BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 19.08.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
232
Dün
:
4633
Toplam
:
14345558
YANKI Kadriye ŞAHİN
RUHU ÖLDÜRÜLEN ŞEHİR
kadriyesahin64@gmail.com
RUHU ÖLDÜRÜLEN ŞEHİR
Yozgat Hastanenin Yıkımı
(Doğumu Tarihi 1933. Öldürülme Tarihi .../.02/2018)


Bir kaç gündür memleketimle ilgili gazeteleri okuyacak vakit bulamadım. Geçen haftalarda memleketimizi ziyaret edip, Yozgat çamlığının kış manzaralarıyla, hasret gideren bir arkadaşım, Yozgat hakkında yazdığım yazıları okumuş ve yazılarıma yön vermesi konusunda, istediğim yerlerin resimlerini çekip gönderebileceğini söylemişti. Bende kendisine, bol bol çamlıktan kar manzarası, okuduğumuz okulların resimlerini, Mübarek Ahmet Beyefendinin türbesini, Yozgat'ın eski çeşmelerini, şehitliğimizin girişini, Hastane Caddesi'nin resimlerini görüntüleyip göndermesini rica etmiştim. Belki, kendisine göre gezip göreceği yerler vardı. Fakat, bu kısacık ziyareti esnasında, kar kış demeyip, istediğim; aslında özlediğim bütün yerlere giderek resimlemiş. Bir birinden harika resimler göndermiş. Yozgat'ın, bizim zamanımızdaki geçmişini yansıtacak olan çalışmalarım için, bunca emek harcayıp; "memleketime faydam olur ise, faydası olana destek olabilmişsem ne mutlu bana" diyerek beni onurlandıran, yazılarıma destek veren, bu memlekette yaşamamasına rağmen, "Yozgat sevdalısı" insanların varlığını hatırlatan arkadaşıma buradan bir kez daha teşekkür ediyorum. İşte bu resimlerden aldığım ilham ile, kalemim döndüğünce yeni bir yazıya başlamıştım. Bundan dolayı, Yozgat da olup bitenden habersiz, çala kalem çalışırken, bu gün gazetelere göz atayım istedim. İlk gözüme çarpan, "Yozgat Hastanesinin Yıkımı" oldu. Parmaklarım klavyenin üzerinde dondu, nutkum tutuldu.

Günler öncesinden okuduğum haberlerde, "Eski Yozgat hastanesinin yıkılacağı düşünülüyor" diye, bir yazı okumuştum. İnanın, inanmamıştım. Çünkü, böyle bir karara en azından halk karışı çıkar diye düşünmüştüm.

Ne saygısızlık etmektir meramımız, nede bir mülki amirin işine karışmaktır amelimiz. Sadece bilsinler ki, çok üzdüler, perişan oldu ruh halimiz. Bilemiyorum, mülki amir dururken de kime anlatalım, nasıl anlatılsın ahvalimiz?

Elbetteki idari amirlerimiz, mülki amirlerimiz memlekete faydalı işler yapmak, halkı refaha kavuşturmak, güvenliği sağlamak, istihdam alanları açmak için, bazı kararlar almak zorundalar. Çünkü onlar bu çalışmaların öncülüğünü yapmak için buradalar. Az çok biliyoruz ki, bazı çalışmalar yapılırken, fikir alınır, oya sunulur, sonra karara bağlanır. Daha sonrada alınan kararlar onaylanır. Şimdi soruyorum sayın yetkililere. Bu kararı kim, neden verdi, kim onayladı? Bunun çok geçerli bir sebebi olmalı. Manevi değeri, hiç bir getiriyle ölçülemeyecek bu bina neden yerle yeksan edildi? Halktan biri olarak merak içindeyim.

Sayın Hakan Kiracı Beyefendi, Yozgat Gazetesi; "Gündem" isimli köşesinde, "Yozgat’ta ne var ve de ne yok" başlığı altında, Yozgat'ın halini, göç sorununu anlatan paylaşımına, şöyle bir yorum yazmıştım;

"İnsanların yaşam şekillerinin, yaşam alanındaki ortamın nasıl yapay bir hale getirilip, ruhsuzlaştığını görmek, insana ölümden daha acı geliyor. İnsanoğlu yaşadığını sanıyor. Oysa özünden, kültüründen, geçmişinden koptuğu an, bunları yok ettiği zaman, kendi kendini yok ediyor. Nerede, benim Yozgat'ımın konakları? Nerede, salkım söğütlü, içinde ak kanatlı kuşların gezdiği, yeşilbaşlı ördeklerin, geceleri kurbağaların öterek yüzdüğü dereleri? Sıra söğüt deresindeki salkım salkım su üstüne dökülen, rüzgar esince, savrulup, raks eden söğütler... Bu adı taşıyan Sırasöğüt Mahallesi nerede? Nere de, bahar yağmurlarına boyun büken, bel kıran; sarı taşları desen desen işlenip, parke parke örülen taş köprüler? Nerede, ökçeli ayakkabıların ökçesiyle ritm tutan Hastane Caddesi'ndeki taş kaldırımlar? Neden yok, hastane bahçesinde katmer katmer açan, miski amber kokulu güller, çamlar altındaki çardaklar? Maalesef öldürüldüler... Bunlarla beraber, O memleketin geleceği de öldü. Soruyorlar her gidene, cevap veremiyor... Belkide, o mezarlıkta yaşamamak için bunca göç, cevabını bilemiyor."
Demiştim.

Yok olanlardan geriye kalan, "Yozgat Şehir Hastanesi"ne de son darbe vurularak yok olmuş. Aslında bu darbe, şehre vurulmuş. Bu darbe, Yozgatlıya vurulmuş. Bu darbe, gurbette gurbet kahrı çekip, sıla özlemiyle kendini avutana vurulmuş.

Çünkü, bu şehrin tüm güzelliği, özelliği; şehirleşme, yapılaşma, toki'leşme adına kaybolarak; bahçeleri elinden alınarak, bahçelerdeki ceviz ağaçlarına balta vurularak, tek fabrikası yıkılarak, güzelim konaklar bakımsızlıktan yol açma adına uçurularak hamamları kapatılarak, çeşmeleri kurutularak bu şehir ruhunu kay betti... Zaten can çekişiyordu. Canı çıkmadık bir başı; asırlık hastanesi Yozgat'a Yozgat olduğunu, hatırlatan tek bu bina idi. Şimdi bu kimliğin belirtisi de kayboldu öylemi? Sonunda, ruhunu bedeninden çıkarmayı başardınız vesselam!

Bu kararı valilik tek başına alarak yıkım işlemi yaptığına inanmıyorum. Asırlık hastanenin yıkımına sebep olanlara sesleniyorum!

Bu şehrin kahrını çekenler; zamanında yol bulamadı yürüyecek. Çamurunu, karlarını tırnaklarıyla eşeledi lâkin iş bulamadı gençlerini çalıştırıp ekmek yedirecek. Dursun dedenin, Hurşit dedenin paltosu bile yoktu, evlerimize su taşırken, kışın ayazında giyecek. Yazın sıcağında kurur, kışın soğuğunda donardı sularımız. Su bile bulamazdık, mahalle çeşmelerinden içecek. Her bahar sel basardı şehri. Yeşilbaşlı ördekler yüzsün diye; dereleri kapatıp, yollar açmamıştık üzerinde gezecek.

Yine de seviyorduk bu kahır dolu şehri. Her hali doğal, her yapısı asaletli, insanları metanetli olduğu için. Aç da kalsa kimse göçü yüklemiyordu. Bu şehrin ruhu öldürülene dek. En azından bir hastanemiz vardı. Kars'dan, Ardahan'dan, Ağrı'dan insanlar gelip, dertlerine derman ararken evlerimize de misafir olurlardı. Bu sayede, Doğu ile İç Anadolu'nun dostluk köprüsüydü bir zamanlar bu hastane. Elektrikler kesilince mum ışığında ameliyatlar yapılmıştı o hastahanenin içinde.Tüm çocuklar, o hastahanede doğdu. Çoğumuz o hastanede gözlerimizi dünyaya açtık. O hastanede ilk bebek ağlamasını duyup; baba, ana olmanın ilk duygularını yaşadık. Biz bu hastahanede doğmayı, doğurmayı, yaşamayı yaşatmayı başardık. Hadi bunlar mutluluklarımız idi. Göz koydunuz... Bu anıları aldınız. Biz alıştık mutluluklarımız dan vazgeçmeye de...

Fakat; dedelerimizi, analarımızı, babalarımızı, tüm sevdiklerimizi, öte aleme o limandan uğurladık. Bizler, bir asırdır o hastahanede ne acılar yaşadık, ve ayrılıkları o bahçede bıraktık. Belki mendil sallamadık bu ayrılıklarda. Ama, gözyaşlarımızı sildiğimiz o mendilleri bahçesine bıraktık. Gözlerimizin yaşıyla bahçesini suladık. Bizim acılarımız sizin ne işinize yarayacaktı ki, acılarımızın bile hatırasını çok görüp, yerle yeksan ettiniz. Acılarımızı bile bıraktığımız yerden söküp yok ettiniz.

Şimdi, gidenlere dönün diyorsunuz. ? KİME ? NEREYE ?
Ölmeden, öldürdünüz.!
Bize ait, bizim olan; mutlulukları, hatıraları, anıları, acıları... Siz bizi, Yozgat dışında yaşayan Yozgatlıları ve avunduğumuz sıla mızı öldürdünüz. Ölmüş ölüler, haydi dönelim şimdi, ölmüş bir şehre. Öldürenlerin, ölü şehrine... Ruhu ölen şehre...
Uçakla, trenle taşırsınız artık bizi, bu şehrin geçmişine.

15.02.2018

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
GÖZYAŞLARI
Yusuf'u Züleyha'ya döndüren, İbrahim'in ateşini güle çeviren, Hacer'in ayağı altına zemzem olup serilen, Meryem'in gözünden kundaktaki bebeğin yüzüne düşüp, İsa'yı dile getiren. Eyyup peygamberi dertlerinden dermana erdiren, Muhammed Mustafa (s.a.v)mi, en yüksek makama yükselten, kutsal kitapların ayetlerini süsleyen; inci, mercan taneleri ve hepimizde mevcut olan en değerli hazine... Ne güzel bir süstür, inci inci yaşlardan, kar tanesi kadar aklanmış paklanmış bir ruha, Allah için ağlayıp damla damla şebnemler ile süslenip huzurunda durmak.

Kadriye Hanımefendi; Ne güzel anlatmışsınız gözyaşlarının değerini. İnsan kendinde olan hazineyi keşfetmiş ise kendini keşfetmiş demektir. Hayatta, yaşamanın tek gayesi de insanın kendi kendine erişmesi, kendini keşfetmesidir. Her insan ruhunu temizlemenin yollarını bilse dünyada kötüler, kötülükler kalmazdı.Kaleminiz var olsun.
Züleyha Saydam -- 19.07.2018 21:24
LEYLALARIN SESİ
Duygularımıza tercüman olmuşsun Ablam.
Çok güzel anlatmışsın.
Keşke ölümü çocukların ulaşamayacağı bir yere koyabilsek. Öşümün reçetesi olsada...😡😠
Ali GÖLCÜK -- 04.07.2018 00:45
YOZGAT BASIN MÜZESİ PROJESİ
Sayın Çapanoğlu Beyefendi; sayfama teşrif ederek, zahmet edip yazmış olduğunuz değerli yorumunuz için teşekkür ederim.

Denizli’de araştırma yapmak için kamp kuran bir grup üniversite öğrencisi, kamp yakınına tüneyen bir Denizli Horozunun sabahın erken saatlerinde yüksek sesle ötmesinden bir hayli rahatsız olmuşlar.

Sabahın köründe ortaya çıkan horoz, önce dikleniyor, sonra dakikalarca ötüyormuş… Tabi ki bu sebepten dolayı ekipte ne uyku ne de huzur kalmamış. Sonunda gençlerin sabırları tükenmiş…

Horozu susturmak için başlamışlar kovalamaya. Horoz önde.. Gençler horozun peşinde…

Derken mahalle arasına dalmışlar… Bu kovalamacayı gören, fakat bir anlam veremeyen yaşlı dede, seslenmiş:

– “Hey, evlatlar!.. Bu zavallı horozu niye böyle ürkütüyorsunuz?” demiş.

Gençler:

– “Dede, bu horoz sabahın köründe ötmeye başlıyor, tüm kampı ayağa kaldırıyor. O yüzden bunun başını keseceğiz!” demişler.

Dede:

– Yazıktır evladım yapmayın!.. Bırakın, ben onun sesini keserim, bir daha da sizi rahatsız etmez.” demiş.

Gençler bunun uzerine kovalamayi bırakmışlar.

Ertesi gün sabah, hafif ‘gak – guk’ sesleri dışında horozdan kayda değer hiç bir ses çıkmadığını görünce de, şaşırıp dedeye sormuşlar:

– “Yahu dede, ne yaptın da bu horozun sesini kestin?..” İhtiyar gülmüş ve:

-“Ayağının altına yağ sürdüm. Horoz kabararak ötmeye yeltendiğinde, ayaklarının altı yağlandığından gerisinden güç alamıyor ki kuvvet alıp ötebilsin… Bu yüzden böyle gak guk etmeye başladı.” demiş.

Yaslanacağın arkan sağlamsa, istediğin kadar kabarır, diklenir, sözünü dinletirsin. Arkan bir kaymaya başlamayı görsün, ancak o zaman ‘gak-guk’ etmeye başlarsın…Demiş.

Ülkenin durumuna gelince;
Efendimiz S.A.V şöyle söylemiştir. "Siz nasılsanız o şekilde yönetilirsiniz". Bizim insanımız halinden memnun ki her seferinde kazanan kazanıyor. Kazananın arkasına çok fazla dayanıldığı zaman diklenme elbette olacak. Keşke bunun bilincinde olup; birlik beraberlik, anlayış içinde... Ayrımcılık, kayırımcılık yapmadan, bölüp parçalamadan... Vatan, millet, bayrak adına her kesim desteklenmiş güçlendirilmiş olsa. (solcusu , sağcısı) Zamanında baş örtüsüne bu kadar karşı çıkılmasaydı, başını örtenin hakları gözetlense idi, el kadar bez parçası bu kadar pirim yapmazdı. Yanlışlar, yanlışları doğurdu. Şimdi insanlar, inancını, geleneğini, göreneğini yaşayacak yaşatacak olsa, şu partili, bu partili yaftasıyla yaftalanıyor. sanki, inancın-imanın sahibi partiler...

Diğer taraftan; diğer tarafın destekçileri, (sol kesim) insanların inancıyla alay edip, din önderlerini kötüleyip küçümsedikleri sürece, bu ülkede kaybeden, diğer tarafı güçlendiren olacaklar. Hem kaybediyorlar, hem kaybettiriyorlar. Kendi kendilerine ve topluma zarar verdiklerini fark edemiyorlar.

Gelelim Yozgat meselesine. Yozgat meselesi uzun mesele. Yozgat'ın asıl kurucuları öyle yada böyle, yanlış anlaşıldı veya anlatıldığı için kurtuluş mücadelesi döneminde büyük bir şanssızlık yaşadı, yaralandı. Toparlanamadı dağıldı. Çapanoğulları'ndan sonra, Yozgat'ta kalıp yerleşenler, beleş toprak, arsa sahibi olanlar, şehir boş kalmasın diye, şehre beleşçileri çekenler ve beleşçiler... Köylüsünü benimsemedi. Hep tepeden bakıp sömürdüler. Ne Yozgat'ı sahiplendiler, ne de sahiplenilsin istediler. Atatürk, Yozgat'a ceza verdi deyip, bir duvar ördürtmediler. Köyden şehre göç edeni canından bezdirdiler. O şehirdeki psikolojik baskı nedeniyle, göç kervanı yola koyuldu. Önce, köylüler ile oturmam diyen şehirliler göçtü. Sonra, tek başına kalkınamayan garip köylüler... Şimdi, kimse bu kervanı döndüremiyor. Bir birine sahip çıkmayan toplumlarda yöneticiler "ben bilirim" havasında da olurlar, ego şişirme çabasına da kapılırlar. Bu tür sosyal olgular içinde, ne şehirler gelişir, ne de memleket kalkınır. Bu gün, bir şeylerden şikayet ediyor isek, bunun asıl müsebbibi bizleriz, sizlersiniz. Yani aydın kesim ve cahil kesim.. Uç noktalardaki kutuplaşmalar ve itici fikir ayrılıkları, orta alanı kimin doldurduğunu fark ettirmiyor. Ülkeyi yönetenler baş örtüsüyle uğraşırken bir birini yedi. Ülkenin paralarını da Amerika yedi. O paralar tekrar bize silah olarak PKK nın, PYD nin, İşit in elinde döndü. Nitekim, 15 Temmuz olayları... İnsanlar inancımı yaşayım diye, sahtekarların kucağına düşüyor, dış mihrakların oyununa geliyor. Allah, bu ülkeye zeval vermesin. Düşmanların eline fırsat düşürmesin. Siyasiler gelip geçici. Baki olan; devlet, Millet, bayrak. Bu olguların önemini kavrayıp; bir birimize daha saygılı olup, daha anlayışlı, daha kapsamlı, düşünmeliyiz. Önemli olan, yukarıda anlattığım hikaye gibi bilinçli, bilgili; horozun özelliğini tanıyıp, başını kesmeden huzura, refaha kavuşturacak, herkese yaşam alanı tanıyacak yöneticiyi yetiştirmek, yada böylesini fark ederek seçe bilmek.

İnce giyerim ince diyerek bu milletin gözüne kimse giremez. Kaşım gözüm Atatürk'e benziyor diye, kimse Atatürk ile boy ölçüşemez. Neresi benziyor? Onuda bilmiyorum.! O, bir lider. O, bir milli lider. O, bir dünya lideri. Yedi düvele dur diyen LİDER.

Saygılar, hürmetler. Eşiniz hanımefendiye selamlar. Hayırlı, huzurlu bayramlar.
Adınız ve Soyadınız -- 17.06.2018 01:13
YOZGAT BASIN MÜZESİ PROJESİ
Değerli Kadriye Hanımefendi, sadece Yozgat’ta değil tüm ülkemizde her konudaki yozlaşmayı ve bunun neticesi görgüsüzce bencilleşmeyi pek güzel tarif etmişsiniz. Bu bencilleşme daha ileri safhalarda kibirlenmeyle etrafına zarar vermeye başlıyor. Bunun çok örneklerini yaşadık ve yaşamaya devam ediyoruz. Umarım, bu şehri yönetenler yazınızda yaptığınız uyarılara duyarsız kalmazlar. Tarihte bir ailenin kurduğu bu güzel şehrin geçmişine sahip çıkarlar. Saygı ve selamlar.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 13.06.2018 23:29
BİR ZAMANLAR, O ŞEHİRDEKİ RAMAZANLAR
Yorumunuzah Kadriye ablam ah ne guzeldi o gunlet bakkal memetin orda rahmetli hanife ablalarin tandirda ne gunlerdi simdi nerde yuregine saglik cok kkk guzel anlatmissin
Adınız ve Soyadınız -- 30.05.2018 23:26
BİR ZAMANLAR, O ŞEHİRDEKİ RAMAZANLAR
Ablammm
Harika bir anlatım, neredeyse resmini çizmissin o günlerin.
Gözümde canlandı bir bir o günler o anılar.
Bambaşkaydı o zaman ki ramazanlar. Kellecinin fırından uzunca pideler yapılırdı. O pidelerin kokusu hala burnumuzda tüter.
Tebrik ediyorum.
Yeni yazı dizilerini bekliyorum.
Kalemine yüreğine sağlık...
Ali Gölcük -- 30.05.2018 18:42
YOZGAT LİSESİ (1978/1981) SAÇ SÜSLEME ve FELSEFE DERSİ (BÖLÜM: 10)
çok çok tşkler
-- 15.05.2018 18:29
SILADA KAYBOLAN ÇOCUKLUĞUM
Kadriye Hanım, "Sılada Kaybolan Çocukluğum" yazınızı okuyunca çok hoşuma gitti yorum bıraktım. Biraz sitem etmek istemiştim. "BELKİDE HİÇ HATIRLAMADIĞINIZ HOCANIZ" diyerek. Halk Eğitim Merkezinde kur hocanızdım. Hemen hemen aynı yaşlardaydık. Çok iyi bir arkadaş ve faal bir kursiyerdiniz. Hala resimlerimize bakıp sizleri hatırlarım. O zamanın insanları bu şehirde kalmayınca şehrin siması bile değişti.

Selam ve sevgilerimle...
GÜLEN -- 06.05.2018 22:39
YOZGAT LİSESİ (1978/1981) SÜRGÜN OKULDA Kİ HALLERİMİZ (Bölüm:6)
sınıfımızın değerli kalemi ve 6 edebiyat sınıfının kalplerinde güzellikten başka hiç bir şey bulunmayan sınıf arkadaşlarım ve bizlere birer ışık olan değerli hocalarımız (Bu dünyadan göçüp gidenlere Allah rahmet eylesin kalanlara mevlam sağlık bir ömür versin.kardeşim, Fahri TAŞ hocamıza 6 ed.c sınıfından iftira atılmıştı aynı konuyu bizim sınıfta anlattığı için bizim sınıfı hakim bey ifadelerimizi almak için bu günkü valilik binasının alt katında bulunan adliyede ifade vermiştik sınıfımız anlaştı ilk giren 5-10 arkadaş ifade verdi (tabi ifadeler aynı )idi geri kalan arkadaşlarımızda bizden önceki arkadaşlarımız ne söyledilerse doğrudur demiştik ve hakim bey bizi adliyeden kovmuştu. 6 EDEBİYAT D SINIFI DERSLERİNE GİREN BİZİM BU GÜNLERE GELMEMİZDE BİZE YOL GÖSTEREN DEĞERLİ HOCALARIMIZIN ELLERİNDEN HÜRMETLE ÖPÜYORUM (MÜMTAZ HOCAMIZIN ELLİ BİRAZ AĞIRDI)
murat çakmak -- 25.04.2018 15:41
YOZGAT LİSESİ (1978/1981) CENNETİ CEHENNEME ÇEVİRDİLER (BÖLÜM: 5)
Değerli kardeşim sınıf arkadaşım o günleri çok güzel yorumladığınız için size teşekür ediyorum.Yaşam dediğimiz şu fani dünyada her şeyin acısı, tatlısı olduğu gibi o günlerinde kendine has güzel yanları vardı bu günkü lise öğrencilerinin manadan vatandan,bayraktan uzak duran halleri ve aralarında çıkan kavgalar sudan sebepler,oysaki bizim gençlik yıllarımızda. atılan her adım vatan,bayrak,millet içindi.
Murat Çakmak -- 25.04.2018 10:44
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
1
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00