BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 26.05.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
228
Dün
:
4633
Toplam
:
13884036
YANKI Kadriye ŞAHİN
RUHU ÖLDÜRÜLEN ŞEHİR
kadriyesahin64@gmail.com
RUHU ÖLDÜRÜLEN ŞEHİR
Yozgat Hastanenin Yıkımı
(Doğumu Tarihi 1933. Öldürülme Tarihi .../.02/2018)


Bir kaç gündür memleketimle ilgili gazeteleri okuyacak vakit bulamadım. Geçen haftalarda memleketimizi ziyaret edip, Yozgat çamlığının kış manzaralarıyla, hasret gideren bir arkadaşım, Yozgat hakkında yazdığım yazıları okumuş ve yazılarıma yön vermesi konusunda, istediğim yerlerin resimlerini çekip gönderebileceğini söylemişti. Bende kendisine, bol bol çamlıktan kar manzarası, okuduğumuz okulların resimlerini, Mübarek Ahmet Beyefendinin türbesini, Yozgat'ın eski çeşmelerini, şehitliğimizin girişini, Hastane Caddesi'nin resimlerini görüntüleyip göndermesini rica etmiştim. Belki, kendisine göre gezip göreceği yerler vardı. Fakat, bu kısacık ziyareti esnasında, kar kış demeyip, istediğim; aslında özlediğim bütün yerlere giderek resimlemiş. Bir birinden harika resimler göndermiş. Yozgat'ın, bizim zamanımızdaki geçmişini yansıtacak olan çalışmalarım için, bunca emek harcayıp; "memleketime faydam olur ise, faydası olana destek olabilmişsem ne mutlu bana" diyerek beni onurlandıran, yazılarıma destek veren, bu memlekette yaşamamasına rağmen, "Yozgat sevdalısı" insanların varlığını hatırlatan arkadaşıma buradan bir kez daha teşekkür ediyorum. İşte bu resimlerden aldığım ilham ile, kalemim döndüğünce yeni bir yazıya başlamıştım. Bundan dolayı, Yozgat da olup bitenden habersiz, çala kalem çalışırken, bu gün gazetelere göz atayım istedim. İlk gözüme çarpan, "Yozgat Hastanesinin Yıkımı" oldu. Parmaklarım klavyenin üzerinde dondu, nutkum tutuldu.

Günler öncesinden okuduğum haberlerde, "Eski Yozgat hastanesinin yıkılacağı düşünülüyor" diye, bir yazı okumuştum. İnanın, inanmamıştım. Çünkü, böyle bir karara en azından halk karışı çıkar diye düşünmüştüm.

Ne saygısızlık etmektir meramımız, nede bir mülki amirin işine karışmaktır amelimiz. Sadece bilsinler ki, çok üzdüler, perişan oldu ruh halimiz. Bilemiyorum, mülki amir dururken de kime anlatalım, nasıl anlatılsın ahvalimiz?

Elbetteki idari amirlerimiz, mülki amirlerimiz memlekete faydalı işler yapmak, halkı refaha kavuşturmak, güvenliği sağlamak, istihdam alanları açmak için, bazı kararlar almak zorundalar. Çünkü onlar bu çalışmaların öncülüğünü yapmak için buradalar. Az çok biliyoruz ki, bazı çalışmalar yapılırken, fikir alınır, oya sunulur, sonra karara bağlanır. Daha sonrada alınan kararlar onaylanır. Şimdi soruyorum sayın yetkililere. Bu kararı kim, neden verdi, kim onayladı? Bunun çok geçerli bir sebebi olmalı. Manevi değeri, hiç bir getiriyle ölçülemeyecek bu bina neden yerle yeksan edildi? Halktan biri olarak merak içindeyim.

Sayın Hakan Kiracı Beyefendi, Yozgat Gazetesi; "Gündem" isimli köşesinde, "Yozgat’ta ne var ve de ne yok" başlığı altında, Yozgat'ın halini, göç sorununu anlatan paylaşımına, şöyle bir yorum yazmıştım;

"İnsanların yaşam şekillerinin, yaşam alanındaki ortamın nasıl yapay bir hale getirilip, ruhsuzlaştığını görmek, insana ölümden daha acı geliyor. İnsanoğlu yaşadığını sanıyor. Oysa özünden, kültüründen, geçmişinden koptuğu an, bunları yok ettiği zaman, kendi kendini yok ediyor. Nerede, benim Yozgat'ımın konakları? Nerede, salkım söğütlü, içinde ak kanatlı kuşların gezdiği, yeşilbaşlı ördeklerin, geceleri kurbağaların öterek yüzdüğü dereleri? Sıra söğüt deresindeki salkım salkım su üstüne dökülen, rüzgar esince, savrulup, raks eden söğütler... Bu adı taşıyan Sırasöğüt Mahallesi nerede? Nere de, bahar yağmurlarına boyun büken, bel kıran; sarı taşları desen desen işlenip, parke parke örülen taş köprüler? Nerede, ökçeli ayakkabıların ökçesiyle ritm tutan Hastane Caddesi'ndeki taş kaldırımlar? Neden yok, hastane bahçesinde katmer katmer açan, miski amber kokulu güller, çamlar altındaki çardaklar? Maalesef öldürüldüler... Bunlarla beraber, O memleketin geleceği de öldü. Soruyorlar her gidene, cevap veremiyor... Belkide, o mezarlıkta yaşamamak için bunca göç, cevabını bilemiyor."
Demiştim.

Yok olanlardan geriye kalan, "Yozgat Şehir Hastanesi"ne de son darbe vurularak yok olmuş. Aslında bu darbe, şehre vurulmuş. Bu darbe, Yozgatlıya vurulmuş. Bu darbe, gurbette gurbet kahrı çekip, sıla özlemiyle kendini avutana vurulmuş.

Çünkü, bu şehrin tüm güzelliği, özelliği; şehirleşme, yapılaşma, toki'leşme adına kaybolarak; bahçeleri elinden alınarak, bahçelerdeki ceviz ağaçlarına balta vurularak, tek fabrikası yıkılarak, güzelim konaklar bakımsızlıktan yol açma adına uçurularak hamamları kapatılarak, çeşmeleri kurutularak bu şehir ruhunu kay betti... Zaten can çekişiyordu. Canı çıkmadık bir başı; asırlık hastanesi Yozgat'a Yozgat olduğunu, hatırlatan tek bu bina idi. Şimdi bu kimliğin belirtisi de kayboldu öylemi? Sonunda, ruhunu bedeninden çıkarmayı başardınız vesselam!

Bu kararı valilik tek başına alarak yıkım işlemi yaptığına inanmıyorum. Asırlık hastanenin yıkımına sebep olanlara sesleniyorum!

Bu şehrin kahrını çekenler; zamanında yol bulamadı yürüyecek. Çamurunu, karlarını tırnaklarıyla eşeledi lâkin iş bulamadı gençlerini çalıştırıp ekmek yedirecek. Dursun dedenin, Hurşit dedenin paltosu bile yoktu, evlerimize su taşırken, kışın ayazında giyecek. Yazın sıcağında kurur, kışın soğuğunda donardı sularımız. Su bile bulamazdık, mahalle çeşmelerinden içecek. Her bahar sel basardı şehri. Yeşilbaşlı ördekler yüzsün diye; dereleri kapatıp, yollar açmamıştık üzerinde gezecek.

Yine de seviyorduk bu kahır dolu şehri. Her hali doğal, her yapısı asaletli, insanları metanetli olduğu için. Aç da kalsa kimse göçü yüklemiyordu. Bu şehrin ruhu öldürülene dek. En azından bir hastanemiz vardı. Kars'dan, Ardahan'dan, Ağrı'dan insanlar gelip, dertlerine derman ararken evlerimize de misafir olurlardı. Bu sayede, Doğu ile İç Anadolu'nun dostluk köprüsüydü bir zamanlar bu hastane. Elektrikler kesilince mum ışığında ameliyatlar yapılmıştı o hastahanenin içinde.Tüm çocuklar, o hastahanede doğdu. Çoğumuz o hastanede gözlerimizi dünyaya açtık. O hastanede ilk bebek ağlamasını duyup; baba, ana olmanın ilk duygularını yaşadık. Biz bu hastahanede doğmayı, doğurmayı, yaşamayı yaşatmayı başardık. Hadi bunlar mutluluklarımız idi. Göz koydunuz... Bu anıları aldınız. Biz alıştık mutluluklarımız dan vazgeçmeye de...

Fakat; dedelerimizi, analarımızı, babalarımızı, tüm sevdiklerimizi, öte aleme o limandan uğurladık. Bizler, bir asırdır o hastahanede ne acılar yaşadık, ve ayrılıkları o bahçede bıraktık. Belki mendil sallamadık bu ayrılıklarda. Ama, gözyaşlarımızı sildiğimiz o mendilleri bahçesine bıraktık. Gözlerimizin yaşıyla bahçesini suladık. Bizim acılarımız sizin ne işinize yarayacaktı ki, acılarımızın bile hatırasını çok görüp, yerle yeksan ettiniz. Acılarımızı bile bıraktığımız yerden söküp yok ettiniz.

Şimdi, gidenlere dönün diyorsunuz. ? KİME ? NEREYE ?
Ölmeden, öldürdünüz.!
Bize ait, bizim olan; mutlulukları, hatıraları, anıları, acıları... Siz bizi, Yozgat dışında yaşayan Yozgatlıları ve avunduğumuz sıla mızı öldürdünüz. Ölmüş ölüler, haydi dönelim şimdi, ölmüş bir şehre. Öldürenlerin, ölü şehrine... Ruhu ölen şehre...
Uçakla, trenle taşırsınız artık bizi, bu şehrin geçmişine.

15.02.2018

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
YOZGAT LİSESİ (1978/1981) SAÇ SÜSLEME ve FELSEFE DERSİ (BÖLÜM: 10)
çok çok tşkler
-- 15.05.2018 18:29
SILADA KAYBOLAN ÇOCUKLUĞUM
Kadriye Hanım, "Sılada Kaybolan Çocukluğum" yazınızı okuyunca çok hoşuma gitti yorum bıraktım. Biraz sitem etmek istemiştim. "BELKİDE HİÇ HATIRLAMADIĞINIZ HOCANIZ" diyerek. Halk Eğitim Merkezinde kur hocanızdım. Hemen hemen aynı yaşlardaydık. Çok iyi bir arkadaş ve faal bir kursiyerdiniz. Hala resimlerimize bakıp sizleri hatırlarım. O zamanın insanları bu şehirde kalmayınca şehrin siması bile değişti.

Selam ve sevgilerimle...
GÜLEN -- 06.05.2018 22:39
YOZGAT LİSESİ (1978/1981) SÜRGÜN OKULDA Kİ HALLERİMİZ (Bölüm:6)
sınıfımızın değerli kalemi ve 6 edebiyat sınıfının kalplerinde güzellikten başka hiç bir şey bulunmayan sınıf arkadaşlarım ve bizlere birer ışık olan değerli hocalarımız (Bu dünyadan göçüp gidenlere Allah rahmet eylesin kalanlara mevlam sağlık bir ömür versin.kardeşim, Fahri TAŞ hocamıza 6 ed.c sınıfından iftira atılmıştı aynı konuyu bizim sınıfta anlattığı için bizim sınıfı hakim bey ifadelerimizi almak için bu günkü valilik binasının alt katında bulunan adliyede ifade vermiştik sınıfımız anlaştı ilk giren 5-10 arkadaş ifade verdi (tabi ifadeler aynı )idi geri kalan arkadaşlarımızda bizden önceki arkadaşlarımız ne söyledilerse doğrudur demiştik ve hakim bey bizi adliyeden kovmuştu. 6 EDEBİYAT D SINIFI DERSLERİNE GİREN BİZİM BU GÜNLERE GELMEMİZDE BİZE YOL GÖSTEREN DEĞERLİ HOCALARIMIZIN ELLERİNDEN HÜRMETLE ÖPÜYORUM (MÜMTAZ HOCAMIZIN ELLİ BİRAZ AĞIRDI)
murat çakmak -- 25.04.2018 15:41
YOZGAT LİSESİ (1978/1981) CENNETİ CEHENNEME ÇEVİRDİLER (BÖLÜM: 5)
Değerli kardeşim sınıf arkadaşım o günleri çok güzel yorumladığınız için size teşekür ediyorum.Yaşam dediğimiz şu fani dünyada her şeyin acısı, tatlısı olduğu gibi o günlerinde kendine has güzel yanları vardı bu günkü lise öğrencilerinin manadan vatandan,bayraktan uzak duran halleri ve aralarında çıkan kavgalar sudan sebepler,oysaki bizim gençlik yıllarımızda. atılan her adım vatan,bayrak,millet içindi.
Murat Çakmak -- 25.04.2018 10:44
YOZGAT LİSESİ (1978/1981) (OKUL YOLLARINDA) BÖLÜM 3
o gün gerçekten çok soğuk bir kış günüydü şeker pınar mahallesinde oturuyoruz kula gitsen bir dert gitmesen felsefe dersinden yazılı var yaşıyorsa kulakları çınlasın rahmetli olduysa Allah rahmet eylesin (namı değer baba anne ) Perihan TOK hocamız ın dersi sınıf dan bir arkadaşımız derse girse hocanın yazılı yapacağını bütün 6 EDEBİYAT D Sınıfı arkadaşlarımız biliyor. onun için sınıfın dörtte 3 gelmiştik,bir atasözü o şartlarda tam bize uymuştu (kurt kışı çıkarır fakat yediği ayazı asla unutmaz) bizlerde okula gelirken yediğimiz ayazı otuz yedi yıl geçmesine rağmen unutmamışız bizleri o günlere tekrar götüren sınıfımızın değerli kalemine teşekür ederim
murat cakmak -- 23.04.2018 14:53
YOZGAT LİSESİ (1978/1981) LİSE CADDESİ (BÖLÜM: 2)
Kadriye canım, can arkadaşım mesajını yeni gördüm. Biraz gec kaldim galiba.
Başarılar diliyorum yazılarını okudum. Ne kadar güzel yazıyorsun okurken ki, o lise yıllarına aldın götürdün beni. Okul çıkışında çoğu okulların lise caddesinde olması kızlı erkekli bütün gençlerin okul çıkışı gruplar halinde ki o kalabalığı unutamiyorum. sayende arkadaslari sosyal medyadan bulduk.sana çok teşekkür ederim.
Bu arada, Cengiz arkadaşımıza çok geçmiş olsun. Allah şifalar versin.
Zehra YILMAZ -- 20.04.2018 00:20
YOZGAT LİSESİ (1978/1981) LİSE CADDESİ (BÖLÜM: 2)
Muhterem Kadriye Şahin Hanımefendi!
Bazen bir yazıyı yazmaya başlarken, bu sefer kısa tutacağım dersiniz de konu sizi alır götürür ya!
Ya da bazen bir başkasının yazısına; baksam mı ki, çok mu uzun olmuş ne dersiniz ya?
Sonra bir sihir sarar sizi ve alıp götürür...
Yazarken veya okurken!
Bazen tekrar tekrar yukarıya döner bakarsınız.
O kabil bir yolculuk olmuş hepimizin ortak caddesine...
Bir zamanlar öyleydi Lise Caddemiz! Hepimizin birbirine yıllar sonra bile o caddenin simalarımızı birbirine aşina ettiği için değil midir ki bize; "vaaay gardaş, ya da vaaaay bacım" dedirten?
Şimdi orada, o caddede kendimi yabancı hissedişimi hatırladım ve gırtlağıma düğümlenen bir soluk soluksuzluk takılı kaldı.
Kırkbeş sene olmuş gençliğimizi oraya fatihasız gömeli...
Burnumun direği sızladı. Ellerinize sağlık.
Yasin Ali ER -- 20.04.2018 00:19
RUHU ÖLDÜRÜLEN ŞEHİR
"Sılada kaybolan Çocukluğum" isimli yazı için en son yorum yazan Hocam'a bende sevgilerimi iletiyorum. Sanırım, çalıştığım okullarda görev yapan benden küçük hocalarımızdan biri olmalısınız. Tahmin ediyorum fakat, isminizi yazmış olsaydınız daha net hatırlaya bilirdim. Çalıştığım ve tanıdığım insanların hiç birini unutmadım. Elbette ki, ikram edilen bir bardak çay, bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı varken, verilen Selâm'ın, söz olup dökülen kelâm'ın hatırı gönlümüzde sonsuzdur.

Güzel yorumunuz için teşekkür ederim. Selamlar, Sevgiler..
Kadriye ŞAHİN -- 16.03.2018 23:28
SILADA KAYBOLAN ÇOCUKLUĞUM
Leylekler, "cemre"yle dönsün konakların yüksek bacalarına. Lak lak sesleri karışsın ılık meltem rüzgarlarının sancılarına. Büyük cami avlusundaki güvercinler pelte pelte karışsın Yozgat'ın gri bulutlarına. Gökyüzü lacivert akşamların kızıllığına boyandığında. Kırlangıçlar dans edip savrulsun, kara bulut giymiş balerin ustalığında. Sabahın seher rüzgarında çil horozların sesi yankılansın "Gelin kayası" ufuklarında. Sahipsiz köpekler yine olmasın bu şehrin sokaklarında.

Bu yazı ne kadar harika bir kalemden ve bahar kokulu bir yürekten dökülmüş. Ne doğanın güzelliği, ne komşuların özelliği, ne hayvanların sahipsizliği, ne de sosyal yaşanın şenliği unutulmuş. Nakış nakış işlenerek tüm desenler betimlemelerde can bulmuş.

Ne yazık ki, bu şehre leylekler dönmüyor.Güvercinler uçmuyor,kırlangıçlar artık buralardan geçmiyor. Kim bilir belkide siz yoksunuz diye!

Selam, sevgi ve hürmetlerimi kabul buyurunuz.
BELKİ DE HİÇ HATIRLAMADIĞINIZ HOCANIZ -- 10.03.2018 16:52
MEHMETÇİK SURİYE DAĞLARINDA
Yureğine emeğine saglik sermissin gercekleri gözler önüne
Adınız ve Soyadınız -- 07.02.2018 08:07
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
1
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00