BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 19.06.2019 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
189
Dün
:
4633
Toplam
:
16687004
ÇİZGİ Yasin Ali ER
İtiraz etme hakkı
yasinalier@hotmail.com
Düşünmek?
Asla!
Düşünebiliyorsanız ve hele bir de “bilgilerinize” dayanarak bir yanlışa işaret etmeye kalkışıyorsanız; haddinizi açmakla suçlanmanız an meselesidir.
Artık alttan alta; “bilgisiz insanlar eleştirir” cümlesi pompalanmakta!
Bilenler yapar, bilmeyenler eleştirirmiş!
Yani DOĞRUSUNU bildiğiniz bir konuda bir yanlışa müdahale etmeye tevessül ettiniz mi, damganız hazır… Yeni moda entel anlayışına göre, “cahil, bilgisiz ve ebleh” sayılırsınız!
Oysa Allah’ımız, mukaddes kitabımız aracılığıyla bize; ey insanlar diye başladığı her ayetinde öğüt verir. Bu öğütlerin büyük çoğunluğu da; öğrenme, adil olma, öğretme, akletme, düşünme, çalışma, haramdan kaçınma, dayanışma ve yardımlaşmayı yani adam gibi kulluk etmeyi kapsamına alır.
Allah’ın elçileri ve bilhassa son elçisi Hz. Muhammed Aleyhisselam buyurur ki: “Sizden biriniz bir kötülük (yanlış veya bozuk iş, eylem, söz, olay) gördüğünde; gücü yetiyorsa eliyle düzeltsin. Eliyle düzeltmeye gücü yetmiyorsa; diliyle (sözle, söz söyleyerek, eleştirerek, yanlışa veya doğruya dair tarifler ederek) düzeltsin. Ona da gücü yetmiyorsa; kalbiyle buğz etsin (kınasın, ayıplasın, ya da düzeltebileceklerin düzeltmesi için dua etsin, hatta onlara anlatsın)”.
Sosyologlar der ki, bireyin toplum içindeki yeri; algısı, bilgisi, anlayışı, anlatışı kadardır.
Yetkiniz yoksa susun diyen sistemler bir bir iflas etmiştir.
Susun diyen sistemlerin susturucuları, elinize bir şey geçmeyecekse, ya da konuşarak çözemeyeceğiniz hiçbir şey için fikir beyan etmeyin diyorlar.
Klasik ve belki de aşınmış bir tabirle; yemeğin bozuk veya tatsız tuzsuz olduğunu anlamak için aşçı olmak gerekmez!
Uzuna uzun, kısaya kısa, güzele güzel, çirkine çirkin, iyiye iyi, kötüye kötü diyebilmek için de alim olmaya hacet yoktur.
Hatta mutluluğun resmini dağda koyun otlatan bir çocuğun yüzünde de, başını okşadığınız bir köpeğin tavırlarında da, okuduğundan keyif alan bir “okur”un gözlerinde de okuyabilirsiniz.
Bu kadar psikoloji bilmek ne sanıldığı kadar zordur, ne de mektebine gitmek şarttır.
Susun, düşünmeyin, fikir beyan etmeyin!
Neden?
Cahiller güruhuna yazılma ihtimaliniz var.
Oysa her proje, plan, fikir, sistem veya eser için; aklı olan her bireyin iyi deme hakkını kullanması da eleştiridir, kötü deme hakkını kullanması da! Bundan niye rahatsız olunduğunu anlayabilmiş değilim.
Yanlışın yanlışlığına işaret edebilmek için illa ki icra makamında olmak gerektiği dayatmaları bıkkınlık vermeye başlamıştır.
“Ben bilmem, ağam bilir deyip sus” diyenler, genellikle ağanın gönüllü yalakaları ve patronunun yağdanlıklarıdır.!
Tatlıya, refaha, iyiye, güzele ve kolay olana iltifat edebilen beyin ya da bedenlerin; acıya, zora, sıkıntıya ve çirkin veya çirkinliklere itiraz etme hakkı elbette olacaktır, olabilmelidir.
Her iki durum da, sonuç itibariyle eleştiridir!
O nedenle eleştirilmekten korkuluyorsa; “bir açığın açığa çıkması korkusu bazı paçaların tutuşmuş olabileceği” endişesini akla getirir. Eleştirmekten de korkmamalıyız. Ayağı yere sağlam basan önerilerle birlikte! Eleştiriyi sadece yargılama penceresinden bakmak olarak da ele almayınız.
Önce kelimenin anlamını içinize sindiriniz!
Sonra doğru yapmanızı sağlayacak en önemli yargının; yaptıklarınızın eksikliğini MAKUL önerilerle eleştirenlerden geldiğini anlamaya başlarsınız.
Çünkü her yapılanı alkışlayanlar; tarihin dalkavuklar sayfalarına yazılırlar. Onlar hep yanıltıcı olmuşlardır. Devletleri bile batıran o goygoyculuk ve yardakçılardır.
Doğruya yanlış, yanlışa doğru demek ise, en hafif tabirle taassuptur, tutuculuktur, sabit fikirliliktir, anutluktur.
Doğruya doğru demek de, yanlışa yanlış demek de eleştiridir! Bu nüansı ayırt edemeyenlerin Aleme düstur dayatmaya çalışması abesle iştigaldir.
Neymiş? Bilenler yapar, bilmeyenler ise eleştirirmiş. Bu anlayışın; “eleştirebilmek için bilgi sahibi olmak lazımdır. Akıl verebilmek için de; o cihette donanım icap ettirir. Bilmiyorsanız; öğrenin ve fikir sahibi olun” şeklinde düzeltilmesi ne kadar hoş ve yerinde olurdu.
Öğrenmek, okumak ve bilgi sahibi olmak deyince; “nerdeee?” dediğinizi duyar gibiyim. İlaveten; “hadi canım sen de!” cümlesi de kabulümdür.
Zor iş vesselam!

03.06.2019

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
İtiraz etme hakkı
Değerli Yasin Ali Er Hocam, güzel makalenizi bayramda okumuştum, bayram sonu bir kere daha, daha yavaş ve daha dikkatle okuyayım arzusu ile bu gün tekrar okudum. Her cümlesi halkımızın bu gününün aynası. Hani bir söz var kim söylemiş bilmiyorum ama güzel söylemiş. Diyor ki: Cahillik ne güzel şey, her şeyi biliyorsun. Son yıllarda hakikaten böyle olduk. Dini taassup, okumayı sevmeyen halkın gözünü kör kulağını sağır etti. Araştırma, sorgulama zaten yok. Cahil olmayı ve cahil kalmayı çok seviyoruz. Peygamber Efendimiz ile ilgili hurafelere bayılıyoruz. Onun öğütlerine değil de şöyle yatardı, böyle uyurdu, gözüne sürme çekerdi, dişlerini misvakla ovardı gibi hikâyeleri hep aynı tv. lerde anlatıp duruyoruz. Atalarımız cahille tartışma derlerdi. Hakikaten tartışamıyoruz. Çünkü karşı fikre tahammülümüz yok. Ben de artık tartışmıyorum. Fikrimi, düşüncemi, bilgimi söylüyorum. Bakıyorum ki karşımdaki yanlış bilgisinde ısrar ediyor “ben böyle biliyorum” diyerek sohbete son veriyorum. Biliyorum ki bir defa aldanmak aptallıktır ama iki defa aldanmak ahmaklıktır. Ahmaklarla tartışacak kadar da zamanım yok. Baki selamlar.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 08.06.2019 10:59
SEÇİM AREFESİNDE İNCE DOKUNUŞLAR - 1-
Değerli Yasin Ali Er Hocam, inan yazınızı iki defa ve dikkatle okudum. “Ekonomik krizin varlığını; “bir var, bir yok - ya var, ya yok - var ise var, yok ise yok kâhyası mısınız?” cevaplarıyla savsaklayanlar kadar, var olan vahameti ispat etmekte aciz kalanlar komedyasında halkın hakemliği devreye girecek” paragrafını okuduğumda güldüm ama acı acı güldüm tabi.

İçinde bulunduğumuz ekonomik krize ve yaşadığımız ne olacak halimiz endişemize bizi yönetenlerin ve onları haşa Allah gibi görenlerin bakış açısını öyle güzel tarif etmişiniz ki. Çarşı pazara çıktıklarında canları burunlarına gelen ama sorulduğunda yine de yöneticilere arka çıkanlara bakınca toplum bilimcilerin insan davranışlarını neden formüle edemediklerini anlıyorum.

16 yıldır yaptıkları yanlışları önce aldatıldık diyerek şimdi de sanki başkaları yapmışta bunlar düzeltecekmiş havasında her bahaneyle tv.lere çıkıp cididi ciddi anlatmalarını da şaşkınlıkla izliyoruz.

Bir hanım yardımcımız vardı, yaşlılıktan bunama emareleri başlamıştı. Bir gün avluda ayağı kaydı düştü, başını sertçe yere çarptı. Ayağa kalkıp üstünü başını düzeltirken pencerede onu izleyen halama “pek de kötü düştün, başın da çok ağrımıştır” demişti. Onları izlerken bilemem neden aklıma hep bu anı geliyor.

Daha önce verilen vaatlerin hiç birisi gerçekleşmediği için şimdi ağzımıza çalınan bir parmak balın da deli balı olduğundan hiç kuşkum yok. Onun için ben almayım.

Yozgat’ta olmadığım için Bozok Üniversitesi hakkında yazdıklarınızı bilmiyordum. Demek durumlar bu kadar vahim. Apartman katlarında açılan üniversitelerden sonra ihmal edilen koskoca bir üniversite beni ziyadesiyle üzdü. Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 28.01.2019 13:11
AYAR
Değerli Yasin Hocam nerelerde ayar kaçıklığı olduğunu tektek açıklamışsınız. Kaleminize sağlık diyorum. Evet bizi yönetenler ya da yönettiğini sananlar ayarlarımızla oynayıp bozdular. Bundan sonra da ayar olur mu olursa tutar mı belli değil. Çünkü bu ayarları sentesine getirecek diyognostik cihazı henüz keşfedilmedi. Becerikli eller iş başına gelirse atadan gördükleri ile ayar yapabilirse ne âlâ, yapamazlarsa bu hızla ne sibop kalır ne piston kolu. Biz de kafası basmayanlara bunun sentesi kaçık derdik. Sentesi kaçıklar da A.A.M. her yerdeler. Birde en çok diyanet ilminde nedense. Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 13.01.2019 22:34
Muhakeme

Sizin kaleminizden;

"""Yaşarken yan yana olmayı, birlikte olmayı, beraber kotarmayı, omuz omuza bir hedef tespit etmeyi falan hep öteleyerek, ellerinin tersiyle iteleyerek gelmişlerdir bu erime ve geri kalmışlık girdabındaki debelenme hallerine...
Hatta "ötelemek" bile masumdur kavramlar keşmekeşinin dolaşık ipleri arasında...
Muhatabını "o kimin oğlu kimin kızı" mantığıyla ikinci sınıf adam yerine koymalardan vazgeçmez. Vazgeçemez!""

Dahası var. Anlatmakla bitmez bitirilemez.

Tüm bu tepeden bakmalar; ayrılıklar, gayrılıklar yabancıya hizmetten, o memleketi sömürtmekten başka bir işe yaramadı. Tek bir işe yaradı. İnsanlar bir birinden kaçıp uzaklaşmakta çare aradı.

Bu yazının hangi bir cümlesinin altını çizmeli bilemedim. Ustaca, kırmadan, incitmeden tüm gerçekleri sergilemek her kalemin değil, er kalemin işidir. Lakin, okuyan hatamızı gördük dese de, ne acıdır ki hatayı düzeltecek kimse kalmadı memlekette. Soyluların soyu da, suyu da kurudu göç yollarında. Yaban ellerde kimse kimseye; kimlerdensin, hangi soylu ailedensin diye minder serip, omuzlarında gezdirmiyor.

Sonuç... Ne yazayım bilemedim Değerli Hocam. Bu kadar ağır bir anlatımın karşısında sadece saygıyla eğilmek gerekir. Her daim yazmanız dileğiyle; eşinizle birlikte sağlıklı, mutlu, huzurlu yıllar diliyorum.



Kadriye ŞAHİN -- 03.01.2019 02:08
“MÜŞTERİ” GARANTİLİ HASTANE
"müşteri" garantili hastane başlıklı yazımın, gerek sosyal medyada, gerekse gazetemizin web sayfasında gördüğü ilginin; halkımızın bizatihi kendi nefsinde yaşanmışlıklarından kaynaklandığını anlaşılmakta.
Buradaki yorumlarıyla, yazının içeriğine katkı sağlayan okurlarımıza ve dostlarıma teşekkür ederim.
Eleştirel yaklaşımları, ya da değişik konulardaki görüşlerini de bilmeyi isterim.
Hepinize şükranlarımla...
Sağolunuz. Var olunuz.
Yasin Ali ER -- 21.10.2018 13:07
“MÜŞTERİ” GARANTİLİ HASTANE
Değerli ağabeyim, hastanelerle haşır neşir bir kardeşin olarak emin ol bu bahsettiklerinin çoğunu ben de bizzat gözlemledim. Ve dahi birkaç doktorun ağzından bu bahsettiğin durumları dinledim. "Bu kadar hastayı nasıl muayene edebiliyorsunuz?" sorusuna "Yukarısı öyle istiyor, ne yapalım." cevabını aldım. Sistem tamamen kapitalist bir zihniyetle işletilmek suretiyle amacından uzaklaştırılmıştır. Zaten tedavi deyince de sadece bolca ilaç yazımı akla geliyor ki ben bunun gerçek anlamda tedavi edici bir metod olduğuna inanmıyorum. Sağlık sektörü tamamen ticari kaygılar üzerine hareket edemez... Bunlara göre ne kadar çok insan girip çıkarsa o kadar iyi... Anlattıkların çok doğru. Bir de etkileyici lisanınla dile getirilince... Selamlar ağabeyim.⚘
Yılmaz Ocak -- 19.10.2018 23:13
“MÜŞTERİ” GARANTİLİ HASTANE
Kanuni Sultan Süleyman' ın zigetvar kalesi kuşatmasında hasta yatağında söylediği dize.

Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi
Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.

Sanırım kendi için söylemiş. Halk da kendine anlamış. Sizin devlet hastanesinde muayene olan yetmez ama evetçi vatandaşlargibi.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 19.10.2018 22:30
“MÜŞTERİ” GARANTİLİ HASTANE
Sayın Yasin Ali Er,
Yazılarınızı büyük bir beğeni ile okuyorum. Özellikle akıcı, yeri geldiğinde iğneleyici anlatımınıza ve gerçekleri duyarlı bir biçimde yazmanıza hayranım.
Şehir hastaneleri, gerçekten üzerinde çok düşünülmesi gereken ve zamanla bizi bayağı yorup yıpratacak bir konu. Kâr amacı taşıyan her işletmede olduğu gibi buralarda da en az personel ile en çok hizmet sunma savaşı var. Vatandaş ve çalışanlar kimsenin umrunda değil. Hemen hemen tüm devlet hastanelerinde olduğu gibi şehir hastanelerinde de doktor başına düşen hasta sayısı inanılmaz boyutta. Çok yakından biliyorum. Örneğin bir göz doktoru günde 120-130 hastaya bakıyor.
Hastanın bu denli yoğun olması, devletin doktora bakış açısı, ülkemizdeki sağlık hizmetlerinin yetersiz olması ister istemez hasta-doktor ilişkilerine yansıyor, sonuçta hiç hoş olmayan bazı olaylara tanık oluyoruz.
Şehir hastaneleri efsanesinin (!) büyüsüne kapılan, sorunun özünü bilmeyen saf insanımız, kendine yanlış hedefler seçiyor. Bunların başında da doktorlar geliyor. Gerçekleri dile getiren bizler de onların gözünde hiçbir şeyi beğenmeyen eleştiri hastaları olarak görünüyoruz.
Zaman her şeyin ilacı. Görelim, bakalım neler olacak...
Muhsin Köktürk -- 19.10.2018 13:21
İNADİZMA
Sayın Yasin Ali Er Beyefendi Hocam; Sizin yazılarınızı sakin ve geniş bir zamanda özümseyerek okumak niyetiyle zaman kolluyorum. Çünkü, kalem üslübünüz beni çok uzaklara taşıyor. Şu anda yazınızı okur iken; gerilerde kaybolan, günümüzde nesli tükenen; bilge, ağırbaşlı, gölgesi ağır, karşısında kimsenin konuşmaya cesaret edemediği eski toplumlardaki arif kişilerin hoş bir sohbetini dinler gibi hissettim kendimi. Yazının sonuna kadar da, bu kalem kimi çağrıştırıyor? Diye düşünüp durdum. Her paragrafta, başka başka bir kaç kalem seslenir gibi oldu. Bu da bende, etkilendiğiniz ve etkileme alanınızın geniş olduğu düşüncesini oluşturdu. Tam olarak tahmin edemediğim fakat, yabancısı da olmadığımı sandığım kalem sesini tam tespit edemediğim için isim yazmak istemedim.

Özel zaman ayırmaya değer bulduğum yazılarınızın devamı ümidi ile Saygılar selamlar...
Kadriye ŞAHİN -- 27.08.2018 22:32
ÜŞÜMEK!
Sayın Yasin Ali Er,
11'li hece ölçüsünü çok akıcı bir biçimde kullandığınız zengin içerikli şiirinizi büyük bir beğeniyle okudum. Kaleminiz sürekli olsun.
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 09.05.2018 16:36
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
1
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00