BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 24.02.2020 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
206
Dün
:
4716
Toplam
:
17741488
ÇİZGİ Yasin Ali ER
İĞNEYİ BATIRSAK MI? -1-
yasinalier@hotmail.com
Elle gelen düğün, bayram!
Bana değmeyen yılan bin yaşasın!
Çatal kazık yere batmaz!
Azıcık aşım, ağrısız başım!
Akıllı oğlun var; neylersin malı, deli oğlun var neylersin malı?!
Bizden bir şey olmaz!
Âlemi kurtarmak bana mı kaldı?!
........
Yeri geldiğine kanaat ettiğimiz her zaman ve ben de dahil, bu cümlelerden herhangi birini söylemeyenimiz yoktur. Hatta bu cümlelerden herhangi birini patlatıp; "haklısın diyen bakışları aramaktan" keyif bile alırız.
Maksat; taşı gediğine koyan adam dedirtmek!
Ne konuştu yine be! Helal olsun sıvamalarının hazzıyla içimiz kıpır kıpır oynaklaşır! Beyin orgazmımıza yine vâsıl olmuşuzdur.
O esnada aramızdakilerden hiç kimsenin aklına; "ama", "lâkin", "bi dakka" demek gelmez. Çünkü o hava herkese nüfuz etmiştir bir kere!
Öyle ya! Hele birisi de, "helal olsun" demişse; o sihirli havayı en ücradaki bronşlara çekmek varken...
"Aaa maaaan... Bana ne?" basitliği, cümleten sığınağımız olmuş kolaya kaçmalara!
Amman ha... Taşın altındaki el, senin olmasın. El yapar, sen kulanırsın nasılsa!
Sonra da dırdırımız bitmek bilmez.
Katı gerçek orta yerde suratımıza henüz yeni şaklamış gibi nüfusumuz günbegün eriyor ağlamalarına sarıla sarıla iki gözümüz kan çanağı!
.........
Tarlasını ekmeyen, bağını budamayan, bostanından vazgeçen... Ya da ekip biçtiklerine farklı ekonomik katma değer koymak adına üretmeyen, köyünü boşaltarak şehirdeki kahvehanelere amaçsız göçen Yozgat köylüsünü mü desem?
Elmayı elma, armudu armut, buğdayı buğday, üzümü üzüm, domatesi domates olarak, ya da sadece bir üst ürüne dönüştürerek; kendi kısır pazarında yok pahasına satmaya çalışmalardan bıkkın köylümüzü...
Bir araya getirsek mi? Olmaz!
Hani makarna, bisküvi, salça, konserve, meyve suyu, marmelat, reçel, sirke veya turşu yahu turşu!
Taaa baştan dedik ya a iki gözüm! Çatal kazık yere batmaz diye!
O kimin oğlu, kimin kızı ki de bana hükmedecek efeliğini birbirine karşı bırakmayan ruh! Ama elin diyarında kazma kürek, git çekice gel küreğe... Orada o dokunmaz ağama!
Haaa bu efendağa için asıl zor iş; seçim zamanındaki miting meydanlarında kime "yaşa, varol, breh breh ki ne kadar da vay vaaay!" diyeceğini hesaplamak...
Gerçi o noktada üstüne yoktur! Tüm nabızları en erken kokluyor artık!
Ama hemen üç adım öte taraftakiyle baş adım berideki marketlerin raflarında, paketlerin içinde hazır bulgur pilavı satıyor elâlem! İki dakika ısıt, ye!
Marka... Üretim yeri? Sorma birader...
Hem bize ne, âlemi kurtarmak bize mi kaldı?
Köylere kadar giden şehrin fırın ekmeği, Çorumlunun yumurtası, Bandırmalı'nın pilici, Afyonkarahisarlı ile Kayserili'nin sucuğu, Karamanlının makarnası, Denizlilinin dokuması, Tokatlının salçası, İzmirlinin konservesi! Vesaire ve hatta say aklına geleni...
Herkes bize çalışıyor ya birader! Aslında biz neymişiz be!? Az keyif de sayılmaz hani!
.............
Teknik lise veya meslek yüksek okulu mezunu olmasına rağmen illa ki gravat takıp masa başında oturacağı bir işe girebilmek için kime takla atıp, hangi eli öpeceğini şaşrıan gençlerimizi mi anlatsam?
Al maaşını salla başını kabilinden, gelene ağam, gidene paşam diyebileceği bir sabah tıraşı gerektiren iş olsun da...
Her sabah cillop gibi suratı olsun da; bıçkın göüntüsü veren kirli sakalın gözü çıksın sümsüklüğüne indirgenmiş bükük boyunlu gençlerimizi mi?
Babasına bile delikanlılık raconu kesip, omuzunu aşağı kaktırarak posta koyarken arlanmazken, kırk dizkapağı ısıtan şooo filanca aşufteye karşı da yılışa yılışa iki büklüm olan gözü kara yiğitlerimizi mi?
"Hadi sanatınızı adam gibi icra edebileceğiniz bir atölye kurmak için yekinin bakiiim" demeyegörün... "Bizden bir şey olmaz!" sızlanması içinizi acıtıverir.
Oysa teşvikler, taltifler, itmeler, özendirmeler, hibelerle iş kurdurtmak için devletin çabasına da diyecek yok!
Kime diyorsam?
Adam yemini basmış bi kere! Azıcık aşıııım, ağrısız başım!
Zaten kız isterken bile ilk sorulan soru; "döğlet memuru edebildiniz mi?" değil midir?
...........
Yozgat İli'nin genelinde yaşamakta olanlar olarak bizim, hepimizin ülke ekonomisine katkımızı üst üste koysak; İzmit'teki orta sınıf BİR TANECİK üretici kurum kadar etmiyor iyi mi?
Ülke dışına yaptığımız ender ihraç ürünlerinin toplamı 10.000.000 (onmilyon) doların altında!
Vergi rekortmenleri her sene olduğu gibi, mart ayı sonunda yine açıklanacak... Görün bakın ki, ülke bütçesinin gayri safi millî hasılasına katkımız ne kadar? Ne kadar vermişiz ve bize ne kadar dönüş var?
Sosyal yardımlarla geçim sağlamayı yeğleyen, ver yiyim, ört yatıym kolaycılığına dadanan ve bütün enerjisini kimin ne dediğine bakmaksızın miting meydanlarında alkışlamaya ayıran Yozgatlı...
İlvandan vazgeçmemek de cabası!
Bankalardaki vadeli mevduat, hane başına düşen motorlu taşıt sayısı ve betonlaşma yarışına katkı sıralamasında 81 ilin üst basamaklarında yer aldığımız da bir başka gerçek!
Nüfusu eriten kafa, nemelazımcı ve tembel kafadan ibarettir.
Hadi bir araya gelip; (hayal bu ya) bir Çorum, bir Kayseri, Bir Denizli, Bir Gaziantep, bir Karaman vb olalım demeyegör... Önceki beraberliklerin gerçekten de sonuçları fecaatle noktalanmasını dikiverirler arnacına!
...ve derler ki; "çatal kazık yere batmaaaaz!"
..................
Sözüm; "hâlâ bir şeyler yapmak için didiniyorsun... Yahu yeter artık, emekliliğin tadını çıkar!" diyen kör gönüllü eblehliğe!
Sözüm; "derdime n'oğolmuş, âlemi ben mi gurtaracağam hiyerif" diyen kısır gönüllere!
Sözüm; "yauv babamdan bana ne galdı ki de, ben kime, neyi, niye bırahacağmışım?" hasediyle çoraklaşmış beyinsiz kafataslarına!
Sözüm; "akıllı oğlun varısa nideceğan malıııı, deli oğlun varısa nöğorecağan malı?" cümlesine sıkışıp kalan ufuksuz dangalaklığa!
Konuya devam edeceğim vesselam!
31.01.2020

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
TEKLİF!
Sayın hocam, öncelikle kaleminiz her daim var olsun, sağ olsun...

Ülkemiz; büyüklük, yücelik, kadirşinaslık taslamak adına tüm yabancılara kucak açtı. Yunanistan göçmeni, Bulgar göçmeni derken batı dan sonra doğu göçmeni ülkeyi işgale başladı. Batıdan gelen göçmenler çalışkan insanlar idi. Çalışkanlıklarına diyecek sözümüz yok lakin, ahlak, davranış ve anlayış farklılıkları illaki vardı. Türk adet ve görenekleri bu göçmenler sayesinde farklı bir alana taşındı. Bencillik, çıkarcılık, merhametsizlik, haram helal kavramı bu göçmenlerce silinip süpürüldü. Üzüm üzüme baba baka kararır misali biz ne zaman, nasıl onlara benzedik, fark edemedik bile. Şimdi, Suriyeli, Afgan, Pakistan, İran... Say saya bildiğince. Batıdan gelen göçmenler veya batıya çalışmaya giden bizim toplumun insanı "çıkar" meselesini benimseyip, özünü, kendi kültürünün alacağı yarayı düşünmeden dışarıdan gelen her tür insanı bağrına bastı. Aslında bağrına basarken bencilce çıkarını kolladı. Yozgat'a bıraktığım bir dairemi kiraya vermek için gittiğimde birinci kat komşumuz evini Afkanlılara kiraya vermiş, bir dairede yirmi kişi yaşıyordu. Haliyle bu yirmi kişiye göre de kira alınıyordu. Apartmanın kapısından girmeye korkar olan, samimi bağlar ile bir birine bağlanmış komşular, teker teker evlerinden taşındılar. Bir kişinin yüksek kira alma hevesi o insanları yurdundan yuvasından etti. Nihayetinde bende satmak zorunda kaldım. Yaşadığım yerde komşularımdan biri İranlı bir kadın. Kendi ülkesinde aldığı maaşı asla Türkiye de harcamıyor. Hasta bakıyor, temizlik yapıyor kazandığı para ile Türkiye de yaşıyor. Üstelik benim ülkemde sudan başka bir şeye para vermemek için kendi ülkesinden ekmeğine kadar taşıyıp getiriyor. Her yıl iki kez gittiği ülkesinden bunca yükü taşımaya da üşenmiyor. Çünkü, yaşadığı ülke kazanmasın. Kendi ülkesinde parası kalsın istiyor. Bu komşumun, anası Alman, Babası Rus, dedesi İranlı ve kendi İran da doğmuş. Bu kadar karma katma kimlik içinde ülkesini koruyup, bir lirasını yaşadığı ülkede harcamayan ne idüğü belirsiz bir insanın vatan sevgisine bakar mısınız? Diğer taraftan bu vatanın sahibi olan biz asil Türkler, bu insanlara kapılarımızı açıp, bağrımıza basıyor, evlerimizi kiraya vererek korku ve endişe içinde yaşamayı tercih ediyoruz. Neme lazımcı olan Türk milletinin, gözleri bir
türlü açılıp, gaflete dayalı derin uykudan bir türlü uyanamıyor. Eğer ki gözlerimizi aça bilsek, seksenlerden sonra bozulan neslin nedenini görebiliriz. Suriye sınırlarında güvenli bölge oluşturulacaksa Suriyeliler ile oluşturulmalı. Güvensiz bölgede bekleyen Türk askeri şehit olurken, güven içinde yaşayan; benim ülkemdeki Suriyeli...

Selam ve saygılar... Sağlıcakla kalınız değerli Hocam.
Kadriye ŞAHİN -- 19.02.2020 20:39
TEKLİF!
Değerli Kardeşim,

Yazınızı ilgiyle okudum. Dilerim yıllar sonra PKK gibi bir de Suriyeliler sorun olmaz. İster misiniz bir zaman sonra ana dillerinde eğitim dileğinde bulunsunlar, kendilerine azınlık hakları istesinler.

Öyle hızlı çoğalıyorlar ki anlatmak olanaksız. Güneydoğuda bazı illerde sayıları bizi de geçti.

Düşkünlere yardım etmek güzel bir düşünce ve duygu. İyi, güzel de kendi insanımızı neredeyse ikinci plana atarak sığınmacılara gösterdiğimiz bu alicenaplık nereye dek sürecek? Ucuz iş gücü olarak kolay iş buluyorlar. Çünkü bir yandan da para yardımı alıyorlar. İşsizliğin had safhada olduğu bir ortamda bizim insanımıza yazık değil mi?

Geçenlerde anlatıyorlardı, doğru mudur yanlış mıdır bilmem; ama bana mantıklı geldi. Bir Suriyeli sığınmacı ülkemizde iş yeri açıyor ve iş ilanı veriyor. İlanı görüp de başvuran vatandaşlarımıza, "İş yerimize yabancı işçi almıyoruz." diye yanıt veriyor. Tam bir kara gülmece.

Mehmetçiklerimiz, sığınmacıların geleceği için yabancı bir ülkede savaşıp şehit olurlarken eli silah tutacak çağdaki sığınmacıların ülkemizde keyif çatmaları beni de çok rahatsız ediyor.

Savaş hoş bir şey değil kuşkusuz. Ama savaş gerekiyorsa gidip onlar yapsın bu işi, bizimkiler değil.

Duygularınızı, düşüncelerinizi sonuna dek benimsiyorum.

Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 19.02.2020 17:17
NE SAYARSANIZ
Okadar muhteşem gözlemler yapmışsınız ki üstat, yazılmadık bir şey kalmamış neredeyse, tüm gerçekler çıplak bir biçimde masaya yatırılmış tarafınızca, fakat gel gör ki okumayan toplum bu tuazaklara her zaman düşecektir elbet, Bizim ülkemiz neden bu kadar, aptal ve neden bu kadar hırsız üretir acaba desem abes olmaz sanırım, siz incelik gösterip gösterip bu cümleyi yazmasanız da ben tamamlayayım bari.Muhteşem bir yazı okudum bayram sabahında, ben en kaliteli çikolatamı aldım tarafınıdan teşekkür ederim nice gerçek ruhu olan bauyamlara selam sevgi saygımla...
NUR GÖKIRMAKLI -- 11.08.2019 10:21
NE SAYARSANIZ
Öncelikle selamınız ve iyi dileklerinizi alıp başımız üste koyduk.Biz de sizin ve cümle mazlumların bayramlarını tebrik ediyoruz.İnşallah hayırlı bayramlar görmek nasip olur.Yazınızla duygularımıza tercüman olmuşsunuz.kalemin keskin ilhamınız kavi olsun.Selamlar.
Yusuf Özcan -- 10.08.2019 17:26
İtiraz etme hakkı
Sayın Kadriye Şahin hocam!
"Yazınız, sıyırma, sıyrılma,sinsice sıvışma ve susturma politikasının cevabı olmuş." cümleniz oldukça etkileyici bir özet!
Kastımın içinde yer alan bu tespitinizle; "düşünenler için aklın yolu bir" kavramının ne kadar isabetli olduğunu göstermişsiniz.
Kıymetli değerlendirmeniz için çok teşekkür ederim.
Selam ve dua ile saygılar sunarım!
Yasin Ali Er -- 27.07.2019 10:35
İtiraz etme hakkı
Kadim dostum Fuat Yılmazer hocam!
Müstesna şahsınız gibi kâmil mütefekkir dostlarımdan aldığım teşvik ve takdirlerle; dağarcığımda olanları serdetmeye çalışıyorum.
İtiraz etme hakkı başlıklı yazıma yaptığınız yorum, gençlik yıllarımızdaki mütalalarımızı aklıma getirdi.
Şükür ki, o güzel ve münevver insanlardan oluşan gruba mensup imişim.
Feyz aldığım, fikir ve bilgilerinden istifade ettiğim bütün dost ve gönül adamlarına müteşekkirim.
Hepsine vekâleten siz kabul ediniz.
Selam ve dua ile saygılar sunarım.
Yasin Ali Er -- 27.07.2019 10:30
İtiraz etme hakkı
Üstadım
Sorgulamadan, düşünmeden, okumadan, muhakeme ve muhafaza etmeden yol almaya çalışmak, (örneğimi mazur görünüz lütfen) en baştaki koyunun dağdan atladığını görünce atlayan diğer koyunlar gibi olmaktır.
Yaratanın Kuranda insanlara ilk emri “Oku” olmuştur. “Yaratan Rabbinin adıyla oku” (Alak.1)
Sorgulayan, düşünen muhakeme eden insan eleştirir, konuşur. Eleştiri aslında insanın bir görevidir. Eleştiriye göğüs germek, cevap vermek te bir erdemdir.
Her zaman olduğu gibi yazılarınız bilgi verici, yol göstericidir. Bizleri aydınlatmaya lütfen devam edin.
Çünkü susmak korkaklık, susturmaya çalışmak ise saklayacak bir kabahatinin olduğunu ortaya koyar.

Muhabbetle.
Not: Tabi içeriği ve amacı ne olduğu belli olmayan boş eleştiriler hariç.zaten onlarda eleştiri değil dedikodudur.
Fuat YILMAZER -- 25.06.2019 15:55
İtiraz etme hakkı
Sayın Abdülkadir Çapanoğlu üstadım!
"İtiraz etme hakkı" başlıklı yazımdan yaptığınız çıkarımlar ve kastettiklerime getirdiğiniz naif açıklamanız için çok teşekkür ederim.
İlk emri "oku"mak olan, tekrarlayarak ve anlayarak okumayı önemle vurgulayan dinimizin yüce kitabı aracılığı ile Allah'ı dahi memnun etmekten imtina eden; anut, cahil ve taassubunda ısrar eden kalbi mühürlü şahsiyet fukarası ve fakat enaniyetle de malûl ebleh takımıyla hiç bir mevzu'un uzatılmaması işaret ve üstü örtülü önerinizi de minnet ve şerefle aldım.
Selamınıza mukabele eder, ellerinizden saygılarımla öperim.
Yasin Ali Er -- 17.06.2019 22:42
İtiraz etme hakkı
Değerli Yasin Ali Er Beyefendi Hocam, yazınızın her satırına katılıyorum. İnsanlar bir birini veya birilerini susturmak için öyle kalıplar hazırladılar ki, bu kalıpların içine aydın düşünceleri sıkıştırıp, bu fikirler gün yüzüne çıkmasın isteniyor.Çünkü menfaatleri paralanıyor, yaralanıyor.Elbette ki, düşünen insan eleştirir,bilgili insan eleştirir.Hani hep derler ya, "işe yaramayan insanın işi eleştirmektir." Oysa, o insanda yapılan işi gözlemliyor ki eleştiriyor. Demek ki işi gözlem yapmak. Buda gösteriyor ki, eleştiren en önemli işi yapıyor.

Diğer taraftan, işine gelmeyen insanlar da, "cahil ile tartışılmaz" diyerek bu kalıbın içine sığınıp paçayı sıyırıyor. Oysa, kendi fikrim, zikrim, inancım yanlış olduğu için susuyorum diyemiyor. Velhasılı herkes bir kalıbı kendine göre uyarlayıp kullanır hale geldi. Nitekim,"Silah icat oldu, mertlik bozuldu."

Yazınız, sıyırma, sıyrılma,sinsice sıvışma ve susturma politikasının cevabı olmuş.Kimse, kendi kendine oluşturduğu kalıpların arkasına saklanarak,bastırarak, susturarak gerçekleri kapatamaz.Kaleminiz var olsun. Selamlar Saygılar...
Kadriye ŞAHİN -- 14.06.2019 22:49
İtiraz etme hakkı
Değerli Yasin Ali Er Hocam, güzel makalenizi bayramda okumuştum, bayram sonu bir kere daha, daha yavaş ve daha dikkatle okuyayım arzusu ile bu gün tekrar okudum. Her cümlesi halkımızın bu gününün aynası. Hani bir söz var kim söylemiş bilmiyorum ama güzel söylemiş. Diyor ki: Cahillik ne güzel şey, her şeyi biliyorsun. Son yıllarda hakikaten böyle olduk. Dini taassup, okumayı sevmeyen halkın gözünü kör kulağını sağır etti. Araştırma, sorgulama zaten yok. Cahil olmayı ve cahil kalmayı çok seviyoruz. Peygamber Efendimiz ile ilgili hurafelere bayılıyoruz. Onun öğütlerine değil de şöyle yatardı, böyle uyurdu, gözüne sürme çekerdi, dişlerini misvakla ovardı gibi hikâyeleri hep aynı tv. lerde anlatıp duruyoruz. Atalarımız cahille tartışma derlerdi. Hakikaten tartışamıyoruz. Çünkü karşı fikre tahammülümüz yok. Ben de artık tartışmıyorum. Fikrimi, düşüncemi, bilgimi söylüyorum. Bakıyorum ki karşımdaki yanlış bilgisinde ısrar ediyor “ben böyle biliyorum” diyerek sohbete son veriyorum. Biliyorum ki bir defa aldanmak aptallıktır ama iki defa aldanmak ahmaklıktır. Ahmaklarla tartışacak kadar da zamanım yok. Baki selamlar.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 08.06.2019 10:59
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
1
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00