BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 13.12.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
194
Dün
:
4633
Toplam
:
14954742
YANKI Kadriye ŞAHİN
MEHMETÇİK SURİYE DAĞLARINDA
kadriyesahin64@gmail.com


Demokrasi, insan hakları, bireysel özgürlükler; Ambalajlı, parlak, yalan paketlerin içinin, kan, acı ve gözyaşı ile dolu olduğunu tüm dünya gördü. Bu paketleri, Avrupa'nın hazırlayıp; Orta-doğuya, ne amaçla sunmaya çalıştıklarının foyası, ne yazık ki Türk askeri Suriye topraklarına geçince, paketin içindekiler ortaya döküldü.. Bu kirli oyunlar kendi başlarına dert olur iken,"Türkler fazla ilerlemesin" diye endişeye kapılıp, sözde terörist dedikleri; Özde, kendi kanlı ordularını koruma çabası içinde bocalayan Avrupalılar, terör örgütlerine hangi maskeyi takacaklarını bilemiyorlar. Hani, Amerika Irak sınırları içine asker yığınağı yaparken, maksadı güvenlikti ya! Güvenlik görevlisi Avrupa...! Amerika, güvenliği bahane edip, dolaylı yollardan ülke işgal ederek, kibar kibar sömürüp, yavaş yavaş kemirirken; Çevirdiği fırıldaklar, entrikalar yüzünden güvenlikçi Amerika, sonunda itibarını kaybetti. Etti etmesine de, diğer Avrupa ülkeleri gerçekleri anlamamakta neden bu kadar direniyor, anlamak istemiyor?

Çünkü, yıllardır Türk ve Kürt Milletinin yaşadığı acıları anlamak istemiyorlar... Anlamak isteyeni de istemiyorlar. Bu acılar bitmesin istiyorlar. "İnsan hakları" savunuculuğu; Merhamete, vicdana, adalete, hukuka dayalı savunma olarak oluşturulsaydı; Bu gün, Türk askerine destek vermeleri gerekirdi.
Onlar bu değerlerin sahibi olmadıkları için; Acılar içinde kıvranan şehit Türk askerlerini, yüreği yanan anaları anlayamıyor... Onlar, kaç körpe fidanın nasıl Şahadet şerbeti içtiğini görmezden geliyor... Sularda boğulan, dağlarda vurulan, beşiğinde canlı canlı yakılan bebeklerin, köylülerin... Kör kurşuna hedef olan doktorun, öğretmenin, gazetecinin, albayın, yarbayın, savcının, korucunun, çiftçinin... Kendi besledikleri; Dişine kan değmiş canavarlara, yem olarak sunulurken; Kendi savunduğu, "insan hakları" ambalajını hiç açamıyor. Açmak aklına gelmiyor, getiremiyor.

Daha doğrusu, göstermelik bu paketi açmak istemiyor. Onların yapmak istediği; Parçalamak, bölmek, Müslümana göz açtırmamak. İstedikleri tek şey; İnançlarına göre, kan dökerek, gökten İsay'ı indirip, "Haç"larını canlandırmak. Kanlı haçlarına yaranmak. Müslümanı Müslümana kırdırıp, "işte sizin dininiz, işte İslam bu diye " güneşi balçıkla sıvamak.
Dünyanın öbür ucundan gelerek adalet, huzur, güven getirme adına Müslümanların topraklarını işgal eden Avrupalılar, yıllardır toprağa düşen şehitlerin analarını, çekilen acıları, keşke bir nebze anlayacak kadar insan olsalardı.

Bir şehit anası nasıl yaşıyor, İmanı ile duyguları nasıl savaşıyor? Yanmış yüreğindeki alevler nasıl arşa ulaşıyor..?
Bu acıyı anlayacak kadar duygularınız var mı?
Kan emerek, can alarak, beslenen yüreğiniz anlayamaz elbette! Anlarsanız siz aç kalırsınız. Silah satamaz, can alıp, kan emip, beslenemez siniz...

Biz bir yola çıkmışsak, sonuna kadar gideriz. Çünkü, bağrı yanan şehit analarının yüreğine su serpmek, hakkını helâl ettirmek, vatanını korumak, geride kalanların görevidir. Geride kalan olmadığı zaman, bu anaların karşısında kimse duramaz. Ne uçaklar, ne atılan toplar, duman duman savrulan o yüreği bulup vuramaz.
Bir şehit anası nasıl yaşar bilir misiniz?
Sizin hiç yüreğinize; Ateşler savuran, kızgın demir parçaları saplandı mı? Alev alev yanan, ılgıt ılgıt kanayan yüreğiniz, uykuyu unutan gözleriniz, doğan güneşe, kararmış dünyanızdan umutsuz baktı mı? Yanan yüreğin sözü, gözlerinizden deniz olup, tuzlu tüller gibi deryalara aktı mı? Sözün özü; Sizin yüreğiniz, bağrınızdan kirli, sivri pençelerle sökülüp alınarak, elinize verilip, ellerinizle bıraktığınız toprağa karıştı mı?

Bir şehit bir kez şehit olur...Fakat, şehit anaları günün her saati, her saniyesi ölüm acısıyla ölüp, iman nurunda binlerce kez yeniden dirilirken; Sizin bedeniniz, bu doğum sancısıyla kıvranıp, tanımadığınız alemlerden akseden Nur dirilişi ile, hiç tanıştı mı? Bu gün, sizin içinizde barınan "Yeşiller partisi"nin savundukları, meclisinize gelip PKK için zırıl zırıl ağlayanlar, PKK bayrağını boyunlarına asanlar, bunları yapanlar, yaşatanlar... Hep müttefik kaldığımız, dost bildiğimiz ALMANYA..!

İşlemeli kundaklara sarmadığı, gelincik süslü yollarda yürütmediği, okuldan dönecek diye yollarını beklediği, saçını taramaya kıyamayıp sıvazladığı... Göz nuruyla aldığı diplomalarına, taktirlerine, umut bağladığı.. Geleceğini, gelecek için kurduğu süslü hayalleri; çakal sürülerinin pençelerine sizin gençleriniz bıraktı mı FRANSA? İşte sizin ülkenizde barınan, insan haklarını savunan baldırı çıplaklar, suçsuz evlatlarımızın geleceğini nasıl aldıklarını siz, çok iyi biliyorsunuz AVRUPA!

..........

Tırnağını kesmeye kıyamadığı, oyma işlemeli sandıklarda sakladığı evladının, can parçasının hatıralarına; Herkes sıcak yatağında renkli rüyalara dalarken, gecelerin ayazına aldırmadan, donmuş denizleri yanan yüreğinin aleviyle okşayıp; Bir zamanlar dokunan parmaklarının sıcaklığını, gözlerinin pırıltısını... Okuduğu kitaplarda, dokunduğu eşyalarda kalan kokusunu... Kınalı kuzusunun hatıralarını el ayak çekilince öpüp kokladığı, yüreğine basıp sessiz sessiz ağladığı, kavuşmak için sadece ahirete umut bağladığı... Geçen her saat, her gün, her hafta vuslata ereceği günün yaklaştığı sevincini... Yaşadı mı senin ülkende yaşayan analar AMERİKA?

Elbette yaşamadı..!
Ey gözü dönmüş, dişleri kanlı canavarlar! Siz bilmezsiniz bir şehit anası asla uyumaz. Geceleri, gecenin lacivert karanlığını elleriyle sıyırıp, gökten yıldızları bir bir koparır, yavrusunun başını ay yıldızlı ayetlerle süsler... Kırağı düşen dağların serinliği bile yüreğinde alevler yakar. Kar yağmış ovaları dolaşır, bulutlarla konuşur. Yağmurlar şehitliklere yağarken, gözyaşlarına yağmur damlaları karışır. Bu damlalarda şehitler analarıyla buluşur. Mezarında açan güller, sesi olup, sözü olup, o analar ile konuşur. Siz hiç, şehitleriniz ile böyle konuştunuz mu HOLLANDA?

Siz konuşamazsınız...! Sizde şehit olmaz. Siz ölürken, ölümden utanıp yüzüstü dönersiniz.
Şehit anaları her secdeye başını dayadığında. Günün beş vakti Allah'ın huzuruna vardığında, Rabi'nin yanında olan, cennet ırmaklarına dalan, Şahadet şerbetiyle arınan... Günün her saati; Nur'u vatanına, bayrağına güneş gibi yansıyan yavrularıyla buluşur... Buluşur, kavuşur, yanan yüreğinin alevlerini söndürüp, imanın sabrını yaşamak, yerde kalan kanı yıkamak için yine bedene bürünür... Vuslat gününün güzelliğine, şehit anası olmanın özelliğinde yaralarını sarar... Dayanma gücünü imanın nurunda bulur. Siz hiç bu şerefe nail oldunuz mu İTALYA?

Siz olamazsınız!
Siz bunları bilemezsiniz...! Bizim kınalı kuzularımız, yol vermez dağlarda... Bedenine yorgan yorgan yağan karların altında... Başını, yastık diye dayadığı taşlarda...
Hazır Mehmetçikler, kovalarken it sürüsünü, kaçarken çakallar da...
Siz toplanınız yuvarlak masa etrafında. O sıcak lüks mekanlarda. En güzel kıyafetlerinizi giyiniz. Özenle saçlarınızı tarayıp, makyajınızı yapıp, dünyaya gülümseyerek nasihatler veriniz...! Alınız, kara korkularınızı da yanı başınıza... İnsan hakları, demokrasi perdesi altında...insan ciğeri yiyen, kafa kesen, köyleri basan, ruh hastası teröristler... Sizin, "kara gücümüz" dediğiniz piyonlarınızı nasıl olsa Amerika koruma çabasında...

Demokrasi, insan hakları, bireysel özgürlükler deyip, cilalı, jelatinli paketler dağıttınız. Bu paketlerin içini göz yaşı, kan, acıyla doldurarak, insanları kışkırtıp, vatanlarından çıkarttınız. Bölünmüş parçalanmış, yeni kurulacak devletlerin haritalarını asarak; NATO odalarında; Ülkemiz üzerine, şeytana pabucunu ters giydirecek komplolar hazırladınız . Şimdi çırpınıp durun o NATO nun çatısı altında.

Artık; Bu yaptıklarınızın bedelini ödetecek olan MEHMETÇİKLER, SURİYE dağlarında.

Kadriye ŞAHİN

03.02.2018

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
BİR AVUÇ KAR TOPU
Yorumunuz Çok TŞKLER.Çok güzel anlatmışsın.Saygılar slmç
Abdurrahman Güçlü -- 12.11.2018 13:41
KURBAN EDİLEN BAYRAMLAR
Keşke tüm özledikleriniz, sizin ve tüm sizin gibi sıla hasreti çekenlerin gelmesiyle birlikte yeniden yeşerip, yeniden yaşanabilse!
O zaman burada da bayram olur mu ki acep?
Tanımadıklarınızla beraber sadece ibadeti yaşamak da aslında çok şey!
Ama ya tanıdıklarınıza rağmen bırakın bayram etmeyi; ibadeti bile yaşayamamanın iç ezikliğine ne dersiniz?
Ne şehir; bir vesile ile koyup gittiğiniz şehir, ne bayramlar; gidenlerin ağzında kalan bayram tadına bir ilave yaptı.
Yazınız???
Okurken her cümlesinde birkaç kez yutkunduruyor!
...ve keşke dedirtecek içtenliği taşımakta!
Bayramınız kutlu olsun!
Yasin Ali ER -- 20.08.2018 23:37
GÖZYAŞLARI
Yusuf'u Züleyha'ya döndüren, İbrahim'in ateşini güle çeviren, Hacer'in ayağı altına zemzem olup serilen, Meryem'in gözünden kundaktaki bebeğin yüzüne düşüp, İsa'yı dile getiren. Eyyup peygamberi dertlerinden dermana erdiren, Muhammed Mustafa (s.a.v)mi, en yüksek makama yükselten, kutsal kitapların ayetlerini süsleyen; inci, mercan taneleri ve hepimizde mevcut olan en değerli hazine... Ne güzel bir süstür, inci inci yaşlardan, kar tanesi kadar aklanmış paklanmış bir ruha, Allah için ağlayıp damla damla şebnemler ile süslenip huzurunda durmak.

Kadriye Hanımefendi; Ne güzel anlatmışsınız gözyaşlarının değerini. İnsan kendinde olan hazineyi keşfetmiş ise kendini keşfetmiş demektir. Hayatta, yaşamanın tek gayesi de insanın kendi kendine erişmesi, kendini keşfetmesidir. Her insan ruhunu temizlemenin yollarını bilse dünyada kötüler, kötülükler kalmazdı.Kaleminiz var olsun.
Züleyha Saydam -- 19.07.2018 21:24
LEYLALARIN SESİ
Duygularımıza tercüman olmuşsun Ablam.
Çok güzel anlatmışsın.
Keşke ölümü çocukların ulaşamayacağı bir yere koyabilsek. Öşümün reçetesi olsada...😡😠
Ali GÖLCÜK -- 04.07.2018 00:45
YOZGAT BASIN MÜZESİ PROJESİ
Sayın Çapanoğlu Beyefendi; sayfama teşrif ederek, zahmet edip yazmış olduğunuz değerli yorumunuz için teşekkür ederim.

Denizli’de araştırma yapmak için kamp kuran bir grup üniversite öğrencisi, kamp yakınına tüneyen bir Denizli Horozunun sabahın erken saatlerinde yüksek sesle ötmesinden bir hayli rahatsız olmuşlar.

Sabahın köründe ortaya çıkan horoz, önce dikleniyor, sonra dakikalarca ötüyormuş… Tabi ki bu sebepten dolayı ekipte ne uyku ne de huzur kalmamış. Sonunda gençlerin sabırları tükenmiş…

Horozu susturmak için başlamışlar kovalamaya. Horoz önde.. Gençler horozun peşinde…

Derken mahalle arasına dalmışlar… Bu kovalamacayı gören, fakat bir anlam veremeyen yaşlı dede, seslenmiş:

– “Hey, evlatlar!.. Bu zavallı horozu niye böyle ürkütüyorsunuz?” demiş.

Gençler:

– “Dede, bu horoz sabahın köründe ötmeye başlıyor, tüm kampı ayağa kaldırıyor. O yüzden bunun başını keseceğiz!” demişler.

Dede:

– Yazıktır evladım yapmayın!.. Bırakın, ben onun sesini keserim, bir daha da sizi rahatsız etmez.” demiş.

Gençler bunun uzerine kovalamayi bırakmışlar.

Ertesi gün sabah, hafif ‘gak – guk’ sesleri dışında horozdan kayda değer hiç bir ses çıkmadığını görünce de, şaşırıp dedeye sormuşlar:

– “Yahu dede, ne yaptın da bu horozun sesini kestin?..” İhtiyar gülmüş ve:

-“Ayağının altına yağ sürdüm. Horoz kabararak ötmeye yeltendiğinde, ayaklarının altı yağlandığından gerisinden güç alamıyor ki kuvvet alıp ötebilsin… Bu yüzden böyle gak guk etmeye başladı.” demiş.

Yaslanacağın arkan sağlamsa, istediğin kadar kabarır, diklenir, sözünü dinletirsin. Arkan bir kaymaya başlamayı görsün, ancak o zaman ‘gak-guk’ etmeye başlarsın…Demiş.

Ülkenin durumuna gelince;
Efendimiz S.A.V şöyle söylemiştir. "Siz nasılsanız o şekilde yönetilirsiniz". Bizim insanımız halinden memnun ki her seferinde kazanan kazanıyor. Kazananın arkasına çok fazla dayanıldığı zaman diklenme elbette olacak. Keşke bunun bilincinde olup; birlik beraberlik, anlayış içinde... Ayrımcılık, kayırımcılık yapmadan, bölüp parçalamadan... Vatan, millet, bayrak adına her kesim desteklenmiş güçlendirilmiş olsa. (solcusu , sağcısı) Zamanında baş örtüsüne bu kadar karşı çıkılmasaydı, başını örtenin hakları gözetlense idi, el kadar bez parçası bu kadar pirim yapmazdı. Yanlışlar, yanlışları doğurdu. Şimdi insanlar, inancını, geleneğini, göreneğini yaşayacak yaşatacak olsa, şu partili, bu partili yaftasıyla yaftalanıyor. sanki, inancın-imanın sahibi partiler...

Diğer taraftan; diğer tarafın destekçileri, (sol kesim) insanların inancıyla alay edip, din önderlerini kötüleyip küçümsedikleri sürece, bu ülkede kaybeden, diğer tarafı güçlendiren olacaklar. Hem kaybediyorlar, hem kaybettiriyorlar. Kendi kendilerine ve topluma zarar verdiklerini fark edemiyorlar.

Gelelim Yozgat meselesine. Yozgat meselesi uzun mesele. Yozgat'ın asıl kurucuları öyle yada böyle, yanlış anlaşıldı veya anlatıldığı için kurtuluş mücadelesi döneminde büyük bir şanssızlık yaşadı, yaralandı. Toparlanamadı dağıldı. Çapanoğulları'ndan sonra, Yozgat'ta kalıp yerleşenler, beleş toprak, arsa sahibi olanlar, şehir boş kalmasın diye, şehre beleşçileri çekenler ve beleşçiler... Köylüsünü benimsemedi. Hep tepeden bakıp sömürdüler. Ne Yozgat'ı sahiplendiler, ne de sahiplenilsin istediler. Atatürk, Yozgat'a ceza verdi deyip, bir duvar ördürtmediler. Köyden şehre göç edeni canından bezdirdiler. O şehirdeki psikolojik baskı nedeniyle, göç kervanı yola koyuldu. Önce, köylüler ile oturmam diyen şehirliler göçtü. Sonra, tek başına kalkınamayan garip köylüler... Şimdi, kimse bu kervanı döndüremiyor. Bir birine sahip çıkmayan toplumlarda yöneticiler "ben bilirim" havasında da olurlar, ego şişirme çabasına da kapılırlar. Bu tür sosyal olgular içinde, ne şehirler gelişir, ne de memleket kalkınır. Bu gün, bir şeylerden şikayet ediyor isek, bunun asıl müsebbibi bizleriz, sizlersiniz. Yani aydın kesim ve cahil kesim.. Uç noktalardaki kutuplaşmalar ve itici fikir ayrılıkları, orta alanı kimin doldurduğunu fark ettirmiyor. Ülkeyi yönetenler baş örtüsüyle uğraşırken bir birini yedi. Ülkenin paralarını da Amerika yedi. O paralar tekrar bize silah olarak PKK nın, PYD nin, İşit in elinde döndü. Nitekim, 15 Temmuz olayları... İnsanlar inancımı yaşayım diye, sahtekarların kucağına düşüyor, dış mihrakların oyununa geliyor. Allah, bu ülkeye zeval vermesin. Düşmanların eline fırsat düşürmesin. Siyasiler gelip geçici. Baki olan; devlet, Millet, bayrak. Bu olguların önemini kavrayıp; bir birimize daha saygılı olup, daha anlayışlı, daha kapsamlı, düşünmeliyiz. Önemli olan, yukarıda anlattığım hikaye gibi bilinçli, bilgili; horozun özelliğini tanıyıp, başını kesmeden huzura, refaha kavuşturacak, herkese yaşam alanı tanıyacak yöneticiyi yetiştirmek, yada böylesini fark ederek seçe bilmek.

İnce giyerim ince diyerek bu milletin gözüne kimse giremez. Kaşım gözüm Atatürk'e benziyor diye, kimse Atatürk ile boy ölçüşemez. Neresi benziyor? Onuda bilmiyorum.! O, bir lider. O, bir milli lider. O, bir dünya lideri. Yedi düvele dur diyen LİDER.

Saygılar, hürmetler. Eşiniz hanımefendiye selamlar. Hayırlı, huzurlu bayramlar.
Adınız ve Soyadınız -- 17.06.2018 01:13
YOZGAT BASIN MÜZESİ PROJESİ
Değerli Kadriye Hanımefendi, sadece Yozgat’ta değil tüm ülkemizde her konudaki yozlaşmayı ve bunun neticesi görgüsüzce bencilleşmeyi pek güzel tarif etmişsiniz. Bu bencilleşme daha ileri safhalarda kibirlenmeyle etrafına zarar vermeye başlıyor. Bunun çok örneklerini yaşadık ve yaşamaya devam ediyoruz. Umarım, bu şehri yönetenler yazınızda yaptığınız uyarılara duyarsız kalmazlar. Tarihte bir ailenin kurduğu bu güzel şehrin geçmişine sahip çıkarlar. Saygı ve selamlar.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 13.06.2018 23:29
BİR ZAMANLAR, O ŞEHİRDEKİ RAMAZANLAR
Yorumunuzah Kadriye ablam ah ne guzeldi o gunlet bakkal memetin orda rahmetli hanife ablalarin tandirda ne gunlerdi simdi nerde yuregine saglik cok kkk guzel anlatmissin
Adınız ve Soyadınız -- 30.05.2018 23:26
BİR ZAMANLAR, O ŞEHİRDEKİ RAMAZANLAR
Ablammm
Harika bir anlatım, neredeyse resmini çizmissin o günlerin.
Gözümde canlandı bir bir o günler o anılar.
Bambaşkaydı o zaman ki ramazanlar. Kellecinin fırından uzunca pideler yapılırdı. O pidelerin kokusu hala burnumuzda tüter.
Tebrik ediyorum.
Yeni yazı dizilerini bekliyorum.
Kalemine yüreğine sağlık...
Ali Gölcük -- 30.05.2018 18:42
YOZGAT LİSESİ (1978/1981) SAÇ SÜSLEME ve FELSEFE DERSİ (BÖLÜM: 10)
çok çok tşkler
-- 15.05.2018 18:29
SILADA KAYBOLAN ÇOCUKLUĞUM
Kadriye Hanım, "Sılada Kaybolan Çocukluğum" yazınızı okuyunca çok hoşuma gitti yorum bıraktım. Biraz sitem etmek istemiştim. "BELKİDE HİÇ HATIRLAMADIĞINIZ HOCANIZ" diyerek. Halk Eğitim Merkezinde kur hocanızdım. Hemen hemen aynı yaşlardaydık. Çok iyi bir arkadaş ve faal bir kursiyerdiniz. Hala resimlerimize bakıp sizleri hatırlarım. O zamanın insanları bu şehirde kalmayınca şehrin siması bile değişti.

Selam ve sevgilerimle...
GÜLEN -- 06.05.2018 22:39
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
1
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00