BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 17.07.2019 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
187
Dün
:
4633
Toplam
:
16991125
SÖZDEN SÖZE Muhsin KÖKTÜRK
CHP’DEKİ GELİŞMELER ÜZERİNE BİRKAÇ SÖZ
muhsinkokturk@hotmail.com
Bilindiği gibi 24 Haziran seçimleri sonrası ortaya çıkan tablo, CHP’de bir iç hesaplaşmaya neden oldu. Bu hesaplaşma, aynı zamanda CHP’nin seçim yenilgisini irdelemesini ikinci plana bıraktı.

Kuşkusuz CHP’deki seçim sonrası gelişmeler kamuoyunca dikkatle izleniyor. Bu konuda çeşitli yorumlar yapılıyor. Özellikle CHP’de değişim isteyenlerin olağanüstü kongre istekleri yorumların temelini oluşturuyor.

CHP’deki olağanüstü kurultay isteği iki boyutta tartışılabilir. Birincisi; seçim yenilgisinin nedenlerinin tartışılıp partinin nerelerde yanlış yaptığının, ne gibi eksikleri olduğunun ortaya konması ve yaklaşan yerel seçimler için hazırlıklar yapılması gerekirken olağanüstü kongre üzerine yoğunlaşmanın yanlış olduğudur. İkincisi; CHP’nin bu yönetim anlayışıyla yerel seçimlere katılmasının yeni bir seçim yenilgisine zemin hazırlaması, dolayısıyla partide bir değişimin zorunlu olduğu gerçeğini ortaya çıkarmasıdır. Bu iki yaklaşımın da tartışılacak yönleri olduğu bir gerçektir.

CHP’deki muhalif kanat, olağanüstü kurultayın toplanması için 15 gündür yoğun bir çaba içinde. Muhaliflerin açıklamasına göre, 630 delegenin noter onaylı olağanüstü kurultay istemi CHP yönetimine teslim edildi. CHP yönetimi, yaptığı ilk incelemede kendisine teslim edilen noter onaylı delege imzalarının 618 olduğunu vurguladı. Kendilerine teslim edilen 630 istemden 4’ünün fotokopi olduğunu, 4 yinelenmiş (mükerrer) imza bulunduğunu, 5’inin de delegeliğinin düştüğünü belirterek 605 istem üzerinden incelemenin sürdürüleceğini, bu arada bazı delegelerin imzalarını geri çektiğini, bunun da 605’ten düşüldüğünde olağanüstü kurultay için gerekli sayıya ulaşılamayacağını açıkladı.

Olağanüstü kurultayla ilgili imza durumu, 6 Ağustos Pazartesi akşamı netleşecek. Peki, CHP Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu ne yapacak? Kendi açıklamasına göre, delegelerden yeterli imza toplanırsa kurultay çağrısı yapacak, yoksa kurultay sorununu gündemden çıkaracak. Yine kendi deyişine göre, parti yönetiminde birtakım değişikliklere gidip tabanın istemlerini göz önüne almış görünecek.

Beni şaşırtan durumlar var ortada: Diyelim ki muhalif delegelerin kurultay isteği yeterli sayıya ulaşmadı , ancak 600’e yaklaştı. Salt çoğunluğa ulaşılmadı diye bunca delegenin değişim çağrısı göz ardı mı edilecektir? Peki bu delegeler, oylarının hiçe sayıldığını düşünerek yaklaşan yerel seçimlerde candan bir çalışma yapacaklar mıdır? Kılıçdaroğlu, muhaliflerin oylarının kendini destekleyenlerin altında olduğunu düşünüyorsa niçin, “Hodri meydan!” deyip olağanüstü kurultay çağrısı yapmaktan kaçınmaktadır?

Kılıçdaroğlu, hemen her konuşmasında karşısındakini koltuk sevdalısı olarak görmekte, ancak kendi de koltuğuna sıkı sıkıya yapışmaktan geri durmamaktadır. Bence önemli olan, CHP’nin başında kimin olduğu ya da başına kimin geçeceği değildir. Ağzını her açtığında; “Hak, hukuk, adalet!” diyen Kılıçdaroğlu’nun demokratik bir sınavdan, deyim yerindeyse minderden kaçmaya çalıştığıdır. Üstelik inanıyorum ki delegelere çeşitli baskılar yapılmasa, birtakım vaatlerde bulunulmasa muhaliflerin topladığı oylar çok daha fazla olacaktı. Bu kanıya nasıl vardığımı imzalarını çeken delegeler olduğu açıklaması üzerine yapıyorum. İmza veren delege, durup dururken bundan niçin vazgeçer ki?... CHP yönetiminin delegeler üzerindeki baskıcı tavrını hiç de hoş bulmadığımı özelikle belirtmek isterim.

Gelelim, eğer olağanüstü kurultay olmazsa CHP tabanının tavrına. Abartılı gelmesin, kurultay yapılmazsa CHP tabanında on binlerce, hatta yüz binlerce oy kaybı yaşanacaktır. Çünkü CHP seçmeni, 9 seçim yenilgisine uğramış bir parti yönetimine artık tahammül edememektedir. Böyle bir oy kaybı yaşanır ve CHP’nin oyları başka partilere kayarsa bunun baş sorumlusu Kılıçdaroğlu olacaktır. Diyeceksiniz ki Sayın Muharrem İnce’nin bunda hiç mi sorumluluğu yoktur? Bu tartışılabilir bir konu. Ancak Cumhurbaşkanlığı seçiminde başarılı bir sonuç alan Muharrem İnce’nin CHP Genel Başkanlığına soyunmasından daha doğal ne olabilir ki?... Muharrem İnce’nin bu isteğinin zamansız olduğunu ileri sürenler ve özellikle CHP yönetimi, eğer bu isteğin parti üzerinde olumsuz etkiler yaratacağına inanıyorsa neden kurultay çağrısına kulak tıkıyor? Yaparsın kurultayı kazanırsan güven tazeler, yitirirsen çekilir gidersin.

Kılıçdaroğlu’nun pazartesi günü kurultayla ilgili yapacağı açıklama, kendi geleceğini de belirteleyecektir. Muhalifler yeterli oy toplayamamış olsalar bile Kılıçdaroğlu’na düşen görev, olağanüstü kurultayı toplamak olmalıdır. Bu durumda kazansa da kaybetse de kazanan Kılıçdaroğlu olacak ve CHP seçmeninin gönlünü kazanacaktır. Kurultay çağrısı yapmazsa yerel seçim sonrası uğrayacağı yenilgi, onu en büyük kaybeden yapacak ve CHP Genel Başkanlığı kendiliğinden sona erecektir.

06.08.2018

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ÖN YARGILARDAN ARINMAK
Muhsin Hocam, ön yargılardan kurtulmak için çok okumak lazım diye başlayacaktım ama okumanın hatta yüksek tahsil yapmanın bile çoğu insanda pek fazla bir etkisi olmadığını fark etmişimdir.

Bazı masum önyargılar hoş karşılanabilirse de dini hurafelerden kurtulamamak hem kişiyi hem de bir ülkeyi tehdit edebiliyor.

Bu konuda yapılan araştırmalarda dindar kesim içe dönük ve dışa dönük dindarlar olarak araştırılmış. İçe dönük dindarların hoşgörü, sevgi, saygı, başkalarına karşı iyi niyetli olma, ön yargı ve ayrımcılıktan uzak durma gibi insancıl eğilimler içinde olduğu görülmüş. Dışa dönük dindarlıkta ise din adeta başka maksatlar için bir vasıta konumundadır. Dinin kişisel gayeler için kullanılma eğilimi daha fazla ön plana çıkmaktadır. Dolayısıyla bu tür dindarlar zaman zaman inançlarına sıkı sıkıya bağlanarak katı, tutucu, hoşgörüsüz ve dogmatik eğilimler sergiliyorlar.

Ön yargılı ve ayırımcı olmayan kişiler ise dine sorgulayıcı bir yaklaşımı kabul eden, özeleştiri yapabilen, pozitif bir şüphe içerisinde bulunan ve değişime açık duran kesin yargılı cevapları reddetmeye eğilimli olan kişiler oluyorlar. Ama dini kişisel gayeleri için kullanmaya meyilli dışa dönük dindar tipler için vatan, millet, bayrak sevgisi bir şey ifade etmiyor. Miting sonrası yerlere atılan, üzerine basılıp geçilen bayrakları medya da çok gördük. Onların bu önyargılarını çok güzel kullanan ve hatta körükleyen iktidarları da gördük maalesef.

İşin en acı tarafı da toplumu irşat edecek imamların dindarlık bakımından diğer meslek gruplarına göre daha içe dönük oldukları ve hoşgörüsüzlük, ayırımcılık, sevgisizlik ölçeğinde daha yüksek puan aldıklarıdır. Saygılar.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 14.04.2019 18:07
YOZGAT KÜLTÜR TAKVİMİ’NDEN AKTARIMLAR
Kaleminiz var olsun; Muhsin Köktürk Beyefendi Hocam. Eski yılların takvimini paylaşarak, bizi o yıllara ve o duvarlara sinmiş anılara götürdünüz. Sessiz ve resimsiz her anıyı barındıran, duvarlarımızı süsleyen bu takvimler de nitekim yerini teknolojiye bıraktı. Arka sayfalarında okuduğumuz değerli bilgiler ve atmaya kıyamayıp çekmecelerde sakladığımız yapraklar... Velhasılı her şey sanal oldu, yalan oldu. Selam ve saygılarımla...
Kadriye ŞAHİN -- 16.01.2019 23:13
POŞET UYGULAMASI ÜZERİNE
Değerli Hocam; Yazınızda bahsi geçen ve yorum yaparak açıklama yaptığınız poşet ve plastik madde kullanımı konusundaki tüm fikirlerinize katılıyorum. Hiç bir şey, parayla satılarak kullanımı engellenemez.Sigara sağlığa zararlı, içki sağlığa zararlı, sosislerin içinde ne olduğu belirsiz. Süt kutularının içi alüminyum kaplama... Bunun gibi nice şeyler... Bırakın toprağı doğayı kirletmesini, insana zarar verdiği halde para verip alarak bu gibi şeyleri kullanıyoruz. Demek ki, parayla satmak zararın önüne geçmiyor. İşin başka bir yönü de, firmalar kullandıkları poşet paralarını gider olarak gösterip; alınan, satılan malın üstüne zaten ekliyorlardı. Kendi kasalarından çıkan parayla halka poşet dağıtmıyorlar. Son zamanda yüklenen para miktarı, gizli alınan paranın açık artırımından başka bir şey değil. Plastik maddeler, doğada ne kadar çabuk çürümüş olursa olsun, toprağın kimyasını ve suya karışarak erimiş halde tüm canlılara zarar verdiği aşikar. Kullanımı tümden kaldırılacak şekilde, doğal çözümler aranmalı diye düşünüyorum.

Selam ve saygılarımla..
Kadriye ŞAHİN -- 08.01.2019 20:10
POŞET UYGULAMASI ÜZERİNE
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,

Değerli yorumunuz için teşekkür ederim. Burada bir açıklama yapmayı gerekli görüyorum. Ben; poşet uygulamasına karşı olduğumu belirtirken bunun tek başına sorunu çözmeyeceğini, çok daha yaygınlaştırılması gerektiğini düşünerek görüşümü ortaya koydum. Plastik kullanımının azalmasından kim hoşnut olmaz ki?... Yazımda da belirttiğim gibi devletin buradan da para kazanma çabası beni üzdü. Her ne kadar yetkililer poşet için ücret ödenmesi kararı insanları poşet kullanımından uzaklaştırmak amacıyla alındı, denilse de tatmin edici değil. "Madem amaç buydu, niçin bunun yükünü de vatandaşın sırtına verdiniz?" diye sormazlar mı?

Poşetlerin ücretle satılmasın kararından önce bazı büyük marketlerde “biyo-bozunur” poşet kullanılıyordu. Üzerinde çevre dostu yazan bu poşetlerin doğada %100 yok olduğu iddia ediliyordu. Uzmanlar; üretim maliyetinin diğer poşetlere oranla daha yüksek olması nedeniyle, zaten sınırlı sayıda kullanıma sunulan bu poşetlerle ilgili iddianın tam olarak doğru olmadığı görüşündeler. Biyo-bozunur olmayan plastik poşetlerin doğada çözünme sürelerinin uzunluğu konusunda ise ortak görüşteler.

Öyle ya da böyle, plastik türevli ürünlerin üretilip kullanılması ivedi bir biçimde önlenmelidir. Yapay yollarla doğada çözünme sürelerinin hızlandırılmış olması da doğayı korumak için yetmez.
Uzmanların dikkat çektiği bir başka nokta da plastik poşetlerin doğadaki çözünme süresinde yarattığı kimyasal etkileşim. Bu etkileşim sonucu, doğadaki birçok canlının da zarar gördüğü gerçeğinin altı çiziliyor. Ekolojik dengenin bu yolla alt üst olduğu görüşü egemen.

Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 07.01.2019 18:06
POŞET UYGULAMASI ÜZERİNE
Değerli hocam,
Yazdıklarınıza katılıyorum. Ben de bir aydır poşetlerin 25 kuruş bedelle satılmasına itiraz ediyor ve sosyal medyada yazıp paylaşıyordum. Sizin de buyurduğunuz gibi marketlerde, bakkallarda, manavlarda, kasaplarda ve benzeri yerlerde plastik poşet kullanımını azaltma çabalarıyla doğa katliamına çözüm bulunmaz. Devede kulak, denizde bir damla gibi kalır bu önlemler.

Kaldı ki naylon poşetlerin , shrink’lerin , streç filmlerin doğada yok olma sürecinin 1000 yıl şeklinde lanse edilmesi de çok abartılı bir uydurma. Marketten aldığımız ve ham maddesi polietilen olan bir naylon torbayı bırakın açıkta güneş altında bırakmayı evde karanlık bir yerde bir sene bırakın neredeyse toz halinde çözülüp dağlıyor. Ben işim icabı bu işi kıyısından köşesinden bir parça bilirim. Çalıştığım fabrikalara yıllarca her ay tonlarca polietilen naylon torba ve yine her ay değişik ebatlarda yüz bin civarında poliproplen çuval alırdım. Zaten piyasa da en çok kullanılan da Polietilen(PE), Poliproplen (PP) ve Poli Vinil Klorür (PVS) dir.

Gelişmiş ülkelerde bunlar doğada çabuk çözülsün diye hammaddesinin içine bazı katkı maddeleri konur. Bizde de yapılıyor. Ben fabrikamıza İstanbul da en büyük çuval üreticilerinden birisinden alırdım. Fabrikalarını bir ziyaretimde bu konuyu kendilerine açtığımda tebessüm ederek “bizim ürünlerimiz o kadar kaliteli ki kendiliğinden çözülür” demişlerdi.

Durum budur ve bu uygulamanın ayıplarından birisinin devletin bundan da para kazanmasıdır. Diğer ayıbı da büyük marketlere ve naylon torba üreticilerine yeni kazanç kapısı olmasıdır. Önerim o dur ki yıllardır müşterilerine bedava naylon torba veren marketlerin 25 kuruşa naylon torba satacaklarına biraz fedakârlık yaparak hem de kendi reklamları ile “uzun ömürlü “ büyük bez torbalar yaptırıp bunu çok ucuz bir fiyatla müşterilerine sunmasıdır.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 06.01.2019 23:06
YENİ YILDAN BEKLENTİLERİM
Değerli Hocam, sizin istediğiniz o memleketin özlemiyle ömrümüz tükendi. Umarım bu güzel dilekleriniz en kısa zamanda gerçekleşir. Ben umudumu kaybetmiyorum. Siz büyüklerimiz geleceğin yolunu aydınlatacak, yeni ümitler yeşertecek düşüncelerinizi ve duygularınızı geleceğe miras bıraktığınız sürece, elbette bir gün tüm güzellikler gerçekleşecektir.

Allah, başkalarının hakkını gözeten ve yüreğinde güzel duygular besleyen insanların isteklerini geri çevirmez.

Yeni yılda, gönlünüzden geçen, dile getirdiğiniz isteklerinize kavuşmamız ve kavuşmanız dileğiyle, ailenize ve sizlere sağlıklı, huzurlu nice yıllar diliyorum.
Kadriye ŞAHİN -- 03.01.2019 02:21
BİR EMEKLİ ÖĞRETMENDEN MESLEKTAŞLARINA ÖNERİLER
Değerli Muhsin Hocam, Dublin de yaşayan ve ilkokulda okuyan küçük bir kızın telefon konuşmasını yazınıza yorum olarak iletiyorum. Sesli olarak dinlemek isteyen you tube da bulabilir.
- Merhaba orası yıkım şirketi mi?
- (Bayan sekreter) Evet Buyurun.
- Okulumu yıkmaya yardım eder misiniz lütfen?
- Bir saniye bekler misiniz?
- (Başka bir bayan) Halo! Hangi okula gidiyorsunuz?
- Dublin de bir ilkokula gidiyorum.
- Okulunu yıkmak istiyorsun öyle mi?
- Evet
- Yıkmak için büyük gülleler mi kullanıyorsunuz, nasıl yıkıyorsunuz?
- Çok büyük bir gülle kullanıyoruz.
- Bir saniye bekle lütfen.
- (Bir Erkek sesi) Halo!
- Nasılsın? Benim adım Becky.
- Evet.
- Sana bir teklifim var.
- Söyle bakalım.
- Yıkımları yapan sen misin?
- Evet.
- Patron sensin değil mi?
- Evet, planın nedir?
- Okulumu yıkmak konusunda bana yardımcı olmanı istiyorum.
- Havaya uçurmak mı istiyorsun?
- Havaya uçurabilir misin yoksa yıkacak mısın ?
- Sen hangisini istersen.
- Havaya uçursan daha iyi. Okulum yıkıldığında bütün öğretmenlerimin içinde olmasını sağlayabilir misin?
- Yalnız bu işten cezasız sıyrılabilir misin, emin değilim.
- Kimse sevmez onları.
- Cumaları bana fazladan ödev filan veriyorlar. Kimse sevmez onları. (Gülme sesleri)
- Nereden arıyorsun?
- Dublin’den.
- Dublin’den hangi okuldan?
- Yıkılmak üzere olan okuldan.
- Dublin’de yıkılmak üzere olan bir sürü okul var.
- Peki, okulu yerle bir etmek bana kaça mal olur?
- Okulun büyüklüğüne bağlı.
- Üç aşağı beş yukarı bir şey söyle. (Kahkaha sesleri- üç aşağı beş yukarı bir şey söyle dedi ya)
- Orası yıkım şirketimi yoksa espri fabrikası mı?
- Şu anda espri fabrikası.
- Bana bak, okulumu yıkacak mısınız, yıkmayacak mısınız?
- Okulun bir fotoğrafını veya planının bana fakslayabilir misin?
- Olur, okulun planının ve öğretmenlerin isimlerini sana fakslarım.
- Tamamdır,
- Sende okulu yıktığında hepsinin binada olduğundan emin ol.
- Sen bana bütün isimleri gönder, ben sana her öğretmen için ayrı ayrı haber vereceğim.
- Harika.
- Okul yıkılırken üyük bir gürültüyle çökecek mi yoksa patlayacak mı?
- Büyük bir patlama yaratacak.
- Kulağa hoş geliyor. Dinle daha sonra yine görüşürüz patron.
- İyi şanslar çılgın kız.
- Hadi bakalım kolay gelsin.
- Sağol, iyi şanslar.
- Görüşürüz. (Telefon kapanma sesi)

ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 16.11.2018 14:23
YOZGAT'TA KULLANILAN YÖRESEL SÖZCÜKLER 11
Değerli Abdulkadir Çapanoğlu, Yasin Ali Er ve Kadriye Şahin,

Güzel yorumlarınız için teşekkür ederim. Çalışmamı beğenmenizden dolayı son derece mutluyum. Ancak burada kısa bir açıklama yapmam gerektiği düşüncesindeyim: Yozgat'ta kullanılan yöresel sözcüklerle ilgili çalışmamı tamamlandıktan çok sonra, Ömer Ünal adlı bir hemşehrimizin "Yozgat Yöresel Kelimeler Sözlüğü" adlı bir kitap yayımladığını öğrendim. Yozgatlı Dernekler Federasyonu Yayınları arasında yer alan ve 2008 yılında Ankara'da basılan bu kitap elimde yok. İnternette "Nadir Kitap" ve benzeri birkaç kitapçıda ikinci el olarak satıldığına tanık oldum. Henüz kitabı inceleme fırsatım olmadı.
Hakkında araştırma yaptığım Sayın Ömer Ünal'ın 1970 yılında Sorgun'da doğduğunu, çeşitli dergilerde yazılar yazdığını, Yozgat atasözleri, Yozgat deyimleri, Yozgat'ta oynanan köy seyirlik oyunları ile ilgili çalışmalar yaptığını ve bunları kitap olarak yayımlama aşamasında olduğunu öğrendim. Dolayısıyla Sayın Ömer Ünal kardeşimizi bu çalışmalarından dolayı kutlamayı bir görev biliyorum. Keşke çalışmalarım sırasında haberim olsaydı da onun kitabını da kaynakçada belirtebilseydim.
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 04.11.2018 19:14
YOZGAT'TA KULLANILAN YÖRESEL SÖZCÜKLER 11
Çok değerli Muhsin Hocam, elinize emeğinize sağlık."YOZGAT'TA KULLANILAN YÖRESEL SÖZCÜKLER" derlemenizin her harfini yayınlandığı gün tek tek okudum. Çoğunu unutmuşuz. Bazılarında yaşadığım bazı olayları hatırlayarak duygulandım, bazılarında bıyık altından güldüm.Çoğu sözcük tarif ettiği olayı ya da hareketi eskilerin dediği gibi "ağyarını mani efradını cami" olarak anlatıyor. Keşke o sözcükleri kullanmaya devam etsek, çocuklarımıza da öğretsek. Genç nesil için üşenmeden yaptığınız açıklamarda çok yerinde olmuş.Yalnız hemşerilerimiz adına değil tüm yiğit Anadolu halkı adına teşekkürlerimi iletiyorum. Saygı ve selamlarım ile sağlıklar yeni çalışmalar diliyorum. Esen kalınız.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 03.11.2018 10:07
YOZGAT'TA KULLANILAN YÖRESEL SÖZCÜKLER 11
Değerli Hocam Muhsin Köktürk Beyefendi, Yozgat adına yapmış olduğunuz çok değerli, kıymeti biçilmez çalışmanızı en içten dileklerimle kutlar, vermiş olduğunuz emeği tebrik ederim. Baha önce böyle bir çalışma yapılmış mıydı? Bilmiyorum. Fakat, biz Yozgatlılara en büyük armağanınız oldu. Çünkü kendi başına farklı bir kültür, kendi başına farklı bir dil niteliğindeki Yozgat lehçesi zaman içinde farklı yerlerde yaşamamızdan dolayı unutulup kullanılmaz oldu. Çok değerli bir kültür karanlıkta kalmaya yüz tutarken siz aydınlığa çıkardınız. Yozgat şivesiyle eserler yazmaya çalışacak yazarlarımıza ışık tutmuş oldunuz.

Allah Sizden Razı, kaleminiz hep var olsun. Selamlar hürmetler...
Kadriye ŞAHİN -- 02.11.2018 21:11
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
1
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00