BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 26.05.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
228
Dün
:
4633
Toplam
:
13883968
SÖZDEN SÖZE Muhsin KÖKTÜRK
HÜKÛMETİN DERSHANE İNADI
muhsinkokturk@hotmail.com
Torunum gelecek yıl lise son sınıf oluyor. Dolayısıyla şimdiden bizi bir üniversiteye hazırlık telaşı sardı. Bu telaş kuşkusuz doğal. Ama telaşımızın özü, hazırlık aşamasının dilediğimiz biçimde gerçekleşmeyeceği korkusundan kaynaklanıyor. Çünkü bilindiği üzere okul eğitimi, ne yazık ki üniversite hazırlık için yeterli değil. Ek destek gerekiyor. Bunun yolu da dershanelerden geçiyor. İşte sorun da burada başlıyor. Çocuğumuzu gönderecek bir dershane bulamıyoruz. Neden mi? Çünkü Milli Eğitim Bakanlığı dershaneleri işlevsiz duruma getirdi.

Veliler, çocuklarını Anadolu liselerine ya da üniversiteler hazırlamak için dershanelere gönderiyorlardı. Bilindiği üzere Milli Eğitim Bakanlığı dershanelere karşı bir savaş başlattı. Dershanelerin kapatılacağını, buraların özel okullara dönüştürülmesi için olanak tanınacağını, koşulları uygun olanlara özel okula dönüşme, koşulları uygun olmayanlara da 5 yıllık bir geçiş süresi verilerek “temel lise” açma izni verileceğini duyurdu. Bunun üzerine koşulları yeterli olan çok az sayıda dershane özel okula dönüştü, pek çoğu da temel lise olarak hizmet vermeye başladı. Bazı dershaneler ise aynı statüde çalışmalarını sürdürdüler.

Milli eğitim Bakanlığı aldığı bir kararla dershaneleri kapattı. Ancak Anayasa Mahkemesi bu kararı Anayasa’ya aykırı bularak iptal etti. Bakanlık, bunun üzerine dershanelerin “özel öğretim kursları” adı altında ancak üç bilim grubu üzerinde kurs verebileceği yönünde yeni bir karar aldı. Dershaneler bu yeni karar doğrultusunda çalışmalarını sürdürdüler.

Veliler gelişmeleri şaşkınlık içinde izliyorlardı. Bir kısmı, dershanelerin geleceğinden kuşku duyduğu ve bu koşullarda gereken verimi alamayacağı düşüncesiyle yeni bir arayışa girdi. Dershaneden dönüşen temel liselere kaymalar başladı. Çünkü bu okullar hem lise diploması veriyor hem de öğrencilerini üniversiteye hazırlıyordu. Öyle ki Anadolu, hatta fen lisesi son sınıfındaki çocuklarını buralardan alıp temel liselere kaydedenler oldu. Ancak temel liselere tanınan geçiş süreci de tamamlanmak üzereydi. Yani bir zaman sonra temel liseler de ortadan kalkacaktı.

Bir süre üç bilim grubundan özel öğretim kursuna izin veren Millî Eğitim Bakanlığı, aldığı yeni bir kararla bu sayıyı bire düşürdü. Artık dershaneler “Türk dili ve edebiyatı, matematik, fizik, kimya, biyoloji, tarih, coğrafya ve felsefe” olmak üzere belirlenen sekiz bilim grubundan yalnızca birini seçerek ders verebilecekti. Bu arada öğrencileri sınavlara hazırlayan özel etüt merkezleri de kapatıldı.

Özel öğretim kursu veren kurumların tek bilim grubundan kurs açarak yaşamlarını sürdürmeleri olanaksızdı. Dolayısıyla hemen hemen hepsi kapılarına kilit vurdular. Sayıları çok az bazı özel öğretim kurumları, yalnızca matematikten kurs açarak çalışmalarını sürdürüyorlar. Çünkü en çok kurs talebi bu dersten olmaktadır. Ancak söz konusu özel öğretim kurumları bu kurslardan bekledikleri talebi almadılar. Dolayısıyla bunların da çoğu kurs verme işlemlerini sonlandırdılar.

Evet, şimdi ne durumdayız? Perişanız. Çünkü dershanecilik merdiven altına indi. Ankara’da inanın pek çok sayıda merdiven altı dershane var. Bağımsız bir binayı kiralayan kişiler, herhangi bir tabela asmadan işlerini rahatlıkla yürütüyorlar. Öğrenci bulmada bir sıkıntıları yok. Çünkü veliler çaresizler; denize düşmüşler, sarılacak yılan arıyorlar. Bu nedenle merdiven atlı dershaneler kabarık ücretlerle kurslar veriyorlar. Hatta nazlanarak öğrenci alıyorlar. Fiyatlar 15-20.000 lira arasında, daha yüksekleri de var. Oh ne güzel! Vergisiz, güzel bir kazanç. Olan gariban çocuğuna oluyor. Bu parayı nereden bulup da verecek?...

Ben de çaresizim. Diğer veliler gibi merdiven altı peşindeyim ne yazık ki? İşin garibi buralardan dershanelerde olduğu gibi gereken verimi alamayacağımı da düşünüyorum. Kitle dershanelerinde olduğu gibi merkezi sistem bir sınav yok. Piyasadan soru ve sınav kitapçıklarını alıp öğrencilere veriyor, hazır sınavları uyguluyorlar. Ama ne yapacaksanız, başka çareniz var mı? Kuzu kuzu gidip teslim oluyoruz bu soygun ağına.

Millî Eğitim Bakanlığının dershanelere savaş açmasının temel nedeni, Fetö bağlantılı dershaneleri tasfiye etmekti. Bunu anlıyorum. Tamam, bunların tümünü devre dışı bıraktınız, peki bu inat niye?...

Devlet okullarında, cumartesi günleri okul öğretmenlerince verilen ücretsiz kurslarla öğrencilerin eksikleri giderilmeye çalışılıyor. Ama yetmiyor bu. Okullar hiçbir zaman dershane işlevini yerine getiremiyor.

Ben yıllarca dershanelerde öğretmenlik yaptım. Dershanelere karşı olmama karşın sürdürdüm bu görevimi. Evet, ben de dershanelere karşıyım. Ancak sınavı ortadan kardırmadığınız, devlet okullarını eşit ve üstün kalitede yapılandırmadığınız sürece dershaneler gereksinimini yitirmeyecektir. İşte siz kurumsal dershaneleri kapattınız, merdiven altı dershaneler pıtırak gibi yayılmaya başladı. Ne oldu? Önleyebildiğiniz mi özel kurs verilmesini? Lütfen kendimizi kandırmayalım. Yasal olmayan yollarla kurs veren yerlere çocuklarımızı gönderip avuç dolusu para ödememize göz yumacağınıza, dershanelere eskisi gibi izin verin, gerekli denetimlerinizi yapın, verginizi alın; biz de gönül rahatlığıyla çocuklarımızı gönderip sınavlara hazırlayalım.

12.02.2018

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ÖĞRETMENLİĞİN ÇİVİSİ ÇIKTI
Sayın Abdülkadir Çapanoğlu,
Sizinle çoğu konuda uyum içinde olmaktan dolayı çok mutluyum. Biz bir türlü öz eleştiri kültürünü benimseyemedik. Eksiklerimizi, yanlışlarımızı hep görmezden geldik. Hangi meslekten olursak olalım, hep süslü püslü sözlerle övüldük. Bundan da anlamsız bir tat aldık. Bir gün olsun, "Bizim hiç mi eksik yanımız yok?" diyemedik. Eleştiriye kapılarımızı kapadık.
Öğretmen yetiştiren güzelim okulların kapılarına kilit vuruldu. Bu ülkede 40 günde kabak yetişmezken öğretmen yetiştirildi. Veterinerden, ziraat mühendisinden ... öğretmen yapıldı. Biz daha neyi tartışıyoruz ki?... Ne ektiysek onu biçiyoruz.
Muhsin Köktürk -- 25.11.2015 21:01
ÖĞRETMENLİĞİN ÇİVİSİ ÇIKTI
Değerli Muhsin Bey’ciğim, Yazınızda altına imzamı atacağım o kadar çok cümle var ki. Atatürk’ün milletvekili maaşları öğretmen maaşlarını geçmesin emrinden sonra geldiğimiz durum ortada. 33 yılını her yıl bakanlıktan takdir alarak tamamlamış başarılı bir bayan öğretmen kardeşimin emekli ikramiyesi bir milletvekili maaşı ile denk. Yani 33 yıllık emeğin karşılığı bir aylık milletvekili maaşı. Onun yerine ben ağladım hırsımdan. Bu işin bir yanı, birde çaresizlikten öğretmenliği meslek olarak seçenler var. Hani bilinen fıkradır, son sınıfta olan kızı dersten başarısız olunca annesi öğretmene ricaya gider ve şöyle söyler “ aman hocam sen buna geçer not ver ne olur, zaten bir şey beklemiyoruz öğretmen yapacağız.” Hal böyleyken Yılmaz Göksoy hocamla buluştuğum öğretmen evinin sidik kokusu ve orada toplanan genç öğretmenlerin okeyle vakit geçirmeleri de beni oldukça sarsmıştı. Dersi sevdiren öğretmendir. Fizik ve kimya ikisi de fen dersidir Ama ben fiziği çok sevdim kimyadan nefret ettim. Çünkü kimya hocası siyah önlük giyen beyazlaşmaya başlamış saçlarını arkadan topuz yapan nazi subayı gibi bir hanımdı. Sınıfa girer doğru masaya oturur ders saati boyunca not tutturur sonra yazılı imtihanda bu notlardan sorardı. Sözlü imtihan yapmazdı. İnanıyorum ki hiç birimizi tanımazdı. Ben torunlarımı 8 yaşında okula göndermek taraftarıydım çünkü aklı başında öğretmen kardeşlerim müfredatın 7 yaşına uygun olmadığını söylerlerdi ama çıkarılan gıldırgıç yasa ile 5,5 yaşında ilkokula başlatmak zorunda kaldık. Daha sekiz yaşında bir çocuk sırf kâğıdına ismini yazmayı unuttun diye 10 puanı kırılır mı? Bu çocuk bir daha bu öğretmeni ve bu dersi sever mi? Çocuk aklı ile bari 5 puanımı kırsaydı diyebilen bir öğrenci ile bu öğretmen nasıl aynı frekansta olabilir. Ve bana şöyle söylemişti “ hani o resimlerde ki Atatürk var ya. Hani sınıfta ayakta duruyor ve dersi dinliyor. Keşke bizim sınıfa da gelseydi.” Neden diye sorduğumda “öğretmenimin de benim puanımı neden kırdığını görürdü” demişti. Saygılar selamlar.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 25.11.2015 13:24
DİLDE YOZLAŞMA
Sayın Abdülkadir Çapanoğlu,
Öncelikle geçmiş olsun dileğiniz için teşekkür ederim.
Ne gariptir ki dilde yozlaşmaya yeni kuşak karşı çıkacağına bizler bu görevi üstleniyoruz. Bir duyarsızlıktır gidiyor. Yetkililerin de umurunda değil. Bir yanda Arapça,Farsça özentisi; bir yanda Batı dillerinin amansız etkisi. Arada olan güzel Türkçemize oluyor.
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 09.11.2015 12:00
DİLDE YOZLAŞMA
Değerli Muhsin Bey‘ciğim öncelikle geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Dilimizdeki yozlaşma benim de epeydir aşağı yukarı 1980’lerden bu yana canımı sıkar. Bir tarafta Arapça Farsça kelimelerle dolu Osmanlıca hayranları, öbür yanda nasılsa bir yerlerden buldukları paralar ile iş güç sahibi olan sonradan görme esnaf ve otel sahipleri bu yabancı isim merakları yüzünden bizi iki cami arasında kalmışlara döndürdüler… Buna birde mahalle arasındaki bakkallar tabelalarına yazdırdıkları market kelimesi ile katılınca tiyatro tamam oldu. Yaşlısı, genci, köylüsü, kentlisi ile bir yabancı hayranlığı aldı başını gidiyor. Öyle bir hayranlık ki çay ocağı işleten birisi İngilizce olsun diye Tea January diye tabela yazdırmış.Saygılarımla
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 07.11.2015 23:43
DUYGUDAŞLIK (EMPATİ) YAPABİLMEK
Değerli Muhsin Bey’ciğim,
Bu güzel yazınıza şahsım adına teşekkürlerimi arz ederim. Gençlerimizin ağızlarında sakız olan ama iş uygulamaya geldiğinde kenarından bile geçmedikleri empatiyi çok can alıcı bir örnekle anlatmışsınız.

1980 darbesi sonrası yetişip gelen gençlik maalesef siyaseten bastırılmakla kalmayıp duygusal yönden de demoralize ve dejenere oldu. Bu yüzden biraz bencil oldular

Şu ifadeniz benim anlatmak istediklerimi çok güzel açıklıyor. “Empati yapmak da bir tür sorumluluk duymaktır. Ancak bu yolla karşımızdakini daha iyi anlayabilir, kendimize çeki düzen verip sorumluluklarımızın bilincine varırız. Ama ne yazık ki ülkemizde empati yapamayacak derecede duygusuz, duyarsız pek çok insan var. Onlar için varsa yoksa kendi çıkarları, kendi mutlulukları ön plandadır. “Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir.” düşüncesiyle yatıp kalkanlardır bunlar.”

Ancak daha sonra yetişip gelenleri 80 sonrasındakilere nazaran biraz daha iyi yetişmiş kendini daha geliştirmiş olarak görüyorum. Umarım atalarına da layık insanlar olurlar. Selam ve saygılar.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 08.09.2015 00:17
DUYGUDAŞLIK (EMPATİ) YAPABİLMEK
Saygıdeğer,Muhsin Köktürk Hoca nın Kalemine sağlık." enpati" kavramını mükemmel bir sentez,analiz durumunda işlemiş,ıfade etmiş oluyor,Okuyanların bu fikirlere aynen katılacağına inanıyorum.Selam,sevgilerimle.
Coşkun Köycü -- 22.08.2015 21:23
ABBAS SAYAR’I ANARKEN
Teşekkür Ederim Hocam Abbas SAYAR'ı bu kadar Güzel ve sade biçimde tekrar hatırlattığınız Yozgat ve Yozgatlı olmanın bir gereğinin de sadece ben Yozgatlıyım demekten geçmediğini bu Memleketin yetiştirdiği değerlere sahip çıkarak onun öykü şiir ve romanlarını yetişen yeni kuşaklara aktarmanın ne kadar önemli olduğunu hatırlattığınız için.Saygılarımla.
Korkut -- 13.08.2015 09:12
ESKİ KOMŞULUKLAR
Semiha Hanım,
Güzel yorumunuz için çok teşekkür ederim. Tatilde olmamdan kaynaklanan bir durum. Çok kısa zamanda yine yazacağım. Ülkemizin içinde bulunduğu bu karmaşık durumdan bir an önce çıkması dileğiyle saygılarımı sunarım.
Muhsin Köktürk -- 08.08.2015 18:22
ESKİ KOMŞULUKLAR
Yaklaşık bir aydır yazılarınızı okumuyamıyoruz.Doğrusu yazılarınızı özledik.Sağlıkca kalın...
Semiha -- 08.08.2015 12:11
YOZGAT BELEDİYESİ VE VALİLİĞİNDEN BİR İSTEK
Farkındalığınız ve ilginize teşekkür ederim. Fotoğrafı çektirdim, anıtın bağımsızlığını da üzülerek sosyal medyada paylaşmak zorunda kaldım. Muhsin Köktürk öğretmenim bu konuda takipçi olacağınıza inanarak şehrinden gönül rahatlığıyla ayrılacağım. Nuriye Salman.
Adınız ve Soyadınız -- 15.06.2015 14:08
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
6
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00