BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 17.07.2019 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
278
Dün
:
4633
Toplam
:
16991122
ÇİZGİ Yasin Ali ER
“MÜŞTERİ” GARANTİLİ HASTANE
yasinalier@hotmail.com
Yanlış anlaşılmasın. Satılık hastane olduğundan veya nasıl olsa zarar etme riski olmadığına göre; bir hastane alayım bari diye tetikte bekleyen ensesi kalın birileri olduğundan falan bahsetmeyeceğim.
yüzde 70 doluluk garantisi verilerek yaptırılan yani kâr garantisi devletçe taahhüt edilerek yaptırtılan şehir hastanelerinden biri de Yozgat’ımızda…
Yani hasta demek; bu ticari kuruluşların müşterisi demek! Lakin ha hasta var, ha da yok… Olmasa da var, olsa da zaten var! Nihayetinde hizmet alınıp alınmadığının da önemi olmaksızın, sağlığı da, işi de tıkırındaki herhangi biri ile hastaneyi yol etmeye mecbur kalan hasta arasında bu kurumları BESLEMEK bakımından çok da fark yok.
Şehir hastaneleri, arazisi hazine arazilerinden BEDAVA verilerek yaptırtılan ve işletmesi müteahhit firma tarafından yapılmakta olup onlarca yıl devletten kira bedeli alacak olan birer ticarethanedirler!
49 yıla kadar sözleşme süresini uzatmak ve doluluk oranı % 70’in altına düşmesi halinde “kârdan zarar etme ihtimali” devletle yapılan sözleşmeler gereği sıfırlanan ticarî kuruluşlar…
Hem de hazine garantisiyle!
Hazinenin güvencesi de Milletin ta kendisidir!
………………………
Halkımız devleti, kendinin sahibi zanneder. Aslında devletin malının kendi varlığı olduğu gerçeğini, kendisi olmazsa devletin olamayacağını bir türlü anlatamadığımız milletimiz, devletin parasının kendi cebinden çıkan veya gelecekte de çıkacak olan varlığı olduğunu akıl edemeyip “YEL BABA”DAN geldiğini zannetmeye devam etmektedir.
Yani mi?
Hah işte o yani aynen şudur!
Şehir hastanesinin kapısından ayağınızı attığınız andan itibaren, orada gördüğünüz her harcama, oraya yapılan her masraf sizin cebinizden çıkmaktadır. Hatta geleceği ipoteklenen nesillerin! Orada olmasanız ve hatta hiç uğramamış olsanız bile, yaptığınız her alışverişten aparılan bilmem ne vergileriyle sübvanse edilmektedir.
Bana oradaki dangalağın birisi; “beş kuruş harcamadan her işimi görüp çıktım” dediğinde, eskilerin tabiriyle Gayseri boyasıyınan boyayıp suratını guverttim.
Başka bir dangalak da diyecek ki; hiçbir şeyi beğenmiyorsunuz… Olmadığında; yokluğundan şikâyet ettiğiniz hizmet birimleri için vay niye yok derken, olduğunda da; binbir kusur aramaktasınız.
Cevaben; kendi kıt imkânlarıyla hastane işletmecisini besleyen vatandaşın, o işletmeden daha iyisini bekleme, isteme ve yapılması cihetindeki arzusunu dile getirmesinde sana batan nedir? Denilir ve derim!
Patates alırken bile seçerken, bedeli mukabili aldığınız sağlık hizmetinin de dört başı mamur olmasını isteme hakkınız olduğunu bilmelisiniz.
Derdimiz kusur aramak değil, üst düzey fayda sağlanmasını istemekten ibarettir.
………………………
Orada sizi karşılayan tüm görevlilerden, masada kaydınızı yaparken; önce kimliğinize, sonra bir de suratınıza bakarak aman bir yanlışlık olmasın endişesi simasının her zerresine kadar sinen görevlinin maaşına kadar!
Bazı günlerde poliklinik kapılarında yığılmalar olduğunu görüyoruz. Randevulu gittiğiniz halde gecikmeli olarak doktorun sizi çağırmasını bekliyorsunuz. Bu hastane hizmete girdiği ilk dönemde, her polikliniğin önünde bir görevli vardı ve sırası geleni çağırıyordu. Şimdi yan yana iki ve belki üç poliklinik arasında mekik dokuyan bir eleman hepsine birden yetişmeye çalışıyor.
Nihayet çağrıldığınızda size hoş geldiniz diyen güler yüzlü bir tek doktor var odada! Evet yanlış okumadınız… Sadece doktor var.
Doktor bir yandan, sizin bedensel veya psikolojik problemleriniz her neyse dinlemeye, sormaya, anlamaya gayret ediyor. Diğer yandan masasındaki bilgisayarla meşgul… Tek başına!
Anlattıklarınıza göre tetkik, tahlil, röntgen, ekg vs vs… Ne gerekiyorsa yönlendiriyor.
Nereye gitmeniz gerekiyorsa gidiyor ve doktorun yaptırmanızı istediği işlemleri “yeni bir kayıt” sonunda yerine getirip beklemeye geçiyorsunuz. Kaldınız öğleden sonraya!
Sonuçlara göre size tedavi yol ve yöntemlerini anlatacak olan doktorunuza tekrar gidiyorsunuz… Tabii ki yine “yeni bir kayıt” yaptırarak!
Doktorun odasında değişen bir şey yok… Yine tek başına!
Benim gibi, bir zamanlar babasına, anasına, çocuklarına ve nihayet şimdi de eşine ve kendisine şifa aramak adına sağlık kuruluşlarına çoklukla gidip gelen birinin dikkatinden kaçmayacak bir durum var!
Doktor tek başına…
Hastayı dinliyor, anlatılan şikâyetler doğrultusunda ne yapması gerektiğine karar veriyor, tedavi için bilimsel bulguları temin edebilmek adına sizi yönlendiriyor… Tek başına!
Gidiyor, yapıyor, yaptırıyor ve dönüyorsunuz ve teşhisini koyduktan sonra yine yazıp çiziyor!
Bu tek başınalık dikkatinizi çekip sorun da görün…
Türkiye’de poliklinik hizmeti veren doktorlara yardımcı olan ve sekreterya işi yapan elemanların olmadığını öğreniyoruz.
Doktorlara tek başına, her işi yaptırtan tek hastane Yozgat Şehir Hastanesi imiş ve orada despotizme varan bir yönetim anlayışı hakimmiş meğer!
Hastaya yoğunlaşmak mı, prosedür çamuru çiğnemek mi, zırt pırt çamura yatan bilgisayar ağı sisteminin düzeltilmesi için teknik elemanlarla kontak kurmak mı?
Doktorluk mu, tıbbî sekreterlik mi yapsınlar bu insanlar? Olmadı, kapıda eleman yoksa sıra bekleyen hastanın ismini kapıya kadar gelerek çağıran doktor var!
Kendi şahsi meselelerini mi düşünsün, evindeki kendi hastasıyla ilgilenebilmek için bir günlük izin için bile başhekimin huzurunda tekmil vererek kapris çekip, yönetimin egosunu mu tatmin mi etsin?
Hastaya baksın, dinlesin, anlamaya çalışsın, tedavi yolu belirlesin ama illa ki sekreterlik de yapsın… Ne güzel dünya be!
Bir doktorun yetişmesi için kaç seneye ve nasıl bir beyin yapısına sahip olması gerektiğini bilmeyenimiz yok. O insanların devlete ve aslında MİLLETE MALİYETİ hepimize malum! Eline paspas verip koridor temizletseymişler bir de…
………………………
Eskiden muayenehanelerde bile, en az bir yardımcı elemanla çalışırdı doktorlar…
DEVLET Hastanelerimizde de, her poliklinikte doktorun sadece hastasıyla ilgilenmesini sağlayan ve doktor tarafından kendisine verilen bilgiler çerçevesinde hastayı ve hasta yakınlarını yönlendiren elemanlar şimdi yok.
Bu memlekette sağlık meslek yüksek okullarından ve liselerinden mezun olmuşlar veya lisans eğitimi almış kitleler halinde işsizimiz olduğu bir Türkiye gerçeği iken…
Zarar etme riski hiç olmamasına rağmen…
Doluluk oranının eksiğini ben tamamlarım diyen bir devlet sistemi olmasına rağmen…
Hayırdır inşallah??? Her poliklinikte bir tıbbî sekreter maaşı cebinizi çok mu acıtır?
………………………
Koridorun tam ortasında boydan boya, bir uçtan diğerine yürüyen, cicili bicili paspasın kullanıcısı… Sanki çocukların tek tekerlekli oyuncaklarını kullandığı gibi, maskesini suratına takmış ve paspası sadece bir noktadan itibaren sürerek yürüyor.
Merakımı yine yenemeyip soruyorum: “Yeğenim! Toz kaldırdığının farkında değil misin, paspasını nemlendirmek için yanında niye su taşımıyorsun?”
Üstelik polikliniklerin önünde sırasını bekleyen astım, bronşit, koah ve her türlü akciğer sorunlarıyla didişen, kalkan tozlardan dolayı alerjik reaksiyon göstermesi muhtemel hastaların arasından kuru paspaslarla toz kaldıra kaldıra gidiş gelişlerde bir anormallik yok muydu?
Yüzünün şeklini maskesi nedeniyle tam olarak belirleyemedim ama yarı homurtuyla verdiği cevap çok ilginçti: “Bize ne derlerse onu yaparız dayı yaaaav!”
………………………
Her ast, kendi üstünün dediklerini yapıyor ve hiyerarşik sistem böyle işliyorsa; bunca anormalliği bundan sonra doğrudan doğruya sağlık bakanına mı sormalıyız acep?
Esentepe’ye yapılıp, adı üstünde Yozgat’ın en yeleken yerinde rüzgârın keyfini çıkarmak için oldukça iyi bir konumdayız. Yaz aylarında “es yiğidin bağrına” deriz belki!
Ama bu mevsimden itibaren bölgede, açık havada yarım saatten fazla duranların hasta olma garantisini de ben veriyorum vesselam!

19.10.2018

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
İtiraz etme hakkı
Üstadım
Sorgulamadan, düşünmeden, okumadan, muhakeme ve muhafaza etmeden yol almaya çalışmak, (örneğimi mazur görünüz lütfen) en baştaki koyunun dağdan atladığını görünce atlayan diğer koyunlar gibi olmaktır.
Yaratanın Kuranda insanlara ilk emri “Oku” olmuştur. “Yaratan Rabbinin adıyla oku” (Alak.1)
Sorgulayan, düşünen muhakeme eden insan eleştirir, konuşur. Eleştiri aslında insanın bir görevidir. Eleştiriye göğüs germek, cevap vermek te bir erdemdir.
Her zaman olduğu gibi yazılarınız bilgi verici, yol göstericidir. Bizleri aydınlatmaya lütfen devam edin.
Çünkü susmak korkaklık, susturmaya çalışmak ise saklayacak bir kabahatinin olduğunu ortaya koyar.

Muhabbetle.
Not: Tabi içeriği ve amacı ne olduğu belli olmayan boş eleştiriler hariç.zaten onlarda eleştiri değil dedikodudur.
Fuat YILMAZER -- 25.06.2019 15:55
İtiraz etme hakkı
Sayın Abdülkadir Çapanoğlu üstadım!
"İtiraz etme hakkı" başlıklı yazımdan yaptığınız çıkarımlar ve kastettiklerime getirdiğiniz naif açıklamanız için çok teşekkür ederim.
İlk emri "oku"mak olan, tekrarlayarak ve anlayarak okumayı önemle vurgulayan dinimizin yüce kitabı aracılığı ile Allah'ı dahi memnun etmekten imtina eden; anut, cahil ve taassubunda ısrar eden kalbi mühürlü şahsiyet fukarası ve fakat enaniyetle de malûl ebleh takımıyla hiç bir mevzu'un uzatılmaması işaret ve üstü örtülü önerinizi de minnet ve şerefle aldım.
Selamınıza mukabele eder, ellerinizden saygılarımla öperim.
Yasin Ali Er -- 17.06.2019 22:42
İtiraz etme hakkı
Değerli Yasin Ali Er Beyefendi Hocam, yazınızın her satırına katılıyorum. İnsanlar bir birini veya birilerini susturmak için öyle kalıplar hazırladılar ki, bu kalıpların içine aydın düşünceleri sıkıştırıp, bu fikirler gün yüzüne çıkmasın isteniyor.Çünkü menfaatleri paralanıyor, yaralanıyor.Elbette ki, düşünen insan eleştirir,bilgili insan eleştirir.Hani hep derler ya, "işe yaramayan insanın işi eleştirmektir." Oysa, o insanda yapılan işi gözlemliyor ki eleştiriyor. Demek ki işi gözlem yapmak. Buda gösteriyor ki, eleştiren en önemli işi yapıyor.

Diğer taraftan, işine gelmeyen insanlar da, "cahil ile tartışılmaz" diyerek bu kalıbın içine sığınıp paçayı sıyırıyor. Oysa, kendi fikrim, zikrim, inancım yanlış olduğu için susuyorum diyemiyor. Velhasılı herkes bir kalıbı kendine göre uyarlayıp kullanır hale geldi. Nitekim,"Silah icat oldu, mertlik bozuldu."

Yazınız, sıyırma, sıyrılma,sinsice sıvışma ve susturma politikasının cevabı olmuş.Kimse, kendi kendine oluşturduğu kalıpların arkasına saklanarak,bastırarak, susturarak gerçekleri kapatamaz.Kaleminiz var olsun. Selamlar Saygılar...
Kadriye ŞAHİN -- 14.06.2019 22:49
İtiraz etme hakkı
Değerli Yasin Ali Er Hocam, güzel makalenizi bayramda okumuştum, bayram sonu bir kere daha, daha yavaş ve daha dikkatle okuyayım arzusu ile bu gün tekrar okudum. Her cümlesi halkımızın bu gününün aynası. Hani bir söz var kim söylemiş bilmiyorum ama güzel söylemiş. Diyor ki: Cahillik ne güzel şey, her şeyi biliyorsun. Son yıllarda hakikaten böyle olduk. Dini taassup, okumayı sevmeyen halkın gözünü kör kulağını sağır etti. Araştırma, sorgulama zaten yok. Cahil olmayı ve cahil kalmayı çok seviyoruz. Peygamber Efendimiz ile ilgili hurafelere bayılıyoruz. Onun öğütlerine değil de şöyle yatardı, böyle uyurdu, gözüne sürme çekerdi, dişlerini misvakla ovardı gibi hikâyeleri hep aynı tv. lerde anlatıp duruyoruz. Atalarımız cahille tartışma derlerdi. Hakikaten tartışamıyoruz. Çünkü karşı fikre tahammülümüz yok. Ben de artık tartışmıyorum. Fikrimi, düşüncemi, bilgimi söylüyorum. Bakıyorum ki karşımdaki yanlış bilgisinde ısrar ediyor “ben böyle biliyorum” diyerek sohbete son veriyorum. Biliyorum ki bir defa aldanmak aptallıktır ama iki defa aldanmak ahmaklıktır. Ahmaklarla tartışacak kadar da zamanım yok. Baki selamlar.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 08.06.2019 10:59
SEÇİM AREFESİNDE İNCE DOKUNUŞLAR - 1-
Değerli Yasin Ali Er Hocam, inan yazınızı iki defa ve dikkatle okudum. “Ekonomik krizin varlığını; “bir var, bir yok - ya var, ya yok - var ise var, yok ise yok kâhyası mısınız?” cevaplarıyla savsaklayanlar kadar, var olan vahameti ispat etmekte aciz kalanlar komedyasında halkın hakemliği devreye girecek” paragrafını okuduğumda güldüm ama acı acı güldüm tabi.

İçinde bulunduğumuz ekonomik krize ve yaşadığımız ne olacak halimiz endişemize bizi yönetenlerin ve onları haşa Allah gibi görenlerin bakış açısını öyle güzel tarif etmişiniz ki. Çarşı pazara çıktıklarında canları burunlarına gelen ama sorulduğunda yine de yöneticilere arka çıkanlara bakınca toplum bilimcilerin insan davranışlarını neden formüle edemediklerini anlıyorum.

16 yıldır yaptıkları yanlışları önce aldatıldık diyerek şimdi de sanki başkaları yapmışta bunlar düzeltecekmiş havasında her bahaneyle tv.lere çıkıp cididi ciddi anlatmalarını da şaşkınlıkla izliyoruz.

Bir hanım yardımcımız vardı, yaşlılıktan bunama emareleri başlamıştı. Bir gün avluda ayağı kaydı düştü, başını sertçe yere çarptı. Ayağa kalkıp üstünü başını düzeltirken pencerede onu izleyen halama “pek de kötü düştün, başın da çok ağrımıştır” demişti. Onları izlerken bilemem neden aklıma hep bu anı geliyor.

Daha önce verilen vaatlerin hiç birisi gerçekleşmediği için şimdi ağzımıza çalınan bir parmak balın da deli balı olduğundan hiç kuşkum yok. Onun için ben almayım.

Yozgat’ta olmadığım için Bozok Üniversitesi hakkında yazdıklarınızı bilmiyordum. Demek durumlar bu kadar vahim. Apartman katlarında açılan üniversitelerden sonra ihmal edilen koskoca bir üniversite beni ziyadesiyle üzdü. Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 28.01.2019 13:11
AYAR
Değerli Yasin Hocam nerelerde ayar kaçıklığı olduğunu tektek açıklamışsınız. Kaleminize sağlık diyorum. Evet bizi yönetenler ya da yönettiğini sananlar ayarlarımızla oynayıp bozdular. Bundan sonra da ayar olur mu olursa tutar mı belli değil. Çünkü bu ayarları sentesine getirecek diyognostik cihazı henüz keşfedilmedi. Becerikli eller iş başına gelirse atadan gördükleri ile ayar yapabilirse ne âlâ, yapamazlarsa bu hızla ne sibop kalır ne piston kolu. Biz de kafası basmayanlara bunun sentesi kaçık derdik. Sentesi kaçıklar da A.A.M. her yerdeler. Birde en çok diyanet ilminde nedense. Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 13.01.2019 22:34
Muhakeme

Sizin kaleminizden;

"""Yaşarken yan yana olmayı, birlikte olmayı, beraber kotarmayı, omuz omuza bir hedef tespit etmeyi falan hep öteleyerek, ellerinin tersiyle iteleyerek gelmişlerdir bu erime ve geri kalmışlık girdabındaki debelenme hallerine...
Hatta "ötelemek" bile masumdur kavramlar keşmekeşinin dolaşık ipleri arasında...
Muhatabını "o kimin oğlu kimin kızı" mantığıyla ikinci sınıf adam yerine koymalardan vazgeçmez. Vazgeçemez!""

Dahası var. Anlatmakla bitmez bitirilemez.

Tüm bu tepeden bakmalar; ayrılıklar, gayrılıklar yabancıya hizmetten, o memleketi sömürtmekten başka bir işe yaramadı. Tek bir işe yaradı. İnsanlar bir birinden kaçıp uzaklaşmakta çare aradı.

Bu yazının hangi bir cümlesinin altını çizmeli bilemedim. Ustaca, kırmadan, incitmeden tüm gerçekleri sergilemek her kalemin değil, er kalemin işidir. Lakin, okuyan hatamızı gördük dese de, ne acıdır ki hatayı düzeltecek kimse kalmadı memlekette. Soyluların soyu da, suyu da kurudu göç yollarında. Yaban ellerde kimse kimseye; kimlerdensin, hangi soylu ailedensin diye minder serip, omuzlarında gezdirmiyor.

Sonuç... Ne yazayım bilemedim Değerli Hocam. Bu kadar ağır bir anlatımın karşısında sadece saygıyla eğilmek gerekir. Her daim yazmanız dileğiyle; eşinizle birlikte sağlıklı, mutlu, huzurlu yıllar diliyorum.



Kadriye ŞAHİN -- 03.01.2019 02:08
“MÜŞTERİ” GARANTİLİ HASTANE
"müşteri" garantili hastane başlıklı yazımın, gerek sosyal medyada, gerekse gazetemizin web sayfasında gördüğü ilginin; halkımızın bizatihi kendi nefsinde yaşanmışlıklarından kaynaklandığını anlaşılmakta.
Buradaki yorumlarıyla, yazının içeriğine katkı sağlayan okurlarımıza ve dostlarıma teşekkür ederim.
Eleştirel yaklaşımları, ya da değişik konulardaki görüşlerini de bilmeyi isterim.
Hepinize şükranlarımla...
Sağolunuz. Var olunuz.
Yasin Ali ER -- 21.10.2018 13:07
“MÜŞTERİ” GARANTİLİ HASTANE
Değerli ağabeyim, hastanelerle haşır neşir bir kardeşin olarak emin ol bu bahsettiklerinin çoğunu ben de bizzat gözlemledim. Ve dahi birkaç doktorun ağzından bu bahsettiğin durumları dinledim. "Bu kadar hastayı nasıl muayene edebiliyorsunuz?" sorusuna "Yukarısı öyle istiyor, ne yapalım." cevabını aldım. Sistem tamamen kapitalist bir zihniyetle işletilmek suretiyle amacından uzaklaştırılmıştır. Zaten tedavi deyince de sadece bolca ilaç yazımı akla geliyor ki ben bunun gerçek anlamda tedavi edici bir metod olduğuna inanmıyorum. Sağlık sektörü tamamen ticari kaygılar üzerine hareket edemez... Bunlara göre ne kadar çok insan girip çıkarsa o kadar iyi... Anlattıkların çok doğru. Bir de etkileyici lisanınla dile getirilince... Selamlar ağabeyim.⚘
Yılmaz Ocak -- 19.10.2018 23:13
“MÜŞTERİ” GARANTİLİ HASTANE
Kanuni Sultan Süleyman' ın zigetvar kalesi kuşatmasında hasta yatağında söylediği dize.

Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi
Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.

Sanırım kendi için söylemiş. Halk da kendine anlamış. Sizin devlet hastanesinde muayene olan yetmez ama evetçi vatandaşlargibi.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 19.10.2018 22:30
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
1
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00