BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 19.03.2019 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
233
Dün
:
4633
Toplam
:
16112354
YANKI Kadriye ŞAHİN
YOZGAT LİSESİ (1978/1981) SAÇ SÜSLEME ve FELSEFE DERSİ (BÖLÜM: 10)
kadriyesahin64@gmail.com


Son sınıfın ikinci yarısının ilk günleri. Diğer derslerde olduğu gibi, felsefe dersimizde de bir kaç öğretmen değiştirerek en son;

Orta yaşın üstünde, kısa boylu, kesik sivri burunlu. Dalgalı saçlarına şekil vermeyi seven. Sürekli tayyör takım giyinen. Oldukça şık. Yaşına göre, çevik, hareketli... Her olaya tersinden bakan... Her sözün altında başka şey arayan... Soru sorulmasından hoşlanmayan. Mini minnacık, minyon. İlk bakışta, insana sevimli ve şirin görünen bu hocamız, felsefe derslerini doldurmaya başlamıştı.

"Babaanne lakabıyla" andığımız Perihan Hanım, sınıfımıza gelen her hoca gibi, bu hocamızda ön yargılarla donanımlı geldiği için, bizimle iletişim kuramıyor. Üstelik, kendi problemleri arasına sıkışmış gergin ruh halini bastırmaya çalışırken, kendini ele veriyor. Yaşlılık dönemine denk gelen, hayatın olumsuzluklarını göğüslemeye çalışırken, yaşadığı olumsuzluklardan aldığı yaraların sıkıntısını, insanlara olan güvensizliği ile bastırmaya çalışıyor. Her ilgi ve saygıya dayalı iletişimlerde bile, ani tepkiler göstererek, ön yargısını belli ediyor. Bazen, gösterdiği tepkilere sınır koyamayıp çıldırmış gibi saldırıyordu.

Daha önceki bölümlerde bahsetmiştim. Pencere yanında ki sıralarda notları gayet iyi olan fakat, hiç derse meyil etmeyen erkek arkadaşlarımız otururdu. Kalorifer peteklerinden faydalanarak kopya çektikleri için, anlatılan dersler ile çok alakadar olmazlardı.

Bu kümenin ön sıralarında, ders dinlemek isteyen, bir türlü dinleme fırsatı bulamayan kız arkadaşlarımız yer almaktaydı. Zehra, bu arkadaşlarımızdan biriydi.

Zehra; kıvırcık saçlı, çizgi filim de ki Safinaz kadar zayıf, uzun boylu, arkadaşlarıyla uyumlu. Şaka kaldırır mizaca sahip, sevimli, sempatik bir arkadaşımızdı.

Tam arkasında kalan sıralarda, sınıfın en yaramazları; Kürşat Ersoy, Rahmetlik Mehmet Dönmez, sınıf başkanı Cengiz Gençol, Abdurrahman Güçlü, sınıfın en baş edilmez öğrencisi Falkonetti lakaplı Cemil, sıralanarak otururlardı.

Felsefe hocasının ilk dersinde; yaşına hürmeten gayet saygılı, tanıma ve tanımasına yardım amaçlı iletişim kurmaya çalışan arkadaşlar, ummadıkları tepkiyle karşılaşınca, tam tersi davranmaya başlamışlardı.

Bu yüzden, daha ilk derste hocanın zayıf taraflarını yakalamış, kızdırmak için, cam kenarında oturanlar, her gün bir komplo ile hocayı karşılar olmuşlardı. Cemil, sınıf defterine böcek saklar, sandalye minderine iğne saplar, kürsünün altına fareye benzeyen yumaklar atardı.

Bunların dışında, diğer arkadaşlar; şaka kaldıran arkadaşımız Zehra'ya takılır, dersi kaynatırlardı. Cengiz, Zehra'nın saçını çeker. Zehra, Cengiz'in sakinliğine, sessiz, efendice oturuşuna aldanarak yine Cengiz'in işaret ettiği, her şeyden habersiz başka bir arkadaşı kitapla pataklar...

En çok yaptıkları şakalardan biride;
Zehra'nın saçları kıvırcık ve kabarık olduğu için, arka sıralarda kağıtları kıvırıp boru şeklinde fişek yaparak üfledikleri kağıt parçacıkları, pul ve boncuk benzeri şeyleri Zehra'nın saçına fırlatırlar. Renga renk desenler oluşturmak için yarışırlardı. Zehra, çoğu zaman hissetmezdi. Farkına vardığında, son ses bağırarak saçlarını temizlerdi.

Yine bir gün, felsefe dersinde. Hocamız, sınıf defterine eğilmiş yoklama alırken. Kürşat, üfleme borusunu hazırlamış, Zehra'nın saçı için temin ettiği boncukları fırlatmaya başlamıştı. Bir kaç üflemeden sonra isabet alan boncuklardan habersiz oturan Zehra, bir anda başını yere eğince, Kürşat'ın fırlattığı boncuk, karşı hizadaki kürsüde oturan bayan hocamızın yüzüne isabet etmiş olacak ki;

Sınıfın en sakin, sessiz, derse başlanması beklendiği bir anda; birden bire, sarası tutmuş gibi, yaşlı bayan hocanın debelenmeleri ve çığlıklarıyla sınıfın sessizliği bozulmuştu. Hem bağırıyor, hem de, orta sıralarda olan bitenden habersiz oturan, arkadaşların üstüne yürüyüp, eline geçirdiği öğrencileri sınıftan çıkarmak için itiştirip çekiştirerek sınıftan atmaya çalışıyordu. Bu hengame esnasında;

Pencere yanında oturan ve hocanın feryadı sebebinin bilincinde olan Cemil; İnce, uzun boyu, dik duran saçlarının havası, arkadaşlarını korumanın edasıyla ayağa kalkıp, sarhoş halli bir tavır ile, çılgına dönmüş hocayı göstererek sınıfa sesleniyordu.

"Bir gün bu hocanın, bizim sınıfa olan aşkından delireceğini size söylemiştim"

Kadriye ŞAHİN
DEVAM EDECEK

FELSEFE DERSİNDEN ANILAR

Yine felsefe dersindeyiz. Babaanne lakabıyla andığımız Perihan Hocamız derse başlamak üzere. Lakin, ders üst üste iki saat. Daha ilk dakikalarda sıkılmaya başladık. Dersi kaynatmak istediğimiz zaman Perihan Hocaya soru sorardık. Yine sınıftan biri kalkıp;

"İlahi dinler gönderilmiş. Felsefeye ne gerek vardı ki? İnsanlar, neden kendi akıllarınca doğruyu bulmaya çalışmışlar? Doğruya ulaşmaya çalıştıkça, pek çok tanrılar edinerek gerçekten uzaklaşmışlar" diye, bir soru soruldu.

Hocamız, kendi alanı olan felsefenin önemsizliğine yönelik bir soru olarak algılayıp, sinirlenerek hepimize hakaret edercesine, " sizin aklınız almaz. Siz önce dinlemeyi öğrenin, sonra soru sorup yargılamaya kalkışın diye başladı bağırıp çağırmaya.

Fırsat bu fırsat deyip, "soruya cevap vermedi" bahanesiyle sınıfı boşalttık. Sınıfta sadece kızlar ve bir kaç erkek arkadaş kalmıştı.

Bizim babaanne, ders anlatacak kimse kalmadı diye, okul müdürü Şükrü Tonoz'a şikayete gitmiş. Şükrü Tonoz'un giriş merdiveninde burnundan soluyarak sağa sola baktığını görünce, durumu tahmin edip tekrar sınıfa dönmeye karar verdik. Şükrü Tonoz'un gazabından nasıl kurtulacağımızı düşünürken;

Biz toplanıp sınıfa dönünceye kadar, Perihan Hoca önde, Şükrü Tonoz arkada bizden önce sınıfa girdiler. Bizlerde gayet terbiyeli ve saygılıca önlerinden geçip yerlerimize oturduk.

Şükrü Tonoz, yanaklarını şişirerek, tam bizimle cenk yapmaya hazırlanıyordu ki, arkadaşımız Cengiz ayağa kalkıp;

"Hocam, biliyoruz.! Yaptığımız doğru bir şey değil.! Sınıfı terk etmemeliydik. Fakat, hocamıza soru sorduk. Ne salaklığımız kaldı. Ne haytalığımız kaldı. Daha fazla hakarete uğramayalım diye sınıftan dışarı çıktık. Her sorduğumuz soruya bu şekilde cevap veriyor" Dedi.

Şükrü Tonoz, Perihan Hanıma dönüp;

"Nasıl bir soru sordular Hoca Hanım" dedi.

Perihan Hanım, "İlahi dinler varken, felsefeye ne gerek var? Diye, dersi önemsemiyorlar müdür bey" dedi.

Şükrü Tonoz; siz kendi alan dersinizin önemini anlatacağınız yerde, öğrenciye hakaret ediyorsanız, ne kendinizi önemsetir, ne de, dersinizi önemsete bilirsiniz.! Gayet mantıklı bir soru sormuşlar.! Bunun cevabını vermek ve öğrenciyi bilinçlendirmek sizin göreviniz iken, neden bu pırlanta gibi, aklı başında çocuklara hakaret ediyorsunuz? Siz bunun için mi maaş alıyorsunuz? Diye bağırarak. "Ders sonu lütfen odama geliniz. Bu konuyu görüşelim" diyerek, sınıftan çıkıp gitti.

Müdür bey'in, bize olan siniri yön değiştirip hocanın kendi başına patlamıştı. Perihan Hanım, kendi başını kendi eliyle yakmış olmanın bilinciyle, Şükrü Tonoz sınıftan çıkınca, "ay bu başa daha neler görecek diyerek, özenle şekil verdiği saçlarını dağıttı.

Murat ÇAKMAK/ Sağlık Memuru/ Emekli
YOZGAT

15.05.2018

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
KÖPEKLERDE KÖYDEN İNDİ ŞEHRE
Sevgili Songül Hanımefendi; sizi tanımıyorum ancak zaman zaman yazdığınız yorumları ilgiyle takip ediyorum. Vakit ayırdığınız yorumlarınız için teşekkür ederim.

İnsan önce okuduğunu anlamalı... Sonra okuduğu konu üzerine düşünmeli... Ne yazık ki, eğitim almış ama eğitimsiz kalmış cahiller güruhun da; okumadan yazı yazmaya kalkışan, kalkışmakla da kalmayıp, yaşına başına bakmadan " had" bildirme ve "kınamayı" marifet sayan kendini bilmezler, düşüncesi kıt, yıkamacı yağlamacı, yalakalığı kendine meslek edinmiş insanlar ile de zaman zaman karşılaşa biliyoruz.

Bahsettiğiniz yazı, A.K.( Önemsemediğim için adını yazmak istemiyorum) tarafından başka bir gazete köşesinde yazıldı. Kendisini tanımam. Yazılarını da okumam. O günden sonra göz attığım kadarıyla; belli ki şahısları övmekle ilgili yazılar yazıyor. Çıkar karşılığı, reklam niyetine kullanılan kalemler beni çok alâkadar etmez. Hatta, kendi haddini bilmeyen had-sizler de hiç ilgi alanıma girmez... Başkasının sırtına basarak, babasına sırtını yaslayarak yükseldiğini sanan insandan, sesini başkasının adıyla duyurmaya çalışandan, birilerine tutunup kendi yokluğunu var sayandan; hiç hoşlanmadım ve bunları her zaman değerlerim arasında sıfır olarak değerlendirdim.

Bu tür insanların hayatım boyunca, solumda kalmalarını tercih edip; değerli, erdemli, şahsiyetli, haddini aşmayan, saygılı, çıkarsız insanları da sırtımda, başım üstünde, sağ yanımda taşıma gayreti gösterdim. Değerini gösteren insanlardan yerine göre elimden geldiğince desteğimi de esirgemedim ki, değere değer katılsın, değer değerince anılsın diye...

Şöyle ki; sıfırı sağınıza alırsanız sıfırlık dan kurtarır değer katmış olursunuz. Solunuzda bırakırsanız bir işe yaramaz. Yani bu tür varlıklar ile muhatap olursanız önemsemiş olursunuz, ister istemez kendilerine kendinizde yer edinerek, sizin değerinizi düşürüp kendilerine değer katarlar. Anladığım kadarıyla bu kızımız da böyle bir çaba içinde.

Sözün özü, hangi değer ile çarparsanız çarpın sonucu (0) sıfır olacak bir değer ile uğraşmaya değmeyeceği gibi, zaman harcayıp bulanık suyu sıçratma gereği de yoktur. Muhatap olmadığınız halde üzerinize sıçramak için cımbıldayan su, ne kadar temiz olursa olsun, sıçradığı yeri kirletecektir. Kendi kendine cımbıldayan su, zaten temiz değildir. Yazı yazdığını zannederek birilerinin gereksiz avukatlığını yapan evladımız da kendi kendine adıma yazı yazmış. Anlayıp-dinlemeden aklınca, çıkarcı hayvan sevenlerin kızağına gelip kınamış. Yazımızın altına, kendince fikir beyanında bulunsaydı saygı duyar, seviyesine inip cevap vermeyi uygun bulurdum. Kendi muhitim den ve köşemden uzak olduğu için, gerek görmedim. Annem rahmetli derdi ki, "Karşı mahallede havlayana hoşt demenin ne gereği var?"

Sevgi ve selamlar...Alakanıza tekrar teşekkürler

Kadriye ŞAHİN -- 08.03.2019 01:43
KÖPEKLERDE KÖYDEN İNDİ ŞEHRE
Çok haklısınız Kadriye hanım, İnsanlar köyü terk etti. Her şeyi ithal etmeye başladık. Rahat yaşamanın rahatlığına alıştık. Yiyecekler ambalajlar içine girdi, hastalıklar bedenimize yerleşti. Topraklarımızı ekip, kendi ürünümüzü kendimiz yetiştirmek yerine her şeyi hazırını tercih ettik. Devleti, yöneteni suçlarken kendimizde hiç kabahat görmedik. Sonunda hayvanları da kendimize benzettik. Şimdi belediyeler hayvanları mama ile beslerse gazete sayfaları, sütunları reklam yapıyor. İnsanlar soğana hasret kalmış, işsizlik almış yürümüş kimse oralı olmuyor. Merhamet, vicdan sadece köpek beslemekle olmuyor.

Karnı tok, sırtı pek insanlar kendine uğraşacak meşgale arıyor, veya kendini hayvanlar aracılığı ile önemsetmeye çalışıyorlar. Bu tür insanlar, doğadan ayrı yaşadıkları için, kendilerindeki eksikliği hayvan üzerinden gidermeye çalışan ve hayvanı anlamayan, bir kaç mama tanesiyle mutlulu ettiklerini zanneden psikopatlar dır. Oysa, bir kaç hafta köyde yaşamış olsalardı hayvanların mutluluğunu ve insan olmanın gereğini anlaya bilirlerdi.

Doğruyu yazınca, doğruları haykırınca kınanıyor. Gazetenin birinde adınıza yazı yazan bir bayan, okuduğunu anlamadan mı yazdı, yoksa kendince adınızı kullanarak kendi reklamını mı yaptı bilemiyorum ama ortalıkta gezen köpeklerin çilesini kendisi yaşamış olsaydı hayvanları belki anlardı. Yok, yok, bunlar anlamaz! Bu seferde, kendini iyilik perisi ilan etmek için hayvanların çilesini kullanarak, belediyelere babasının gazetesinden seslenir, sonrada onların reklamını yapardı. Engelli insanların, çocukların, köpekler yüzünden sokaklarda dolaşamama hakkını kim savunacak, parçalanarak öldürülen insanların ailelerinin acısını kim paylaşacak, ve de sahipsizlik duygusunun bedelini o hayvanlara kim ödeyecek merak ediyorum. Hayvanı seven, alır evinde besler. Sokağa atıp hayvan severlik taslayıp, soğukta, sıcakta zebil olan hayvanlara bir avuç mama atıp kendilerini iyilik perisi ilan edemez.

Noktasız cümle kuran, virgülü hiç tanımayan insanlar; eline kalem alıp köşe yazarlığı yaparak doğruları yazanlara "haddini bil" çağrısı yapıyor. Hayvan koruma dernekleri adı altında çalışanlar köşeyi dönüyor. Ne oldu? birilerinin menfaatine mi dokundunuz ki köşelerinde adınıza yazılar yazıldı?

Günlerdir takip ediyorum. Cevabınız ne olacak diye. Anladım ki cevap verme gereği bile duymadınız. Çoluk çocukla uğraşmaya da değmez. Onlar daha çok cahiller. Noktanın, virgülün yerini bile bilmezler.

Kadriye hanım, Uzun zamandır yazılarınızı okumayı bekliyoruz, haddini bilmezlerin sizi yıldıramayacağını, hadsizler ile de muhatap olmayacağınızı biliyoruz. Sevgiler selamlar.
Songül gül -- 05.03.2019 23:26
KÖPEKLERDE KÖYDEN İNDİ ŞEHRE
Değerli Muhsin Köktürk Hocam;
Keşke hayvanların mutlu olacağı ortamlarda yaşıyor olsaydık ve hayvanlarda bizimle yaşasaydı. Yaşanılan ortamda insan mutlu değil ki, hayvan mutlu olsun. Benim kızdığım konu, hayvan sever olarak görünen insanlar, bahçelerine hayvanları almıyorlar. Sadece, cadde üzerinde, çevre kirlenmesin diye hazır mamalarla beslemeye çalışıyorlar. Bu hayvanlar, güdüsel olarak yiyecek arayarak beslenme alışkanlığını kaybettiklerinden zaman zaman aç kalıyorlar, üstelik, sürekli cadde üstünde, yollarda dolandıkları için arabalar çarpıyor. Her sabah, sade bizim caddeden üç beş tane kedi ölüsü, köpek ölüsü toplanıyor. Bu hayvanları hem ilgiye alıştırıp hem dışarıda korumasız bırakmak doğru bir davranış değil. Sahibi olan hayvan daha mutlu, daha uysal, daha zeki. Onların ihtiyacı sucuk sosis, hazır mama yemek, arada bir okşanarak olduğu yere bırakılmak değil. Onların ihtiyacı nereye, kime ait olduklarını bilmek. Kendim de, köpekleri çok seviyorum. Ev içinde besledim. Çocuklarımla aynı odada, bazen aynı yatakta uyurdu. Çok da mutluydu.Hepimizi de mutlu ediyordu. Sokakta yaşayan köpekler, sürekli azarlandıkları için çok mutsuzlar ve zaman zaman saldıra biliyorlar. Elbette ki, belirli yerde, yuvada yaşayamamış olmanın etkisi de var.

Yaradan Allah, her canlının elbette ki rızkını vermiştir. Onların ölmesine gönlüm razı değil. Ya sahiplensinler, veya belediyeler ve halk iş birliği yaparak bu hayvanlar için rahat ortamlar, köpek koruma alanları hazırlasınlar. Vurdum duymaz olmak, görmezden gelmek, o hayvanların telef olmasına seyirci kalmaktır. İnsanın ve insanlığın görevi hayvanları korumaktır.

Yorumunuz ve duyarlılığınız için teşekkür ederim. Selam ve saygılarımla..
Kadriye ŞAHİN -- 10.01.2019 00:17
KÖPEKLERDE KÖYDEN İNDİ ŞEHRE
Sayın Kadriye Şahin,

Başıboş hayvanların yarattığı sorunlara katılıyorum. Ancak belediyelerin bu konuda üzerlerine düşen görevi yapmadıkları kanısındayım. Öyle köpeklerin kulaklarına birer simge takmakla bu iş yürümüyor. Köpekler için uygun barınaklar oluşturmak gerek.
Başıboş hayvanlarla başıboş insanları karşılaştırınca inanın insanlardan daha çok korkuyorum. Olağanüstü durumlar olmadıkça hayvanlar insanlara saldırmıyor. Açlık, korku, şiddet ve benzeri etkenler onları saldırgan kılıyor.

Hayvanlarla iç içe yaşamamız bir doğa kuralı.Bu yaşam sırasında birtakım sıkıntılar yaşayacağız kuşkusuz. İşte bu sıkıntıları en aza indirmek, yok etmek için belediyelere büyük görev düşüyor. Bundan kastım, hayvanların öldürülüp yok edilmesi değil.

Duygularınızı, korkularınızı iyi anlıyorum. Ben öyle aç yatan, perişan durumda yaşam süren insanlar varken onları düşünmeyip hayvan haklarından söz edenlerden değilim. Ama inanıyorum ki Allah, yarattığı tüm canlılara yaşam hakkı vermiştir. Bize düşen görev canlıların bu hakkına saygı göstermek olmalıdır. Burada dengeyi kurmak, sağlamak çok ama çok önemli
Saygılarımla.



Muhsin Köktürk -- 08.01.2019 22:34
HER ŞEY TOPRAĞIN BAĞRINDA
Yine çok güzel şeyler yazmışsın abla sizin yaşınızda olmasakta çocukluğumuzu hatırlıyoz yazılarınla ağzına emeğine sağlık seninle gurur duyuyoruz
Semra aktaş -- 05.01.2019 18:25
GERÇEK DOST
Arkadaşını söyle kim olduğunu söyleyim demiş atalarımız. Arkadaş, dost insanına ruhu kadar yakın olmalıdır. Ne yazık ki, her şeyin içi boşaltıldı. Sizinde dediğiniz gibi çok önemli kelimeler faklı alanlarda kullanılarak basitleştirildi. Eskiden dostluk vardı. Hyat daha zevkle yaşanıyor, insanlar huzur buluyordu. Şimdi, dost para, zenginlik, makam, çıkar. Parayı ilah edindiler, eşyayı kullanmak yerine gösteriş için sevdiler. İnsan insandan beslenir. İnsanlar ruhlarının aç olduğunu bile fark edemeyip cümleten delirdiler de delirdiklerini fark edemediler.

Kadriye Hanım, kaybolmuş değerleri hatırlatıyorsunuz.Kaleminiz var olsun. Selam ve dua ile.
Songül gül -- 04.01.2019 20:00
HER ŞEY TOPRAĞIN BAĞRINDA
Sayın Şahin, yazınız bana çok şey düşündürdü. Şimdiki insanlar anne baba kıymeti bilmiyor. Toprakta büyümedikleri, öllükte yatmadıkları, bitkilerin büyümesini seyretmedikleri için pek çok duygudan noksan yetişiyorlar. Bencil, egoist, saygısız, kadir kıymet bilmeyen, duygusuz ve duyarsız, çıkarcı, hesapçı bir nesil yetişti. Sizinde dediğiniz gibi insan insani duygularını kay betti. Bunun sebebini araştırmaya gerek yok. Topraktan kopan insan, insanlıktan da koptu.

Yazılarınız uzun fakat okundukça okunası yazılar. Yüreğiniz var olsun.

Sağlık ve selamet ile selamlar
Tevhide içli -- 25.12.2018 17:34
HER ŞEY TOPRAĞIN BAĞRINDA
Sayın Kadriye Şahin,
İçeriği yanında anlatımıyla da dikkati çeken nefis bir yazı kaleme almışsınız. Kutlarım.
Yazdıklarınız "kapitalizm"in doğal sonuçlarıdır. Kapitalizm denen canavar, yalnızca parayı ön planda tutar. Ne doğayı ne insanı düşünür. Para odaklı olan bu sistem, ne yazık ki dünyayı yaşanamaz bir duruma getirmiştir. Gün gelecek, bir karış toprağı da göremez olacağız. Belki de toprak, hayallerimizde yaşayan bir özleme dönüşecek.
Para uğruna, rant uğruna dünyada neler yok edilmedi ki?... Enerji gereksinimi gerekçesiyle nükleer santraller kurulmadı mı? Barajlar yapılıp doğanın dengesi bozulmadı mı? Bireysel taşımacılık körüklenip petrol vurgunları yapılmadı mı? Silah sanayine yatırımlar yapılıp insan canı üzerinden büyük paralar kazanılmadı mı? Fabrikaların atıkları biraz daha çok kâr edebilmek için pervasızca akarsulara, göllere, denizlere akıtılmadı mı? Ulaşımda rahatlığı sağlamak için yapılan oto yollarla doğanın göğsüne hançer sokulmadı mı? Kentleşme adı altında doğa talan edilmedi mi?Hangisini sayayım ki? Bu saydıklarımın hemen hepsi dönüp dolaşıp toprağı vuruyor? Sonuçta çölleşen, yaşanmaz duruma gelen bir dünya ile karşı kaşıya kalıyoruz.
Allah sonumuzu hayırlı kıla.
Muhsin Köktürk -- 23.12.2018 18:53
BİR AVUÇ KAR TOPU
Kadriye hanım böylesine güzel yazılar yazmanız bizi çok onurlandırıyor. Bu tür kalemleri okuyunca Yozgat insanın kültürü ve olaylara bakış açısının farklılığını fark ediyorum. Bir avuç kar topuna bu kadar güzel anlamlar yüklemeniz, doğanın diline tercüman olmanız, arkadaşlığa,dostluğa değer vererek birleştirici olmanız yüreğinizin çok yüce, gönlünüzün engin olduğunu gösteriyor.Sizler gibi kadirşinas arkadaşları olanlar çok şanslı. Zamanımızda böylesi insanlar çok azaldı. Yazıyı okurken, keşke bu kar topunu gönderen ben olsaydım ve bir anıda anısaydım diye düşündüm. Basılmış kitaplarınız varsa alıp okumak isterim. Yazılarınız insanın ruhunu hem dinlendiriyor hem besliyor. Son yazınız, her şey toprağın bağrında yazınızda çok anlamlı. Doğanın dilinden anlayan gönül, gönlünü akıtabilen bir kalem ancak bu kadar güzel betimlemeler yapar. Gönül gözünüzün her daim açık olması dileğiyle selamlar sevgiler.
Tuğçe Tekin -- 20.12.2018 20:14
HER ŞEY TOPRAĞIN BAĞRINDA
Topraktan geldiğinin tevazu'u ve ona karışacağının tevekkülü içinde olmalı insan... Toprağı sevip, toprakla hemhal olmalı ki; toprak da bağrına bastığıyla bir âşinalık taşısın belleğinde!
Muhteşem bir konu seçimi ve gıpta edilecek betimlemelerle toprağın ruhundan esinlenen bir ruhun, harika yansıtmalarını gördüm.
Hoşgörünüze sunarak Aşağıdaki dörtlüğü ilave etmek geldi içimden!
......
Geçicidir, tabutta ölüm ile koklaşmak,
Ölümün gerçek tadı; toprakla kucaklaşmak!
Asl'olan insan olmak, insan gibi gitmeli
Ki o zaman helal olur, Rabb'inle selamlaşmak!
Y.A.ER -1977
Yasin Ali ER -- 15.12.2018 23:37
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
1
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00