BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 22.10.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
247
Dün
:
4633
Toplam
:
14644040
SÖZDEN SÖZE Muhsin KÖKTÜRK
HÜKÛMETİN DERSHANE İNADI
muhsinkokturk@hotmail.com
Torunum gelecek yıl lise son sınıf oluyor. Dolayısıyla şimdiden bizi bir üniversiteye hazırlık telaşı sardı. Bu telaş kuşkusuz doğal. Ama telaşımızın özü, hazırlık aşamasının dilediğimiz biçimde gerçekleşmeyeceği korkusundan kaynaklanıyor. Çünkü bilindiği üzere okul eğitimi, ne yazık ki üniversite hazırlık için yeterli değil. Ek destek gerekiyor. Bunun yolu da dershanelerden geçiyor. İşte sorun da burada başlıyor. Çocuğumuzu gönderecek bir dershane bulamıyoruz. Neden mi? Çünkü Milli Eğitim Bakanlığı dershaneleri işlevsiz duruma getirdi.

Veliler, çocuklarını Anadolu liselerine ya da üniversiteler hazırlamak için dershanelere gönderiyorlardı. Bilindiği üzere Milli Eğitim Bakanlığı dershanelere karşı bir savaş başlattı. Dershanelerin kapatılacağını, buraların özel okullara dönüştürülmesi için olanak tanınacağını, koşulları uygun olanlara özel okula dönüşme, koşulları uygun olmayanlara da 5 yıllık bir geçiş süresi verilerek “temel lise” açma izni verileceğini duyurdu. Bunun üzerine koşulları yeterli olan çok az sayıda dershane özel okula dönüştü, pek çoğu da temel lise olarak hizmet vermeye başladı. Bazı dershaneler ise aynı statüde çalışmalarını sürdürdüler.

Milli eğitim Bakanlığı aldığı bir kararla dershaneleri kapattı. Ancak Anayasa Mahkemesi bu kararı Anayasa’ya aykırı bularak iptal etti. Bakanlık, bunun üzerine dershanelerin “özel öğretim kursları” adı altında ancak üç bilim grubu üzerinde kurs verebileceği yönünde yeni bir karar aldı. Dershaneler bu yeni karar doğrultusunda çalışmalarını sürdürdüler.

Veliler gelişmeleri şaşkınlık içinde izliyorlardı. Bir kısmı, dershanelerin geleceğinden kuşku duyduğu ve bu koşullarda gereken verimi alamayacağı düşüncesiyle yeni bir arayışa girdi. Dershaneden dönüşen temel liselere kaymalar başladı. Çünkü bu okullar hem lise diploması veriyor hem de öğrencilerini üniversiteye hazırlıyordu. Öyle ki Anadolu, hatta fen lisesi son sınıfındaki çocuklarını buralardan alıp temel liselere kaydedenler oldu. Ancak temel liselere tanınan geçiş süreci de tamamlanmak üzereydi. Yani bir zaman sonra temel liseler de ortadan kalkacaktı.

Bir süre üç bilim grubundan özel öğretim kursuna izin veren Millî Eğitim Bakanlığı, aldığı yeni bir kararla bu sayıyı bire düşürdü. Artık dershaneler “Türk dili ve edebiyatı, matematik, fizik, kimya, biyoloji, tarih, coğrafya ve felsefe” olmak üzere belirlenen sekiz bilim grubundan yalnızca birini seçerek ders verebilecekti. Bu arada öğrencileri sınavlara hazırlayan özel etüt merkezleri de kapatıldı.

Özel öğretim kursu veren kurumların tek bilim grubundan kurs açarak yaşamlarını sürdürmeleri olanaksızdı. Dolayısıyla hemen hemen hepsi kapılarına kilit vurdular. Sayıları çok az bazı özel öğretim kurumları, yalnızca matematikten kurs açarak çalışmalarını sürdürüyorlar. Çünkü en çok kurs talebi bu dersten olmaktadır. Ancak söz konusu özel öğretim kurumları bu kurslardan bekledikleri talebi almadılar. Dolayısıyla bunların da çoğu kurs verme işlemlerini sonlandırdılar.

Evet, şimdi ne durumdayız? Perişanız. Çünkü dershanecilik merdiven altına indi. Ankara’da inanın pek çok sayıda merdiven altı dershane var. Bağımsız bir binayı kiralayan kişiler, herhangi bir tabela asmadan işlerini rahatlıkla yürütüyorlar. Öğrenci bulmada bir sıkıntıları yok. Çünkü veliler çaresizler; denize düşmüşler, sarılacak yılan arıyorlar. Bu nedenle merdiven atlı dershaneler kabarık ücretlerle kurslar veriyorlar. Hatta nazlanarak öğrenci alıyorlar. Fiyatlar 15-20.000 lira arasında, daha yüksekleri de var. Oh ne güzel! Vergisiz, güzel bir kazanç. Olan gariban çocuğuna oluyor. Bu parayı nereden bulup da verecek?...

Ben de çaresizim. Diğer veliler gibi merdiven altı peşindeyim ne yazık ki? İşin garibi buralardan dershanelerde olduğu gibi gereken verimi alamayacağımı da düşünüyorum. Kitle dershanelerinde olduğu gibi merkezi sistem bir sınav yok. Piyasadan soru ve sınav kitapçıklarını alıp öğrencilere veriyor, hazır sınavları uyguluyorlar. Ama ne yapacaksanız, başka çareniz var mı? Kuzu kuzu gidip teslim oluyoruz bu soygun ağına.

Millî Eğitim Bakanlığının dershanelere savaş açmasının temel nedeni, Fetö bağlantılı dershaneleri tasfiye etmekti. Bunu anlıyorum. Tamam, bunların tümünü devre dışı bıraktınız, peki bu inat niye?...

Devlet okullarında, cumartesi günleri okul öğretmenlerince verilen ücretsiz kurslarla öğrencilerin eksikleri giderilmeye çalışılıyor. Ama yetmiyor bu. Okullar hiçbir zaman dershane işlevini yerine getiremiyor.

Ben yıllarca dershanelerde öğretmenlik yaptım. Dershanelere karşı olmama karşın sürdürdüm bu görevimi. Evet, ben de dershanelere karşıyım. Ancak sınavı ortadan kardırmadığınız, devlet okullarını eşit ve üstün kalitede yapılandırmadığınız sürece dershaneler gereksinimini yitirmeyecektir. İşte siz kurumsal dershaneleri kapattınız, merdiven altı dershaneler pıtırak gibi yayılmaya başladı. Ne oldu? Önleyebildiğiniz mi özel kurs verilmesini? Lütfen kendimizi kandırmayalım. Yasal olmayan yollarla kurs veren yerlere çocuklarımızı gönderip avuç dolusu para ödememize göz yumacağınıza, dershanelere eskisi gibi izin verin, gerekli denetimlerinizi yapın, verginizi alın; biz de gönül rahatlığıyla çocuklarımızı gönderip sınavlara hazırlayalım.

12.02.2018

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
BİR ATATÜRK VE YOZGAT SEVDALISI ABDULKADİR ÇAPANOĞLU
Çok değerli Muhsin Köktürk Hocam, şahsıma gösterdiğiniz teveccüh ile kaleme aldığınız övgü dolu yazınızın yayınlandığı tarihten bu yana bu teveccühe nasıl cevap vermeliyim diye düşündüm. Aklıma hep duygusal bir insan olan ve isteği dışında Yozgat milletvekili seçilen cennetmekân babaannemin babasıHayrullah Efendinin, Sarıtopraklık mevkiinden Ankara’ya müteveccihen kurbanlarla uğurlanırken yaşlı gözlerle “Ben oralara layık mıyım ki, gönderiyorsunuz” deyişi geliyordu.

Evet, sizin de buyurduğunuz gibi hem yüce Atatürk’ümüze hem de memleketim Yozgat’a sevdalıyım.

Gerçek olan şu ki dedelerim Çapanoğulları Yozgat şehrinin kurucusuydu yani onlar bir şehrin kurucularıyken, Mustafa Kemal Atatürk, bu kutsal topraklarda Türkiye Cumhuriyeti gibi örnek bir devletin kurucusudur. Lozan da yedi düvele saygı duygusu içinde bunu kabul ettiren kişidir. Atatürk’ü iyi tanımak için çok okumak ama çok okumak gerekir.

Anadolu’muzun bu saf, temiz, alçak gönüllü, temiz yürekli Yozgat halkına sevgi ile “Türk yiğitlerinin harman olduğu diyar, Bozok yaylasının kahraman evlatları var olun ”diye hitap etme zarafetini göstermiştir. Çok sinirli olduğu bir gün de rahatlamak için Başyaver Rusuhi Bey’i yanına alıp otomobiline binmiş ve şoförüne "Yozgat’a doğru!”demiştir.

Değerli Hocam, teveccühünüz ve güzel yazınız için en kalbi teşekkürlerimi sunar sağlıklar dilerim. Sağ olun var olun.
Abdulkadir Çapanoğlu -- 06.02.2017 10:57
BİR ATATÜRK VE YOZGAT SEVDALISI ABDULKADİR ÇAPANOĞLU
Değerli okurlar,
Kısa bir tatil yaptığım için yazılarıma bir süre ara verdim. Tatilim bitti. Yazılarıma kaldığım yerden devam edeceğim. Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 4.02.2017 10:06:
BİR ATATÜRK VE YOZGAT SEVDALISI ABDULKADİR ÇAPANOĞLU
Sayın Muhsin KÖKTÜRK hocam:Abdülkadir ÇAPANOĞLU ile ilgili çok değerli makalenizi büyük keyif ve huşu içinde okudum.Okadar gercekçi tasvir yapmışsınızki,yaklaşık kırk yıldır tanıdığım ağbeyimi bu kadar güzel tanımlanırdı.Ben bir kez daha vurgulamak isterim.Yurdunu çok sever.Arkadaşlarına çok önem verir.Ailesine yürekten bağlılığı tartışılmaz.Bunun yanı sıra sevecenliği,yardım severliği,ikramı.Hele birde sohbetlerine katılırsanız,zamanın nasıl geçtiğini o bal dökülen dilinden anlıyamaz insan.Bitmesin ister.ÇAPANOĞULlarının veliahtıdır.KÖKTÜRK hocam size bu güzel yazınızdan dolayı çok teşekkür ederim.Saygı ve hümetlerimi arz ederim.
Yılmaz BİRYILDIRIR -- 9.1.2017 01:22:4
BİR ATATÜRK VE YOZGAT SEVDALISI ABDULKADİR ÇAPANOĞLU
Sayın Muhsin Bey,
Çok geç bir dönemde tanımış olduğum kıymetli akrabam Abdülkadir Bey'i ne güzel tanımış ve anlatmışsınız.
Saygılarımla
Mehlika Filiz Ulusoy -- 7.1.2017 12:01:3
YENİ YILA GİRERKEN
“Yeni Yıla Girerken” başlıklı yazımı yazarken televizyonda izlediğim bir görüntüden emin değildim. Bu nedenle o görüntüyle ilgili düşüncemi yazıma aktarmamıştım. Ancak tekrarını izlediğimde tüylerim diken diken oldu. Bir belediye işçisi, kaldırılan Atatürk heykelinin yıkıntıları üstünde Atatürk heykeli pozu veriyor. Haince bir zafer pozu bu. Söz konusu işçinin bu cesareti nereden aldığı da belli oldu sonunda.

Yine yazım yayımlandıktan sonra medyaya düşen bir haber, bu işçinin cesaretinin kaynağını ortaya koydu. Atatürk heykelini kaldırmadığını, yalnızca yerini değiştirdiğini belirten Rize belediye başkanı; Twitter’dan attığı mesajda bir vatandaşa, "2 Mart 1918 Rize'nin kurtuluşu. Atatürk henüz Samsun’a çıkmamıştı. Önce öğrenin." diyor. Kısacası, Rize’yi Atatürk’ün kurtarmadığını söylüyor.

Ne diyeyim bilmem ki?... Hani çok bilinen bir vezir-baba öyküsü var ya, bana onu anımsattı bu durum. Vali olmuşsun, ama …

Rize halkının Atatürk’e yapılan bu hakareti kabulleneceğine inanmıyorum. Bunu zaman gösterecek.
Bir noktayı daha vurgulamadan geçemeyeceğim. AKP içtenlikliyse bu demeçten sonra Rize belediye başkanını ivedilikle görevden almalıdır. Suskunluk kabullenmektir. Benden söylemesi…

Muhsin Köktürk -- 29.12.2016 17:26
YOZGAT ATASÖZLERİYLE DOKUNDURMALAR
Değerli hocam Muhsin Bey'ciğim, itina ile seçtiğiniz atasözlerimizle hakikaten çok güzel dokundurmuşsunuz. "Atlar tepişir, arada eşekler ezilir" ata sözümüzde yaşadığımız döneme çok uygun.“Dadandırma sarı gelin, dadanırsa yine gelir” sözünden birileri ibret alsa keşke diyorum. Saygı ve selamlar.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 20.11.2016 09:12
YOZGAT MÂNİLERİNDE GELİN-KAYNANA ÇATIŞMASI
Sayın Abdulkadir Bey,
İlginç bir öykü. Özü oldukça güzel. Gelin-kaynana ilişkisine anlamlı bir boyut getiriyor. Kuşkusuz insanlar arasındaki olumlu ya da olumsuz ilişkiler edebiyata yansıyor, bu da birbirinden güzel sanatsal yapıtların ortaya çıkmasını sağlıyor.
Bu güzel paylaşımınız için teşekkürler.
Muhsin Köktürk -- 10.10.2016 02:30
YOZGAT MÂNİLERİNDE GELİN-KAYNANA ÇATIŞMASI
Gelin aktara gider öyle ağlar öyle kendini acındırır ki sonunda kaynanasını yavaş yavaş zehirlemeye aktarı ikna eder. Aktar her gün bir tutam una karıştırdığı bir tozu ona verir. Gelin de onun verdiği tozu her gün kaynanasının yemeğine katar. Günler böyle geçip giderken yakın bir tarihte kaynanasının öleceğini bilen gelinhanım son günlerinde kalbini kırmamak için iyi davranmaya onu hoş tutmaya çalışır. Gelinin bu davranışı kaynanayı da etkiler o da gelinini hoş tutmaya gayret eder. Böyle olunca gelin hanım kaynanasının bazen elini o da gelininin yüzünü öpmeye başlarlar. Sonunda gelin kaynana birbirlerini ana kız gibi görmeye başlarlar. Yaptıklarına pişman olan gelin aktara giderek durumu anlatır ve kaynanasını ölümden kurtarmak için verdiği zehirin panzehirini vermesini ister. Aktar gülümseyerek “ben adam öldürecek bir insana benziyor muyum böyle olacağını biliyordum, bu yüzden sana verdiğim toz bir zehir değil una karıştırdığım karbonattı korkma kaynana bir şey olmayacak” der. Ferahlayan gelin koşarak eve gelir sevinç içinde kaynanasının elini öper ona güzel bir kahve yapar.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 08.10.2016 22:20
YOZGAT ATASÖZLERİNDE İNSANA BAKIŞ
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,

Güzel yorumlarınızla beni yüreklendiriyorsunuz. Teşekkür ediyorum.
Elimdeki verilerin pek çoğu, rahmetli babam Ali Rıza Köktürk'ten kaldı bana. Yozgat'ın köylerinde çalıştığı yıllarda derlemiş bunları. Atatürk, ta o zamanlar öğretmenlerden bulundukları yörenin kültürel değerlerini araştırmalarını istemiş.

Bu arada babama Tanrı'dan rahmet diliyorum. Mekânı cennet olsun.

Yozgat tarihine ışık tutan yazıların ustası değerli dostuma saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 30.09.2016 09:11
YOZGAT ATASÖZLERİNDE İNSANA BAKIŞ
Değerli Hocam Muhsin Bey’ciğim. Derlediğiniz her biri altın değerinde atasözlerimizi inanın birkaç kez içim burkularak okudum. İçim burkuldu çünkü bu aptal kutusu televizyon evlerimize girdiğinden bu yana dostluk ahbaplık ve dolayısıyla güzel sohbetlerimiz kalmadı. Sohbet olacak ki, laf kucağa düşecek ki, tatlı sohbetin arasında bu güzel atasözlerimizi yeri geldiğinde kullanacağız, unutmayacağız. Güzel sözlerimizi birde açıklayıcı öğütleriyle birlikte anlatmışsınız ki gençlerimize kolaylık olsun. Keşke Türkçe öğretmenlerimiz bunları derslerinde işleseler. Zaman zaman atasözleri ve deyimler üzerinde duruyorlar ama hep bildiğimiz belli başlı atasözleri, toplasan iki ekin parmakları kadar. Hâlbuki öğrencilere yöresel ağızlardan bulduklarınızı da yazın diye bir ödev verseler ne güzel olurdu. Çocukluğumuzda Tom Miks resimli romanında bir şifre diye şöyle yazmışlardı. Nıç nıç nede rıdaçlan şi neritib rıdaçka (çın çın eden nalçadır iş bitiren akçadır). Bunu hiç unutamadım. Geçen gün kahvaltı sonrası torunlara yazdırdım ve sordum bu nedir diye hemencecik bildiler bende mutlu oldum. Sonra aklıma sizin köşeniz geldi “ bakın bunlar Yozgat atasözleri” dedim, nede olsa yiğidin harman olduğu yerdenler. Birlikte okuduk, hoşlarına gitti. Bazıları daha da hoşlarına gitti. Anladım ki ilgilerini çekti. Bu yıl ders konusu olursa bizde bunları kullanacağız. Emekleriniz için teşekkürlerimi arz ediyorum. Sağlıkla kalın inşallah.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 27.09.2016 00:02
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
4
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00