BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 25.03.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
178
Dün
:
4563
Toplam
:
12343615
SÖZDEN SÖZE Muhsin KÖKTÜRK
BİR ATATÜRK VE YOZGAT SEVDALISI ABDULKADİR ÇAPANOĞLU
muhsinkokturk@hotmail.com
Yozgat kendi küçük, ancak yetiştirdiği değerleri büyük kentlerimizdendir. Yozgat’ın yetiştirdiği pek çok değer ne yazık ki yeni kuşaklarca yeterince tanınmamaktadır. Bu nedenle zaman zaman Yozgat’ımızın yetiştirdiği değerlerden söz etmek, onları yeni kuşaklara tanıtmak istiyorum.

Yozgat’ın sonsuzluğa göç etmiş değerleri yanında yaşayan değerleri de çok. Bunlardan biri de bir folklorcu, sporcu, sendikacı, araştırmacı, gazeteci, bankacı kimliğini benliğinde birleştiren Sayın Abdulkadir Çapanoğlu’dur.

Abdulkadir Çapanoğlu 29 Ekim 1945’te Yozgat’ta doğdu. Babasının memuriyeti dolayısıyla ilkokulu Ankara, Kırklareli ve Dinar’da; ortaokul ile liseyi Niğde, Amasya ve Çanakkale’de okudu, İstanbul Pertevniyal Lisesinden mezun oldu. İstanbul İktisadi Ticari İlimler Akademisini bitirdi.

Lise yıllarında müzik, folklor ve çeşitli spor etkinlikleriyle uğraştı.

Askerliğini Gaziantep’te yedek subay olarak yaptı. Meslek yaşamına bankacı olarak başladı. Sendikal etkinliklerde bulunması nedeniyle 12 Eylül 1980 darbesinde gözaltına alındı. Türkiye’nin alanında büyük şirketlerinde müdürlük yaptı. 1994’te emekli oldu.

İstanbul Ataköy’de oturmakta olan Abdulkadir Çapanoğlu; evli, bir kız çocuk, iki erkek torun sahibidir.
Benim Abdulkadir Çapanoğlu’nu tanıyışım, Yozgat Gazetesi’ndeki yazılarına dayanmaktadır. İyi ki Yozgat’ımızın bu değerli kişiliğini tanımışım, diyorum.

Abdulkadir Çapanoğlu’nu ön plana çıkaran pek çok özellik var kuşkusuz. Ama bunların başında biri var ki her şeyden öte. O; yürekten, içten, katıksız bir Atatürkçü. Her söylemi, her yazısı buram buram Atatürk kokuyor. Dolayısıyla gönüllerde taht kuruyor bu özelliğiyle.

Abdulkadir Çapanoğlu’nun Yozgat tarihine ışık tutan araştırma ve incelemeleri bir başka güzellik. Çapanoğullarının Türk tarihindeki yerine ilişkin yazılarını büyük bir ilgi ve beğeniyle okuyor, aydınlanıyoruz.
Abdulkadir Çapanoğlu övülmeyi hak ediyor. Çünkü onun kendinden söz etme şansı yok. Alçak gönüllülüğü buna en büyük engel. Alçak gönüllülüğü yanında bir dizi güzel özelliği daha var onun: insancıl, sevecen, hoşgörülü, ince üsluplu, nüktedan, engin görüşlü, eleştiriye açık…

Değerli dostum Sayın Rıfat Çakır, Yozgat’ın yerel yayın organlarından biri olan İleri Gazetesi’nde 14 Mayıs 2014’te Abdülkadir Çapanoğlu ile ilgili bir yazı kaleme almış. “Bir Yozgatlı Asilzade Abdulkadir Çapanoğlu” başlığını koymuş yazısına. Rıfat Çakır, bu yazısında diyor ki: “Geçtiğimiz günlerde İstanbul Haliç Kongre Sarayı’nda düzenlenen uluslararası bir konferansın katılımcıları arasındaydım. Hazır İstanbul’a gelmişken adını hep güzel yerlerde gururlanarak duyduğum, üstün insani vasıfları, hayranlık uyandıran derya bilgisi, donanımlı ve beyefendi kişiliği ile gönüllere taht kuran değerli Hocam Abdulkadir Çapanoğlu ile tanışmayı çok istiyordum.

Ben ve arkadaşlarım, Bu güzel değerimizin Yozgat Gazetesi’ndeki köşesinden usta kalemiyle süslediği birbirinden kaliteli yazılarını okuyor, Yozgat sevdası ve şivesinde birleşen ortak kültürümüz çerçevesinde telefon ve sosyal paylaşım sitelerinden iletişim kuruyorduk. Analitik fikirleri, akıcı üslubu ve güven veren yorumlarıyla tek başına edebi bir zenginlik olduğunu herkesten duyuyor, gururlanıyorduk.

Torunlarına bakmakla meşgul olduğu ve bu zarureti nedeniyle kıpırdayamayacak mazeretteki bir gününü akıl edemeden görüşme talebimi ilettim. Gücenirim endişesiyle kibarlığı ve nezaketinden mağduriyetini söyleyememiş. Fedakâr zahmetlere girerek İstanbul’un bir ucundan bir ucuna gelerek koskoca gününü bana ayırmış.

Taksim’den Çemberlitaş’a, Kapalıçarşı’dan, Ayasofya’ya, Yerebatan Sarnıcı’ndan Nuru Osmaniye’ye, Boğaz’ın tüm güzelliklerinden, tarihî mekânların detaylarına kadar ince üslubu ve engin bilgisiyle özelliklerini anlatarak gezdirdi. Gözde restoranlarda yemekler ikram etti. Birbirinden değerli dostlarıyla tanıştırdı.”

Evet, işte böyle bir gönül eri Abdulkadir Çapanoğlu. Yozgat Gazetesi’nde birbirinden güzel yazılarıyla aydınlatıyor bizleri. Sosyal medyada da çeşitli paylaşımlarda bulunuyor. Ülkemizin içinde bulunduğu koşullarla ilgili düşünce ve duygularını tüm içtenliğiyle paylaşıyor bizlerle. Atatürkçü ve ulusalcı kimliğiyle birbirinden güzel yorumlar sergiliyor. İnce ve nükteli anlatımıyla kimseyi üzmeden, incitmeden yapıyor bunu. Her yazdığını ilgi ve beğeniyle okuyoruz.

Kaleminden daha nice satırlar dökülmesi dileğiyle kendisine en içten sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

04.01.2017

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
YOZGATLICA BİR SÖYLEŞİ
Değerli Muhsin Köktürk Hocam Dersini Almış da Ediyor Ezber (Yozgat Sürmelisi) türküsü ile ilgili bir anımı yazınız vesilesi ile aktarmak istiyorum. Eskiler bilirler, Yozgat'ta motorhanenin (elektrik santralı) karşısında rahmetli öğretmen Ali Bey'in evi vardı. Ali Bey'in eşi annemin halasıdır. O evin yerine yapılan apartmanda şimdi Yozgat'ımızın canlı tarihi Yılmaz Göksoy hocam oturuyor. Öğretmen Ali Bey'in oğlu Mühendis Muammer Tuğrul, Asi nehrinin yatağını değiştirip Amik ovasını ıslah ettikten sonra İstanbul Cağaloğlu'nda Bir otel satın almıştı. Kardeşi Sururi Tuğrul'u da savcılıktan emekli olunca otele müdür yapmıştı. Ben de o yıllarda (1960 lı yıllar) üniversite talebesiyim. Kadıköy Kolejinde edebiyat öğretmeni olan rahmetli Fahri Akbilek ağabeyimde Sururi ağabeyin arkadaşı. Zaman zaman otelde bir araya gelir karşılıklı çalar söylerdik. "Çavuş sizin evleriniz nerde olur" diye başlayan Sungurlu türküsünü ondan öğrenmiştim.

Radyoda ya da televizyondaki müzik programlarında bir Akdağmadeni türküsü çalınacaksa sunucu genellikle "Fahri Akbilek'ten alınan bir Akdağmadeni türküsü" diye anons ederdi. Bir gün "Dersini Almış da Ediyor Ezber" diye başlayan Yozgat Sürmelisini çaldıktan sonra şöyle anlatmıştı; Rahmetli Nida Tüfekçi ( Çok yakın arkadaşıydı) İstanbul'a gelen bir Rus folklorcusunu misafir ederken Sürmeliyi çalar ve sözlerini tercüme ederler. Siz yazınızda bazı kelimelerin anlamlarını yazmışsınız ama ben okuyucuya kolaylık olsun diyerek tekrar satır satır yazayım

Kaşın çeğmellenmiş kirpik üstüne,
Havada bulutun ağdığı gibi.
Çiğ düşmüş de gül sineler ıslanmış,
Yağmurun güllere yağdığı gibi.

Kaşın bükülmüş kirpik üstüne
Havadaki bulutun sarktığı gibi (Burada kastedilen yağmurun ilk yağma anında ufukta bulutların yere inmiş gibi görünen hali)
Çiğ düşmüş de gül göğüsler ıslanmış (Göz yaşları göğsüne damlamış)
Rahmet'in (aslı budur) güllere yağdığı gibi. (Rahmet, TRT denetiminde yağmur yapılmış.

Rus Folklorcusu bu benzetmeye hayret etmiş. Bu sözleri bir köylü ya da bir çoban söylemiştir. Bu tabiatı nasıl bir gözlemlemek nasıl bir hayal etmek demiş.

Fahri ağabeyimiz çok temiz giyinen, çok kibar, beyefendi bir insandı. Sonraki yıllarda tesadüf ettiğim ve Yozgatlı olduğumu öğrenen öğrencileri Fahri Akbilek hocamızı tanımısınız diye sormuşlardı. Ben de çok iyi tanırım diye cevap verince "O'nun gibi kibar bir hocamız bir daha olmadı" demişlerdi. Selam ve saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 05.03.2017 11:51
BİR ATATÜRK VE YOZGAT SEVDALISI ABDULKADİR ÇAPANOĞLU
Çok değerli Muhsin Köktürk Hocam, şahsıma gösterdiğiniz teveccüh ile kaleme aldığınız övgü dolu yazınızın yayınlandığı tarihten bu yana bu teveccühe nasıl cevap vermeliyim diye düşündüm. Aklıma hep duygusal bir insan olan ve isteği dışında Yozgat milletvekili seçilen cennetmekân babaannemin babasıHayrullah Efendinin, Sarıtopraklık mevkiinden Ankara’ya müteveccihen kurbanlarla uğurlanırken yaşlı gözlerle “Ben oralara layık mıyım ki, gönderiyorsunuz” deyişi geliyordu.

Evet, sizin de buyurduğunuz gibi hem yüce Atatürk’ümüze hem de memleketim Yozgat’a sevdalıyım.

Gerçek olan şu ki dedelerim Çapanoğulları Yozgat şehrinin kurucusuydu yani onlar bir şehrin kurucularıyken, Mustafa Kemal Atatürk, bu kutsal topraklarda Türkiye Cumhuriyeti gibi örnek bir devletin kurucusudur. Lozan da yedi düvele saygı duygusu içinde bunu kabul ettiren kişidir. Atatürk’ü iyi tanımak için çok okumak ama çok okumak gerekir.

Anadolu’muzun bu saf, temiz, alçak gönüllü, temiz yürekli Yozgat halkına sevgi ile “Türk yiğitlerinin harman olduğu diyar, Bozok yaylasının kahraman evlatları var olun ”diye hitap etme zarafetini göstermiştir. Çok sinirli olduğu bir gün de rahatlamak için Başyaver Rusuhi Bey’i yanına alıp otomobiline binmiş ve şoförüne "Yozgat’a doğru!”demiştir.

Değerli Hocam, teveccühünüz ve güzel yazınız için en kalbi teşekkürlerimi sunar sağlıklar dilerim. Sağ olun var olun.
Abdulkadir Çapanoğlu -- 06.02.2017 10:57
BİR ATATÜRK VE YOZGAT SEVDALISI ABDULKADİR ÇAPANOĞLU
Değerli okurlar,
Kısa bir tatil yaptığım için yazılarıma bir süre ara verdim. Tatilim bitti. Yazılarıma kaldığım yerden devam edeceğim. Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 4.02.2017 10:06:
BİR ATATÜRK VE YOZGAT SEVDALISI ABDULKADİR ÇAPANOĞLU
Sayın Muhsin KÖKTÜRK hocam:Abdülkadir ÇAPANOĞLU ile ilgili çok değerli makalenizi büyük keyif ve huşu içinde okudum.Okadar gercekçi tasvir yapmışsınızki,yaklaşık kırk yıldır tanıdığım ağbeyimi bu kadar güzel tanımlanırdı.Ben bir kez daha vurgulamak isterim.Yurdunu çok sever.Arkadaşlarına çok önem verir.Ailesine yürekten bağlılığı tartışılmaz.Bunun yanı sıra sevecenliği,yardım severliği,ikramı.Hele birde sohbetlerine katılırsanız,zamanın nasıl geçtiğini o bal dökülen dilinden anlıyamaz insan.Bitmesin ister.ÇAPANOĞULlarının veliahtıdır.KÖKTÜRK hocam size bu güzel yazınızdan dolayı çok teşekkür ederim.Saygı ve hümetlerimi arz ederim.
Yılmaz BİRYILDIRIR -- 9.1.2017 01:22:4
BİR ATATÜRK VE YOZGAT SEVDALISI ABDULKADİR ÇAPANOĞLU
Sayın Muhsin Bey,
Çok geç bir dönemde tanımış olduğum kıymetli akrabam Abdülkadir Bey'i ne güzel tanımış ve anlatmışsınız.
Saygılarımla
Mehlika Filiz Ulusoy -- 7.1.2017 12:01:3
YENİ YILA GİRERKEN
“Yeni Yıla Girerken” başlıklı yazımı yazarken televizyonda izlediğim bir görüntüden emin değildim. Bu nedenle o görüntüyle ilgili düşüncemi yazıma aktarmamıştım. Ancak tekrarını izlediğimde tüylerim diken diken oldu. Bir belediye işçisi, kaldırılan Atatürk heykelinin yıkıntıları üstünde Atatürk heykeli pozu veriyor. Haince bir zafer pozu bu. Söz konusu işçinin bu cesareti nereden aldığı da belli oldu sonunda.

Yine yazım yayımlandıktan sonra medyaya düşen bir haber, bu işçinin cesaretinin kaynağını ortaya koydu. Atatürk heykelini kaldırmadığını, yalnızca yerini değiştirdiğini belirten Rize belediye başkanı; Twitter’dan attığı mesajda bir vatandaşa, "2 Mart 1918 Rize'nin kurtuluşu. Atatürk henüz Samsun’a çıkmamıştı. Önce öğrenin." diyor. Kısacası, Rize’yi Atatürk’ün kurtarmadığını söylüyor.

Ne diyeyim bilmem ki?... Hani çok bilinen bir vezir-baba öyküsü var ya, bana onu anımsattı bu durum. Vali olmuşsun, ama …

Rize halkının Atatürk’e yapılan bu hakareti kabulleneceğine inanmıyorum. Bunu zaman gösterecek.
Bir noktayı daha vurgulamadan geçemeyeceğim. AKP içtenlikliyse bu demeçten sonra Rize belediye başkanını ivedilikle görevden almalıdır. Suskunluk kabullenmektir. Benden söylemesi…

Muhsin Köktürk -- 29.12.2016 17:26
YOZGAT ATASÖZLERİYLE DOKUNDURMALAR
Değerli hocam Muhsin Bey'ciğim, itina ile seçtiğiniz atasözlerimizle hakikaten çok güzel dokundurmuşsunuz. "Atlar tepişir, arada eşekler ezilir" ata sözümüzde yaşadığımız döneme çok uygun.“Dadandırma sarı gelin, dadanırsa yine gelir” sözünden birileri ibret alsa keşke diyorum. Saygı ve selamlar.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 20.11.2016 09:12
YOZGAT MÂNİLERİNDE GELİN-KAYNANA ÇATIŞMASI
Sayın Abdulkadir Bey,
İlginç bir öykü. Özü oldukça güzel. Gelin-kaynana ilişkisine anlamlı bir boyut getiriyor. Kuşkusuz insanlar arasındaki olumlu ya da olumsuz ilişkiler edebiyata yansıyor, bu da birbirinden güzel sanatsal yapıtların ortaya çıkmasını sağlıyor.
Bu güzel paylaşımınız için teşekkürler.
Muhsin Köktürk -- 10.10.2016 02:30
YOZGAT MÂNİLERİNDE GELİN-KAYNANA ÇATIŞMASI
Gelin aktara gider öyle ağlar öyle kendini acındırır ki sonunda kaynanasını yavaş yavaş zehirlemeye aktarı ikna eder. Aktar her gün bir tutam una karıştırdığı bir tozu ona verir. Gelin de onun verdiği tozu her gün kaynanasının yemeğine katar. Günler böyle geçip giderken yakın bir tarihte kaynanasının öleceğini bilen gelinhanım son günlerinde kalbini kırmamak için iyi davranmaya onu hoş tutmaya çalışır. Gelinin bu davranışı kaynanayı da etkiler o da gelinini hoş tutmaya gayret eder. Böyle olunca gelin hanım kaynanasının bazen elini o da gelininin yüzünü öpmeye başlarlar. Sonunda gelin kaynana birbirlerini ana kız gibi görmeye başlarlar. Yaptıklarına pişman olan gelin aktara giderek durumu anlatır ve kaynanasını ölümden kurtarmak için verdiği zehirin panzehirini vermesini ister. Aktar gülümseyerek “ben adam öldürecek bir insana benziyor muyum böyle olacağını biliyordum, bu yüzden sana verdiğim toz bir zehir değil una karıştırdığım karbonattı korkma kaynana bir şey olmayacak” der. Ferahlayan gelin koşarak eve gelir sevinç içinde kaynanasının elini öper ona güzel bir kahve yapar.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 08.10.2016 22:20
YOZGAT ATASÖZLERİNDE İNSANA BAKIŞ
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,

Güzel yorumlarınızla beni yüreklendiriyorsunuz. Teşekkür ediyorum.
Elimdeki verilerin pek çoğu, rahmetli babam Ali Rıza Köktürk'ten kaldı bana. Yozgat'ın köylerinde çalıştığı yıllarda derlemiş bunları. Atatürk, ta o zamanlar öğretmenlerden bulundukları yörenin kültürel değerlerini araştırmalarını istemiş.

Bu arada babama Tanrı'dan rahmet diliyorum. Mekânı cennet olsun.

Yozgat tarihine ışık tutan yazıların ustası değerli dostuma saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 30.09.2016 09:11
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
1
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 45 45