BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 25.01.2020 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
188
Dün
:
4716
Toplam
:
17584391
MEMLEKET HİKÂYELERİ Esra GAYRETLİ
ARABESK BİR YAZI
tremarse@gmail.com
11 yaşındayım.. Evde normalin dışında bir hareketlilik var. Babam bir süredir geç geliyor. Erken geldiği akşamlar, çevirmeli, bordo renkli telefonumuzdan konusuna bir türlü vakıf olamadığım uzun görüşmeler yapıyor. Ankara’ya gidip geliyor sıkça. Şel’e çıkıyor. Derken bir gün, çocuk avucuma bir kuş kondurur gibi müjdeyi bırakıyor: Radyo kuruyoruz!
Radyo kuruyoruz? Radyo kurmak, evet, anlayabiliyorum ama tam değil. Babaannemin radyosunu biliyorum.. Trt’den türküler dinlediğimiz kahverengi deri kulplu, hoparlörü limon sarısı olan eski radyo. Ama konu bununla ilgili değil, bunu da anlayabiliyorum. Radyo kurmak, çadır kurmak gibi bir şey mi acaba.. Sanırım pek anlamadım. Gözlerimin içi beklentiyi karşılayacak kadar gülmemiş olacak ki babam bir gün yanına alıyor beni, “Bak kızım” diyor.. “Her memleketin kendi televizyonu, radyosu var. Buna yerel radyo denir. Biz de kendi memleketimizin radyosunu kuracağız. Buradaki esnafın reklamını yapacağız. Bizim içimizden birileri program yapacak. Yerköy’ü anlatacak, tanıtacak. Sevdiğimiz, buradaki herkesin sevebileceği şarkılar türküler çalacağız. Adını da Yerköy FM koyacağız. Hatta istersen sen de çocuk programı yapabilirsin..”
Tamam. Bu kez her detaya vakıfım. Avuçlarım terliyor. Kalbim güm güm.. Bir an evvel evdekilere anlatmalıyım bunu. Sonra arzuhalci Emin Amca’ya. Sonra fotoğrafçı Memo’ya, Tahir Amca’nın çırağı Rıfat Abi’ye.. Çünkü çarşının göbeğinde oturmak insana yaşından büyük ve eli iş tutan arkadaşlar edinme fırsatı sağlıyor. Aslında aynı sokakta yaşıtım olan iki komşu kızı var ama onlar beni bir keresinde tertemiz dövdükleri için kendi güvenli alanımdan çıkmamayı, onlarla da dünya yıkılsa yine de konuşmamayı tercih ediyorum.
Birkaç ay geçiyor. Bir kardeşim daha oluyor. Evde bir bayram havası.. Bende ufak bir tedirginlik; Allah’ın henüz ortada olmayan radyo programcılığıma zeval vermesinden korkuyorum.
Neyse ki tedirginliğim kısa sürüyor ve sonunda radyo açılıyor:
“Yerköy FM 103… Bizi Sevmemek Çok Güç!”
Tabii ki çok güç… Elbette güç. Delirdiniz mi? Çok seveceğiz onu. Çok seviyoruz şimdiden. Ne işimize yarayacak ve hayatımızda neyi değiştirecek ya da bize kuş mu konduracak bilmiyorum ama güzel bir şeyler olacağı hissi küçük kalbimden aşıp dağlara taşlara göklere ulaşıyor. Daha önce hiç “sıradaki parçayı tüm sevdiklerimize armağan etmek” şansımız olmamış. Sevmeyelim de taşa mı dönelim?
Günler birbirini kovalıyor, kardeşim büyüyor, radyodan ona her gün Nur Ertürk’ten “Sevimli” şarkısını istiyorum. O hiç anlamıyor. Benim müzik dağarcığım genişliyor. Ali İbicekler, Erkan Ocaklılar giriyor hayatıma. Derken radyoda gün gibi bir çocuk programı ihtiyacı doğuyor.
“Tabii ki gelirim, ne demek. Hayır baba, utanmam. Yaparım ben.”
Utanıyorum. Sesim içime kaçıyor başta. Programımın adı; Şeker Çocuklar. Biraz canım sıkılıyor. Ben evde Zafer Peker dinleyeyim, gelip burada şeker çocuk filan.. Olacak iş değil. Neyse.. Adının Yasemin olduğunu hatırladığım ve bir de yüzünün ve sesinin çok etkileyici olduğunu ömrümce unutmadığım bir abla var. Onun su gibi akan sesi beni de heveslendiriyor, konuşuyorum. Şarkı arasında stüdyoya giren biri, “Aa Tansu Çiller’e benziyorsun” diyor, gururlanıyorum. Allah’ım on bir yaş için ne kadar çok gururlandım bir günde. Hem program sun, hem Tansu Çiller’e benze. Hayat beni erken yoruyor. O gün biraz olgunlaşıyorum. Bu arada stüdyoya ilk girişim bu. Çok büyüleyici. Büyüleyici hiçbir şey yok ama yine de büyüleyici. Ben mikrofon insanıyım buna eminim. Şarkı bitiyor, yayına giriyoruz. Bir dinleyicimiz canlı yayınla bağlanmış, konuşmak istiyor. “Alo” diyorum.. Tatlı bir çocuk sesi umut ediyorum, sıradaki şarkım da hazır. “Alo” diyor bir adam. Ay ben bu sesi tanıyorum, gözbebeklerim büyüyor. “Kimdiniz” diyorum. Kiminle görüşüyorum diyecektim eyvah. “Ben, Erdal …” diyor. Aa diyorum, içimden. Dedem. Dedem mi? Dedemle hayatımda ilk kez telefonda konuşuyorum. Çünkü biraz çekiniyorum ben dedemden. Dedelerle telefonda konuşulabileceğini sanmıyorum. Aslında zaten on bir yaş, biriyle telefonda konuşmak için erken bir yaş. Ondan sanırım. Ama stüdyodaki Uğur Abi, ışık hızıyla bir kağıda “Dede deme” yazıp önüme koyuyor. Erdal Bey diyorum, iyi günler.. Ne iyi ettiniz de aradınız, ilk canlı yayın konuğum sizsiniz. Dedem, on bir yıllık dedem daha önceki bütün canlı yayına katılmayışlarının acısını çıkarırcasına tatlı tatlı konuşuyor, insanlar “dede deme” dedikçe “dedee” diye haykırasım geliyor. Tutuyorum kendimi. “Benim de senin gibi torunlarım var” diyor. Allah’ım biz yalancı bir aile mi olduk, ne olduk şimdi biz. Boyum kadar günaha batmış hissediyorum kendimi. Radyoculuk, nitelikli dolandırıcılık mıydı neydi nasıl işlere girdik biz.. Yaa diyorum, ne güzel. Onlara selam söyleyin. Şimdi size çok güzel bir şarkı armağan edeceğim diyorum. Dedem “Sürmeli” istiyor. Yozgat Sürmelisi… Kaş göz ediyorlar, hazırda yokmuş.. Mecbur sıradaki şarkı olacak. Bir Yozgatlı için on bir yaşında da olsa Sürmeli hep hazırdadır, dilinin ucundadır. Bırakın ben söyleyeyim diyorum içimden, adam kırk yılın başı canlı yayına katılmış, geri mi çevirelim onu.. Kaş gözler devam ediyor. Erdal Bey, şimdi biz size çok seveceğiniz bir şarkı armağan edeceğiz. En az Sürmeli kadar güzel, diyorum. Çok iddialıyım. Keşke bu kadar iddialı olmasaydım. Dedem sevinçle teşekkür ediyor. Senin gözlerinden öperim, başarılarının devamını dilerim diyor ve kapatıyor. Evet diyorum, şimdi sıradaki şarkımız Erdal Amca ve torunları için geliyor: Bir Aslan Miyav Dedi.
Yayın bitiyor. Babamla arabaya biniyoruz. Boğazımda kocaman bir yumruk ama asla ağlamıyorum. Profesyonelim ve üstelik Tansu Çiller’e benziyorum. Ama asıl mesele babam ağlayan insanları sevmez. Kendimi, dişimi, yumruğumu sıka sıka eve geliyorum. Annemin ağlayan çocuklara nasıl hisler beslediğini pek bilmiyorum o yüzden ayağımı yere vura vura “Ben bir daha oraya gitmem” diye yıkıyorum ortalığı. Hayır, gitme canım, sanki sözleşme imzaladık. Annem de benzer şeyler söylüyor ama o an için ikna edici değil. Ve radyoculuk defterini, üniversite yıllarımda yeniden stüdyoya girinceye dek o gün orada kapatıyorum.
Babamın radyoya olan ortaklığı, gönül ortaklığı bâki olmak üzere, birkaç yıl sonra bitiyor. Ben büyüyorum. Herkes büyüyor. Her şey değişiyor. Biraz. Eskiden her şey bu kadar hızlı ve çabuk değişmezdi. Ne kadar değişebilirse o kadar değişiyor her şey. Babaannemin eski radyosu ortalarda yok, siyah bir kasetçalarımız oluyor. Radyosu ancak çatalla çalışıyor. Bulaşık yıkarken, çay servisi yaparken, gece yatarken, yaz akşamları balkonda otururken en yakın arkadaşım oluyor. Çatallı radyo. Güllü, Fatih Kısaparmak, Oğuz Yılmaz, Hüseyin Öksüz, Ferdi Tayfur, Aydoğan Tayfur, Hüseyin İpek, Osman Köseoğlu çalıyor en çok. Sevgililer birbirlerine istek şarkılar üzerinden mesajlar gönderiyor, bu vesileyle barışıyor, buzları eritiyor ya da birbirlerini terk ediyorlar.
“Güneşli günler göreceğiz” diye ümitli şarkılar söyleyen devrimci abilerimiz yok. Biz de arabeski seviyoruz.. Renklerden siyahı, sanatçılardan Ferdi Tayfur’u… Mavi, göğün rengi; onda kalıyor. Biz, bizim olmayanı sevmemeklerin ustasıyız. Bizim olanı da çoğunluk el alıyor.. Upuzun gecelerde yıldızlara bakarken Yerköy FM dinlemenin hayatımda nasıl izler bırakacağından habersizim o zamanlar. Çekingen adımlarla 20. yüzyıldan milenyum çağına yürüyorum herkes gibi. Kabuğumu kırmaktan korkuyorum bir zaman. Şehirler değiştiriyorum. Büyüyorum. Anne oluyorum. Başka başka kimlikler kazanıyorum. Yolun yarısını geçiyorum. Kimsenin bilmediği arabesk şarkılar bilmekten tuhaf biçimde gurur duyuyorum. Bu övüncü bir yaka iğnesi gibi sol göğsümün üstüne takıyorum. Anlıyorum ki, arabesk yalnız bir müzik türü değil, bir yazı aynı zamanda. Ve Yerköy FM de yalnızca bir radyo istasyonu değil; yoruldukça dinlendiğimiz, durup kendimize, hikâyemize uzaktan baktığımız bir durak yeri. Şimdilerde aynı frekansta başka radyolar başka isimler memlekete hizmet etmeyi sürdürüyor ve muhakkak ki onlar da birileri için hatıra olacak gelecekte. Ama ben bizim hikâyemizde hayatî bir dönüm noktası olan Yerköy FM’i, çocukluktan gençliğe birlikte büyüdüğüm bir yol arkadaşı gibi kalbimin en kuytu köşesinde, kadife kutularda saklıyorum. Whatsapp’tan birbirimize istediğimiz şarkıları istediğimiz vakit yollayabilmenin müthiş konforu şöyle kenarda dursun; tam şu an, sıradaki şarkıyı bütün sevdiklerime armağan ediyorum.
13.01.2020

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
“Gözlerinden öperim...”
tesadüfen birkaç yazınızı okumuştum ondan sonra yazılarınızı takip etmeye okumaya çalışıyorum akıcı samimi içten anlatımlarınız çok güzel yaşamış olduğunuz veya hayal ettiklerinizi çok güzel yazıyorsunuz güzel cümleler yazıyım diye bir gayretiniz yok zaten yazdığınız her şey çok güzel selamlar yazılarınızın devam etmesi dileğiyle ...
osman -- 15.08.2019 14:33
Belki Derdimize Çare Bir Çiçek..
Şiirsel bir anlatımla sunduğunuz özlemlerinize sonuna kadar katılıyorum.
Kaleminiz sürekli olsun.
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 06.05.2019 12:47
İnsan: Hatıralar Emanetçisi
Merhaba Esra hanım, Ben de Memleket hasretiyle gurbette yaşıyor ve geride kalmış hatıralarla kendimi avutmaya çalışıyorum. Çoğu zamanda "Yozgat Gazetesi"ni okuyarak özlem gideriyorum. Memleketim insanına hizmet edememiş olmanın verdiği bir sorumluluk olmuş olacak ki, sizin gibi yazılar yazıp, edebiyat dünyasına katkıda bulunan kişilere destek amacıyla elimden geldiğince yorumlar yazarım. Okunmuş olduklarını anlasınlar, cesaret bulsunlar, önemsendiklerini önemseyip kendilerini geliştirsinler diye "Yozgat Gazetesi"nin aile fertlerinden biri sayılırım.

Yazıyı okurken bulunduğum alemden başka yerlere sürükleyip götürmüşse,az birazda düşündürmüşse; överek yazarın hakkını veririm. Çok taktir ettiğim bir kalem de olsa bazen tenkit etmeden geçemem. Bu bakımdan bu gazetede yazı yazan köşe yazarları çok değerli yazarlarımızdır. Asla saygıda kusur etmez, dönüp uygun bir üslupla tenkide hemen cevap verirler. Bu bakımdan burada yazan yazarlar çok değerli ve kıymetli kalemlerdir. sayın Çapanoğlu çok daha ayrıcalıklıdır. Okurlarının hatırını sorar, arada bir teşekkür ve saygılarını ileterek okuyucularla sürekli iletişim halindedir.

Bu çok özel kalemlerin arasında sizin gibi sürükleyici, okudukça aman bitmesin diyecek kadar kalemini ustaca kullanan, Yeşil Irmak gibi sakin fakat yoğun ve derin akan bir duygu seliyle karşılaşmak beni çok sevindirdi.

Benim memleketimde ne cevherler var ben bunu biliyorum fakat kimse bu cevherleri açığa çıkarma zahmetine katlanmıyor, bu imkanı tanımıyor. Bu bakımdan Hakan Kiracı Bey'e teşekkür ediyorum. Memleketimiz için en önemli görevi yerine getirmiş oluyor. Bir gün Yozgat da Erzurum gibi, izmir gibi, İstanbul gibi edebiyatçılarıyla tanınacak, memleketimin adını il sınırlarından dışarıya taşıyacaktır. Yeter ki bu imkan bu yeteneklere verilmiş olsun. Seslerini, duygu ve düşüncelerini kalemlerinin gücünü uzaklara taa uzaklara duyurmuş olsunlar.

Yazılarınızı zevkle okumak için bekliyor taktir ve sevgilerimi gönderiyorum.
SUZAN -- 08.10.2017 21:53
İnsan: Hatıralar Emanetçisi
Sizin yazılarınızı okunca Yerköyün o eski ve güzel günlerini hatırlıyorum.Bizi maziye götürüyorsunuz.Teşekkürler..
Kenan -- 05.09.2017 08:52
İnsan: Hatıralar Emanetçisi
İki bayram var-mış dediğim günden beri,sonradan bulduğumu bi başkasında gördüğüm ilk bayramım oldu.eline emeğine yüreğine kalemine sağlık.
Elaselcen -- 04.09.2017 01:44
İnsan: Hatıralar Emanetçisi
Yazının kalıbına bakınca okunmassı zor gibi. Başlayınca da bitmesını istemediğimiz bir yazı.Geç farketmiş olsamda aynı ruh haliyle okumuş oldum.
Habib Coşkunsoy -- 31.08.2017 12:17
Yeni Yıl, Eski Adet
Yeni yılınız kutlu olsun Esra Hanımefendi.Ben de çocukluğuma döndüm sizi okurken. Çocukluğumun yılbaşılarına.O günler canlandı gözümün önünde.O günler ki gitti gelmez bir daha...
Selam ve saygıyla.
Mustafa Topaloğlu -- 2.1.2017 14:12:3
Ver elini karlı dağlar aşalım, Bayramlaşalım
Biraz geç oldu "Hoş geldiniz!" demek için. Hoşgörün. Başarılı yazılar dileğiyle.
Muhsin Köktürk -- 20.09.2016 20:25
Hoş Geldiniz
Okadar güzel anlatmışsın ki inan geçmişi çoçukluğumu Gözümde canlandırdın başarılarınızın devamını dilerim
Erol akbaba -- 13.09.2016 12:06
Bayramlar bayram ola
memleket midir acaba mazide bize özlem yaşatan yoksa bize yaşarken hissettirilenler midir özlenen bence hissettirilen içten gelen samimi yalansız riyasız ve en önemlisi üçgünlük dünyada menfaat gözetmeyen bozkıın iyi insanlarıdır özlenen ... işte onlar dediğimiz gibi birer birer gittiler bizse onların binde biri olamadık
uğur -- 29.07.2016 03:15
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
1
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00