BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 14.12.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
285
Dün
:
4921
Toplam
:
13223987
YANKI Kadriye ŞAHİN
BELLİKİ NİNE ve YOZGAT KIŞLASININ MADIMAKLARI (BÖLÜM 3)
kadriyesahin64@gmail.com
- Anlat bakalım, Hanım Teyze!

-Hah şöyle dine (dinle) beni. Yozgat'a duşman (düşman) aya (ayağı) damedi. (değmedi)Yozgat insanı, vatanını gorumasını (korumasını) bilir. Esgerini de (askererini) gorur"(korur) Yiğitlerin harman olduğu yer" deyip, bu yüzden Atatürk; vatan evlatlarını buraya emanet etmiş. Şimdi biz onları goruyog (koruyoruz). Zamanı gelince esgerler de(askerler) vatanımızı goruyacak. Yozgat cezalıysa; Ceza verdiği yere, neden gelip gitsin Kemal Paşa? Bu paşa, Yaylı arabalara binip de; düşünüp, doğru gararlar (karar) vermek için süvarilerine, "sürün Bozok Yaylasına" Desin. Yozgat, ülkenin yüradir, yüra (yüreği)

Eliyle işaret ederek, kışlanın ortasında, sınır tellere yakın duran Atatürk'ün Koca Tepe de çekilmiş resminin; tüm ihtişamıyla ayakta duran, her gün;
Askerlerin nöbet değişimi yapılırken tekmil verilen, tekmil alınan noktada, lambalarla ışıklandırılarak canlılık kazandırılmış siluet heykeli gösterir.

-Aha bu heybetli Paşam, ülkesinin yurande (yüreğinde) huzur bulmuştur. En önemli gararları (kararları) Bozok yaylalarını gezerken almıştır. Bilir ki, Göz yanılır, akıl şaşar. Emmeee bu yurek var ya bu yurek, hep doğru yerde çarpar... İnsan, yurane (yüreğine) ceza verebilir mi?
Asker Evladım; Sizler bilmezsiniz. Yozgat'ın altınını, incisini aldılar. Topranı(Toprağını) talan edip, elani (eleğini)kepane (kepeği'ne) gaddılar (kattılar) Sona da(sonra) yalı (yağlı)urganlar da yiğitlerini sallandırdılar. Bu da yetmedi. "Cezalı" yaftasını yapıştırdılar. Sonada (sonrada) Atatürk'e, "Yozgat'a ceza verdi" diye iftira attılar. O hırsızlar var ya onlar; Yonan, Mosgof (Yunan,Bulgar) çetesine garıştılar... O zamanlar el kadar çocudum. Bi zaman sona Paşa, şu garşıda (karşı)gorünen gona'a (konağa) (Sakarya İlkokulu) gelip galdı ( kaldı). Ganılar (kağnı) goşup garşılamaya gettik. Pehlivanlar güleş (güreş)tuttu. Davullarla, zurnalarla haley (halay) çekilip toz duman savruldu. O karşı ki gonag da (Konak da) Madımak pişirip ikramda bulundug. Paşam, madımağı yemiş. Bek de baanmiş.(Pek de beğenmiş) "Bozok Yaylasının insanının yiğit olma sebebini anladım" demiş. Yozgatlıyı bole oyen (böyle öven)Ata, O cezayı Yozgat'a, Yozgat'lıya verirmi? Vermedi...! Eyi belledin mi?

Elini savurup karşı şehri gösterir.

-Aha bu Yozgat'ın toprana (toprağına) bir el atsalar, bir gabartsalar (kabartsalar). Neler çıgacak (çıkacak)neler... Emmeee,(Ama) her geçen çığnadı (çiğnedi). Her geçen, bestilini çıgarttı. Gaylen (artık)Otunu, çöpünü çıgmaz ettiler. Böle sölüye, sölüye (söyleye); Cezalı diye, diye ahalisi (insanları) devlet gapısından geçmez, halini arz etmez oldu.

Asker şaşırır... Dönüp; "Kocatepe'ye elinde sigarasıyla düşünerek tırmanan", Ata'nın siluet'ine uzun uzun bakar. Atatürk'ün duruşundan huzur ve güven duygusu yansır gözlerine. Elleriyle dokunur siluet'in dayandığı kireçle boyanmış taşlara. Yozgat'ın en uzak köşesinden görünen bu heykel, Yozgat'ı gölgesi altına almış gibi, tüm heybetiyle dimdik ayakta... Halâ, çözmesi gereken yığınlarca sorunlara çareler aramaya çalışır gibi düşünceli, yine tek başına...

Asker dönüp, geçmiş zamanın tanığı Nineyle biraz daha konuşmak ister. Ne var ki; Belliki Nine, kucağındaki madımakları askerin ayakları dibine bırakmış, çoktan telleri aşmıştır. Söylediği sözlerin yüreğinde esen serinliği, tepesini yakan öğle sıcağını bastırmıştır. Evine doğru yürürken.
"Bilinmedikleri bellet,(Öğret) Bellikiii, belliki... Belli ki, Dışarı adamı (Yabancı) bizi bir şey bilmiyog sanıyo. (zannediyor) Bilmiyo ki benim adım Belliki, yaşayıp bellemiş her şeyi. Belirsiz heç bişey gonuşur mu (konuşur mu) Belli ki? Ceza alanlar gacıp getti.(kaçıp gitti) Ceza lafı Yozgat'ıma bela galdı.

Diye; kendi kendine konuşarak, kapısını açıp, eteğinde kalan madımak kırıntılarını eliyle çırparak evine girer.

Ertesi gün talim saatinde komutan askerlere madımak türküsü söyletecek mi diye talimi takip eder. Fakat "o türküyü duyamadım emme" (ama)... Der, daha bir heyecanlanarak...

-Her bahar olduğu gibi. Esgerler (askerler); iki gün "Yozgat Alayı"nın atlarına ot biçtiler. Yozgat'ın asker gışlası temizlendi. O sabah, avlu süpürmek üçün(için) gapıyı (kapıyı) açtığımda; Torbalar dolusu madımag gapının önüne bırahılmış... Gomutan; onca otun arasından, asgerlere madımahları seçtirmiş. Belli ki, askerlere böyle ceza vermiş...

Gomşular (komşular) toplanıp, tandırları (Ocak) yagtıg. Üstüne sacları attıg. Saçgıları (kırıntı yakacak) saçıp, taze yufkalar yaptıg. Madımakları temizleyip, gümbür gümbür satırlarla gıydıg... goca goca gazanlarda pişirip; çolug çocug (çoluk-çocuk) mis goğulu (kokulu) dürümler sardıg. Sırgıta, sırgıta (Sırkıta) Ata'mın canı için, kışlanın yasag madımahlarını afiyetle yedig.(yedik) Gışlanın madımahlarından, gışlık (kışlık) madımahları mızı bile guruttuh.(kurttuk) O gomutan Yozgat dan gidesiye gader, mettup (mektup) yazıp, her bahar torbalar dolusu madımah gönderdi.

O günün heyecana bürünen Belliki Nine, yasağı aşmış, meramını anlatmış olmanın gururuyla; Yozgat Kışlasında dim dik duran Atatürk siluetini aynı eda ile gösterip.

-Aha bu Ata'nın sayesinde bu günlere geldik. Memleketime golgesi yetiyo (gölgesi yetiyor)...

Der, eklerdi.

-Demek ki, Devleti yönetene; Milletin derdini, Memleketin kıymetini, işin gerçaani (gerçeğini) anatmak, anatmasını (anlatmak, anlatmasını) bilmek gerekiyor...

Sözü bitince ayağa kalkar..

-Haydi bana müsaade. Bu günlük bu kadar.

Der...
Kendi sözü üstüne, ne söylenir, ne cevap verilir hiç dinlemez. Sadece sürekli söylediği o sözle "Belliki, belliki" diyerek, avlu kapısında kaybolmasına alışılmıştı. Fakat o gün, aynı mahallede oturan Şekerin Meelde (şekerin Mevlüde) lakabıyla anılan komşu, engelleyerek kapıdan çıkmasını engeller. Biraz şakayla karışık, biraz sırnaşık...

-Dur bakalım Belliki Hanım. Bugün kaçıp gitmek yok. Kışlanın madımaklarını anlatıyorsun ballandıra ballandıra. Yemişsiniz mahalle halkıyla madımakları dallandıra dallandıra. Söz geçirmişsin, Yozgat kışlasının koca alayına. Fakat, ne yazıyordu; Saklıyor, söylemiyorsun, o mektup da?

İri-yarı bedeniyle kapıyı kapatan komşusundan bu sefer kurtulamayacağını anlayan Nine;

-Çekil gapıdan Meelde. Belli ki söylenmez. Söylersem, hayrın hayrı galmaz.(kalmaz)
-Hayır, yıllarca beklemez. Yerini bulmuştur. Ne yazıyordu mektupta?
-Eh... Söleyim bali.(söyleyeyim artık)

"Atatürk'ün canı için...
Vatanı bekleyen askerlerden, askerini koruyan, Atasını seven mahalle sakinlerine hediyedir. Bu alayda kaldığım sürece, madımaklar aynı niyetle, her yıl gönderilecektir"



02.12.2017

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
BELLİKİ NİNE ve YOZGAT KIŞLASININ MADIMAKLARI (BÖLÜM 3)
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi,
Cevabi yorumunuz için teşekkür ederim. Her zamanki müthiş değerlendirmeleriniz gibi bu yazınız da bir yorumdan öte ayrı bir makale olmuş. Haddim olmayarak derim ki, bu cümleler bir yorum yazısında kalmamalı.Mesela ilk iki paragrafı, bir 10 Kasım yazısı olsa ne güzel olurdu. Dilerim okuyucu, yazınızın sonuna geldiğinde bu yorumunuzu da sonuna kadar okur. Okuyucular adına ben teşekkür eder saygılarımı iletirim. Sağlıkla kalınız.
Abdulkadir Çapanoğlu
Abdulkadir Çapanoğlu -- 08.12.2017 09:48
BELLİKİ NİNE ve YOZGAT KIŞLASININ MADIMAKLARI (BÖLÜM 3)
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi,
Cevabi yorumunuz için teşekkür ederim. Her zamanki müthiş değerlendirmeleriniz gibi bu yazınız da bir yorumdan öte ayrı bir makale olmuş. Haddim olmayarak derim ki, bu cümleler bir yorum yazısında kalmamalı.Mesela ilk iki paragrafı, bir 10 Kasım yazısı olsa ne güzel olurdu. Dilerim okuyucu, yazınızın sonuna geldiğinde bu yorumunuzu da sonuna kadar okur. Okuyucular adına ben teşekkür eder saygılarımı iletirim. Sağlıkla kalınız.
Adınız ve Soyadınız -- 07.12.2017 11:12
BELLİKİ NİNE ve YOZGAT KIŞLASININ MADIMAKLARI (BÖLÜM 3)
Sayın Çapanoğlu Beyefendi; İlginiz için teşekkür ederim.

O zamanın insanları; dar zamanı, zor zamanı, açlığı, yokluğu bire bir yaşadıkları için, Milli ve ulvi değerlerimizin kıymetini daha çok biliyor, daha çok anlıyorlardı. Onlar için hayat okuldan öte okul, televizyondan öte görsel olmuştu. Paylaştıkları için bilgiliydiler. Her Anadolu kadını eşini, kardeşini, çocuğunu Atatürk'ün yanında, emrinde kaybetmiştir. Onlar için, gidenlerin tek bedende geri dönüş simgesi Kamal Paşa idi.

Hiç bir değeri, siyasete sermaye yapmayacak kadar da onurlu idiler. Şimdi ki siyasiler anlayamadıklarından, onların baktığı pencereden bakamadıklarından, sadece yırtık yerlerine yama yapmak için, asılacak dal maksadıyla dillerine doluyor. Değerlerin değerini, düşünce; farklılığın kıymetini başları sıkışınca ancak anlıyorlar.

"ne zaman yobazlaştık" sorunuza gelince, her yerde, her yerin yobazı vardır. Yine de bizim insanımızın kendi halkına, Milletine kurşun sıkacak kadar yobaz olduğunu sanmıyorum. Sadece aklımız omzumuz da gezeriz. İş başa düşünce aklımızı başımıza almasını biliriz. Az okur, az düşünürüz. Bu kusurumuz dan dolayı biraz saf kalırız.

O gün Mustafa kemal,in askerleri, bu gün, Yozgat sarıtopraklık Şehitliğinde yatan, vatanı için hayatının baharında toprağa düşen, genç fidanlarımız olmasaydı, onları doğuran analar, o acılara katlan-masaydı evlerimizde sıcacık oturamazdık. Allah onları yetiştirenlerden de şehitlerimizden de razı olsun. Her düşüncenin, her halin bir sebebi vardır.Farklı fikirler elbet olacak. Önemli olan, her şeye rağmen Milli değerlerimizin kıymetini bilip, aynı noktada birleşelim. Şehitlerimizin hatırına bir birimize saygılı, anlayışlı olalım..

Tekrar teşekkür eder, selam ve saygılar sunarım.
Kadriye ŞAHİN -- 06.12.2017 02:37
BELLİKİ NİNE ve YOZGAT KIŞLASININ MADIMAKLARI (BÖLÜM 3)
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi
Bu günkü kadar yazılı ve görsel basının olmadığı Cumhuriyetin ilk yıllarının köylüsü,yani "Atatürk'ün milletin efendisi" diye tanıttığı köylü "BELLİKİ" bu günkünden daha "arif" imiş. Ne zaman ve nasıl bu kadar cahil ve yobaz olduk? Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 02.12.2017 13:28
EFENDİMİZE MEKTUP
Sayın Kadriye Şahin,
Aramıza hoş geldiniz. Belki bu "hoş geldiniz" biraz geç oldu ama, özel durumum nedeniyle uzun zamandır gazeteye bakamamıştım. Şimdi fırsat bulabildim.
Başarınızın sürekli olması dileğiyle.
Muhsin Köktürk -- 20.11.2017 18:14
EFENDİMİZE MEKTUP
Yorumunuzcan arkafasim harika bir yazi olmus o canlar canina olan ozlemmimiz muhtacligimiz kaleminde hayat bulmus allah razi olsun senden rabbim gozumuzun nuru dertli gonullerimizin ilaci olan O resulun sefaatine nail eylesin refika caglayan
Adınız ve Soyadınız -- 18.11.2017 13:27
YOZGAT'ın KAVURGA KOKULU ÇOCUKLARI
cocuklugumuzu okul yillarimizi o donemin yozgatini o kadar guzel anlatmissin ki arkadasim o yillara goturdun beni daha bugun komsulara dedim ki rahmetli anamin kavurgasi hic eksik olmazdi masanin ustunde biz neden yapmiyoruz diye dertlendim dertlendim de yinede yapmiyorum nedense marketten aldigimiz kuri yemisler dahami cazip geliyor ne ellerine saglik canim yeni yazilarini bekliyorum kalemine kuvvet
Refika çağlayan -- 14.11.2017 20:52
YOZGAT'ın KAVURGA KOKULU ÇOCUKLARI
Kuruyemişin atası olarak da bilinen Yozgat’a özgü ‘Çedeneli Kavurga’, Yozgatlı kadınlar tarafından tandır ve ocak üzerinde ekmek sacı içerisinde üretilmeye devam ediyor.
Geçmişte kırsal kesimlerde; buğday ile Hint kenevirinden elde edilen çedenenin tandırlarda kavrulmasıyla hazırlanan ‘Çedeneli Kavurga’ unutulmaya yüz tutmuş kuruyemişler arasında yer alsa da Yozgat Belediyesinin kültürel değerleri ortaya çıkarması çalışmaları doğrultusunda yeniden evlerdeki yerini alacak.
Yozgat Belediyesinin destekleri ile yıllık ortalama 100 ton ‘Çedeneli Kavurga’ üretimi yaptıklarını söyleyen Yozgat Belediye Başkanı Kazım Arslan, kavurganın kuruyemişlerin atası olduğunu belirterek, “Kavurga, Yozgat’ın önem verdiği yiyeceklerden bir tanesidir. Bir manada kavurgaya kuruyemişin atası demek de mümkün. İmkanların daha kısıtlı olduğu dönemlerde insanların biraz da eğlencelik olarak yediği bir kuruyemiş türüdür. Son birkaç yıldır bunun üretimini biraz daha artırdık. Daha önce evlerde yapılıyordu ama son zamanlarda unutulmaya yüz tutmuştu. İnsanlarımız bu lezzeti özlemişler. Bir manada da insanlarımız bu lezzetle birlikte geçmişe, maziye de dönüş yapıyor. Yaklaşık senede 100 ton civarı kavurga üretiyoruz ve bunu küçük paketler halinde satışa sunuyoruz. Büyükte ilgi görüyor” dedi.

BU YAZI; BU ÇALIŞMAYA DESTEK OLMUŞ. SAYIN KAZIM ARSLAN TEŞEKKÜR ETMELİ. Ayrıca Yazar, Sayın Kadriye Şahin Hanıma Teşekkürler. Çok farklı bir kalem.
yusuf -- 14.11.2017 17:43
YOZGAT'ın KAVURGA KOKULU ÇOCUKLARI
canim arkadasim silada kaybolan cocuklugum baslikli yazini cok begenerek okudum ama tadi damagimda kaldi devamini bekliyorum allah yolunu acik etsin
refika caglayan
Adınız ve Soyadınız -- 14.11.2017 11:22
YOZGAT'ın KAVURGA KOKULU ÇOCUKLARI
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi,

Tahminimde yanılmamışım. Nostalji sandığınızda yıllardır özenle sakladığınız buram buram Yozgat kokan anılarınızı bizimle paylaşmaya başladınız. Bizler için iç çektiren sıla özlemi ama sonraki nesiller için kaynak olacak yazılarınızı merakla bekleyeceğiz.

“Yozgat’ın Kavurga Kokulu Çocukları” başlıklı yazınızdan esinlenerek bende bir şikayetimi dile getirmek istiyorum. Evvelki yıllarda yaptığımız Çapanoğulları toplantılarımızda Amerika dahil muhtelif şehirlerimizden gelen 120 civarındaki misafirlerimizi ören yeri Hattuşa dahil gezdirirken Hayri İnal konağında da misafir etmiş onlara kavurga ikram etmiştik. Misafirlerimiz o kadar sevmişlerdi ki artanları ceplerine doldurmuşlardı. Son toplantımızda yine ikram ettik ama bu kavurga değil adeta diş kıran idi. Tuz ayarı iyi olmamıştı. Konağın altında dört hanım kavuruyor küçük Torbacıklara koyup misafirlere hediye ediliyordu. Hanımlara sitem ettim. “Siz ya kavurga yapmayı bilmiyorsunuz, ya da baştan savma yapıyorsunuz, böyle kavurma olmaz dedim. “Siz onları bırakın biz size yeniden yapalım” dediler. Yorumu size bıraktım. Selam ve saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 13.11.2017 11:24
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
1
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00