BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 21.01.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
203
Dün
:
4936
Toplam
:
13339435
MEMLEKET HİKÂYELERİ Esra GAYRETLİ
İnsan: Hatıralar Emanetçisi
tremarse@gmail.com
Bazı insanlar siyah önlük, beyaz yaka gibi çocukluğunuzdan hatıradır. Eski bir radyodan şarkı dinlemek gibidir onları görmek. Nereye koyacağınızı, nasıl saklayacağınızı hiç bilemezsiniz.
‘İnsanın cenneti çocukluğudur’ diyordu bir yazıda. Sizi o cennete götüren bir gemi geçse kıyınızdan ona bir çay demlemez misiniz? Şarkılar söylemez misiniz eskilerden, ille akşamlayalım diye ısrar etmez misiniz?
Biliyor musun ‘madde’ değil sandığın. Aslında hiçbir şey sandığın gibi değil.
Biz pullu ceketiyle kıyıda çocukluğuna el sallayan ümitli İsmail Abi’den başkası değiliz. İnsanın her kaybı çocukluğunu öldürüyor. Kaybın yoksa bunu bilmen mümkün değil. Baban mesela. Ölüyor ve giderken senin çocukluğunu da götürüyor yanında. Bir bayram sabahı kapısını çalıp sofrasına oturabildiğin ve elini öpebildiğin bir baban varsa bunu anlaman mümkün değil. Gurbette geçirmiyorsan bayramını, çocuğunun elinden tutup kendi çocukluğunun geçtiği eve götürebiliyor ve anlatmak zorunda kalmıyorsan hayal etmesi için, sevdiklerinin yattığı toprağı dahi kokusundan mahrum olmamak için kavanoza koyup yanında taşımıyorsan beni anlaman imkânsız.
'Delisi dışına' dedikleri kimse, biz oyuz işte. “Sevindirik olmak” kalıbını duyduysan o da bizim halimiz. Çocukluğunu kaybeden insanlar eski bir çaydanlık görünce bile oturup ağlayabilirler. Bir kırık düğme için şiir yazan insan tanıyorum ben. Ölmüş annesinin gömleğinin kırık düğmesine.. Annesi ya da babasını yitirmiş olanlar için mazi kıymetlidir. Her giden bir parça götürmüştür çünkü ve elinde ne kalmışsa bütün gücünle sahip çıkmalısındır ona. Çünkü geçmişi olmayanın geleceği de olmaz.
Bundandır biz çocukluğumuzu anımsatan ne görsek -bir kırık düğme, bir çaydanlık ya da bir aşina yüz- annesini görmüş bebek gibi el çırparak koşarız ona. Hiç demeyiz ki düşer miyiz o yolda, canımız acır mı? Uzaktan el sallarız çocukluğumuzu taşıyan gemilere. Şiirler okur, ses verir, şarkılar söyleriz. Hiçbir gayemiz yoktur bizim anılarımıza sahip çıkmaktan başka. Eski yüzlere, eski günlere sahip çıkmayı boynumuzun borcu biliriz.
Yaş alır, yol alır, yara alırız. Yaşlandıkça artar özlemimiz. Yara aldıkça çocukluğumuza, anılarımıza sararız acılarımızı. Çünkü insanın yüzünü bazen anılarından başka hiçbir şey güldüremez. Çocuğumuz ‘anne tatilde nereye gidiyoruz’ dediğinde, onu elinden tutup kendi çocukluğumuza götürürüz. Niye bu kadar sevindiğinizi hiç anlamaz o. Umarım anlayacak kayıplar yaşamaz.
Geçtiğimiz bayram Yerköy’e giderken yol boyunca, aklımda kalan Yozgat mânilerini ve türkü sözlerini öğrettim çocuklara:
“Tefe vur sesi çıksın/Başından fesi çıksın
Yozgat’tan kız almayanın/Aklında baba çıksın…” gibi.
Bozkırda yolculuk çocuklarla bambaşka oluyor. Yahut onu başkalaştıran insanın kendisi, bilmiyorum. Ama ben seviyorum dünde kalan ne varsa kutsal bir emanet gibi sırtıma alıp bugüne taşımayı. Dikili bir ağacın var mı diye sorarsanız, buna “hatıralarım var” diye cevap verebilirim.
“Bakın bu Delice Irmağı, bakın leylek yuvası, bak bu en sevdiğim ağaç; söğüt ağacı” diye diye tamamladık yolculuğu. Söğüt deyince “gide gide bir söğüde dayandım”, dağ görünce “dağlar seni delik delik delerim”, tren geçince “tren gelir hoş gelir” türkülerini söyledim onlara. “Anne sen de her şeyle ilgili türkü biliyorsun ya” dediler. Bozkırın evlatları gördüğü, dokunduğu her şeye türkü yakmış. Allı gelinin suya gittiğini, Çamlığın başında duman tüttüğünü biz olsak whatsapp’tan haber verirdik birbirimize ama atalarımız türkü yakmış işte. Bize de nesiller boyu söylemek düşmüş.
Geçmişe dönmek mümkün değilse biz de geçmişten ne getirdiysek onu koyarız ortaya. Varını veren utanmazmış.
Babaannemin mütevazı bahçesinde kara gözlü koyunları acıyarak beslediğimiz bayramları, Bakkal İsmet Amca’da ezdiğimiz harçlıkların bereketini, karpuzlu tokaları, Tahir Amca’yı -ki kendisi o yıllarda bütün kadınların ve genç kızların en gözde tuhafiyesinin sahibiydi-geri getirmek mümkün değil, biliyorum. Ama işte hatıralar…
Hatıralar var.
Geçip giden zamanları bir yerlerde bulmak… diyen şarkılar.
Var olana sarılmalı.
İyi bayramlar.

31.08.2017

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
Bayramlar bayram ola
İçi buram buram samimiyet, Sevgi ve Sıla özlemi kokan muhteşem bir yazı olmuş...
Serkan Settar Yılmaz -- 04.07.2016 18:26
Hoş Geldiniz
Bir anlamlı yerköy nostaljisi.Ne de güzel olmuş.kaleminize uzun ömürler dileğiyle..
Fuat -- 29.03.2016 00:43
Bozkırın çocukları
Şiir gibi harika bir yazı..Yozgata,yerköye yeniden hoş geldiniz.başarılar..
Nalan -- 27.03.2016 09:05
Bozkırın çocukları
Çok güzel yazmissin. Ağzına sağlık. Devamını bekleriz.
Gokhan Kocsoy -- 26.03.2016 22:54
Bozkırın çocukları
Gerçekten özlenesi bir yazı olmuş
-- 26.03.2016 14:08
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
2
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00