BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 26.05.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
189
Dün
:
4633
Toplam
:
13884036
YANKI Kadriye ŞAHİN
BELLİKİ NİNE ve YOZGAT KIŞLASININ MADIMAKLARI (BÖLÜM 3)
kadriyesahin64@gmail.com
- Anlat bakalım, Hanım Teyze!

-Hah şöyle dine (dinle) beni. Yozgat'a duşman (düşman) aya (ayağı) damedi. (değmedi)Yozgat insanı, vatanını gorumasını (korumasını) bilir. Esgerini de (askererini) gorur"(korur) Yiğitlerin harman olduğu yer" deyip, bu yüzden Atatürk; vatan evlatlarını buraya emanet etmiş. Şimdi biz onları goruyog (koruyoruz). Zamanı gelince esgerler de(askerler) vatanımızı goruyacak. Yozgat cezalıysa; Ceza verdiği yere, neden gelip gitsin Kemal Paşa? Bu paşa, Yaylı arabalara binip de; düşünüp, doğru gararlar (karar) vermek için süvarilerine, "sürün Bozok Yaylasına" Desin. Yozgat, ülkenin yüradir, yüra (yüreği)

Eliyle işaret ederek, kışlanın ortasında, sınır tellere yakın duran Atatürk'ün Koca Tepe de çekilmiş resminin; tüm ihtişamıyla ayakta duran, her gün;
Askerlerin nöbet değişimi yapılırken tekmil verilen, tekmil alınan noktada, lambalarla ışıklandırılarak canlılık kazandırılmış siluet heykeli gösterir.

-Aha bu heybetli Paşam, ülkesinin yurande (yüreğinde) huzur bulmuştur. En önemli gararları (kararları) Bozok yaylalarını gezerken almıştır. Bilir ki, Göz yanılır, akıl şaşar. Emmeee bu yurek var ya bu yurek, hep doğru yerde çarpar... İnsan, yurane (yüreğine) ceza verebilir mi?
Asker Evladım; Sizler bilmezsiniz. Yozgat'ın altınını, incisini aldılar. Topranı(Toprağını) talan edip, elani (eleğini)kepane (kepeği'ne) gaddılar (kattılar) Sona da(sonra) yalı (yağlı)urganlar da yiğitlerini sallandırdılar. Bu da yetmedi. "Cezalı" yaftasını yapıştırdılar. Sonada (sonrada) Atatürk'e, "Yozgat'a ceza verdi" diye iftira attılar. O hırsızlar var ya onlar; Yonan, Mosgof (Yunan,Bulgar) çetesine garıştılar... O zamanlar el kadar çocudum. Bi zaman sona Paşa, şu garşıda (karşı)gorünen gona'a (konağa) (Sakarya İlkokulu) gelip galdı ( kaldı). Ganılar (kağnı) goşup garşılamaya gettik. Pehlivanlar güleş (güreş)tuttu. Davullarla, zurnalarla haley (halay) çekilip toz duman savruldu. O karşı ki gonag da (Konak da) Madımak pişirip ikramda bulundug. Paşam, madımağı yemiş. Bek de baanmiş.(Pek de beğenmiş) "Bozok Yaylasının insanının yiğit olma sebebini anladım" demiş. Yozgatlıyı bole oyen (böyle öven)Ata, O cezayı Yozgat'a, Yozgat'lıya verirmi? Vermedi...! Eyi belledin mi?

Elini savurup karşı şehri gösterir.

-Aha bu Yozgat'ın toprana (toprağına) bir el atsalar, bir gabartsalar (kabartsalar). Neler çıgacak (çıkacak)neler... Emmeee,(Ama) her geçen çığnadı (çiğnedi). Her geçen, bestilini çıgarttı. Gaylen (artık)Otunu, çöpünü çıgmaz ettiler. Böle sölüye, sölüye (söyleye); Cezalı diye, diye ahalisi (insanları) devlet gapısından geçmez, halini arz etmez oldu.

Asker şaşırır... Dönüp; "Kocatepe'ye elinde sigarasıyla düşünerek tırmanan", Ata'nın siluet'ine uzun uzun bakar. Atatürk'ün duruşundan huzur ve güven duygusu yansır gözlerine. Elleriyle dokunur siluet'in dayandığı kireçle boyanmış taşlara. Yozgat'ın en uzak köşesinden görünen bu heykel, Yozgat'ı gölgesi altına almış gibi, tüm heybetiyle dimdik ayakta... Halâ, çözmesi gereken yığınlarca sorunlara çareler aramaya çalışır gibi düşünceli, yine tek başına...

Asker dönüp, geçmiş zamanın tanığı Nineyle biraz daha konuşmak ister. Ne var ki; Belliki Nine, kucağındaki madımakları askerin ayakları dibine bırakmış, çoktan telleri aşmıştır. Söylediği sözlerin yüreğinde esen serinliği, tepesini yakan öğle sıcağını bastırmıştır. Evine doğru yürürken.
"Bilinmedikleri bellet,(Öğret) Bellikiii, belliki... Belli ki, Dışarı adamı (Yabancı) bizi bir şey bilmiyog sanıyo. (zannediyor) Bilmiyo ki benim adım Belliki, yaşayıp bellemiş her şeyi. Belirsiz heç bişey gonuşur mu (konuşur mu) Belli ki? Ceza alanlar gacıp getti.(kaçıp gitti) Ceza lafı Yozgat'ıma bela galdı.

Diye; kendi kendine konuşarak, kapısını açıp, eteğinde kalan madımak kırıntılarını eliyle çırparak evine girer.

Ertesi gün talim saatinde komutan askerlere madımak türküsü söyletecek mi diye talimi takip eder. Fakat "o türküyü duyamadım emme" (ama)... Der, daha bir heyecanlanarak...

-Her bahar olduğu gibi. Esgerler (askerler); iki gün "Yozgat Alayı"nın atlarına ot biçtiler. Yozgat'ın asker gışlası temizlendi. O sabah, avlu süpürmek üçün(için) gapıyı (kapıyı) açtığımda; Torbalar dolusu madımag gapının önüne bırahılmış... Gomutan; onca otun arasından, asgerlere madımahları seçtirmiş. Belli ki, askerlere böyle ceza vermiş...

Gomşular (komşular) toplanıp, tandırları (Ocak) yagtıg. Üstüne sacları attıg. Saçgıları (kırıntı yakacak) saçıp, taze yufkalar yaptıg. Madımakları temizleyip, gümbür gümbür satırlarla gıydıg... goca goca gazanlarda pişirip; çolug çocug (çoluk-çocuk) mis goğulu (kokulu) dürümler sardıg. Sırgıta, sırgıta (Sırkıta) Ata'mın canı için, kışlanın yasag madımahlarını afiyetle yedig.(yedik) Gışlanın madımahlarından, gışlık (kışlık) madımahları mızı bile guruttuh.(kurttuk) O gomutan Yozgat dan gidesiye gader, mettup (mektup) yazıp, her bahar torbalar dolusu madımah gönderdi.

O günün heyecana bürünen Belliki Nine, yasağı aşmış, meramını anlatmış olmanın gururuyla; Yozgat Kışlasında dim dik duran Atatürk siluetini aynı eda ile gösterip.

-Aha bu Ata'nın sayesinde bu günlere geldik. Memleketime golgesi yetiyo (gölgesi yetiyor)...

Der, eklerdi.

-Demek ki, Devleti yönetene; Milletin derdini, Memleketin kıymetini, işin gerçaani (gerçeğini) anatmak, anatmasını (anlatmak, anlatmasını) bilmek gerekiyor...

Sözü bitince ayağa kalkar..

-Haydi bana müsaade. Bu günlük bu kadar.

Der...
Kendi sözü üstüne, ne söylenir, ne cevap verilir hiç dinlemez. Sadece sürekli söylediği o sözle "Belliki, belliki" diyerek, avlu kapısında kaybolmasına alışılmıştı. Fakat o gün, aynı mahallede oturan Şekerin Meelde (şekerin Mevlüde) lakabıyla anılan komşu, engelleyerek kapıdan çıkmasını engeller. Biraz şakayla karışık, biraz sırnaşık...

-Dur bakalım Belliki Hanım. Bugün kaçıp gitmek yok. Kışlanın madımaklarını anlatıyorsun ballandıra ballandıra. Yemişsiniz mahalle halkıyla madımakları dallandıra dallandıra. Söz geçirmişsin, Yozgat kışlasının koca alayına. Fakat, ne yazıyordu; Saklıyor, söylemiyorsun, o mektup da?

İri-yarı bedeniyle kapıyı kapatan komşusundan bu sefer kurtulamayacağını anlayan Nine;

-Çekil gapıdan Meelde. Belli ki söylenmez. Söylersem, hayrın hayrı galmaz.(kalmaz)
-Hayır, yıllarca beklemez. Yerini bulmuştur. Ne yazıyordu mektupta?
-Eh... Söleyim bali.(söyleyeyim artık)

"Atatürk'ün canı için...
Vatanı bekleyen askerlerden, askerini koruyan, Atasını seven mahalle sakinlerine hediyedir. Bu alayda kaldığım sürece, madımaklar aynı niyetle, her yıl gönderilecektir"



02.12.2017

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
YOZGAT LİSESİ (1978/1981) SAÇ SÜSLEME ve FELSEFE DERSİ (BÖLÜM: 10)
çok çok tşkler
-- 15.05.2018 18:29
SILADA KAYBOLAN ÇOCUKLUĞUM
Kadriye Hanım, "Sılada Kaybolan Çocukluğum" yazınızı okuyunca çok hoşuma gitti yorum bıraktım. Biraz sitem etmek istemiştim. "BELKİDE HİÇ HATIRLAMADIĞINIZ HOCANIZ" diyerek. Halk Eğitim Merkezinde kur hocanızdım. Hemen hemen aynı yaşlardaydık. Çok iyi bir arkadaş ve faal bir kursiyerdiniz. Hala resimlerimize bakıp sizleri hatırlarım. O zamanın insanları bu şehirde kalmayınca şehrin siması bile değişti.

Selam ve sevgilerimle...
GÜLEN -- 06.05.2018 22:39
YOZGAT LİSESİ (1978/1981) SÜRGÜN OKULDA Kİ HALLERİMİZ (Bölüm:6)
sınıfımızın değerli kalemi ve 6 edebiyat sınıfının kalplerinde güzellikten başka hiç bir şey bulunmayan sınıf arkadaşlarım ve bizlere birer ışık olan değerli hocalarımız (Bu dünyadan göçüp gidenlere Allah rahmet eylesin kalanlara mevlam sağlık bir ömür versin.kardeşim, Fahri TAŞ hocamıza 6 ed.c sınıfından iftira atılmıştı aynı konuyu bizim sınıfta anlattığı için bizim sınıfı hakim bey ifadelerimizi almak için bu günkü valilik binasının alt katında bulunan adliyede ifade vermiştik sınıfımız anlaştı ilk giren 5-10 arkadaş ifade verdi (tabi ifadeler aynı )idi geri kalan arkadaşlarımızda bizden önceki arkadaşlarımız ne söyledilerse doğrudur demiştik ve hakim bey bizi adliyeden kovmuştu. 6 EDEBİYAT D SINIFI DERSLERİNE GİREN BİZİM BU GÜNLERE GELMEMİZDE BİZE YOL GÖSTEREN DEĞERLİ HOCALARIMIZIN ELLERİNDEN HÜRMETLE ÖPÜYORUM (MÜMTAZ HOCAMIZIN ELLİ BİRAZ AĞIRDI)
murat çakmak -- 25.04.2018 15:41
YOZGAT LİSESİ (1978/1981) CENNETİ CEHENNEME ÇEVİRDİLER (BÖLÜM: 5)
Değerli kardeşim sınıf arkadaşım o günleri çok güzel yorumladığınız için size teşekür ediyorum.Yaşam dediğimiz şu fani dünyada her şeyin acısı, tatlısı olduğu gibi o günlerinde kendine has güzel yanları vardı bu günkü lise öğrencilerinin manadan vatandan,bayraktan uzak duran halleri ve aralarında çıkan kavgalar sudan sebepler,oysaki bizim gençlik yıllarımızda. atılan her adım vatan,bayrak,millet içindi.
Murat Çakmak -- 25.04.2018 10:44
YOZGAT LİSESİ (1978/1981) (OKUL YOLLARINDA) BÖLÜM 3
o gün gerçekten çok soğuk bir kış günüydü şeker pınar mahallesinde oturuyoruz kula gitsen bir dert gitmesen felsefe dersinden yazılı var yaşıyorsa kulakları çınlasın rahmetli olduysa Allah rahmet eylesin (namı değer baba anne ) Perihan TOK hocamız ın dersi sınıf dan bir arkadaşımız derse girse hocanın yazılı yapacağını bütün 6 EDEBİYAT D Sınıfı arkadaşlarımız biliyor. onun için sınıfın dörtte 3 gelmiştik,bir atasözü o şartlarda tam bize uymuştu (kurt kışı çıkarır fakat yediği ayazı asla unutmaz) bizlerde okula gelirken yediğimiz ayazı otuz yedi yıl geçmesine rağmen unutmamışız bizleri o günlere tekrar götüren sınıfımızın değerli kalemine teşekür ederim
murat cakmak -- 23.04.2018 14:53
YOZGAT LİSESİ (1978/1981) LİSE CADDESİ (BÖLÜM: 2)
Kadriye canım, can arkadaşım mesajını yeni gördüm. Biraz gec kaldim galiba.
Başarılar diliyorum yazılarını okudum. Ne kadar güzel yazıyorsun okurken ki, o lise yıllarına aldın götürdün beni. Okul çıkışında çoğu okulların lise caddesinde olması kızlı erkekli bütün gençlerin okul çıkışı gruplar halinde ki o kalabalığı unutamiyorum. sayende arkadaslari sosyal medyadan bulduk.sana çok teşekkür ederim.
Bu arada, Cengiz arkadaşımıza çok geçmiş olsun. Allah şifalar versin.
Zehra YILMAZ -- 20.04.2018 00:20
YOZGAT LİSESİ (1978/1981) LİSE CADDESİ (BÖLÜM: 2)
Muhterem Kadriye Şahin Hanımefendi!
Bazen bir yazıyı yazmaya başlarken, bu sefer kısa tutacağım dersiniz de konu sizi alır götürür ya!
Ya da bazen bir başkasının yazısına; baksam mı ki, çok mu uzun olmuş ne dersiniz ya?
Sonra bir sihir sarar sizi ve alıp götürür...
Yazarken veya okurken!
Bazen tekrar tekrar yukarıya döner bakarsınız.
O kabil bir yolculuk olmuş hepimizin ortak caddesine...
Bir zamanlar öyleydi Lise Caddemiz! Hepimizin birbirine yıllar sonra bile o caddenin simalarımızı birbirine aşina ettiği için değil midir ki bize; "vaaay gardaş, ya da vaaaay bacım" dedirten?
Şimdi orada, o caddede kendimi yabancı hissedişimi hatırladım ve gırtlağıma düğümlenen bir soluk soluksuzluk takılı kaldı.
Kırkbeş sene olmuş gençliğimizi oraya fatihasız gömeli...
Burnumun direği sızladı. Ellerinize sağlık.
Yasin Ali ER -- 20.04.2018 00:19
RUHU ÖLDÜRÜLEN ŞEHİR
"Sılada kaybolan Çocukluğum" isimli yazı için en son yorum yazan Hocam'a bende sevgilerimi iletiyorum. Sanırım, çalıştığım okullarda görev yapan benden küçük hocalarımızdan biri olmalısınız. Tahmin ediyorum fakat, isminizi yazmış olsaydınız daha net hatırlaya bilirdim. Çalıştığım ve tanıdığım insanların hiç birini unutmadım. Elbette ki, ikram edilen bir bardak çay, bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı varken, verilen Selâm'ın, söz olup dökülen kelâm'ın hatırı gönlümüzde sonsuzdur.

Güzel yorumunuz için teşekkür ederim. Selamlar, Sevgiler..
Kadriye ŞAHİN -- 16.03.2018 23:28
SILADA KAYBOLAN ÇOCUKLUĞUM
Leylekler, "cemre"yle dönsün konakların yüksek bacalarına. Lak lak sesleri karışsın ılık meltem rüzgarlarının sancılarına. Büyük cami avlusundaki güvercinler pelte pelte karışsın Yozgat'ın gri bulutlarına. Gökyüzü lacivert akşamların kızıllığına boyandığında. Kırlangıçlar dans edip savrulsun, kara bulut giymiş balerin ustalığında. Sabahın seher rüzgarında çil horozların sesi yankılansın "Gelin kayası" ufuklarında. Sahipsiz köpekler yine olmasın bu şehrin sokaklarında.

Bu yazı ne kadar harika bir kalemden ve bahar kokulu bir yürekten dökülmüş. Ne doğanın güzelliği, ne komşuların özelliği, ne hayvanların sahipsizliği, ne de sosyal yaşanın şenliği unutulmuş. Nakış nakış işlenerek tüm desenler betimlemelerde can bulmuş.

Ne yazık ki, bu şehre leylekler dönmüyor.Güvercinler uçmuyor,kırlangıçlar artık buralardan geçmiyor. Kim bilir belkide siz yoksunuz diye!

Selam, sevgi ve hürmetlerimi kabul buyurunuz.
BELKİ DE HİÇ HATIRLAMADIĞINIZ HOCANIZ -- 10.03.2018 16:52
MEHMETÇİK SURİYE DAĞLARINDA
Yureğine emeğine saglik sermissin gercekleri gözler önüne
Adınız ve Soyadınız -- 07.02.2018 08:07
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
1
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00