BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 21.02.2020 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
267
Dün
:
4716
Toplam
:
17736878
ÇİZGİ Yasin Ali ER
ÖĞRETMENİM
yasinalier@hotmail.com
Takriben kırkbeş sene öncenin kış gecelerinden bir gece!
Rahmetli Kel Hakkı (Hakkı Nedim ALPASLAN) yine rahmetli Osman Bekdur ve ömrü uzun olası Beyzade Torun’un öğrenci evindeyiz.

Soğuk! Ayaz var ki o biçim...
Öğrenci evi dedimse, şimdikiler gibi dayalı döşeli, kaloriferli, sucak sulu velhasıl bol imkânlı öğrenci malikâneleri gibi değil haa!
Bizim evden araklayıp getirdiğim üç beş parça odunun, yamuk yırtık sobadaki “har”ı geçincede içerinin dışarıdan farkı kalmamıştı...
...ve ağızlarımızdan çıkan buharlarla burunlarımızın uçlarını ısıtarak ders çalışıyorduk.
Aslında epey şaklabanlık da etmiştik mekân ısındığında.
Merhum Kel Hakkı’nın sazına kâh koro olduk, kâh solo yaptık kulakları çınlayası Ahmet Bozan, Ahmet Saban ve ben.
Araya nemden yapış yapış olmuş iskambil kâğıtlarından pişti ve papaz kaçtı bile sıkıştırmıştık.
Bir tarafta gündüz eriyen damdaki buzların tavandan aşağı damladığı suların toplandığı galvaniz kova, bir tarafta bizden çok üşüyen soba, diğer yanda toprak zeminde yarı ıslak bir çul...
Sedirlerin üzerinde yorganları sırtımıza çekip ders çalışırken birdenbire basıldık ki ne basılma!
Bir omuz darbesiyle açılan ihtiyar ahşap kapı, her zamanki gıcırtısını çıkarmaya bile fırsat bulamadan arkasındaki duvarın sıvalarını döke döke gerisin geri dönmeye kalkıştı ama nafile!
Orada Merhum Gazi Öztürk Hoca var. Arkasında da İmam-Hatip Okulu’nun diğer disiplin kurulu üyesi hocalar!
Bu manzara karşısında gariban kapı da aynen bizim gibi küçüldü küçüldü ve bir pelür kâğıt gibi duvara yapışıp büzüldü kaldı.
İçeriyi koklamalarına hacet yoktu... Sigara dumanını soba tüttü yalanıyla bastıramayacağımız aşikârdı artık.
Hayret!Hocaların hiçbiri ne sigara içtiğimize aldırış etti, ne de yatakların altına tepiştirdiğimiz iskambil kâğıtlarını aradılar.
Merhum Gazi Hoca gürledi:
“Ne bu hal? Siz üşümüyor musunuz?”
Hepsi birden gözlerimizde gezdirdiler gözlerini uzun uzun...
Kaşları hafif çatık, alt dudakları aşağıdan yukarı biraz kıvrılaraketrafı şöyle bir kolaçan edip; “iyi hadi çalışmaya devam edin bakalım deyip çıkıp gittiler.
Ertesi gün Kel Hakkı ve ev arkadaşları okul çıkışında eve döndüklerinde kapının önüne yığılmış bir kaç torba odun ve bir at arabası kömürle karşılaşmışlardı.
ÖĞRETMEN OLMAK BÖYLE BİR ŞEY idi o zamanlar!
Ev basıp kötü alışkanlıklara karşı öğrencileri kontrol ettikleri gibi, onların kimseye deyip isteyemeyecekleri ihtiyaçlarını da bir şekilde hallederlerdi.
Öğretmene sınırsız yetki verilirdi adam yetiştirmeleri için... Ama bu durum, onların sorumluluklarınıdaha da artırırdı. Ya da onlar kendilerine sorumluluk yüklerler ve emanetlerini “adam” etmeyi kendilerine vazife addederlerdi.
“Eti senin kemiği benim”diye teslim edildiğimiz bu İNSANLAR, üşüyen öğrencisinin olup olmadığını o zemheri gecelerinin ayazında, tek tek, kapı kapı dolaşarak tespit ediyorlardı.
*******************
Yıllar sonra Yozgat Lisesi’nin Müdürlerinden arkadaşım M.T.’ı telefonla arayıp, “aman hocam, senin öğrencilerinin bazıları filanca adreste ve derste olmaları gereken bu saatte şöyle şöyle haltlar karıştırıyorlar dedim.
Öfkesi ile çaresizliğini rahatça algılayabileceğim bir ses tonuyla, “aaah kardeşim ah dedi... onlara biz müdahale etmeye kalkıştık mı, “BENİM ÇOCUĞUMUN ÖZELİNE KARIŞMAZSIN” diyen velilerle baş edemiyoruz” demesin mi?
İnanamadım!
Öğretmenin saygınlığıyla ve AHLAKLI NESİLLER YETİŞTİRME arzusuyla bu kadar oynanabilir miydi?
Hani EĞİTİM denen olgunun içinde TOPLUMUN HASSASİYETLERİNİ ÖĞRETMEKde vardı?
********************.
Yine bir kaç yıl sonra işyerime gelmişti o ev basan hocalarımdan biri...
1961 Yılında ilk maaşıyla aldığını belirttiği DOLMA KALEMİNİ elinde sallaya sallaya, Yozgat Gazetesi’ndeki bir köşe yazımı okuduğunu belirtirken gözleri dolu doludiyordu ki;
“Sen... Diyordu. Sen var ya sen! Her haşarılığını sevimliliğine bağışladığımız o afacan çocuk... Sen!
Ben bu kalemi yadigâr olarak oğluma verecektim. Ama bu kalem senin hakkın!”
"İYİ SAKLA ONU HAAA" diyordu.
"Ucunda binlerce imza taşır. O emektar, kaç gece benimle sabahladı bilemezsin!
Senin gibi yaramazlara anlatacağım derslere hep onunla hazırlandım. Tam kırk sene kahrımı çekti o kalem! Sadece not defterine rakamları karalamak değildi onun görevi...
Anlaşıldı mı sümüklü?”
Deyip çekip gitti o her zaman gülen gözlerini bir kez daha gözlerimin içine dikerek...
Kırk yıllık deri muhafazasının içindeki o bana lütfettiği yeşil/siyah dolma kalem elimde ardısıra bakakalmıştım. Halâ aynı duygu yoğunluğu içinde ve boğazıma çakılı kalan o ağlamaklı ve hoş hal içindeyim.

********************.
Kimisi eski alışkanlıkları üzere takip etmekten hiç vazgeçmedi emanet evlatlarını...
Kimisine de çek elini çocuğumun üzerinden denildi.
Veli+öğrenci+dayısı bol idareci+MEB imparatorluğunda üç on kuruşa talim ederek insan şekillendirmeye çalışan öğretmenlerin de, elli sene önceki öğrencisinin okul numarasını bile hatırlayarak halâ takip eden EMEKLİ öğretmenlerin de ÖĞRETMENLER GÜNÜ KUTLU OLSUN.
Kalemin bende hocam... Ellerinden öperim.

24.11.2016

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
NE SAYARSANIZ
Okadar muhteşem gözlemler yapmışsınız ki üstat, yazılmadık bir şey kalmamış neredeyse, tüm gerçekler çıplak bir biçimde masaya yatırılmış tarafınızca, fakat gel gör ki okumayan toplum bu tuazaklara her zaman düşecektir elbet, Bizim ülkemiz neden bu kadar, aptal ve neden bu kadar hırsız üretir acaba desem abes olmaz sanırım, siz incelik gösterip gösterip bu cümleyi yazmasanız da ben tamamlayayım bari.Muhteşem bir yazı okudum bayram sabahında, ben en kaliteli çikolatamı aldım tarafınıdan teşekkür ederim nice gerçek ruhu olan bauyamlara selam sevgi saygımla...
NUR GÖKIRMAKLI -- 11.08.2019 10:21
NE SAYARSANIZ
Öncelikle selamınız ve iyi dileklerinizi alıp başımız üste koyduk.Biz de sizin ve cümle mazlumların bayramlarını tebrik ediyoruz.İnşallah hayırlı bayramlar görmek nasip olur.Yazınızla duygularımıza tercüman olmuşsunuz.kalemin keskin ilhamınız kavi olsun.Selamlar.
Yusuf Özcan -- 10.08.2019 17:26
İtiraz etme hakkı
Sayın Kadriye Şahin hocam!
"Yazınız, sıyırma, sıyrılma,sinsice sıvışma ve susturma politikasının cevabı olmuş." cümleniz oldukça etkileyici bir özet!
Kastımın içinde yer alan bu tespitinizle; "düşünenler için aklın yolu bir" kavramının ne kadar isabetli olduğunu göstermişsiniz.
Kıymetli değerlendirmeniz için çok teşekkür ederim.
Selam ve dua ile saygılar sunarım!
Yasin Ali Er -- 27.07.2019 10:35
İtiraz etme hakkı
Kadim dostum Fuat Yılmazer hocam!
Müstesna şahsınız gibi kâmil mütefekkir dostlarımdan aldığım teşvik ve takdirlerle; dağarcığımda olanları serdetmeye çalışıyorum.
İtiraz etme hakkı başlıklı yazıma yaptığınız yorum, gençlik yıllarımızdaki mütalalarımızı aklıma getirdi.
Şükür ki, o güzel ve münevver insanlardan oluşan gruba mensup imişim.
Feyz aldığım, fikir ve bilgilerinden istifade ettiğim bütün dost ve gönül adamlarına müteşekkirim.
Hepsine vekâleten siz kabul ediniz.
Selam ve dua ile saygılar sunarım.
Yasin Ali Er -- 27.07.2019 10:30
İtiraz etme hakkı
Üstadım
Sorgulamadan, düşünmeden, okumadan, muhakeme ve muhafaza etmeden yol almaya çalışmak, (örneğimi mazur görünüz lütfen) en baştaki koyunun dağdan atladığını görünce atlayan diğer koyunlar gibi olmaktır.
Yaratanın Kuranda insanlara ilk emri “Oku” olmuştur. “Yaratan Rabbinin adıyla oku” (Alak.1)
Sorgulayan, düşünen muhakeme eden insan eleştirir, konuşur. Eleştiri aslında insanın bir görevidir. Eleştiriye göğüs germek, cevap vermek te bir erdemdir.
Her zaman olduğu gibi yazılarınız bilgi verici, yol göstericidir. Bizleri aydınlatmaya lütfen devam edin.
Çünkü susmak korkaklık, susturmaya çalışmak ise saklayacak bir kabahatinin olduğunu ortaya koyar.

Muhabbetle.
Not: Tabi içeriği ve amacı ne olduğu belli olmayan boş eleştiriler hariç.zaten onlarda eleştiri değil dedikodudur.
Fuat YILMAZER -- 25.06.2019 15:55
İtiraz etme hakkı
Sayın Abdülkadir Çapanoğlu üstadım!
"İtiraz etme hakkı" başlıklı yazımdan yaptığınız çıkarımlar ve kastettiklerime getirdiğiniz naif açıklamanız için çok teşekkür ederim.
İlk emri "oku"mak olan, tekrarlayarak ve anlayarak okumayı önemle vurgulayan dinimizin yüce kitabı aracılığı ile Allah'ı dahi memnun etmekten imtina eden; anut, cahil ve taassubunda ısrar eden kalbi mühürlü şahsiyet fukarası ve fakat enaniyetle de malûl ebleh takımıyla hiç bir mevzu'un uzatılmaması işaret ve üstü örtülü önerinizi de minnet ve şerefle aldım.
Selamınıza mukabele eder, ellerinizden saygılarımla öperim.
Yasin Ali Er -- 17.06.2019 22:42
İtiraz etme hakkı
Değerli Yasin Ali Er Beyefendi Hocam, yazınızın her satırına katılıyorum. İnsanlar bir birini veya birilerini susturmak için öyle kalıplar hazırladılar ki, bu kalıpların içine aydın düşünceleri sıkıştırıp, bu fikirler gün yüzüne çıkmasın isteniyor.Çünkü menfaatleri paralanıyor, yaralanıyor.Elbette ki, düşünen insan eleştirir,bilgili insan eleştirir.Hani hep derler ya, "işe yaramayan insanın işi eleştirmektir." Oysa, o insanda yapılan işi gözlemliyor ki eleştiriyor. Demek ki işi gözlem yapmak. Buda gösteriyor ki, eleştiren en önemli işi yapıyor.

Diğer taraftan, işine gelmeyen insanlar da, "cahil ile tartışılmaz" diyerek bu kalıbın içine sığınıp paçayı sıyırıyor. Oysa, kendi fikrim, zikrim, inancım yanlış olduğu için susuyorum diyemiyor. Velhasılı herkes bir kalıbı kendine göre uyarlayıp kullanır hale geldi. Nitekim,"Silah icat oldu, mertlik bozuldu."

Yazınız, sıyırma, sıyrılma,sinsice sıvışma ve susturma politikasının cevabı olmuş.Kimse, kendi kendine oluşturduğu kalıpların arkasına saklanarak,bastırarak, susturarak gerçekleri kapatamaz.Kaleminiz var olsun. Selamlar Saygılar...
Kadriye ŞAHİN -- 14.06.2019 22:49
İtiraz etme hakkı
Değerli Yasin Ali Er Hocam, güzel makalenizi bayramda okumuştum, bayram sonu bir kere daha, daha yavaş ve daha dikkatle okuyayım arzusu ile bu gün tekrar okudum. Her cümlesi halkımızın bu gününün aynası. Hani bir söz var kim söylemiş bilmiyorum ama güzel söylemiş. Diyor ki: Cahillik ne güzel şey, her şeyi biliyorsun. Son yıllarda hakikaten böyle olduk. Dini taassup, okumayı sevmeyen halkın gözünü kör kulağını sağır etti. Araştırma, sorgulama zaten yok. Cahil olmayı ve cahil kalmayı çok seviyoruz. Peygamber Efendimiz ile ilgili hurafelere bayılıyoruz. Onun öğütlerine değil de şöyle yatardı, böyle uyurdu, gözüne sürme çekerdi, dişlerini misvakla ovardı gibi hikâyeleri hep aynı tv. lerde anlatıp duruyoruz. Atalarımız cahille tartışma derlerdi. Hakikaten tartışamıyoruz. Çünkü karşı fikre tahammülümüz yok. Ben de artık tartışmıyorum. Fikrimi, düşüncemi, bilgimi söylüyorum. Bakıyorum ki karşımdaki yanlış bilgisinde ısrar ediyor “ben böyle biliyorum” diyerek sohbete son veriyorum. Biliyorum ki bir defa aldanmak aptallıktır ama iki defa aldanmak ahmaklıktır. Ahmaklarla tartışacak kadar da zamanım yok. Baki selamlar.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 08.06.2019 10:59
SEÇİM AREFESİNDE İNCE DOKUNUŞLAR - 1-
Değerli Yasin Ali Er Hocam, inan yazınızı iki defa ve dikkatle okudum. “Ekonomik krizin varlığını; “bir var, bir yok - ya var, ya yok - var ise var, yok ise yok kâhyası mısınız?” cevaplarıyla savsaklayanlar kadar, var olan vahameti ispat etmekte aciz kalanlar komedyasında halkın hakemliği devreye girecek” paragrafını okuduğumda güldüm ama acı acı güldüm tabi.

İçinde bulunduğumuz ekonomik krize ve yaşadığımız ne olacak halimiz endişemize bizi yönetenlerin ve onları haşa Allah gibi görenlerin bakış açısını öyle güzel tarif etmişiniz ki. Çarşı pazara çıktıklarında canları burunlarına gelen ama sorulduğunda yine de yöneticilere arka çıkanlara bakınca toplum bilimcilerin insan davranışlarını neden formüle edemediklerini anlıyorum.

16 yıldır yaptıkları yanlışları önce aldatıldık diyerek şimdi de sanki başkaları yapmışta bunlar düzeltecekmiş havasında her bahaneyle tv.lere çıkıp cididi ciddi anlatmalarını da şaşkınlıkla izliyoruz.

Bir hanım yardımcımız vardı, yaşlılıktan bunama emareleri başlamıştı. Bir gün avluda ayağı kaydı düştü, başını sertçe yere çarptı. Ayağa kalkıp üstünü başını düzeltirken pencerede onu izleyen halama “pek de kötü düştün, başın da çok ağrımıştır” demişti. Onları izlerken bilemem neden aklıma hep bu anı geliyor.

Daha önce verilen vaatlerin hiç birisi gerçekleşmediği için şimdi ağzımıza çalınan bir parmak balın da deli balı olduğundan hiç kuşkum yok. Onun için ben almayım.

Yozgat’ta olmadığım için Bozok Üniversitesi hakkında yazdıklarınızı bilmiyordum. Demek durumlar bu kadar vahim. Apartman katlarında açılan üniversitelerden sonra ihmal edilen koskoca bir üniversite beni ziyadesiyle üzdü. Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 28.01.2019 13:11
AYAR
Değerli Yasin Hocam nerelerde ayar kaçıklığı olduğunu tektek açıklamışsınız. Kaleminize sağlık diyorum. Evet bizi yönetenler ya da yönettiğini sananlar ayarlarımızla oynayıp bozdular. Bundan sonra da ayar olur mu olursa tutar mı belli değil. Çünkü bu ayarları sentesine getirecek diyognostik cihazı henüz keşfedilmedi. Becerikli eller iş başına gelirse atadan gördükleri ile ayar yapabilirse ne âlâ, yapamazlarsa bu hızla ne sibop kalır ne piston kolu. Biz de kafası basmayanlara bunun sentesi kaçık derdik. Sentesi kaçıklar da A.A.M. her yerdeler. Birde en çok diyanet ilminde nedense. Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 13.01.2019 22:34
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
1
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00