BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 18.08.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
196
Dün
:
4633
Toplam
:
14330837
YANKI Kadriye ŞAHİN
MEHMETÇİK SURİYE DAĞLARINDA
kadriyesahin64@gmail.com


Demokrasi, insan hakları, bireysel özgürlükler; Ambalajlı, parlak, yalan paketlerin içinin, kan, acı ve gözyaşı ile dolu olduğunu tüm dünya gördü. Bu paketleri, Avrupa'nın hazırlayıp; Orta-doğuya, ne amaçla sunmaya çalıştıklarının foyası, ne yazık ki Türk askeri Suriye topraklarına geçince, paketin içindekiler ortaya döküldü.. Bu kirli oyunlar kendi başlarına dert olur iken,"Türkler fazla ilerlemesin" diye endişeye kapılıp, sözde terörist dedikleri; Özde, kendi kanlı ordularını koruma çabası içinde bocalayan Avrupalılar, terör örgütlerine hangi maskeyi takacaklarını bilemiyorlar. Hani, Amerika Irak sınırları içine asker yığınağı yaparken, maksadı güvenlikti ya! Güvenlik görevlisi Avrupa...! Amerika, güvenliği bahane edip, dolaylı yollardan ülke işgal ederek, kibar kibar sömürüp, yavaş yavaş kemirirken; Çevirdiği fırıldaklar, entrikalar yüzünden güvenlikçi Amerika, sonunda itibarını kaybetti. Etti etmesine de, diğer Avrupa ülkeleri gerçekleri anlamamakta neden bu kadar direniyor, anlamak istemiyor?

Çünkü, yıllardır Türk ve Kürt Milletinin yaşadığı acıları anlamak istemiyorlar... Anlamak isteyeni de istemiyorlar. Bu acılar bitmesin istiyorlar. "İnsan hakları" savunuculuğu; Merhamete, vicdana, adalete, hukuka dayalı savunma olarak oluşturulsaydı; Bu gün, Türk askerine destek vermeleri gerekirdi.
Onlar bu değerlerin sahibi olmadıkları için; Acılar içinde kıvranan şehit Türk askerlerini, yüreği yanan anaları anlayamıyor... Onlar, kaç körpe fidanın nasıl Şahadet şerbeti içtiğini görmezden geliyor... Sularda boğulan, dağlarda vurulan, beşiğinde canlı canlı yakılan bebeklerin, köylülerin... Kör kurşuna hedef olan doktorun, öğretmenin, gazetecinin, albayın, yarbayın, savcının, korucunun, çiftçinin... Kendi besledikleri; Dişine kan değmiş canavarlara, yem olarak sunulurken; Kendi savunduğu, "insan hakları" ambalajını hiç açamıyor. Açmak aklına gelmiyor, getiremiyor.

Daha doğrusu, göstermelik bu paketi açmak istemiyor. Onların yapmak istediği; Parçalamak, bölmek, Müslümana göz açtırmamak. İstedikleri tek şey; İnançlarına göre, kan dökerek, gökten İsay'ı indirip, "Haç"larını canlandırmak. Kanlı haçlarına yaranmak. Müslümanı Müslümana kırdırıp, "işte sizin dininiz, işte İslam bu diye " güneşi balçıkla sıvamak.
Dünyanın öbür ucundan gelerek adalet, huzur, güven getirme adına Müslümanların topraklarını işgal eden Avrupalılar, yıllardır toprağa düşen şehitlerin analarını, çekilen acıları, keşke bir nebze anlayacak kadar insan olsalardı.

Bir şehit anası nasıl yaşıyor, İmanı ile duyguları nasıl savaşıyor? Yanmış yüreğindeki alevler nasıl arşa ulaşıyor..?
Bu acıyı anlayacak kadar duygularınız var mı?
Kan emerek, can alarak, beslenen yüreğiniz anlayamaz elbette! Anlarsanız siz aç kalırsınız. Silah satamaz, can alıp, kan emip, beslenemez siniz...

Biz bir yola çıkmışsak, sonuna kadar gideriz. Çünkü, bağrı yanan şehit analarının yüreğine su serpmek, hakkını helâl ettirmek, vatanını korumak, geride kalanların görevidir. Geride kalan olmadığı zaman, bu anaların karşısında kimse duramaz. Ne uçaklar, ne atılan toplar, duman duman savrulan o yüreği bulup vuramaz.
Bir şehit anası nasıl yaşar bilir misiniz?
Sizin hiç yüreğinize; Ateşler savuran, kızgın demir parçaları saplandı mı? Alev alev yanan, ılgıt ılgıt kanayan yüreğiniz, uykuyu unutan gözleriniz, doğan güneşe, kararmış dünyanızdan umutsuz baktı mı? Yanan yüreğin sözü, gözlerinizden deniz olup, tuzlu tüller gibi deryalara aktı mı? Sözün özü; Sizin yüreğiniz, bağrınızdan kirli, sivri pençelerle sökülüp alınarak, elinize verilip, ellerinizle bıraktığınız toprağa karıştı mı?

Bir şehit bir kez şehit olur...Fakat, şehit anaları günün her saati, her saniyesi ölüm acısıyla ölüp, iman nurunda binlerce kez yeniden dirilirken; Sizin bedeniniz, bu doğum sancısıyla kıvranıp, tanımadığınız alemlerden akseden Nur dirilişi ile, hiç tanıştı mı? Bu gün, sizin içinizde barınan "Yeşiller partisi"nin savundukları, meclisinize gelip PKK için zırıl zırıl ağlayanlar, PKK bayrağını boyunlarına asanlar, bunları yapanlar, yaşatanlar... Hep müttefik kaldığımız, dost bildiğimiz ALMANYA..!

İşlemeli kundaklara sarmadığı, gelincik süslü yollarda yürütmediği, okuldan dönecek diye yollarını beklediği, saçını taramaya kıyamayıp sıvazladığı... Göz nuruyla aldığı diplomalarına, taktirlerine, umut bağladığı.. Geleceğini, gelecek için kurduğu süslü hayalleri; çakal sürülerinin pençelerine sizin gençleriniz bıraktı mı FRANSA? İşte sizin ülkenizde barınan, insan haklarını savunan baldırı çıplaklar, suçsuz evlatlarımızın geleceğini nasıl aldıklarını siz, çok iyi biliyorsunuz AVRUPA!

..........

Tırnağını kesmeye kıyamadığı, oyma işlemeli sandıklarda sakladığı evladının, can parçasının hatıralarına; Herkes sıcak yatağında renkli rüyalara dalarken, gecelerin ayazına aldırmadan, donmuş denizleri yanan yüreğinin aleviyle okşayıp; Bir zamanlar dokunan parmaklarının sıcaklığını, gözlerinin pırıltısını... Okuduğu kitaplarda, dokunduğu eşyalarda kalan kokusunu... Kınalı kuzusunun hatıralarını el ayak çekilince öpüp kokladığı, yüreğine basıp sessiz sessiz ağladığı, kavuşmak için sadece ahirete umut bağladığı... Geçen her saat, her gün, her hafta vuslata ereceği günün yaklaştığı sevincini... Yaşadı mı senin ülkende yaşayan analar AMERİKA?

Elbette yaşamadı..!
Ey gözü dönmüş, dişleri kanlı canavarlar! Siz bilmezsiniz bir şehit anası asla uyumaz. Geceleri, gecenin lacivert karanlığını elleriyle sıyırıp, gökten yıldızları bir bir koparır, yavrusunun başını ay yıldızlı ayetlerle süsler... Kırağı düşen dağların serinliği bile yüreğinde alevler yakar. Kar yağmış ovaları dolaşır, bulutlarla konuşur. Yağmurlar şehitliklere yağarken, gözyaşlarına yağmur damlaları karışır. Bu damlalarda şehitler analarıyla buluşur. Mezarında açan güller, sesi olup, sözü olup, o analar ile konuşur. Siz hiç, şehitleriniz ile böyle konuştunuz mu HOLLANDA?

Siz konuşamazsınız...! Sizde şehit olmaz. Siz ölürken, ölümden utanıp yüzüstü dönersiniz.
Şehit anaları her secdeye başını dayadığında. Günün beş vakti Allah'ın huzuruna vardığında, Rabi'nin yanında olan, cennet ırmaklarına dalan, Şahadet şerbetiyle arınan... Günün her saati; Nur'u vatanına, bayrağına güneş gibi yansıyan yavrularıyla buluşur... Buluşur, kavuşur, yanan yüreğinin alevlerini söndürüp, imanın sabrını yaşamak, yerde kalan kanı yıkamak için yine bedene bürünür... Vuslat gününün güzelliğine, şehit anası olmanın özelliğinde yaralarını sarar... Dayanma gücünü imanın nurunda bulur. Siz hiç bu şerefe nail oldunuz mu İTALYA?

Siz olamazsınız!
Siz bunları bilemezsiniz...! Bizim kınalı kuzularımız, yol vermez dağlarda... Bedenine yorgan yorgan yağan karların altında... Başını, yastık diye dayadığı taşlarda...
Hazır Mehmetçikler, kovalarken it sürüsünü, kaçarken çakallar da...
Siz toplanınız yuvarlak masa etrafında. O sıcak lüks mekanlarda. En güzel kıyafetlerinizi giyiniz. Özenle saçlarınızı tarayıp, makyajınızı yapıp, dünyaya gülümseyerek nasihatler veriniz...! Alınız, kara korkularınızı da yanı başınıza... İnsan hakları, demokrasi perdesi altında...insan ciğeri yiyen, kafa kesen, köyleri basan, ruh hastası teröristler... Sizin, "kara gücümüz" dediğiniz piyonlarınızı nasıl olsa Amerika koruma çabasında...

Demokrasi, insan hakları, bireysel özgürlükler deyip, cilalı, jelatinli paketler dağıttınız. Bu paketlerin içini göz yaşı, kan, acıyla doldurarak, insanları kışkırtıp, vatanlarından çıkarttınız. Bölünmüş parçalanmış, yeni kurulacak devletlerin haritalarını asarak; NATO odalarında; Ülkemiz üzerine, şeytana pabucunu ters giydirecek komplolar hazırladınız . Şimdi çırpınıp durun o NATO nun çatısı altında.

Artık; Bu yaptıklarınızın bedelini ödetecek olan MEHMETÇİKLER, SURİYE dağlarında.

Kadriye ŞAHİN

03.02.2018

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
YOZGAT LİSESİ (1978/1981) (OKUL YOLLARINDA) BÖLÜM 3
o gün gerçekten çok soğuk bir kış günüydü şeker pınar mahallesinde oturuyoruz kula gitsen bir dert gitmesen felsefe dersinden yazılı var yaşıyorsa kulakları çınlasın rahmetli olduysa Allah rahmet eylesin (namı değer baba anne ) Perihan TOK hocamız ın dersi sınıf dan bir arkadaşımız derse girse hocanın yazılı yapacağını bütün 6 EDEBİYAT D Sınıfı arkadaşlarımız biliyor. onun için sınıfın dörtte 3 gelmiştik,bir atasözü o şartlarda tam bize uymuştu (kurt kışı çıkarır fakat yediği ayazı asla unutmaz) bizlerde okula gelirken yediğimiz ayazı otuz yedi yıl geçmesine rağmen unutmamışız bizleri o günlere tekrar götüren sınıfımızın değerli kalemine teşekür ederim
murat cakmak -- 23.04.2018 14:53
YOZGAT LİSESİ (1978/1981) LİSE CADDESİ (BÖLÜM: 2)
Kadriye canım, can arkadaşım mesajını yeni gördüm. Biraz gec kaldim galiba.
Başarılar diliyorum yazılarını okudum. Ne kadar güzel yazıyorsun okurken ki, o lise yıllarına aldın götürdün beni. Okul çıkışında çoğu okulların lise caddesinde olması kızlı erkekli bütün gençlerin okul çıkışı gruplar halinde ki o kalabalığı unutamiyorum. sayende arkadaslari sosyal medyadan bulduk.sana çok teşekkür ederim.
Bu arada, Cengiz arkadaşımıza çok geçmiş olsun. Allah şifalar versin.
Zehra YILMAZ -- 20.04.2018 00:20
YOZGAT LİSESİ (1978/1981) LİSE CADDESİ (BÖLÜM: 2)
Muhterem Kadriye Şahin Hanımefendi!
Bazen bir yazıyı yazmaya başlarken, bu sefer kısa tutacağım dersiniz de konu sizi alır götürür ya!
Ya da bazen bir başkasının yazısına; baksam mı ki, çok mu uzun olmuş ne dersiniz ya?
Sonra bir sihir sarar sizi ve alıp götürür...
Yazarken veya okurken!
Bazen tekrar tekrar yukarıya döner bakarsınız.
O kabil bir yolculuk olmuş hepimizin ortak caddesine...
Bir zamanlar öyleydi Lise Caddemiz! Hepimizin birbirine yıllar sonra bile o caddenin simalarımızı birbirine aşina ettiği için değil midir ki bize; "vaaay gardaş, ya da vaaaay bacım" dedirten?
Şimdi orada, o caddede kendimi yabancı hissedişimi hatırladım ve gırtlağıma düğümlenen bir soluk soluksuzluk takılı kaldı.
Kırkbeş sene olmuş gençliğimizi oraya fatihasız gömeli...
Burnumun direği sızladı. Ellerinize sağlık.
Yasin Ali ER -- 20.04.2018 00:19
RUHU ÖLDÜRÜLEN ŞEHİR
"Sılada kaybolan Çocukluğum" isimli yazı için en son yorum yazan Hocam'a bende sevgilerimi iletiyorum. Sanırım, çalıştığım okullarda görev yapan benden küçük hocalarımızdan biri olmalısınız. Tahmin ediyorum fakat, isminizi yazmış olsaydınız daha net hatırlaya bilirdim. Çalıştığım ve tanıdığım insanların hiç birini unutmadım. Elbette ki, ikram edilen bir bardak çay, bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı varken, verilen Selâm'ın, söz olup dökülen kelâm'ın hatırı gönlümüzde sonsuzdur.

Güzel yorumunuz için teşekkür ederim. Selamlar, Sevgiler..
Kadriye ŞAHİN -- 16.03.2018 23:28
SILADA KAYBOLAN ÇOCUKLUĞUM
Leylekler, "cemre"yle dönsün konakların yüksek bacalarına. Lak lak sesleri karışsın ılık meltem rüzgarlarının sancılarına. Büyük cami avlusundaki güvercinler pelte pelte karışsın Yozgat'ın gri bulutlarına. Gökyüzü lacivert akşamların kızıllığına boyandığında. Kırlangıçlar dans edip savrulsun, kara bulut giymiş balerin ustalığında. Sabahın seher rüzgarında çil horozların sesi yankılansın "Gelin kayası" ufuklarında. Sahipsiz köpekler yine olmasın bu şehrin sokaklarında.

Bu yazı ne kadar harika bir kalemden ve bahar kokulu bir yürekten dökülmüş. Ne doğanın güzelliği, ne komşuların özelliği, ne hayvanların sahipsizliği, ne de sosyal yaşanın şenliği unutulmuş. Nakış nakış işlenerek tüm desenler betimlemelerde can bulmuş.

Ne yazık ki, bu şehre leylekler dönmüyor.Güvercinler uçmuyor,kırlangıçlar artık buralardan geçmiyor. Kim bilir belkide siz yoksunuz diye!

Selam, sevgi ve hürmetlerimi kabul buyurunuz.
BELKİ DE HİÇ HATIRLAMADIĞINIZ HOCANIZ -- 10.03.2018 16:52
MEHMETÇİK SURİYE DAĞLARINDA
Yureğine emeğine saglik sermissin gercekleri gözler önüne
Adınız ve Soyadınız -- 07.02.2018 08:07
YILDIZLARDA ASILI KALAN GÜLÜŞLER ( Yeni Yıl )
Kadriye hanım, bu ne güzel bir anlatım. Şiir gibi. İnanın kendimi farklı bir alemde, aile sıcaklığının içinde buldum. Aslında ne çok şeyi kaybetmişiz. paylaşımı, beraberliği, mutlu olmanın yollarını kaybetmişiz. Masal gibi bir bahçe hayal ettirdiniz.

Harika,çok güzel bir anı yazısı olmuş. Selamlar..
Nurten Selvi -- 04.02.2018 02:58
SILADA KAYBOLAN ÇOCUKLUĞUM
Kadriye Şahin hanımefendi, Gecenin üçü olmuş. Uyku tutmadı. Kalkıp yine bu yazıyı okumak istedim. Belki gerilere yaptığım yolculukta, etrafın manzarasından gözlerim yorulur; ruhum rahatlayıp, mutluluğu, huzuru bulur diye.

Bize bizi taşıdığınız, unuttuğumuz geçmişimizle tanıştırıp, huzur taşıdığınız için size minnettarım. Diğer yazılarınızda çok güzel fakat bu yazı başka bir güzel. Çocukluk ve çocuklar kadar özel. Teşekkürler sevgiler... Siz hep yazınız.
Mahinur Sezer -- 01.02.2018 03:20
YOZGAT YOLU, GÖÇ KERVANI
Kadriye hanım; Bir zamanlar Kapusuzoğlu'nun sayfasını takip etmekten usandık. Sizde usandırmayın bizi. O güzel yazılarınızı okudukça okuyasım geliyor. Yozgat'ın yarasına parmak basmışsınız. Keşkelerim kimseler göçmeseydi. Yozgat güzelleşti fakat sizin dediğiniz gibi içinde salınan yerlisi kalmadı. Selamlar, sevgiler... güzel kaleminiz her daim yazsın istiyoruz.
Nagihan Uslu -- 29.01.2018 03:16
YOZGAT YOLU, GÖÇ KERVANI
Sayın Şahin;
Yazının tamamı değerlendirilecek olur isek; teknolojide öndeyiz fakat, üretimde gerideyiz demek istemişsiniz.Bunun sebebini "yol sorunu, ulaşım" olarak nitelendirmiş siniz. Yol meselesi Yozgat ın kanayan bir yarasıdır. Şehir içi ve dış ulaşım yıllarca insanları canından bezdirmiştir.

Yazılarınızdaki betimlemeler ve benzetmeler her daim ilgiyle takip etmeme neden olan dikkat çekici noktalardır.

Kaleminiz var olsun. saygılar.
Songül gül -- 23.01.2018 17:01
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
2
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00