BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 24.02.2020 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
186
Dün
:
4716
Toplam
:
17741626
HASBİHAL Mustafa TOPALOĞLU
CİN ÇARPMASI
mustafatmatpl@hotmail.com
Nedir cin? Açtım kara kaplıyı, baktım. Enine boyuna inceledim. Arapça kökenli bir sözcük cin. Göze görünmeyen ama gerektiğinde türlü biçimlere ve bu arada insan biçimine de girebilen, iyilik de kötülük de yapabilen yaratık.

Mecazi anlamıyla cin; çok akıllı, çok zeki kimse. Benzetme yapılır böylesi kişiler “Cin gibi” diye. Kurnaz olan için “Cin fikirli”, beklemediği bir sonuçla karşılaşanın “Cin çarpmışa dönmesi”, öfkelenen birinin “Cin atına binmesi” veya “Cinlerinin başına toplanması” boşuna değildir. Issız yerler için “Cinler cirit oynuyor” deyimi kullanılır. Çok sinirlenen birine “Cini tuttu.” derler. Cinnenmek de çok öfkelenmek manasına gelir. Cin çarpması, cinlerin öfkesine uğrayıp vücudun çarpılması, dilin tutulmasıdır.

Ayrıca “Cin darısı”nı da unutmayalım. Ufak ve sivri taneli mısır, “Cin mısırı”dır. Ha, bir de"Cin biberi"... Cin biberi de yaman acıdır ha!

Ben kara kaplıda "cin" sözcüğünün kalın kumaştan yapılan pantolon anlamına geldiğini okudum. Bu arada buğday, arpa, yulaf gibi bitkilerin damıtılmasıyla yapılan içkiye de “cin” deniyor. Ardıçla kokusu sağlandığı için bu içkiye “Ardıç rakısı” da diyorlar.

Dostlarım beni bu “cin” öyle bir çarptı ki ne siz sorun, ne ben söyleyeyim. Feleğimi şaşırdım vallahi. Ne? “Anlat!” mı diyorsunuz? Israrcı mısınız? Eh, anlatayım öyleyse.

Balıkesir Necati Eğitim’de yatılı öğrenciyim. Yıl 1974. Bitirme sınavlarında kompozisyondan bütünlemeye kaldık. Burada birinci çoğul kişiyi kullanıyorum. Sebebi var. Yıl içinde Keşanlı Ali Destanı’nı sahneye koyduk. Bölüm şefimiz Hilmi Satıcı buna karşı çıktı:

-Keşanlı Ali Destanı olmaz. Başka bir oyunu sahneleyin, dedi.

Biz ısrar ettik. Türkçe bölümünden hocalarımız hiçbiri bize yardımcı olmadı. Sosyal Bilgiler’den Tarihçi Cahit Yarış yöneticiliği üstlendi.

Keşanlı Ali Destanı’nda ben Destancı Hidayet rolündeydim. Güzel bir iş çıkardık. Defalarca okul salonunda oynadık. Susurluk’ta, Kepsut’ta, Bandırma’da Töb-Der yararına Keşanlı Ali Destanı’nı tiyatro severlerin beğenisine sunduk. Çalışmamız ses getirdi.

Gel gör ki bu bize pahalıya mal oldu. Yönetici konumundaki biz altı arkadaş Haziranda kompozisyondan kaldık. Eylülde geçemedik. Sınav sonuçları açıklanmadı ama biz tek ders sınavında da kaldığımızı haber aldık. Bölüm Şefimiz Hilmi Satıcı’nın hışmına uğramıştık.

O akşam gündüzlü arkadaşlar kaldıkları eve davet ettiler bizi. Bir sofra hazırlamışlar. Çilingir sofrası. Oturduk. Bizde moral sıfırın altında. Yedik, içtik. Sofrada “cin” de var. Ben o güne kadar “cin” içmemişim. İlk defa deniyorum. O kafayla ne kadar içtiğimi doğrusu ben bilmiyorum. Bildiğim bir şey varsa "cin" çarptı beni. Hem de ne çarpma...

Yerde miyim, gökte miyim? Bilemedim. O gece uyuyamadım. Sabahı zor ettim.

Sabah topluca okula gittik. Yönetici Öğretmenimiz Cahit Yarış müdür vekili olmuştu. Kendisiyle görüştük. Henüz sonuçlar kendisine gelmemiş. Bizi dinledi:

-Siz merak etmeyin, dedi.

Sözü daha fazla uzatmayayım. Müdür Vekili Cahit Yarış sonuçları geri çevirmiş. Yeniden incelenmesini istemiş sınav kağıtlarının. Hatta demiş ki:

-Bu çocukları kasıtlı bırakıyorsunuz. Notları düzeltmezseniz hakkınızda her işlemi yaparım.

Bu zılgıt işe yaradı dostlar. İkinci inceleme sonucunda hepimiz sınavda başarılı olmuşuz. Hilmi Satıcı’nın elinden yakamızı zor kurtardık.

Yaa, işte böyle. O günden sonra "Cin"i ağzıma koymadım. Hilmi Satıcı'yı da bir daha hiç görmedim. Şeytan görsün yüzünü!
10.02.2020

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
CENNET DEDİKLERİ!
Değerli dost,
İlginden ve katkından dolayı çok teşekkür ederim. Bir tarihte ben de TRT Türkü'de benzer bir garabete tanık oldum. Canlı yayın. Bir bayan sanatçı yayın konuğu. Hanımefendi Seyit Seyfullah'ın "Yarim derdini ver bana" türküsünü okudu. Son dörtlüğün ilk dizesi şöyle:"Seyfullah'ım der ki hoca". Türkü bitti. Sordu sunucu:
-Gönlüne sağlık çok güzel yorumladın. Kimdir bu Seyfullah?
Bayan sunucu:
-Bilmiyorum, demez mi? Benim tansiyonum tavan yaptı. Söylenip sokranıyorum. Hanım bana kızdı:
-Sana ne? Kağsı mısın?
Canlı yayına çıkıyorsun. İnsan bir bakar bu Seyfullah kim? Hem rahmetlinin ruhu şad olur.Emeğe saygıdır. Hem de böyle apışıp kalmazsın.
"Dert çok, hemdert yok." diyor ya aklı derinlere eren bir bağrı yanık büyüğümüz. Öyledir. Bizim derdimiz dağlar kadar.
Selam ve saygıyla...
Mustafa Topaloğlu -- 10.02.2020 19:15
CENNET DEDİKLERİ!
Değerli Mustafa Bey’ciğim,
Uğur Işılak, keşke kendine göre değişiklik yaparak okumasaymış rahmetli Mahsuni’nin “İşte Gidiyorum Çeşmi Siyahım” türküsünü. Çok ayıp etmiş. Ben bu tür uydurmalara çok kızarım, kabullenemem. Ya türkünün, şarkının güftesine sadık kalır okursun ya da başka şarkı türkü okursun. Beğenmemek senin haddin değildir. Çok eski yıllarda Ümit Tokcan’da bir televizyon programında “Evlerinin önü bulgur sokusu” türküsünü söylemişti. Programın takdimcisi sohbet olsun diye Tokcan’a sordu bulgur sokusu ne demek diye. O da bilmiyorum demez mi. Çok şaşırmış ve üzülmüştüm. İnsan söylediği türkünün sözlerini bilmez mi? Yine yakın tarihlerde yine bir televizyon programında bir hanım türkücü “Aynalı körük” türkümüzü söylemişti. Türkü bitince sunucu ona da sordu hangi yörenin türküsü diye. O da biraz duraladıktan Ege yöresi diye attı. Ben hemen telefona sarıldım ve düzelttim. Sanırım benden sonra da hemşerilerimiz aradılar ki program devam ederken sunucu araya girip gerekli düzeltmeyi yapmıştı. Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 07.02.2020 19:17
YENİ YIL HEDİYESİ
Aynı duygularla ben de yeni yılınızı kutluyorum aziz dostum. Nurgül'ün 37 yıl sonra bana ulaşması, yazdıkları benim için de tatlı bir sürpriz oldu.Yazdıkları kuru bir ifade değil. Antolojilere yazdığı öz geçmişinde de "Şiire ortaokulda Türkçe Öğretmeni MUSTAFA TOPALOĞLU'nun teşviğiyle başladı."ibaresini koymuş.Bana gönderdi.Çok duygulandım. Birkaç gün önce de Kültür ve Turizm Bakanlığınca Somut Olmayan Kültürel Miras Taşıyıcılığı onaylanıp "Halk âşığı" payesi verilmiş Nurgül Kaynar Yüce'ye. Buna da çok sevindim.
Gesi Bağları bir klasik. Türkü klasiği. Bize çok şeyler söyler. Çok şeyler yaşatır.Her birimizde hatırası vardır. Bir dosyam var elimde. Adı "Türkü Söyledim Sana".
Gesi Bağları bu dosyada yer alıyor. Kitaplaşacağı günü bekliyor dosyamız.
Selam ve saygılarımı sunuyorum efendim.
Mustafa Topaloğlu -- 06.01.2020 23:53
YENİ YIL HEDİYESİ
Okurken çok duygulandım. Gözlerim yaşardı, boğazıma bir yumruk tıkandı.Karşılıksız sevgi budur işte. Bu sevgi bizleri ayakta tutyor, yaşama direnci veriyor. Hakikaten bu mektuptan daha güzel bir hediye olamaz. Ne mutlu size ve değerli Nurgül Kaynar Yüce'ye.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 05.01.2020 09:29
GESİ BAĞLARI
Mustafa Hocam,
Gençlik yıllarımızda Gesi Bağlarını çok çaldık, çok söyledik. Hele koroyla ve kızların sesiyle pek güzel olurdu. Ama hikâyesini nereden bilelim. Yazını okuyunca hele bir tıngırdatıyım dedim. Çalarken eski günleri tekrar yaşadım. İyi ki yazdın, teşekkür ederim. Yeni yılın kutlu, mutlu, sağlıklı olsun. Sevgiler selamlar.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 02.01.2020 19:09
SİMİT ATMA
Köyde hayat zor aziz dostum. On gündür int. bağlantımız arızalıydı. 13 Eylül'de meydana gelen arıza 23 Eylül'de giderilebildi. Diyeceksin ki "Arıza çok büyükmüş ki on gün uğraşmışlar." Değil be yahu. Bir ara bir eleman gelmiş. Arıza olan yerin fotoğrafını çekip gitmiş.Ondan sonra gelen giden olmadı. Yozgat TTelekom'un telefonu cevap vermez. Çok sıkıntı çektik canım. Bunları niçin yazdım? Yorumunu yeni gördüm de ondan. İlginden dolayı teşekkür ederim."Bulgur pilavını ekmağanen yiyom." diyorsunuz. Yufkadır o ekmek, değil mi? Şimdi birkaç tane yufkayı sininin üstüne sereceksin. Onun üstüne dökeceksin tepeleme bulgur pilavını. O serili yufkanın ucundan, kenarından alıp pilavı banaklayacaksın. Afiyet olsun efendim.
Selam ve saygıyla...
Mustafa Topaloğlu -- 25.09.2019 13:56
SİMİT ATMA
Her yanımız garabet oldu Mustafa Hocam. Namaza giderken güzel elbiselerinizle gidini bilmediklerinden çıplak ayakla safta duruyorlar. Meclisin tavanına çiğ köfte yapıştırıyorlar. Saçlarını türbanla sarıp açık ayakkabılarda ojeli tırnaklar, boyalı dudaklar daracık pantolonlarla sokağa çıkıyorlar sonra yazın sıcağında klimasız otobüste kolsuz elbise giyen bir hanım kızımızı darp ediyorlar. Selamünaleyküm demezsen yüzüne bakmıyorlar. Bu dünya da sabır diyerek eşlerine dört çekerli araçlar alıyorlar. Yani onlar garabet icat ediyor biz garip garip izliyoruz. İster inan ister inanma ben de Garğoşlular gibi hâlâ bulgur pilavını ekmağnen yiyom. İstanbul’dan baki selamlar.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 20.09.2019 11:13
URUM KIZI
YorumunuzMustafa bey
Avanosta yaşıyor ve bahsettiğiniz konularla da biz de amatörce ilgileniyoruz. Avanoslu Selahattin Avanos'ta ve memleketimizde değeri henüz tam anlaşılamayan bir sanatçı. Yeni yeni üzerinde çalışılıyor. Sizin türküde yaptığınız düzeltmeler daha uygun. Bir kaç türküsünü de biz bu şekilde düzelttik. İlerde daha doğru metinler çıkacaktır.
Şayet avanosarastirmalari.com sitemizi ziyaret ederseniz memnun oluruz. Selam ve hürmetler. Mehmet Kılıç
mehmet kılıç -- 17.05.2019 21:43
AFFEDERSİN LA FONTEN(*)
Sevgili dostum haksız mı şimdi karınca? Yok, ben yine Affedersin La Fontaine'den Kurtla Kuzu'yu da yazmalıyım.İletisi evrensel. Bu günkü gibi taze bir anlatı...
Teşekkürlerimle, selam ve saygıyla...
Mustafa Topaloğlu -- 10.05.2019 15:02
AFFEDERSİN LA FONTEN(*)
Bir La Fontaine masalı da benden olsun hocam.
Soğuk bir kış günü dışarda kar, fırtına göz gözü görmüyor. Karıncanın kapısı çalınıyor. Karınca camdan bakıyor ki Ağustos böceği. Canı sıkılıyor, şimdi ne isteyecek kim bilir bu diyor alçak sesle. Dışarının soğuğu içeriye girmesin diye kapıyı azıcık aralayıp soruyor “ne istiyorsun?” Ağustos böceği “bir şey istemiyorum Paris’e konsere gidiyorum da oradan bir isteğin var mı diye geçerken sorayım dedim” diyor. Karınca kapıyı biraz daha aralıyor bakıyor, Ağustos böceğinin üzerinde şahane bir kürk palto, arkasında son model bir Limuzin araba. “Demek Paris’e gidiyorsun” diyor, orada Lafontain diye bir hergele var. Onu görürsen benden selam söyle, onun taaa……!
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 08.05.2019 20:35
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
1
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00