BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 15.11.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
254
Dün
:
4633
Toplam
:
14848740
ÇİZGİ Yasin Ali ER
İNADİZMA
yasinalier@hotmail.com
Muhalefetin, iktidar olmak gibi bir niyeti olsa; âfâkî söylemler yerine, Türkiye gerçeklerini göz önünde bulundurmak kaydıyla, makul öneriler ve vaatlerle seçmenin huzuruna çıkar.
Muhalefet etmeyi, tabandaki en genç seçmenden tavandaki genel başkana kadar; doğruları da yanlış, yanlışları da yanlış ilan etmek olarak algılayan bir kafayla başarılı olmanın imkânsızlığı hâlâ anlaşılamamış olmalı ki, her yenilgiden sonra; "galip sayılır, bu yolda mağlup" meseline sığınılır.
Tıpkı iktidardakilerin de kendi icraatlarında ta ki; başarısızlığı kabullenmek mecburiyetinde kalıp, yine aldatıldık aşaması öncesindeki yanlışları da doğru, doğruları da doğru sayması gibi...
Bu memlekette muhalefetteki hep retler ve restlerle, iktidardakiler ve yakın akrabaları(!) da yine hep retler ve restlerle eyyamcılık yaparlar.
Aklı başında bir olgunlukla, yapılan olumlu icraatı tebrik veya yapılan olumlu bir muhalefete adam gibi teşekkür edeni gören var mıdır?
Muhalefette iken reddettiklerine iktidarda iken sıkı sıkıya sarılan kafa neyse, iktidarda iken bizatihi yaptığı uygulamalara muhalefete geçer geçmez anında karşı çıkan bir kavga zağarlığı mantığı kafası da odur.
Dünkü sorgulamalarını bugün kendi cevaplayanlar, dünkü hakaretleri bugün aklayıp paklayanlar, dünkü pislediklerini bugün koklayanları insansı bir refleksle, olgun ve efendice muameleye davet etmenin hiçbir faydası yok.
O nedenle, bu tür aymazlıkları sadece ortaya karışık anlatıp geçmek lazım.
Aksi halde adamın her kutsalını elinden alsan gıkı çıkmazken; partisine, şeyhine veya liderine yüzünü ekşitsen yandı gülüm keten helva!
Hülâsa âcizane tespitim; enaniyet, nefs, benmerkezcilik… Ne sayarsanız, ne derseniz deyiniz!
Hepsinin kaynağı inadızma!
Milletin tamamını ilgilendiren gözlemlerimizde, kırıcı, itici, ayrıştırıcı cümleler kullanmakla da başkalarının ekmeğine yağ sürülmektedir.
Laf ola kestire başı,
Laf ola kese savaşı,
Laf ola ağulu aşı,
Yağ ile bal ede bir söz! (Yunus Emre)
Uzun süredir siyasî mülahaza kokan yazı yazmamaya çalışıyorum ama bazen frenim tutmuyor.
Konuya destursuz girişim ondandır.
*********
Geneli şamil konulara dair söylemlerde, kitlelere yön verme makamındakiler; ya ağızlarından çıkan her cümleyi, gırtlaklarının her boğumunda kırk kere düşündürüp olgunlaştırdıktan sonra serdetmeli, ya da ağzını bozmuşsa; oradan attığı ifrazatı bir daha geriye döndürmemelidirler!
Anadolu "DELİKANLI"larının kavgalarda bile "kurşun" sebebi sayarak sarf etmeye ar ettikleri hakaretler ve küfür mesabesindeki aşağılamalar, liderlerin ağzından çıktığı anda, kitleleri bağlar efendim... BAĞLAR.
Şimdiiii!
Türk siyasi tarihindeki mutabakatların, ittifakların, ayrışma ve tartışmaların hiç de doğru algılanamadığını daha iyi gözlemliyoruz. Yakın geçmişi objektif olarak okuyamamış oldukları anlaşılan liderlerin, bir gün birbirleriyle ittifak etme ihtimalleri olduğunu düşünmediklerini gözlemlemek hiç de zor değil.
Nasıl olsa herkes, her hakarete; “ya Rabbi şükür” diyor diye, bu ağzı bozukluğun yaygınlaşacağından ve dileyen herkesin her dilediğine rahatça sövmeye başlayacağından endişeliyim.
Diline, ilminin vukufuna, yetkilerinin sınırlarına ve siyasetin icaplarına hâkimiyeti olmayan bu öfke yüklü cengâverlerin, eski müttefikleri tarafından kuşa bakıtılma gelenekleri olduğu müddetçe benim karamsarlığımı hoş görünüz efendim.
*********
Bu ülkede yaşayıp da ekonominin kötü gidişinden olumsuz anlamda etkilenmeyen kimse yok. Lakin ekonomiyi de, her emre muti olan yakın çevre yerine, yanlışlara itiraz ve müdahale edebilecek derecede ekonomiyi bilenlerin yönetip yönlendirmesi icap eder.
Sade vatandaşlar olarak, ülke ekonomisinin yönetiminde de yanıldık denme ihtimalinden korkmamızın sebebi; ülkemizdeki bir ekonomik sarsıntının Türk Milleti'ne de, Türkiye’ye de, Türkiye ile ticarî ilişkisi olan dost ülkelere de pahalıya mal olacağı endişesinden ibarettir.
Gidişattaki olumsuzlukları kötü yönetime bağlayarak dikkat çeken insanlarımızı ayrıştırıcı ithamlarla dışlayıp, art niyetlilikle suçlayarak, ayıklamaya ve ötekileştirmeye çalışmak ise kimseye bir şey kazandırmaz.
Aşağıdakileri bu yönlendirmelerle tahrik ederek, birbiriyle kavga ettirmeye ve yukarıdakilerin elini rahatlatmaya çalışıldığını gözlemliyorum.
Bu anlamda ortalık yerde tepinen o sun’i kaos avcılarından sakınmak kadar, onların üzerinden nemalanan cingözlere prim yaptırmak da yanlıştır.
*********

Suda yiten dış dünya!
Köprülerin altından geçtiği ilk dönemlerden itibaren kendi tarihiyle birlikte nice yaşanmışlıkların pisliklerini temizledi belki de sular…
Akarsuların mecra’ındaki en dar yere o köprülerin kurulma sebeplerinden biri de suları sıkıştırıp gırtlağını boğmak mıydı acep?
Belki nice sevdaların, umutların katili olan suları yıkamaktı çitileyerek!
Bazen hakikatte, bazen ressamların nakşettikleri tablolardaki sulara dalıp gidişlerimde; derinliği nic’olursa olsun, çıkasım gelmez hülyalarımdan!
Suyu seyrederken dinlenmek, suları dinlerken tek maksatlarının şırıltı olmadığını görmek var ya? Hah o kerteye gelmeyi çok seviyorum.
…ve sonra o suyun, kimlerin ve hangi devirdeki hangi ayak izlerini örttüğüne, hangi günah veya hayratı perdelediğine takarım kafayı... Son demdekilerin bile kendilerine aitliğinden emin olmadıkları hayatlarını, kim bilir hangi umut ekip gam biçenlere borçludurlar da vefa adına geçmişe bir teşekkür bile etmezler!
Kendi hayat senaryosundaki sahnelerin sırasını şaşırmışlarla lebalep dolu bedenlerin ruhlarını yalnızlaştıran; kendi sorumsuzlukları mıydı acep?
Öyleyse herkes birbirine niye sitemkâr?
Nereye dönerseniz dönün, “arkanız önünüze geçemez” diyen olmamışsa mazide, istikbalin çektiği ceremeye kahrederim.
Yarınların kulakları çınlasın! Halini sormadan adını andım yine...
Dış dünyayı suda yitirmek mümkün mü sizce de?
…ki sonsuz hayata uyanışın kapısında arınmakla başlanır belki… Ağıtsız, figansız ve zulümsüz sabahlarda sessizce kalkarak düşlerde yitirdiğimiz eski yerimizden doğrulur, doğrulaşır mıyız dersiniz?

*********
Hayırlara vesile olması duasıyla Kurban Bayramınızı tebrik ederim.
Velhasıl-ı kelam, vesselam!

25.08.2018

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
YOZGAT ŞEKER FABRİKASINI YOZGAT KOOPERATİFLERİ BİRLİĞİ ALMALIDIR
Sayın Yasin Ali Er,
Şeker fabrikaları ile ilgili konuyu köşenize taşıdığınız için teşekkürler. Ama öylesine suskun ve kabullenici bir toplum olduk ki hakkımızı arayamıyoruz. Altımızdan minderimizi çekseler sesimizi çıkarmıyoruz. Başımızdakiler de bizim bu garip yapımızın farkında olmalılar ki dilediklerini yapıyor ve en ufak bir geri adım atmıyorlar. Oyumuzla da cezalandıramıyoruz bizi dinlemeyenleri, cezalandırmak bir yana bir sonraki seçimde daha da çok oy veriyoruz. O zaman yapılanlara layığız demektir. Susuyoruz, dolayısıyla sıra bize gelecek. Bugün şeker fabrikamızı elimizden alacaklar, yarın bir başka fabrikamızı. Biz de Tarkan'ın "Kuzu Kuzu"sunu dinleyip uyumayı sürdüreceğiz.
Özellikle İç Anadolu bölgesi insanının aşırı kaderci yapısı; onu mücadeleden, hak aramadan vazgeçiriyor.
Bir gün akıllanırız ama, "Atı alan Üsküdar'ı geçer." çoktan.
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 04.03.2018 16:28
YOZGAT ŞEKER FABRİKASINI YOZGAT KOOPERATİFLERİ BİRLİĞİ ALMALIDIR
Sayın Ali Yasin Er Beyefendi;

Haberlerden okuduğumuz kadarı ile bilgi sahibi oluyoruz. Elbette ki halk, kendi güvencesini kendi sağlamalı. Birlik beraberlik ve güvenin şart olduğu ortamlarda başarılmayacak hiç bir şey yoktur. Ne yazı ki, bizim halkımız geminin kaptanı, gemiyi nereye sürüklerse oraya rıza gösteriyor. İnsan bindiği gemide nereye yolculuk yapacağına karar veremiyorsa, kaptana tabi olmak zorunda. Yozgat halkı da bu durumda. Gideceği limanın adresini kaptana bildirmekten aciz. Sadece (olacakları) etrafı seyretmekle meşgul. Sonrada benin ne işim var bu limanda? Diye, çırpınıyor... Zamanın birinde "Demir Çelik fabrikaları" Ereğli de aynı sorunu yaşamıştı. Lâkin, içinde çalışan işçiler kooperatif kurarak hisse payı ile kendileri satın almışlardı. Devlet "satacağım" derken illâ yabancı alsın demiyor. Öncelik elbette kendi halkına ait dir.

Her şey; birileri işletsin, birileri kazansın durumuna dönüştürülmeden, işçinin emeği taşeronların cebine girmeden... Kendin işlet, kendin kazan durumuna çevrilmeli.

Duyarlılığınız için teşekkürler. İnşAllah birlik olmanın değerini halkımız anlamış olur.

Selamlar saygılar...
Kadriye ŞAHİN -- 03.03.2018 19:23
Düne gitmek
Sayın Yasin Ali Er Beyefendi; Yazınızın başlığını görünce şöyle demek geldi içimden. "Ben hep dünlerde geziyorum. Eski günlerden ne var, ne yok bu güne taşımak için didiniyorum". Umarım güzel olanları günümüze taşıya bilirim. Elbetteki "dün" bu günün aynasıdır. O aynada yansıyanları irdeleyip daha güzel günler hazırlamak gayemiz.

Kaleminiz var olsun. Yeni yıl da beklediğimiz güzel yenilikler Ülkemizi, insanlarımızı, çocuklarımızın yüzünü güldürsün.

Saygılar selamlar.
Kadriye ŞAHİN -- 03.01.2018 01:41
KİM TAKAR ALO 182’yi?
Sayın Yasin Ali Er,
Güzel yazınızı beğeniyle okudum. Sanırım halk oylamasına katkısı olur düşüncesiyle sistem tam oturmadan ivedilikle açtılar kent hastanesini. Böyle demekle ülkeyi yönetenleri mazur görmeye çalışmıyorum. Bizim hangi işimiz dört dörtlük oluyor ki?... Çoğu zaman tribüne oynuyor bizi yönetenler. İşin içinde olmayıp da dışarıdan izleyenler o tribün gösterisine aldanıp alkış tutuyorlar.

Hükûmet yetkilileri, "Hastanelerde kuyruk sırası sorununu çözdük, kuyrukları sonlandırdık." diyorlar. Haklılar. Gerçek kuyruklar sonlandı, ama bu kez de sanal kuyruklar oluşmaya başladı. Hele büyük kentlerde bu kuyruklar uzadıkça uzamaya, beş altı aya ulaşmaya başladı.

Dediğiniz gibi, "Göle su gelinceye kadar kurbağanın gözü patlar." Bizde de randevu sırasını beklerken ölür hastalarımız. Ardından bir iki sızlanır, "Ne yapalım yazgımız böyleymiş." der; ardından bir Fatiha okuyup huzur buluruz.

Saygılarımla.
Adınız ve Soyadınız -- 14.05.2017 21:43
Eski hamam, yeni taş ve bulanık su

2016 yılı, geçmişin hesabı çerçevesinde değerlendirilirken, ESKİ iktidar HAMAMI’na YENİ MİLLİYETÇİLİK “TAS”ı uydurulduğunu görüyoruz..
Şu iki satırınız bile çok şeyi özetlemiş , ellerinize sağlık...
NUR GÖKIRMAKLI -- 9.1.2017 16:09:5
Eski hamam, yeni taş ve bulanık su
Abi anlattıklarını yaşadığımız dönemlerde gerek akranlarımıza gerekse büyüklerimize aktardık, Allah şahit. Kardeşim, ne bahari? Bu büyük güçlerin kuklalarını değiştirme, silah satma, petrole hükmetme, Islam dünyasını boyunduruğu altında tutma oyununun yeni senaryolarıdır. Biz bu gaflet halindeyken Batı bize baharı yaşatır mi? dedik. Olan her türlü Islam dünyasına olacak, dedik. Bak adamlar Ortadogu'yu parcalayacaklarini açık acik söylüyor, ayık olunmalı, dedik. Dokuz var mı bilmem ama epey bir köyden, meclisten kovulduk. Şimdi ben bu söz dinlemeyenlerden olsaydım, ölen her bir Müslümanın görüntüsü vicdanımda çok daha onulmaz yaralar açardı, diye düşünüyorum. Topladigim yardımlar vs. O yarayı hafifletmeye yeter mi?.. Allah şahit ötesini de dedik. Ama sen daha güzel demişsin can abim. O kalemine ve yüreğine sağlık...
Yılmaz Ocak -- 2.1.2017 22:58:5
ÖĞRETMENİM


OKURKEN KIRK YIL GERİYE GÖNDERDİNİZ YA BENİ HELAL OLSUN ÜSTADIM, YAZINIZI YAZARKEN HİSSETTİKLERİNİZİ HİSSETTİM.HELE DE O SON SATIRLARDA GÖZLERİM DOLDU, öĞRETMENİNİZİN SİZE VERDİĞİ ŞU DOLMA KALEM! SANIRIM BİR KESE ALTIN VERİLSE BU DEĞERİ BULAMAZDI, ÖĞRETMENİNİZ DE O KIRK YILLIK KALEMİNİ KİME VERECEĞİNİ BİLECEK KADAR ŞUURLUYMUŞ, ONA DA BRAVO. SİZ O KALEMİ HAKKEDENLERDENSİNİZ ZİRA, DİLERİM KIRK YILDA SİZİN ELİNİZDE TAŞIP COŞAR ANLAMLI KELAMLARLA, SELAM SEVGİ SAYGIMLA..
ngokirmakli@gmail.com -- 24.11.2016 17:34
ALLAH RIZASI İÇİN
Yasin ağabey, yüreğine sağlık...
Yılmaz OCAK -- 15.11.2016 22:47
ALLAH RIZASI İÇİN

Bir dilencinin İstanbul'da bir villasının olduğunu gözlerimle gördüm emin olun.Amma biz Türk milletinin en zayıf tarafıdır merhameti, ben nelere maruz kaldım şaşarsınız anlatsam..Birini söyleyeyim: SABAH İŞİME GİDERKEN ARKAMDAN BİRİ SESLENDİ " BAYAN BAYAN BAYAN!" DÖNÜP BAKTIM MAZBUT GİYİMLİ 50 YAŞINDA BİR KADIN UTANGAÇ BİR TAVIRLA YAKLAŞTI" BAYAN BEN CÜZDANIMI ÇALDIRDIM EVE DÖNECEK PARAM YOK YARDIMCI OLUN" DEDİ, DERHAL ÇIKARIP ON TL UZATTIM VE GİTTİM.. ERTESİ SABAH ÇOK BAKIMLI, VE SAÇ ŞEKLİMİ DEĞİŞMİŞ BAŞIMA ŞAPKA TAKMIŞ OLARAK YİNE İŞİME GİDİYORUM VE YİNE ARKAMDAN AYNI SES DÖNDÜM Kİ AYNI KADIN VE BANA YAKLAŞTI, BELLİ Kİ BU DEĞİŞİK GİYİMİMLE BENİ TANIMADI. YİNE AYNI HİKAYE İLE BENDEN PARA İSTEDİ, İŞTE O ZAMAN BU SAHTEKARI ADAMAKILLI AZARLADIM,, AMA KAR EDER Mİ? BU KADINI HER GÜN AYNI YALANLA DİLENDİĞİNİ İZLEDİM,, DAHA BUNUN GİBİ NELER NELER..ÜSTADIM ZATEN YÜZSSÜZLÜĞÜ, PİŞKİNLİĞİ ELE ALAN USLANMAZ, BELEDİYE NE YAPSIN. BİR YERDE YEMEK BİLE YİYEMİYORSUNUZ, MASANIZA DİNELİNCE, YEMEK YEME BİLE ZEHİR OLUYOR..ELİNİZE SAĞLIK...SAYGILAR SELAMLAR...
NUR GÖKIRMAKLI -- 23.10.2016 11:47
KURBANLIK
Hem nalına, hem mıhına diyen bu kurban bıçağı kadar keskindi yazınız. Sadece gerçekleri yazan cesur gazetecilere mahsus kutlanacak bir cümlelerdi..Naylon insanlara bir şapka olsun , kaleminiz daim coşkulu olsun derken, dinimizin emrettiği Kutsallarımızdan biri olan Kurban bayramınızı kutluyorum, selam saygımla...
Kelami -- 11.09.2016 17:14
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
2
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00