BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 14.11.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
190
Dün
:
4633
Toplam
:
14841508
ÇİZGİ Yasin Ali ER
“MÜŞTERİ” GARANTİLİ HASTANE
yasinalier@hotmail.com
Yanlış anlaşılmasın. Satılık hastane olduğundan veya nasıl olsa zarar etme riski olmadığına göre; bir hastane alayım bari diye tetikte bekleyen ensesi kalın birileri olduğundan falan bahsetmeyeceğim.
yüzde 70 doluluk garantisi verilerek yaptırılan yani kâr garantisi devletçe taahhüt edilerek yaptırtılan şehir hastanelerinden biri de Yozgat’ımızda…
Yani hasta demek; bu ticari kuruluşların müşterisi demek! Lakin ha hasta var, ha da yok… Olmasa da var, olsa da zaten var! Nihayetinde hizmet alınıp alınmadığının da önemi olmaksızın, sağlığı da, işi de tıkırındaki herhangi biri ile hastaneyi yol etmeye mecbur kalan hasta arasında bu kurumları BESLEMEK bakımından çok da fark yok.
Şehir hastaneleri, arazisi hazine arazilerinden BEDAVA verilerek yaptırtılan ve işletmesi müteahhit firma tarafından yapılmakta olup onlarca yıl devletten kira bedeli alacak olan birer ticarethanedirler!
49 yıla kadar sözleşme süresini uzatmak ve doluluk oranı % 70’in altına düşmesi halinde “kârdan zarar etme ihtimali” devletle yapılan sözleşmeler gereği sıfırlanan ticarî kuruluşlar…
Hem de hazine garantisiyle!
Hazinenin güvencesi de Milletin ta kendisidir!
………………………
Halkımız devleti, kendinin sahibi zanneder. Aslında devletin malının kendi varlığı olduğu gerçeğini, kendisi olmazsa devletin olamayacağını bir türlü anlatamadığımız milletimiz, devletin parasının kendi cebinden çıkan veya gelecekte de çıkacak olan varlığı olduğunu akıl edemeyip “YEL BABA”DAN geldiğini zannetmeye devam etmektedir.
Yani mi?
Hah işte o yani aynen şudur!
Şehir hastanesinin kapısından ayağınızı attığınız andan itibaren, orada gördüğünüz her harcama, oraya yapılan her masraf sizin cebinizden çıkmaktadır. Hatta geleceği ipoteklenen nesillerin! Orada olmasanız ve hatta hiç uğramamış olsanız bile, yaptığınız her alışverişten aparılan bilmem ne vergileriyle sübvanse edilmektedir.
Bana oradaki dangalağın birisi; “beş kuruş harcamadan her işimi görüp çıktım” dediğinde, eskilerin tabiriyle Gayseri boyasıyınan boyayıp suratını guverttim.
Başka bir dangalak da diyecek ki; hiçbir şeyi beğenmiyorsunuz… Olmadığında; yokluğundan şikâyet ettiğiniz hizmet birimleri için vay niye yok derken, olduğunda da; binbir kusur aramaktasınız.
Cevaben; kendi kıt imkânlarıyla hastane işletmecisini besleyen vatandaşın, o işletmeden daha iyisini bekleme, isteme ve yapılması cihetindeki arzusunu dile getirmesinde sana batan nedir? Denilir ve derim!
Patates alırken bile seçerken, bedeli mukabili aldığınız sağlık hizmetinin de dört başı mamur olmasını isteme hakkınız olduğunu bilmelisiniz.
Derdimiz kusur aramak değil, üst düzey fayda sağlanmasını istemekten ibarettir.
………………………
Orada sizi karşılayan tüm görevlilerden, masada kaydınızı yaparken; önce kimliğinize, sonra bir de suratınıza bakarak aman bir yanlışlık olmasın endişesi simasının her zerresine kadar sinen görevlinin maaşına kadar!
Bazı günlerde poliklinik kapılarında yığılmalar olduğunu görüyoruz. Randevulu gittiğiniz halde gecikmeli olarak doktorun sizi çağırmasını bekliyorsunuz. Bu hastane hizmete girdiği ilk dönemde, her polikliniğin önünde bir görevli vardı ve sırası geleni çağırıyordu. Şimdi yan yana iki ve belki üç poliklinik arasında mekik dokuyan bir eleman hepsine birden yetişmeye çalışıyor.
Nihayet çağrıldığınızda size hoş geldiniz diyen güler yüzlü bir tek doktor var odada! Evet yanlış okumadınız… Sadece doktor var.
Doktor bir yandan, sizin bedensel veya psikolojik problemleriniz her neyse dinlemeye, sormaya, anlamaya gayret ediyor. Diğer yandan masasındaki bilgisayarla meşgul… Tek başına!
Anlattıklarınıza göre tetkik, tahlil, röntgen, ekg vs vs… Ne gerekiyorsa yönlendiriyor.
Nereye gitmeniz gerekiyorsa gidiyor ve doktorun yaptırmanızı istediği işlemleri “yeni bir kayıt” sonunda yerine getirip beklemeye geçiyorsunuz. Kaldınız öğleden sonraya!
Sonuçlara göre size tedavi yol ve yöntemlerini anlatacak olan doktorunuza tekrar gidiyorsunuz… Tabii ki yine “yeni bir kayıt” yaptırarak!
Doktorun odasında değişen bir şey yok… Yine tek başına!
Benim gibi, bir zamanlar babasına, anasına, çocuklarına ve nihayet şimdi de eşine ve kendisine şifa aramak adına sağlık kuruluşlarına çoklukla gidip gelen birinin dikkatinden kaçmayacak bir durum var!
Doktor tek başına…
Hastayı dinliyor, anlatılan şikâyetler doğrultusunda ne yapması gerektiğine karar veriyor, tedavi için bilimsel bulguları temin edebilmek adına sizi yönlendiriyor… Tek başına!
Gidiyor, yapıyor, yaptırıyor ve dönüyorsunuz ve teşhisini koyduktan sonra yine yazıp çiziyor!
Bu tek başınalık dikkatinizi çekip sorun da görün…
Türkiye’de poliklinik hizmeti veren doktorlara yardımcı olan ve sekreterya işi yapan elemanların olmadığını öğreniyoruz.
Doktorlara tek başına, her işi yaptırtan tek hastane Yozgat Şehir Hastanesi imiş ve orada despotizme varan bir yönetim anlayışı hakimmiş meğer!
Hastaya yoğunlaşmak mı, prosedür çamuru çiğnemek mi, zırt pırt çamura yatan bilgisayar ağı sisteminin düzeltilmesi için teknik elemanlarla kontak kurmak mı?
Doktorluk mu, tıbbî sekreterlik mi yapsınlar bu insanlar? Olmadı, kapıda eleman yoksa sıra bekleyen hastanın ismini kapıya kadar gelerek çağıran doktor var!
Kendi şahsi meselelerini mi düşünsün, evindeki kendi hastasıyla ilgilenebilmek için bir günlük izin için bile başhekimin huzurunda tekmil vererek kapris çekip, yönetimin egosunu mu tatmin mi etsin?
Hastaya baksın, dinlesin, anlamaya çalışsın, tedavi yolu belirlesin ama illa ki sekreterlik de yapsın… Ne güzel dünya be!
Bir doktorun yetişmesi için kaç seneye ve nasıl bir beyin yapısına sahip olması gerektiğini bilmeyenimiz yok. O insanların devlete ve aslında MİLLETE MALİYETİ hepimize malum! Eline paspas verip koridor temizletseymişler bir de…
………………………
Eskiden muayenehanelerde bile, en az bir yardımcı elemanla çalışırdı doktorlar…
DEVLET Hastanelerimizde de, her poliklinikte doktorun sadece hastasıyla ilgilenmesini sağlayan ve doktor tarafından kendisine verilen bilgiler çerçevesinde hastayı ve hasta yakınlarını yönlendiren elemanlar şimdi yok.
Bu memlekette sağlık meslek yüksek okullarından ve liselerinden mezun olmuşlar veya lisans eğitimi almış kitleler halinde işsizimiz olduğu bir Türkiye gerçeği iken…
Zarar etme riski hiç olmamasına rağmen…
Doluluk oranının eksiğini ben tamamlarım diyen bir devlet sistemi olmasına rağmen…
Hayırdır inşallah??? Her poliklinikte bir tıbbî sekreter maaşı cebinizi çok mu acıtır?
………………………
Koridorun tam ortasında boydan boya, bir uçtan diğerine yürüyen, cicili bicili paspasın kullanıcısı… Sanki çocukların tek tekerlekli oyuncaklarını kullandığı gibi, maskesini suratına takmış ve paspası sadece bir noktadan itibaren sürerek yürüyor.
Merakımı yine yenemeyip soruyorum: “Yeğenim! Toz kaldırdığının farkında değil misin, paspasını nemlendirmek için yanında niye su taşımıyorsun?”
Üstelik polikliniklerin önünde sırasını bekleyen astım, bronşit, koah ve her türlü akciğer sorunlarıyla didişen, kalkan tozlardan dolayı alerjik reaksiyon göstermesi muhtemel hastaların arasından kuru paspaslarla toz kaldıra kaldıra gidiş gelişlerde bir anormallik yok muydu?
Yüzünün şeklini maskesi nedeniyle tam olarak belirleyemedim ama yarı homurtuyla verdiği cevap çok ilginçti: “Bize ne derlerse onu yaparız dayı yaaaav!”
………………………
Her ast, kendi üstünün dediklerini yapıyor ve hiyerarşik sistem böyle işliyorsa; bunca anormalliği bundan sonra doğrudan doğruya sağlık bakanına mı sormalıyız acep?
Esentepe’ye yapılıp, adı üstünde Yozgat’ın en yeleken yerinde rüzgârın keyfini çıkarmak için oldukça iyi bir konumdayız. Yaz aylarında “es yiğidin bağrına” deriz belki!
Ama bu mevsimden itibaren bölgede, açık havada yarım saatten fazla duranların hasta olma garantisini de ben veriyorum vesselam!

19.10.2018

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
“MÜŞTERİ” GARANTİLİ HASTANE
"müşteri" garantili hastane başlıklı yazımın, gerek sosyal medyada, gerekse gazetemizin web sayfasında gördüğü ilginin; halkımızın bizatihi kendi nefsinde yaşanmışlıklarından kaynaklandığını anlaşılmakta.
Buradaki yorumlarıyla, yazının içeriğine katkı sağlayan okurlarımıza ve dostlarıma teşekkür ederim.
Eleştirel yaklaşımları, ya da değişik konulardaki görüşlerini de bilmeyi isterim.
Hepinize şükranlarımla...
Sağolunuz. Var olunuz.
Yasin Ali ER -- 21.10.2018 13:07
“MÜŞTERİ” GARANTİLİ HASTANE
Değerli ağabeyim, hastanelerle haşır neşir bir kardeşin olarak emin ol bu bahsettiklerinin çoğunu ben de bizzat gözlemledim. Ve dahi birkaç doktorun ağzından bu bahsettiğin durumları dinledim. "Bu kadar hastayı nasıl muayene edebiliyorsunuz?" sorusuna "Yukarısı öyle istiyor, ne yapalım." cevabını aldım. Sistem tamamen kapitalist bir zihniyetle işletilmek suretiyle amacından uzaklaştırılmıştır. Zaten tedavi deyince de sadece bolca ilaç yazımı akla geliyor ki ben bunun gerçek anlamda tedavi edici bir metod olduğuna inanmıyorum. Sağlık sektörü tamamen ticari kaygılar üzerine hareket edemez... Bunlara göre ne kadar çok insan girip çıkarsa o kadar iyi... Anlattıkların çok doğru. Bir de etkileyici lisanınla dile getirilince... Selamlar ağabeyim.⚘
Yılmaz Ocak -- 19.10.2018 23:13
“MÜŞTERİ” GARANTİLİ HASTANE
Kanuni Sultan Süleyman' ın zigetvar kalesi kuşatmasında hasta yatağında söylediği dize.

Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi
Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.

Sanırım kendi için söylemiş. Halk da kendine anlamış. Sizin devlet hastanesinde muayene olan yetmez ama evetçi vatandaşlargibi.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 19.10.2018 22:30
“MÜŞTERİ” GARANTİLİ HASTANE
Sayın Yasin Ali Er,
Yazılarınızı büyük bir beğeni ile okuyorum. Özellikle akıcı, yeri geldiğinde iğneleyici anlatımınıza ve gerçekleri duyarlı bir biçimde yazmanıza hayranım.
Şehir hastaneleri, gerçekten üzerinde çok düşünülmesi gereken ve zamanla bizi bayağı yorup yıpratacak bir konu. Kâr amacı taşıyan her işletmede olduğu gibi buralarda da en az personel ile en çok hizmet sunma savaşı var. Vatandaş ve çalışanlar kimsenin umrunda değil. Hemen hemen tüm devlet hastanelerinde olduğu gibi şehir hastanelerinde de doktor başına düşen hasta sayısı inanılmaz boyutta. Çok yakından biliyorum. Örneğin bir göz doktoru günde 120-130 hastaya bakıyor.
Hastanın bu denli yoğun olması, devletin doktora bakış açısı, ülkemizdeki sağlık hizmetlerinin yetersiz olması ister istemez hasta-doktor ilişkilerine yansıyor, sonuçta hiç hoş olmayan bazı olaylara tanık oluyoruz.
Şehir hastaneleri efsanesinin (!) büyüsüne kapılan, sorunun özünü bilmeyen saf insanımız, kendine yanlış hedefler seçiyor. Bunların başında da doktorlar geliyor. Gerçekleri dile getiren bizler de onların gözünde hiçbir şeyi beğenmeyen eleştiri hastaları olarak görünüyoruz.
Zaman her şeyin ilacı. Görelim, bakalım neler olacak...
Muhsin Köktürk -- 19.10.2018 13:21
İNADİZMA
Sayın Yasin Ali Er Beyefendi Hocam; Sizin yazılarınızı sakin ve geniş bir zamanda özümseyerek okumak niyetiyle zaman kolluyorum. Çünkü, kalem üslübünüz beni çok uzaklara taşıyor. Şu anda yazınızı okur iken; gerilerde kaybolan, günümüzde nesli tükenen; bilge, ağırbaşlı, gölgesi ağır, karşısında kimsenin konuşmaya cesaret edemediği eski toplumlardaki arif kişilerin hoş bir sohbetini dinler gibi hissettim kendimi. Yazının sonuna kadar da, bu kalem kimi çağrıştırıyor? Diye düşünüp durdum. Her paragrafta, başka başka bir kaç kalem seslenir gibi oldu. Bu da bende, etkilendiğiniz ve etkileme alanınızın geniş olduğu düşüncesini oluşturdu. Tam olarak tahmin edemediğim fakat, yabancısı da olmadığımı sandığım kalem sesini tam tespit edemediğim için isim yazmak istemedim.

Özel zaman ayırmaya değer bulduğum yazılarınızın devamı ümidi ile Saygılar selamlar...
Kadriye ŞAHİN -- 27.08.2018 22:32
ÜŞÜMEK!
Sayın Yasin Ali Er,
11'li hece ölçüsünü çok akıcı bir biçimde kullandığınız zengin içerikli şiirinizi büyük bir beğeniyle okudum. Kaleminiz sürekli olsun.
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 09.05.2018 16:36
GÜNCELLE(ME)
Değerli dostum, hakkını vererek okuyanı hakikaten irşat edecek yazını zevkle okudum. Amma, daha fatiha ve ihlas surelerini bile doğru okuyamayan bir toplum nereden bilsin "ve leddalinin" anlamını. Ataköy gibi kısmen elit bir zümrenin oturduğu semtte bile utanmadan ıskat yapanlara sanki merak etmişim gibi sormuştum. "Okuduğunuz her sureden sonra sadakallahü'l-azîm diyorsunuz, ne demek bu" diye. Verdikleri cevap "Adettir her duadan sonra söylenir" cevabı oldu. Şimdi mevlit olsun, kur'an kıraatı olsun tamamlandıktan sonra ikram faslı başlayıpta sohbete oturunca sorarım hep ve hep cevap aynı olur. Üstelik bunlar en yakın caminin hocalarıdır hep. Sevgi ve selamlarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 16.03.2018 23:29
YOZGAT ŞEKER FABRİKASINI YOZGAT KOOPERATİFLERİ BİRLİĞİ ALMALIDIR
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu üstadım.
Sayın Bilal Şahin'in nezdinde bütün iş adamlarımıza yaptığınız daveti; "ÜSTÜNE ALINAN ÇIKAR İNŞALLAH" olarak algıladım.
Biri veya birileri çıkıp; YOZGAT VAR, YOZGATLI VAR, YOZGATLILAR VAR desin diye beklemelerdeyiz.
Ümit fakirin ekmeği!
"Ye Mehmedim ye" hesabı dahilinde!
Katkınız için teşekkür ederim.
Yasin Ali ER -- 06.03.2018 13:35
YOZGAT ŞEKER FABRİKASINI YOZGAT KOOPERATİFLERİ BİRLİĞİ ALMALIDIR
Değerli dostum,
Anlayana sivrisinek anlamayana davul zurna diyeceğim ama desem ne fayda. Yıllar önce rahmetli Abbas Sayar ağabeyimiz koymuştu teşhisi “Yozgat var da Yozgatlı yok” diye. Ben biraz şahıslara indirgeyeceğim çaresiz. Hayırsever iş adamımız Sayın Bilal Şahin’e buradan çağrı yapıyorum. Kazandığı sevaplar kadar sevap kazanmak istiyorsa Şeker Fabrikasını sahiplensin. Bütün Yozgat’ın hayır duasını alacaktır. Saygılarımla
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 05.03.2018 20:57
YOZGAT ŞEKER FABRİKASINI YOZGAT KOOPERATİFLERİ BİRLİĞİ ALMALIDIR
Saygıdeğer Muhsin Köktürk Bey ve Kadriye Şahin hanımefendi...
Değerli katkılarınız ve sitayişleriniz için teşekkür ederim.
Nuhsin Bey! Bizim inatla biat alışkanlıklarımızın önüne geçmek mümkün değildir. Siyasi partisini eleştirdiğiniz herkes, kendi tercihinde yanılmış olmayı kabullenmemek adına; her yanlışı mubah saymanın anlamsız savunuculuğu içinde kalınıyor. Kuzu kuzu dinlemeye ve maalesef uyumaya devam etmekteyiz.
Kadriye Hanım!
Ereğli DÇ'ye dair hatırlatmanız, benim arzetmeye çalıştığım çözüm yollarına muhteşem bir emsal olmuş.
Konunun Yozgat Valisi Sayın Kemal Yurtnaç tarafından incelenmesi, araştırılması ve Turhal Şeker Fabrikasının da aynı makus akıbetle karşı karşıya kalacağının bilinciyle bütün şeker fabrikalarının üretim işlevinin devamlılığına katkı sağlamalarını ümit ediyorum.
İZ BIRAKAN bir Vali olarak tarihin temiz bir sayfası kendilerini bekliyor.
...ve evet!
Devlet mademki satmaya mecbur... O halde halkın malı olmasına hiç bir engel yok!
Yasin Ali ER -- 05.03.2018 14:42
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
1
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00