BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 18.11.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
206
Dün
:
4633
Toplam
:
14862814
YANKI Kadriye ŞAHİN
LEYLALARIN SESİ
kadriyesahin64@gmail.com

Bazı zamanlar vardır unutulmaz. Bu zamanların içinde dostluklar, dostlukların içinde dostu dost kılan değerler, paylaşımlar, aktarımlar saklıdır. Belkide bu yüzden değerlidir ve unutulmazlığı bundandır. Ya da, gelecekten bir ses, bir söz taşır da kimse bilmez değeri neyin değerlendirdiğini.

Bazı sözler gibi, bazı mısralar gibi, bazı kişilerde yer eder benliğimizde. Aslında pek çok şeyin nedensiz ve niçinsiz yerleştiğini sanırız bilinç altına. Oysa, her şeyin bir sebebi vardır.

1984 yılında ilk memuriyet hayatıma başladığımda, Ankara Kızılay, Karanfil sokaktaki 8. tescil adı altında çalıştığımız büroda beraber çalıştığım iş arkadaşlarım gelir, zaman zaman aklıma. Bir kısmıyla görüşüyor ve o günlerin hatıralarını paylaşıyor olmanın mutluluğunu hep yaşarım.

Sekiz kız arkadaş, sekiz bedende bir ruh gibiydik. Aynı anda sabah kapıda buluşur. Aynı anda asansöre biner. Aynı anda mesai saati bitiminde birlikte asansörle iner. Aynı kapının önünden farklı semtlere dağılırdık.

O zamanlar vatandaşsız ortamda çalıştığımız için, çalışma saati içinde de olsa, işin stresine kapılıp, yorulduğumuzda zaman zaman şarkı söyler, şiirler okur, kültürel sohbetler de yapardık. Sonra, günün işini tamamlamak için, bir birimize yardım eder, bir an önce işimizi bitirip, bu tür muhabbetlere zaman ayırmaya çalışırdık.

O zamanlardan aklımda kalan, arkadaşımız Emine'nin ince ve tiz sesiyle sanat müziği söyleyerek yorgunluğumuzu dağıtan billur sesi halen kulaklarımdadır. Diğer arkadaşım Erzurumlu Mahbup'un anlattığı esprili köy hikayelerine kahkahalarla gülüşümüz...

Kızılay'ın sokaklarına kar yağmaya başladığında. Bazen pencereye toplanıp yağan kar tanelerini seyrederdik. Zemine düşer düşmez eriyeceği, arabaların altında kaybolacağı için o kar tanelerini yere düşmeden görmek için pencereyi açıp yere düşüşünü izlerken, arkadaşımız Sıdıka, hep aynı şiiri okurdu. Çocuk sesi, çocuksu sözcükler ile okuduğu o şiiri kendine has yorumuyla dinlerken, hem hüzünlenir hem de adeta farklı bir aleme yolculuk yapardık.

Ne zaman, birimizi üzgün görse, hep aynı şiiri okuyup, bizi bizden uzaklaştırmayı becerirdi. O şiiri çocuk taklit'i yaparak, çok güzel yorumlamasından dolayı, sürekli kendisine okuttuğumuz için ezberimde kaldığının farkında bile değildim. Şu anda, Konya Ermenek Nüfus Müdürü olan arkadaşım ile geçenlerde telefonda sohbet ederken, bu şiir aklıma geldi. Şairi kimdi? Dedim." Hatırlamıyorum. Bende nereden okudum, ezberledim bilmiyorum? Ama siz sevdiğiniz için hep okurdum" dedi.

Son günlerde, hani kaybolduğu düşünülerek günlerce aranıp, sonra komşusu tarafından direğin dibine gömülen Leyla'nın ölüm haberi ve o çocuğun öldürülme nedenini okuyunca içim kan ağlayarak, o kötülüğü, masum bir yavruya yapan mahluk adına insan adı taşımasından tiksinti duyarak... O masum yavrunun fotoğrafını görüp;

Yem yeşil, orman yeşili, ışıl ışıl, ışık dolu o gözlerine, melek yüzüne bakıp, yüreğim yanarken... Sıdıka'nın o çocuksu sesi, çocuksu sözcükler, yılların ötesinden adeta kulaklarımda yankılandı. Sanki o zamanlar, Leyla'nın sesi Sıdıka'nın dudaklarından söz olup dökülüyormuş gibiydi okuduğu mısralar... Ve Leyla'lar seslenmişti zaten zamanın gerisinden o zamanlar... Yere düşen kar taneleri gibi eriyorlar. Engellenemeyen kötülüklerin içinde kar tanesi kadar temiz çocuklar...

Rahat uyuyabilirim anneciğim,
İnsanlar artık yok yanımda.
Kolların bıraktı mı beni?
Kara toprak etrafımda.

Bir de böcekler var ki,
Geldiğimden beri beni eylediler.
Ne oldum... Bilmiyordum,
Öldüğümü söylediler.

Bu muydu ölüm anneciğim?
Sen ki hala yanımdasın,
Korkmuyorum gecelerden,
Biliyorum uyanıksın.

Şimdilik işler yolunda,
Ölüm de başka şeymiş.
Postayı sordum söylediler,
Gönülden gönüleymiş.

Bunun için yazamıyorum.
Kusuruma bakmayınız.
Belki bir daha gönderemem...
Bu mektubumu saklayınız.

Ara sıra anarsanız,
Selamınız beni bulur.
Telaşınız çoğalmıştır,
Ölenler unutulur.

Yeniden dünyayı düşünüyorum,
Darıldım gelmeyeceğim.
Eğer yanılır da gelirsem,
Böyle ölmeyeceğim.

İyi değilim birkaç gündür,
Izdırap çekmekteyim.
Küçük kazdırmışsınız mezarımı,
Bense büyümekteyim.

Oyuncaklarım için de kızmıştım,
Lüzum yokmuş meğerse,
Öylesine değiştim ki, öylesine
Belki tanıyamazdı,
Ahhh annem bir görse.

Toprak attılar üstüme
Beyaz elbisem kirlendi,
Oldu artık olan,
Öldüğüm de söylendi...

Unutulmaktan korkmuyorum,
Ara sıra mezarıma uğrasınlar,
Karanlıklar içindeyim,
Bir fatiha, bir dua göndersinler

Ölüm günümü hatırlayıp,
Sevdiklerim ağlamasınlar.
Ölmüşüm ölmüşüm ben ama,
Tüm çocuklar mutlu kalsınlar.

Ben acılar çektim anneciğim,
O alemdekiler ders alsınlar.
Ahımızı alanlarsa...
Cehennem ateşlerinde yansınlar.

Kadriye ŞAHİN

03.07.2018

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
YOZGAT'ın KAVURGA KOKULU ÇOCUKLARI
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi,

Tahminimde yanılmamışım. Nostalji sandığınızda yıllardır özenle sakladığınız buram buram Yozgat kokan anılarınızı bizimle paylaşmaya başladınız. Bizler için iç çektiren sıla özlemi ama sonraki nesiller için kaynak olacak yazılarınızı merakla bekleyeceğiz.

“Yozgat’ın Kavurga Kokulu Çocukları” başlıklı yazınızdan esinlenerek bende bir şikayetimi dile getirmek istiyorum. Evvelki yıllarda yaptığımız Çapanoğulları toplantılarımızda Amerika dahil muhtelif şehirlerimizden gelen 120 civarındaki misafirlerimizi ören yeri Hattuşa dahil gezdirirken Hayri İnal konağında da misafir etmiş onlara kavurga ikram etmiştik. Misafirlerimiz o kadar sevmişlerdi ki artanları ceplerine doldurmuşlardı. Son toplantımızda yine ikram ettik ama bu kavurga değil adeta diş kıran idi. Tuz ayarı iyi olmamıştı. Konağın altında dört hanım kavuruyor küçük Torbacıklara koyup misafirlere hediye ediliyordu. Hanımlara sitem ettim. “Siz ya kavurga yapmayı bilmiyorsunuz, ya da baştan savma yapıyorsunuz, böyle kavurma olmaz dedim. “Siz onları bırakın biz size yeniden yapalım” dediler. Yorumu size bıraktım. Selam ve saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 13.11.2017 11:24
YOZGAT IN "PARMAK ÇÖREĞİ" VE 1980 Lİ YILLARIN NÜFUS ÇALIŞANLARI
Kadriye hanım..şimdi her iki yazınızı zevkle okudum.ne güzel anlatmışsınız yozgatımızı..kalemine ve yüreğine sağlık..
Bahadır -- 10.11.2017 23:11
SILADA KAYBOLAN ÇOCUKLUĞUM
Kadriye ablam yüreğine saglik bu gurbet insanı böyle bülbül gibi sakitiyir tabi gurbette olmayanlar bilemez nede güzel anlatmissin mahallemizi ama şimdi nerdeeeeee o eski günler seninle bir yenicami ve Yozgatli olarak gurur duydum bu gurbet ellerde
meryem ekici sonme -- 10.11.2017 20:22
YOZGAT IN "PARMAK ÇÖREĞİ" VE 1980 Lİ YILLARIN NÜFUS ÇALIŞANLARI
80 li yıllar dan bu yana Nüfusçuların hayatında da (yazını okurken yemiş kadar olduğum ama tadını hiç bilmediğim) tıpkı parmak çörekte olduğu gibi hiç bir değişiklik olmadı sürünmeye devam ediyoruz.Değil parmak çörek simit bile yiyemiyoruz artık çünkü bunları yiyecek samimi dürüst güvenilir dostlar bulamıyoruz.Ne mutlu ki o yılları yaşamışız sevgiyle kalın.
Sıdıka YERDEKALMAZER Ermenek Nüfus Müdürü -- 08.11.2017 09:29
SILADA KAYBOLAN ÇOCUKLUĞUM
Gazetemizin saygıdeğer yazarı sayın ÇAPANOĞLU Beyfendi, asaletiniz'e yakışan davranışınızla köşeme lütfedip "Hoş geldiniz" diyerek karşılayıp, zahmet buyurup kıymetli ve zarif yorum bıraktığınız için teşekkür ve hürmetlerimi sunarken. Sizlerin arasına layık görmekle, beni onurlandıran Sayın "OSMAN HAKAN KİRACI" Beyfendiye ayrıca teşekkür ederim.

Köşemde paylaşılan "Yozgat'ta Kaybolan Çocukluğum" başlıklı ilk yazımı okuyarak yorum yazma zahmetinde bulunan; SİBEL Hanıma, yeğenim Dc Doktor MUSTAFA ŞAHİN'e, ATİLLA ERSOY kardeşime,REFİKA arkadaşıma, kuzenim ALİ GÖLCÜK'e, Memuriyet hayatımın unutulmaz ilk iş arkadaşı SIDIKA YERDEKALMAZER' e, HATİCE Hanım'a, mahalle arkadaşım AHMET KOCA'ya Söke'den yazan SELMA SARICA' ya, isimsiz yorum yazan kardeşlerime, özel mesajla tebrik mesajları yazan tüm (sayı kalabalık olduğu için isimleri tek tek yazamayacağım) dostlarıma teşekkür ediyor, selam ve sevgilerimi gönderiyorum. Ayrıca SIDIKA Hanımın sorusuna aynı zamanda cevap vermek istiyorum.

Zaman; geçmişi,geride kalanları değerli kılıyor. Şimdiki zamanımızın, bu yaşların mutluluk olduğunu dönülmez göç de anlayacağız sanırım.Ancak, pişman mı olduk, asıl mutluluğumu bulduk? Malesef bunu kimselere anlatamayacağız.

Tüm okurlarıma sevgi ve hürmetler
Kadriye ŞAHİN -- 07.11.2017 18:12
SILADA KAYBOLAN ÇOCUKLUĞUM

Değerli Yozgat gazetesi ailesine yeni katılan Kadriye ŞAHİN, canım arkadaşım ilk yazını duygulanarak okudum çok beğendim hayırlı olsun yeni yazılarını heyecanla bekliyorum.
Selma Sarıca -- 04.11.2017 22:58
SILADA KAYBOLAN ÇOCUKLUĞUM
Değerli Yozgat gazetesi ailesine yeni katılan Kadriye ŞAHİN, canım arkadaşım ilk yazını duygulanarak okudum çok beğendim hayırlı olsun yeni yazılarını heyecanla bekliyorum.
Selma Sarica -- 04.11.2017 13:21
SILADA KAYBOLAN ÇOCUKLUĞUM
Bunca üniversite, okul, akademisyen ne yapar bu halk bilimi konusunda? Neyi araştırır neyi yazarlar? Neyi öğretirler? Biri açıklasın ben cahilim. "Eline, yüreğine sağlık" gibi ifadeler basit kalır bu yazı karşısında.
Adınız ve Soyadınız -- 04.11.2017 13:05
SILADA KAYBOLAN ÇOCUKLUĞUM
Yenicami mh.lesi başka nasıl anlatılırdı bilmiyorum. Başarılar diliyorum
Ahmet Koca -- 02.11.2017 19:14
SILADA KAYBOLAN ÇOCUKLUĞUM
Ablam; ben bu gurbete geldiğimde annem beni seninle tanıştırdı. Gözüm arkada kalmaz demişti. Önce sana ısınamadım. Hep kusurları önde tutuyor diye biraz soğuk davranmıştım. Bana neden okumadın diye ikide bir soruyordun. Ben sıkılıyordum. Sonra çok zekisin sen okursun dedi. İki çocuk 37 yaşında orta okul terk bir insanı okumaya teşvik etti. Günlerce gece yarılarına kadar bana ders çalıştırdı. En çok da edebiyat tarih çalışıyorduk beraber. Sınavdan çıkınca soruları ablama getirirdim. Sonra liseyi açıktan bitirdim. Üniversiteye başladım. Ehliyet de al dedi. Onuda aldım. Beni hep teşvik etti. Anladım ki söylediği her söz yararımaymış. Şimdi bende kurs hocasıyım. Yol gösteren, herkesin elinden tutan, sözünü esirgemeyen, kendini feda eden ablam.Şimdi seni aramadan okuyacağım. Yazarların çoğunu tanıyorum diye hep rumuz kullanarak destek oluyordun. Beni ararken bir kaçda makale okuyorsunuz diyordu. Bayıldım Yozgat'ın betimlemelerine. Telefondan yazamadım ablama geldim. O çayı getirmeden ben lafı bitireyim. Süprüz olsun. başarılar diliyorum canım ablacıım.
-- 01.11.2017 23:00
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
5
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00