BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 17.01.2019 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
235
Dün
:
4633
Toplam
:
15460418
ÇİZGİ Yasin Ali ER
YOZGAT ŞEKER FABRİKASINI YOZGAT KOOPERATİFLERİ BİRLİĞİ ALMALIDIR
yasinalier@hotmail.com
Başlıkta bir yanlışlık yok. Yozgat’ta böyle bir birlik olmadığını biliyorum. Hatta Yozgat’ta birlik beraberlik anlayışı olmadığını da biliyorum.

Bu fabrikanın satılması halinde, pancar üreticisi zorda mı kalacaktır?

Çalışanların işlerini ve hayatlarını idame ettirme durumları tehlikede midir?

Nakliyecisinden üreticisine, işçisinden esnafına… Çok geniş bir yelpazeyi ve bilhassa Sorgun ve buna bağlı olarak Yozgat il ekonomisini her anlamda olumsuz etkileyecek midir?

Evet! Evet! Evet!

Çünkü daha önce, yerelde yapılan özelleştirme örneklerinden alınan sonuç, yaşanılan durum ve edinilen intiba budur!

Özelleştirme maksadıyla satılan gayrimenkulleri satın alanlar, dilediklerince tasarruf etme hakkını üretime kanalize etmemekte beis görmediler ve görmezler de!

Tuzu kuru taifesinin, istihdammış, üretimmiş, dirlikmiş, düzenmiş, ekonomik anlamda olumsuz yansımalarmış… Umurunda mıdır?

Hayır… Çünkü onlar kârlarına veya âmiyane tabirle; vurgunlarına bakarlar.

O halde…

Hayıflanmalar eşliğinde sosyal medyada veya basın açıklamalarıyla kurdunu döken ekâbir zevâtın somut bir girişimi olmalı artık!

Bu kadar tepki ve itiraza rağmen, şeker fabrikasını satarız da satarız diyorlarsa; şimdi hadi gül hatırınız için vazgeçtik dense bile, birkaç yıl sonra hatır gönül dinlemeden yine satılabilir.

Hatta satılır, satılacak!

Bu satışa devleti idare edenlerin şöyle ya da böyle ihtiyaç duyduğu anlaşılmakta ve dolayısıyla kaçınılmaz gözüküyor.

Daha önce şeker fabrikalarının satışı birkaç kez gündeme getirilip, nabız yoklamaları yapılmamış mıydı?

Geçmiş dönemlerdeki satış kararları ve sonraki vazgeçişler, aslında satış konusunda kamuoyunun beynini şartlandırmak olarak da nitelenebilir.

Artık şeker fabrikalarının satışının; kuru itirazlarla ve “hemi de sattırmıyacıyh aga” efelenmeleriyle durdurulması mümkün gözükmemektedir.

Karar merci’inin yaklaşımından da, geri adım atılmayacağı gözlemlenmekte…

Bu konuya dair uluslararası parmak dürtme olayları ile dürtülen yerden pis kokuların çıktığı şayialarına değinmeyeceğim.

*************

Buraya kadar yaşananlar işin hikâye faslıdır.

Bundan sonra yaşanılacak olanları ise; Yozgat’ın il düzeyindeki kamuoyu belirlemelidir.

Mademki; Yozgatlılar’ın güven bunalımı vardır, mademki; bu devasa kuruluşu Yozgat’tan üretimci/yatırımcı bir babayiğit veya babayiğitlerin alması mümkün gözükmüyor, mademki; geçmişin vahim hokkabazlıkları nedeniyle, geniş tabanlı bir şirkete de sıcak bakılması zordur!

O halde…

Milletvekillerine “aman mirim, yapmayın efendim, sattırmayın n’olur?” yaklaşımları yerine; “biz Yozgat’taki bütün çiftçi kooperatiflerinin üstünde, hatta hızımızı alamayıp bütün esnaf teşekküllerinden de, siyasi partilerin il ve ilçe yöneticilerinden de temsilci alarak bir ÜST birlik kooperatifi kurduk, bu fabrikanın bu kooperatife satılması sağlansın.” Denilmeli ve bu anlamda tazyik edilmelidirler.

Varsın yine onlar başarmış olsunlar!

Hem satışın maksadı, üretimin devamında karar kılındığını göstereceğinden bunca gerilimin yerini naif bir huzur alır. Hem de Yozgat üreticisi, işçisi, esnafı ve halkı kendi fabrikasının sahibi olur.

Hemen, derhal bir heyet oluşturulup, Konya’daki Torku örneği ve/veya benzer kooperatifler veya kuruluşlar yerinde incelenmeli, bilgi ve fikir alışverişinde bulunulmalı, onların tecrübelerinden istifade etmeninin yolları aranmalı ve hemen uygulamaya konulmalıdır.

*

Ayrı ayrı, tek tek ve kişisel yakınmalarda kalınması ise; acziyet göstergesinden başka bir şey olmadığı gibi, ciddiye de alınmaz!

Cılız ve zayıf toplanmalar ile akabinde yapılan basın açıklamaları derde çare olmayacak gibi görünüyor.

Gösteri yürüyüşleri, protesto eylem – söylem ve demeçleri, ölürüm de sattırmam feveranları derde çare değil…

Artık icraat zamanı gelip çatmıştır.

Zaman kaybetmeden vesselam!

03.03.2018

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
AYAR
Değerli Yasin Hocam nerelerde ayar kaçıklığı olduğunu tektek açıklamışsınız. Kaleminize sağlık diyorum. Evet bizi yönetenler ya da yönettiğini sananlar ayarlarımızla oynayıp bozdular. Bundan sonra da ayar olur mu olursa tutar mı belli değil. Çünkü bu ayarları sentesine getirecek diyognostik cihazı henüz keşfedilmedi. Becerikli eller iş başına gelirse atadan gördükleri ile ayar yapabilirse ne âlâ, yapamazlarsa bu hızla ne sibop kalır ne piston kolu. Biz de kafası basmayanlara bunun sentesi kaçık derdik. Sentesi kaçıklar da A.A.M. her yerdeler. Birde en çok diyanet ilminde nedense. Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 13.01.2019 22:34
Muhakeme

Sizin kaleminizden;

"""Yaşarken yan yana olmayı, birlikte olmayı, beraber kotarmayı, omuz omuza bir hedef tespit etmeyi falan hep öteleyerek, ellerinin tersiyle iteleyerek gelmişlerdir bu erime ve geri kalmışlık girdabındaki debelenme hallerine...
Hatta "ötelemek" bile masumdur kavramlar keşmekeşinin dolaşık ipleri arasında...
Muhatabını "o kimin oğlu kimin kızı" mantığıyla ikinci sınıf adam yerine koymalardan vazgeçmez. Vazgeçemez!""

Dahası var. Anlatmakla bitmez bitirilemez.

Tüm bu tepeden bakmalar; ayrılıklar, gayrılıklar yabancıya hizmetten, o memleketi sömürtmekten başka bir işe yaramadı. Tek bir işe yaradı. İnsanlar bir birinden kaçıp uzaklaşmakta çare aradı.

Bu yazının hangi bir cümlesinin altını çizmeli bilemedim. Ustaca, kırmadan, incitmeden tüm gerçekleri sergilemek her kalemin değil, er kalemin işidir. Lakin, okuyan hatamızı gördük dese de, ne acıdır ki hatayı düzeltecek kimse kalmadı memlekette. Soyluların soyu da, suyu da kurudu göç yollarında. Yaban ellerde kimse kimseye; kimlerdensin, hangi soylu ailedensin diye minder serip, omuzlarında gezdirmiyor.

Sonuç... Ne yazayım bilemedim Değerli Hocam. Bu kadar ağır bir anlatımın karşısında sadece saygıyla eğilmek gerekir. Her daim yazmanız dileğiyle; eşinizle birlikte sağlıklı, mutlu, huzurlu yıllar diliyorum.



Kadriye ŞAHİN -- 03.01.2019 02:08
“MÜŞTERİ” GARANTİLİ HASTANE
"müşteri" garantili hastane başlıklı yazımın, gerek sosyal medyada, gerekse gazetemizin web sayfasında gördüğü ilginin; halkımızın bizatihi kendi nefsinde yaşanmışlıklarından kaynaklandığını anlaşılmakta.
Buradaki yorumlarıyla, yazının içeriğine katkı sağlayan okurlarımıza ve dostlarıma teşekkür ederim.
Eleştirel yaklaşımları, ya da değişik konulardaki görüşlerini de bilmeyi isterim.
Hepinize şükranlarımla...
Sağolunuz. Var olunuz.
Yasin Ali ER -- 21.10.2018 13:07
“MÜŞTERİ” GARANTİLİ HASTANE
Değerli ağabeyim, hastanelerle haşır neşir bir kardeşin olarak emin ol bu bahsettiklerinin çoğunu ben de bizzat gözlemledim. Ve dahi birkaç doktorun ağzından bu bahsettiğin durumları dinledim. "Bu kadar hastayı nasıl muayene edebiliyorsunuz?" sorusuna "Yukarısı öyle istiyor, ne yapalım." cevabını aldım. Sistem tamamen kapitalist bir zihniyetle işletilmek suretiyle amacından uzaklaştırılmıştır. Zaten tedavi deyince de sadece bolca ilaç yazımı akla geliyor ki ben bunun gerçek anlamda tedavi edici bir metod olduğuna inanmıyorum. Sağlık sektörü tamamen ticari kaygılar üzerine hareket edemez... Bunlara göre ne kadar çok insan girip çıkarsa o kadar iyi... Anlattıkların çok doğru. Bir de etkileyici lisanınla dile getirilince... Selamlar ağabeyim.⚘
Yılmaz Ocak -- 19.10.2018 23:13
“MÜŞTERİ” GARANTİLİ HASTANE
Kanuni Sultan Süleyman' ın zigetvar kalesi kuşatmasında hasta yatağında söylediği dize.

Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi
Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.

Sanırım kendi için söylemiş. Halk da kendine anlamış. Sizin devlet hastanesinde muayene olan yetmez ama evetçi vatandaşlargibi.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 19.10.2018 22:30
“MÜŞTERİ” GARANTİLİ HASTANE
Sayın Yasin Ali Er,
Yazılarınızı büyük bir beğeni ile okuyorum. Özellikle akıcı, yeri geldiğinde iğneleyici anlatımınıza ve gerçekleri duyarlı bir biçimde yazmanıza hayranım.
Şehir hastaneleri, gerçekten üzerinde çok düşünülmesi gereken ve zamanla bizi bayağı yorup yıpratacak bir konu. Kâr amacı taşıyan her işletmede olduğu gibi buralarda da en az personel ile en çok hizmet sunma savaşı var. Vatandaş ve çalışanlar kimsenin umrunda değil. Hemen hemen tüm devlet hastanelerinde olduğu gibi şehir hastanelerinde de doktor başına düşen hasta sayısı inanılmaz boyutta. Çok yakından biliyorum. Örneğin bir göz doktoru günde 120-130 hastaya bakıyor.
Hastanın bu denli yoğun olması, devletin doktora bakış açısı, ülkemizdeki sağlık hizmetlerinin yetersiz olması ister istemez hasta-doktor ilişkilerine yansıyor, sonuçta hiç hoş olmayan bazı olaylara tanık oluyoruz.
Şehir hastaneleri efsanesinin (!) büyüsüne kapılan, sorunun özünü bilmeyen saf insanımız, kendine yanlış hedefler seçiyor. Bunların başında da doktorlar geliyor. Gerçekleri dile getiren bizler de onların gözünde hiçbir şeyi beğenmeyen eleştiri hastaları olarak görünüyoruz.
Zaman her şeyin ilacı. Görelim, bakalım neler olacak...
Muhsin Köktürk -- 19.10.2018 13:21
İNADİZMA
Sayın Yasin Ali Er Beyefendi Hocam; Sizin yazılarınızı sakin ve geniş bir zamanda özümseyerek okumak niyetiyle zaman kolluyorum. Çünkü, kalem üslübünüz beni çok uzaklara taşıyor. Şu anda yazınızı okur iken; gerilerde kaybolan, günümüzde nesli tükenen; bilge, ağırbaşlı, gölgesi ağır, karşısında kimsenin konuşmaya cesaret edemediği eski toplumlardaki arif kişilerin hoş bir sohbetini dinler gibi hissettim kendimi. Yazının sonuna kadar da, bu kalem kimi çağrıştırıyor? Diye düşünüp durdum. Her paragrafta, başka başka bir kaç kalem seslenir gibi oldu. Bu da bende, etkilendiğiniz ve etkileme alanınızın geniş olduğu düşüncesini oluşturdu. Tam olarak tahmin edemediğim fakat, yabancısı da olmadığımı sandığım kalem sesini tam tespit edemediğim için isim yazmak istemedim.

Özel zaman ayırmaya değer bulduğum yazılarınızın devamı ümidi ile Saygılar selamlar...
Kadriye ŞAHİN -- 27.08.2018 22:32
ÜŞÜMEK!
Sayın Yasin Ali Er,
11'li hece ölçüsünü çok akıcı bir biçimde kullandığınız zengin içerikli şiirinizi büyük bir beğeniyle okudum. Kaleminiz sürekli olsun.
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 09.05.2018 16:36
GÜNCELLE(ME)
Değerli dostum, hakkını vererek okuyanı hakikaten irşat edecek yazını zevkle okudum. Amma, daha fatiha ve ihlas surelerini bile doğru okuyamayan bir toplum nereden bilsin "ve leddalinin" anlamını. Ataköy gibi kısmen elit bir zümrenin oturduğu semtte bile utanmadan ıskat yapanlara sanki merak etmişim gibi sormuştum. "Okuduğunuz her sureden sonra sadakallahü'l-azîm diyorsunuz, ne demek bu" diye. Verdikleri cevap "Adettir her duadan sonra söylenir" cevabı oldu. Şimdi mevlit olsun, kur'an kıraatı olsun tamamlandıktan sonra ikram faslı başlayıpta sohbete oturunca sorarım hep ve hep cevap aynı olur. Üstelik bunlar en yakın caminin hocalarıdır hep. Sevgi ve selamlarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 16.03.2018 23:29
YOZGAT ŞEKER FABRİKASINI YOZGAT KOOPERATİFLERİ BİRLİĞİ ALMALIDIR
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu üstadım.
Sayın Bilal Şahin'in nezdinde bütün iş adamlarımıza yaptığınız daveti; "ÜSTÜNE ALINAN ÇIKAR İNŞALLAH" olarak algıladım.
Biri veya birileri çıkıp; YOZGAT VAR, YOZGATLI VAR, YOZGATLILAR VAR desin diye beklemelerdeyiz.
Ümit fakirin ekmeği!
"Ye Mehmedim ye" hesabı dahilinde!
Katkınız için teşekkür ederim.
Yasin Ali ER -- 06.03.2018 13:35
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
1
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00