BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 17.07.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
173
Dün
:
4633
Toplam
:
14108400
SÖZDEN SÖZE Muhsin KÖKTÜRK
DEMEK Kİ BEN KALİTELİ ADAM DEĞİLİM
muhsinkokturk@hotmail.com
Ben gerçekten kaliteli bir adam değilim. Neden mi? Açıklayayım: 41 yıl Türkçe öğretmenliği yaptım, 25 yıl devlete, 16 yıl da özel sektöre hizmet ettim. Şu an yaklaşık 2.500 TL aylık almaktayım. Eee, bu aylıkla geçinen biri olarak benim kaliteli bir adam olmam olanaklı mı? Değil kuşkusuz. Oysa AK Parti Yozgat Milletvekili Sayın Abdülkadir Akgül için kalitesiz adam diyebilir misiniz? Diyemezsiniz? Neden? Çünkü hakkında milletvekili maaşı dışında 4 ayrı yerden toplam 75.000 TL maaş aldığı iddiası var. Sayın Akgül; bu iddiayı yanıtlarken, “Ben kaliteli adamım, 150 alıyorum, ne 75'i be!" diye kendini savunmuş.

Sayın Akgül’ün kendini savunurken söylediği sözleri öğrenince bende acayip bir aşağılık duygusu başladı. 150.000 TL’yi 2.500’e böldüm. Sonuç 60 çıktı. Aman Allah’ım! Ben neyim ki, ben kimim ki, benim bu toplum içinde yerim ve değerim ne ki?... 60 tane beni bir araya getirirseniz ancak Sayın Abdülkadir Akgül ediyor.

Ben yine şanslıyım. Ya bir de asgari ücret alıyor olsaydım?... O zaman sanırım bir nokta kadar değerim olmazdı. Düşünsenize 150.00 TL’yi 1.400 TL’ye bölüyorsunuz, sonuç 107 çıkıyor. Yani 107 asgari ücretli ancak bir Abdülkadir Akgül ediyor. Böyle olunca biraz rahatlıyorum. Hoş bir duygu değil ama, “İyi, benden beteri de var.” diyorum.

Ağlasam mı gülsem mi bilemiyorum. Demek ki artık günümüzde insanın kalitesi kazandığı parayla orantılı. O zaman yandık! Bu ülkede bir avuç kaliteli insan var demektir. Kalitesizlerse Çin ordusu gibi.

Atalarımız boşuna, “Para el kiridir.” demişler. Para el kiri değil, kaliteli adam ölçütüymüş meğer. Ne kadar paran var, o kadar kaliteli insansın; ne kadar paran yok, o kadar kalitesiz insansın.

Dünya görüşüm, yaşam anlayışım alt üst oldu. Ben şimdiye dek kendimi adam sanıyordum. Meğer ben bir hiçmişim. Allah’tan benim gibi hiç olanlar öylesine çok ki kendimi yalnız hissetmiyorum. Kuşkusuz ki bu bir şans, daha doğrusu “züğürt tesellisi”.

Seneca’nın bir sözü aklıma geldi birden: “Ne kadara sahip olduğunuzun ne önemi var? Asıl önemli olan sahip olmadıklarınızın ne kadar olduğudur.” Bu söz aklıma gelince bir rahatladım, bir rahatladım ki sormayın. Evet, benim aylık 150.000 TL gelirim yok, ama yetiştirdiğim yüzlerce ülke sevdalısı öğrencim var. Her biri ülkemin bir başka yöresinde vatan hizmetinde. Kimi öğretmen; kimi doktor, kimi yargıç, kimi savcı, kimi mühendis, kimi bankacı, kimi yazar…Her biri ülkesi için bir değer üretiyor, şöyle ya da böyle ülkesine katkıda bulunuyor. Onların yaptıklarını üst üste koyunca benim aylık gelirim; ne 150.000’ni milyonları, milyarları buluyor.

Bakmayın siz yazımın başlığına. İnanın ben de kaliteli bir adamım. Ama paramla değil, yaptıklarımla; yetiştirdiğim öğrencilerimle, onların yaptıklarıyla…

Thomas Jefferson’un deyişiyle, “Sevgi dolu bir düşüncenin ışığı, benim için paradan daha değerlidir.” Benim için her insan, hatta her canlı değerlidir. Yoksul olmuş, varsıl olmuş ne fark eder ki?... “Yaratılanı sevmek gerekmez mi Yaradan’dan ötürü?”

İnsanı insan yapan para değil, topluma kazandırdıklarıdır. Üç kuruş kazanır, ama topluma çok büyük değerler kazandırabilirim. Çok büyük paralar kazanıp topluma hiçbir katkıda bulunmuyor da olabilirim. Bence insanın değeri, öldükten sonra adından olumlu söz ettirebilmesiyle orantılıdır. Hepimiz günü gelince öleceğiz. Ama acaba kaçımız belleklerde kalıcı olacağız?...

Bu ülkede ne zaman kalitesizler milletvekili olmaya başlarsa ülkenin yazgısı o zaman değişecektir. Ben buna inananlardanım. Dilerim bir gün kalitesizlerin değeri anlaşılır da kalitesizler kalitelilerin yerine geçip ülkeyi yönetme şansı bulurlar.

Ha, bu arada şunu da belirteyim: Sayın Abdülkadir Akgül’ün kazandığı parada gözüm yok. Dilerim daha fazlasını kazanır. Ama insanın kalitesini parayla orantılı görmesi beni çok sarstı gerçekten. Yazımı Hz. Mevlana’nın şu güzel deyişiyle kapatıyorum: “Bir kimsede kibir varsa, söz söylediği zaman soğan gibi kokar.”

18.12.2017

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
YOZGAT İÇİN YOZGATSPOR
Değerli hemşehrim öncelikle düşünce fikir ve güzel yazlarınızla bizi gerekli hususlarda aydınlattığınız için teşekkür ediyorum sizi.Yozgat için güzel konular seçiyorsunuz ve güzel türkçeniz ve anlatımızla bize ışık veriyorsunuz.kaleminize ve emeğinize sağlık..tekrar teşekkürler.
Selim -- 03.01.2016 20:20
ÖĞRETMENLİĞİN ÇİVİSİ ÇIKTI
Sayın Abdülkadir Çapanoğlu,
Sizinle çoğu konuda uyum içinde olmaktan dolayı çok mutluyum. Biz bir türlü öz eleştiri kültürünü benimseyemedik. Eksiklerimizi, yanlışlarımızı hep görmezden geldik. Hangi meslekten olursak olalım, hep süslü püslü sözlerle övüldük. Bundan da anlamsız bir tat aldık. Bir gün olsun, "Bizim hiç mi eksik yanımız yok?" diyemedik. Eleştiriye kapılarımızı kapadık.
Öğretmen yetiştiren güzelim okulların kapılarına kilit vuruldu. Bu ülkede 40 günde kabak yetişmezken öğretmen yetiştirildi. Veterinerden, ziraat mühendisinden ... öğretmen yapıldı. Biz daha neyi tartışıyoruz ki?... Ne ektiysek onu biçiyoruz.
Muhsin Köktürk -- 25.11.2015 21:01
ÖĞRETMENLİĞİN ÇİVİSİ ÇIKTI
Değerli Muhsin Bey’ciğim, Yazınızda altına imzamı atacağım o kadar çok cümle var ki. Atatürk’ün milletvekili maaşları öğretmen maaşlarını geçmesin emrinden sonra geldiğimiz durum ortada. 33 yılını her yıl bakanlıktan takdir alarak tamamlamış başarılı bir bayan öğretmen kardeşimin emekli ikramiyesi bir milletvekili maaşı ile denk. Yani 33 yıllık emeğin karşılığı bir aylık milletvekili maaşı. Onun yerine ben ağladım hırsımdan. Bu işin bir yanı, birde çaresizlikten öğretmenliği meslek olarak seçenler var. Hani bilinen fıkradır, son sınıfta olan kızı dersten başarısız olunca annesi öğretmene ricaya gider ve şöyle söyler “ aman hocam sen buna geçer not ver ne olur, zaten bir şey beklemiyoruz öğretmen yapacağız.” Hal böyleyken Yılmaz Göksoy hocamla buluştuğum öğretmen evinin sidik kokusu ve orada toplanan genç öğretmenlerin okeyle vakit geçirmeleri de beni oldukça sarsmıştı. Dersi sevdiren öğretmendir. Fizik ve kimya ikisi de fen dersidir Ama ben fiziği çok sevdim kimyadan nefret ettim. Çünkü kimya hocası siyah önlük giyen beyazlaşmaya başlamış saçlarını arkadan topuz yapan nazi subayı gibi bir hanımdı. Sınıfa girer doğru masaya oturur ders saati boyunca not tutturur sonra yazılı imtihanda bu notlardan sorardı. Sözlü imtihan yapmazdı. İnanıyorum ki hiç birimizi tanımazdı. Ben torunlarımı 8 yaşında okula göndermek taraftarıydım çünkü aklı başında öğretmen kardeşlerim müfredatın 7 yaşına uygun olmadığını söylerlerdi ama çıkarılan gıldırgıç yasa ile 5,5 yaşında ilkokula başlatmak zorunda kaldık. Daha sekiz yaşında bir çocuk sırf kâğıdına ismini yazmayı unuttun diye 10 puanı kırılır mı? Bu çocuk bir daha bu öğretmeni ve bu dersi sever mi? Çocuk aklı ile bari 5 puanımı kırsaydı diyebilen bir öğrenci ile bu öğretmen nasıl aynı frekansta olabilir. Ve bana şöyle söylemişti “ hani o resimlerde ki Atatürk var ya. Hani sınıfta ayakta duruyor ve dersi dinliyor. Keşke bizim sınıfa da gelseydi.” Neden diye sorduğumda “öğretmenimin de benim puanımı neden kırdığını görürdü” demişti. Saygılar selamlar.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 25.11.2015 13:24
DİLDE YOZLAŞMA
Sayın Abdülkadir Çapanoğlu,
Öncelikle geçmiş olsun dileğiniz için teşekkür ederim.
Ne gariptir ki dilde yozlaşmaya yeni kuşak karşı çıkacağına bizler bu görevi üstleniyoruz. Bir duyarsızlıktır gidiyor. Yetkililerin de umurunda değil. Bir yanda Arapça,Farsça özentisi; bir yanda Batı dillerinin amansız etkisi. Arada olan güzel Türkçemize oluyor.
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 09.11.2015 12:00
DİLDE YOZLAŞMA
Değerli Muhsin Bey‘ciğim öncelikle geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Dilimizdeki yozlaşma benim de epeydir aşağı yukarı 1980’lerden bu yana canımı sıkar. Bir tarafta Arapça Farsça kelimelerle dolu Osmanlıca hayranları, öbür yanda nasılsa bir yerlerden buldukları paralar ile iş güç sahibi olan sonradan görme esnaf ve otel sahipleri bu yabancı isim merakları yüzünden bizi iki cami arasında kalmışlara döndürdüler… Buna birde mahalle arasındaki bakkallar tabelalarına yazdırdıkları market kelimesi ile katılınca tiyatro tamam oldu. Yaşlısı, genci, köylüsü, kentlisi ile bir yabancı hayranlığı aldı başını gidiyor. Öyle bir hayranlık ki çay ocağı işleten birisi İngilizce olsun diye Tea January diye tabela yazdırmış.Saygılarımla
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 07.11.2015 23:43
DUYGUDAŞLIK (EMPATİ) YAPABİLMEK
Değerli Muhsin Bey’ciğim,
Bu güzel yazınıza şahsım adına teşekkürlerimi arz ederim. Gençlerimizin ağızlarında sakız olan ama iş uygulamaya geldiğinde kenarından bile geçmedikleri empatiyi çok can alıcı bir örnekle anlatmışsınız.

1980 darbesi sonrası yetişip gelen gençlik maalesef siyaseten bastırılmakla kalmayıp duygusal yönden de demoralize ve dejenere oldu. Bu yüzden biraz bencil oldular

Şu ifadeniz benim anlatmak istediklerimi çok güzel açıklıyor. “Empati yapmak da bir tür sorumluluk duymaktır. Ancak bu yolla karşımızdakini daha iyi anlayabilir, kendimize çeki düzen verip sorumluluklarımızın bilincine varırız. Ama ne yazık ki ülkemizde empati yapamayacak derecede duygusuz, duyarsız pek çok insan var. Onlar için varsa yoksa kendi çıkarları, kendi mutlulukları ön plandadır. “Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir.” düşüncesiyle yatıp kalkanlardır bunlar.”

Ancak daha sonra yetişip gelenleri 80 sonrasındakilere nazaran biraz daha iyi yetişmiş kendini daha geliştirmiş olarak görüyorum. Umarım atalarına da layık insanlar olurlar. Selam ve saygılar.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 08.09.2015 00:17
DUYGUDAŞLIK (EMPATİ) YAPABİLMEK
Saygıdeğer,Muhsin Köktürk Hoca nın Kalemine sağlık." enpati" kavramını mükemmel bir sentez,analiz durumunda işlemiş,ıfade etmiş oluyor,Okuyanların bu fikirlere aynen katılacağına inanıyorum.Selam,sevgilerimle.
Coşkun Köycü -- 22.08.2015 21:23
ABBAS SAYAR’I ANARKEN
Teşekkür Ederim Hocam Abbas SAYAR'ı bu kadar Güzel ve sade biçimde tekrar hatırlattığınız Yozgat ve Yozgatlı olmanın bir gereğinin de sadece ben Yozgatlıyım demekten geçmediğini bu Memleketin yetiştirdiği değerlere sahip çıkarak onun öykü şiir ve romanlarını yetişen yeni kuşaklara aktarmanın ne kadar önemli olduğunu hatırlattığınız için.Saygılarımla.
Korkut -- 13.08.2015 09:12
ESKİ KOMŞULUKLAR
Semiha Hanım,
Güzel yorumunuz için çok teşekkür ederim. Tatilde olmamdan kaynaklanan bir durum. Çok kısa zamanda yine yazacağım. Ülkemizin içinde bulunduğu bu karmaşık durumdan bir an önce çıkması dileğiyle saygılarımı sunarım.
Muhsin Köktürk -- 08.08.2015 18:22
ESKİ KOMŞULUKLAR
Yaklaşık bir aydır yazılarınızı okumuyamıyoruz.Doğrusu yazılarınızı özledik.Sağlıkca kalın...
Semiha -- 08.08.2015 12:11
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
6
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00