "Şiire ortaokulda Türkçe Öğretmeni MUSTAFA TOPALOĞLU'nun teşviğiyle başladı."ibaresini koymuş.Bana gönderdi.Çok duygulandım. Birkaç gün önce de Kültür ve Turizm Bakanlığınca Somut Olmayan Kültürel Miras Taşıyıcılığı onaylanıp "Halk âşığı" payesi verilmiş Nurgül Kaynar Yüce'ye. Buna da çok sevindim.
Gesi Bağları bir klasik. Türkü klasiği. Bize çok şeyler söyler. Çok şeyler yaşatır.Her birimizde hatırası vardır. Bir dosyam var elimde. Adı "Türkü Söyledim Sana".
Gesi Bağları bu dosyada yer alıyor. Kitaplaşacağı günü bekliyor dosyamız.
Selam ve saygılarımı sunuyorum efendim.
Mustafa Topaloğlu -- 06.01.2020 23:53
YENİ YIL HEDİYESİ
Okurken çok duygulandım. Gözlerim yaşardı, boğazıma bir yumruk tıkandı.Karşılıksız sevgi budur işte. Bu sevgi bizleri ayakta tutyor, yaşama direnci veriyor. Hakikaten bu mektuptan daha güzel bir hediye olamaz. Ne mutlu size ve değerli Nurgül Kaynar Yüce'ye.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 05.01.2020 09:29
GESİ BAĞLARI
Mustafa Hocam,
Gençlik yıllarımızda Gesi Bağlarını çok çaldık, çok söyledik. Hele koroyla ve kızların sesiyle pek güzel olurdu. Ama hikâyesini nereden bilelim. Yazını okuyunca hele bir tıngırdatıyım dedim. Çalarken eski günleri tekrar yaşadım. İyi ki yazdın, teşekkür ederim. Yeni yılın kutlu, mutlu, sağlıklı olsun. Sevgiler selamlar.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 02.01.2020 19:09
SİMİT ATMA
Köyde hayat zor aziz dostum. On gündür int. bağlantımız arızalıydı. 13 Eylül'de meydana gelen arıza 23 Eylül'de giderilebildi. Diyeceksin ki "Arıza çok büyükmüş ki on gün uğraşmışlar." Değil be yahu. Bir ara bir eleman gelmiş. Arıza olan yerin fotoğrafını çekip gitmiş.Ondan sonra gelen giden olmadı. Yozgat TTelekom'un telefonu cevap vermez. Çok sıkıntı çektik canım. Bunları niçin yazdım? Yorumunu yeni gördüm de ondan. İlginden dolayı teşekkür ederim."Bulgur pilavını ekmağanen yiyom." diyorsunuz. Yufkadır o ekmek, değil mi? Şimdi birkaç tane yufkayı sininin üstüne sereceksin. Onun üstüne dökeceksin tepeleme bulgur pilavını. O serili yufkanın ucundan, kenarından alıp pilavı banaklayacaksın. Afiyet olsun efendim.
Selam ve saygıyla...
Mustafa Topaloğlu -- 25.09.2019 13:56
SİMİT ATMA
Her yanımız garabet oldu Mustafa Hocam. Namaza giderken güzel elbiselerinizle gidini bilmediklerinden çıplak ayakla safta duruyorlar. Meclisin tavanına çiğ köfte yapıştırıyorlar. Saçlarını türbanla sarıp açık ayakkabılarda ojeli tırnaklar, boyalı dudaklar daracık pantolonlarla sokağa çıkıyorlar sonra yazın sıcağında klimasız otobüste kolsuz elbise giyen bir hanım kızımızı darp ediyorlar. Selamünaleyküm demezsen yüzüne bakmıyorlar. Bu dünya da sabır diyerek eşlerine dört çekerli araçlar alıyorlar. Yani onlar garabet icat ediyor biz garip garip izliyoruz. İster inan ister inanma ben de Garğoşlular gibi hâlâ bulgur pilavını ekmağnen yiyom. İstanbul’dan baki selamlar.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 20.09.2019 11:13
URUM KIZI
YorumunuzMustafa bey
Avanosta yaşıyor ve bahsettiğiniz konularla da biz de amatörce ilgileniyoruz. Avanoslu Selahattin Avanos'ta ve memleketimizde değeri henüz tam anlaşılamayan bir sanatçı. Yeni yeni üzerinde çalışılıyor. Sizin türküde yaptığınız düzeltmeler daha uygun. Bir kaç türküsünü de biz bu şekilde düzelttik. İlerde daha doğru metinler çıkacaktır.
Şayet avanosarastirmalari.com sitemizi ziyaret ederseniz memnun oluruz. Selam ve hürmetler. Mehmet Kılıç
mehmet kılıç -- 17.05.2019 21:43
AFFEDERSİN LA FONTEN(*)
Sevgili dostum haksız mı şimdi karınca? Yok, ben yine Affedersin La Fontaine'den Kurtla Kuzu'yu da yazmalıyım.İletisi evrensel. Bu günkü gibi taze bir anlatı...
Teşekkürlerimle, selam ve saygıyla...
Mustafa Topaloğlu -- 10.05.2019 15:02
AFFEDERSİN LA FONTEN(*)
Bir La Fontaine masalı da benden olsun hocam.
Soğuk bir kış günü dışarda kar, fırtına göz gözü görmüyor. Karıncanın kapısı çalınıyor. Karınca camdan bakıyor ki Ağustos böceği. Canı sıkılıyor, şimdi ne isteyecek kim bilir bu diyor alçak sesle. Dışarının soğuğu içeriye girmesin diye kapıyı azıcık aralayıp soruyor “ne istiyorsun?” Ağustos böceği “bir şey istemiyorum Paris’e konsere gidiyorum da oradan bir isteğin var mı diye geçerken sorayım dedim” diyor. Karınca kapıyı biraz daha aralıyor bakıyor, Ağustos böceğinin üzerinde şahane bir kürk palto, arkasında son model bir Limuzin araba. “Demek Paris’e gidiyorsun” diyor, orada Lafontain diye bir hergele var. Onu görürsen benden selam söyle, onun taaa……!
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 08.05.2019 20:35
DİLFEZ
Aziz dostum,
Öyledir. Zengin isen hatırını sayarlar. Fakir isen dış kapıdan kovarlar. Hoca Nasrettin'in"Ye kürküm ye!"öykücüğü bir gerçeğin ifadesidir.
Neşet Ertaş merhum da öyle diyor:"Zenginisen ya bey diller ya paşa / Fıkaraysan ya cingan diller ya abdal hâşâ".
Dostun dosta minneti para hatırına. Aba altında er yatar, ama aç mı yatar tok mu? Bilemezsiniz.
Bir kalenderi divandan bir dörtlük alıntılayacağım:
"Asalet bir altın idi şimdi pul oldu
Türlü türlü bedenlere çul oldu
İmanın yolu keseden geçeli
Kimi kula kimi pula kul oldu"
Laf lafı açınca söz uzuyor.Yorumunuz beni aldı nerelere götürdü.
Teşekkür ediyorum.Selam ve saygıyla ey dost...
Mustafa Topaloğlu -- 30.04.2019 20:58
DİLFEZ
Zengin atını dağdan aşırmış, fakir düz yolda şaşırmış. Zenginler para; fakirler çocuk yapar. Zenginin malı züğürdün çenesini yorar. Zengin giyerse “sağlıcakla”, fakir giyerse “nereden buldun” Zenginin ayıbı, fukaranın hastalığı meydana çıkmaz. Zenginin gönlü olana kadar, fakirin canı çıkar. Zenginin horozu bile yumurtlar. Zenginin osuruğu bile ahenkli öter. Zenginin kağnısı dağdan aşar, fakirin eşeği düz yolda şaşar. Rağbet güzel ile zenginedir. Fukaranın tavuğu, zenginin atı kıymetli olur. Yoksul geçimini, varlıklı keyfini düşünür. Zengin kızın sevgili boy friend’i, fakir kızın sevgilisi dostu. Zenginlerin nikâhsız birlikteliği seviyeli birliktelik, fakirlerin ki ahlaksızlık. Sen kiiiiim Çula Nuri, Dilfez kim. Varsa pulun dünya âlem kulun, yoksa pulun cehennemdir yolun.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 28.04.2019 18:19
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
1
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00