BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 17.07.2019 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
170
Dün
:
4633
Toplam
:
16991125
YANKI Kadriye ŞAHİN
GÖZYAŞLARI
kadriyesahin64@gmail.com

Hayatta hep gülmek isteriz. Gülümsemek, gülümsetmek uğruna, ne çabalar harcarız. Mutluluk duygusunun uzağımızda olduğunu düşünerek, o duyguyu yakalamak için sürekli peşinde gezeriz. Oysa, başkalarının mutlu olması için, kendimizin ağlaması gerektiğini düşünmeyiz.!

Ağlamak gülmekten değerli olmasaydı, insan hayata ağlayarak başlar mıydı? Daha gözlerini açmadan dünyaya, ağlamayan bebekler sarılarak kundağa, teslim edilmez ana kucağına. İlk çığlıkları atmadığı an, ilk tokat atılır minnacık suratına. Ağlamak, yaşamın, mutluluğu yaşatmanın ilk belirtisi, ruhun bedende uyanması. Allah'ın üflediği nefesin, o bedende, ses olup duyulması... Tüm sırlar saklıdır bebeklerin bilinçsiz attığı ilk çığlıkların arasında. İlk ağlama, hayata dair söylenmedik sözlerin şifrelenmiş sesidir aslında.

Zaman içinde duygular geliştikçe ağlama nedenleri de değişir. Sessiz ağlamalara duygular karıştıkça; duyguların süsü, sözü olur, damla damla akan tuzlu gözyaşları. Bazen elimizin dışıyla sileriz gözlerimizden süzülen damlaları. İstemsiz okşarız parmağımızın ucuyla, gözlerimizi buğulandıran göz pınarlarını. Açmak isteriz gönlümüzden dışarı yol bulan kanalları. Derdimizi, kederimizi sürükleyip dışarı atan, yüreğimizden kaynayan, gönülde buharlaşan, gözlerde su kıvamı alan, kirpiklerden damla olup, damlayan duyguları. Göz, ister ki parmaklar hafifçe dokunsun. Dil susup sükunete ulaşsın. Sadece yüreğin dili sel olup aksın. Kirpiklerde hüzünler parçalanıp damlalara ayrılsın. Bazende gözler söze erip, gönlün meramını kelimelerin tükenmişliğinde anlatsın.

Hz Adem, dünyaya gönderildiği ilk an, pişmanlık duygusuyla
ağlamaya başlamış. İlk adımlarını ağlayarak atıp, dünyayı dolaşmış. O, dünyayı tanımadan, dünya Adem'in gözyaşlarıyla sulanmış. Belki, Adem ağlamasa, kül kütlesi olan dünyada güller açıp, başka canlar hayat bulamazdı. Eşinden ayrı kalan Havva, ağlayarak Adem'i aramasa, gökten yağmurlar yağmazdı. Dünyayı cennete çeviren, belli ki pişmanlık gözyaşlarıydı. Adem ile Havva, cennetten bir damla suyu, yada cennetin özünü gözlerinde dünyaya taşımayı başardı. Görünen o ki, cennet ile dünya arasındaki yollara döşenenler pişmanlık cilasıyla cilalanmış damlaların taşlarıydı.

Bazen zayıflık sanıp sakladığımız o gözyaşları, aslında bir iksir, var oluş belirtisi. İnsanlığın, insan olmanın nişanesi. Hem de, hayat ekininin besini, köleliğin kırılan zinciri.. Allah'tan af dilenirken, hataların pişmanlığı içinde dökülen bir damla gözyaşının, cehennem ateşini söndüreceğini belirterek, Peygamberimiz (s.a.v); bir hadisinde, “Hiç bir mü'min yoktur ki, gözünden sineğin başı kadar gözyaşı, Allah Teâlâ korkusundan çıksa ve yüzünün sıcaklığına temas etse, Allah Teâlâ, onun cehenneme girmesini haram kılar. [89]" Diyerek" müjdeliyor.

Eller semaya açıldığı an, bir damla gözyaşının hatırına, dualar kabul görürken, tüm rahmet, merhamet kaplarını kapatan kirli kilitleri eritip en kirli gönüllerdeki kiri, pası, bir damlanın deryasında arındırarak temizleyip, halden hale geçmek için, içinde köprüler gizliyor. Bu köprüler, tövbeye ulaştırıp, şükrün şevki'inde, gönülleri inşiraha erdirirken, gönülleri genişleterek, yüreği hafifletip deryaları, denizleri içinde besliyor.

Tariflere sığmayan gözyaşlarını, bir yazarımız şöyle tarif ediyor;
""Bir gözyaşı, gül mevsiminde güle karşı akarsa aşk olur adı; Sevgiyi damıtır en derin yerinden.
Suçlardan sonra tenha gecelerde akarsa tövbedir tadı; gönülleri arıtır en kara kirinden.
Bir gözyaşı, bir cevherdir, ateşten kaynayan.
Özü sudur ama avuçta bir yalım, gönülde bir yangın olur.
Bir ateştir aslında o, dumanı ah ile çıkan.
Onun içindir ki yıkayarak yakar, yakarak yıkar.
Arıtır ve eritir; temizler ve gizler…
Fazilettir, diyettir…
Bu yüzden denilir ki, gözyaşı yiğitler kârıdır ve civanmertler vakarıdır.

Şehrazat, acılarını gözyaşıyla anlatır. Sancılı damarlarda ölümcül çılgınlıkları gözyaşıdır. Toplasanız gözyaşlarını âşıkların, dalgalı bir deniz olur. Gözyaşı ki, kişinin kendisiyle kavgasının sonunda akarsa tomur tomur mercandır; ve eğer pişmanlıklarla tartılırsa mübarek bir heyecandır.""

Diğer taraftan bir şarkı, değer verdiği sevgiyi en değerli yerde sakladığını belirterek;

"Gözyaşımda saklısın ağlayamam ben
Düşeceksin sanırım kirpiklerimden..."

Sazlardan söz, sözlerden öz yansırken bu şarkı, gözyaşının gizemini ortaya döküyor. O gizemde ki sevgisini, sevdasını, sevgilisine olan tüm hislerini yüreğinde saklayan şair, gözyaşlarıyla döküleceğinden korkarak ağlamamayı tercih ediyor. Sevgi gönül evinde açan bir gül. Gözyaşları, gönülden dışarı akan ırmak. Neden kaptırsın gönlünün gülünü dışarı açılan ırmağa? Sevgi, baki ruhta yaşadıkça, sevgiliyi fani göz görse de, görmese de ne önemi var? Önemli olan sevgilinin sevgisini yaşatmak.

Bazen o gözyaşlarını, kimseyi kırmamak, kaybetmemek adına; dökülmesinden, dağılmasından, uçup gitmesinden korktuğumuz için, alevleri hıçkırıklara düğümleyip, yüreğimizin en ücra köşesinde marifettir saklamak. Maksat, sevgiyi korumak, barındırmak... O sevgi, sarmaşık olup sarsın diye sulamak için değil midir ağlamak?

Ruhumuzu arındıran, yüreğimizi paklayıp yumuşatan, cenneti barındıran, gönlümüzü cilalayan, sevginin barınması için tertemiz zemin hazırlayan, cehennem ateşini söndüren, , Yusuf'u Züleyha'ya döndüren, İbrahim'in ateşini güle çeviren, Hacer'in ayağı altına zemzem olup serilen, Meryem'in gözünden kundaktaki bebeğin yüzüne düşüp, İsa'yı dile getiren. Eyyup peygamberi dertlerinden dermana erdiren, Muhammed Mustafa (s.a.v)mi, en yüksek makama yükselten, kutsal kitapların ayetlerini süsleyen; inci, mercan taneleri ve hepimizde mevcut olan en değerli hazine... Ne güzel bir süstür, inci inci yaşlardan, kar tanesi kadar aklanmış paklanmış bir ruha, Allah için ağlayıp damla damla şebnemler ile süslenip huzurunda durmak.

O bir hazinedir ki; kulun yaratıcıya olan tüm sevgisi, arzu hali o yaşlarda gizlidir. İnsanın insana, insanın Allah'a elçisidir. O yaşlar, gönülden kaynar, gözden yol bulur, yüzde kaybolur. Gönül ise Allah'ın mekanıdır. Bu yüzden gözyaşının kıymetini bilmeli, kutsallığına kutsalca değer vermeli... Her an, her yerde, her şeye; kimin ne haddinedir harcamak, harcatmak...!

Cehennem ateşini bir damla gözyaşı söndürüyorsa, bir damla gözyaşı, kim bilir ne cehennem ateşlerini de alevlendiriyor. Birde bu "hadis"i ters tarafından düşünmeli. Bu nedenle, ağlatan dan değil; ağlayan insanın, insanlığın, tüm canlıların gözyaşlarından ürpermeli, korkmalı. Bir insanın, bir hayvanın, bir çocuğun gözleri nemleniyor, hatta bir yaprak domur domur terliyorsa, o yaş düşmeden çaresine bakmalı ki; yanımıza alacağımız azık, ah ile akan o damlalar olmamalı. Gözyaşının her damlasında kim bilir ne ateşler saklı.

Ne var ki, günümüzde çoğu insanlar, rahat, ferah yaşam peşine düşüp, gülüp oynuyor. Lâkin, insanlık hep ağlıyor. Sebebi, aç gözlü, merhametsiz, bencil, egosunu şişiren yöneticiler ve yine insanlar. Keşke, ülkeleri yönetenler gözyaşı dökecek kadar civanmertlik vakarına ermiş olsa. Ağlatmamak için ağlasa. insanlığın ruhuna gök kuşakları doğsa. Tüm alemi saran bu kuşaklar, bütün kötülerin kötülüklerin firavunlarını boğsa.

Ağlayanların gözyaşlarını dindirmek, ne büyük erdemliktir.
Çünkü, o gözyaşları sadece, Allah ile kul arasındaki elçidir.
İnsan, insanı yada bir canlıyı inciterek ağlatırsa, her damlası Allah'a şikayettir.
Döktürülen, dökülen her damla gözyaşı'na elbet bir gün, bir bedel ödenecektir.

Kadriye ŞAHİN -17.07.2018

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
Bayramların bağrına bağlanan çocuklar
Sayın Kadriye Şahin, yazınızı okurken çocukluk günlerime gittim. Dedelerimizi çok erken kaybettiğimiz için maalesef başımızı onlara okşatamadık ama çarşıya indiğimizde yeşil bardaklar içinde limonlu ya da vişneli kar dondurmasından yediğimiz, yerken de mutlu olduğumuz günlerimiz oldu. Biz o günleri yaşadık ama geldiğimiz günlerin çocukları ya refah içinde ülkenin ve hatta yurt dışının imkanlarından istifade ediyor belki bizim yediğimiz kar dondurması mutluğu kadar duygu yaşamadan. Ya da ailesinin fakru zarureti yüzünden bayramı boynu bükük geçiriyor. Cennetmekan Yusuf Ziya Ortaç'ın şu sözü beni çok etkilemişti. "Ben asfalt yollardan korkarım. Cadillac otobillerle yalın ayakların birlikte yürdüğü yollardan." Bayramınız kutlu olsun. Selamlar.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 04.06.2019 09:18
KÖPEKLERDE KÖYDEN İNDİ ŞEHRE
Sevgili Songül Hanımefendi; sizi tanımıyorum ancak zaman zaman yazdığınız yorumları ilgiyle takip ediyorum. Vakit ayırdığınız yorumlarınız için teşekkür ederim.

İnsan önce okuduğunu anlamalı... Sonra okuduğu konu üzerine düşünmeli... Ne yazık ki, eğitim almış ama eğitimsiz kalmış cahiller güruhun da; okumadan yazı yazmaya kalkışan, kalkışmakla da kalmayıp, yaşına başına bakmadan " had" bildirme ve "kınamayı" marifet sayan kendini bilmezler, düşüncesi kıt, yıkamacı yağlamacı, yalakalığı kendine meslek edinmiş insanlar ile de zaman zaman karşılaşa biliyoruz.

Bahsettiğiniz yazı, A.K.( Önemsemediğim için adını yazmak istemiyorum) tarafından başka bir gazete köşesinde yazıldı. Kendisini tanımam. Yazılarını da okumam. O günden sonra göz attığım kadarıyla; belli ki şahısları övmekle ilgili yazılar yazıyor. Çıkar karşılığı, reklam niyetine kullanılan kalemler beni çok alâkadar etmez. Hatta, kendi haddini bilmeyen had-sizler de hiç ilgi alanıma girmez... Başkasının sırtına basarak, babasına sırtını yaslayarak yükseldiğini sanan insandan, sesini başkasının adıyla duyurmaya çalışandan, birilerine tutunup kendi yokluğunu var sayandan; hiç hoşlanmadım ve bunları her zaman değerlerim arasında sıfır olarak değerlendirdim.

Bu tür insanların hayatım boyunca, solumda kalmalarını tercih edip; değerli, erdemli, şahsiyetli, haddini aşmayan, saygılı, çıkarsız insanları da sırtımda, başım üstünde, sağ yanımda taşıma gayreti gösterdim. Değerini gösteren insanlardan yerine göre elimden geldiğince desteğimi de esirgemedim ki, değere değer katılsın, değer değerince anılsın diye...

Şöyle ki; sıfırı sağınıza alırsanız sıfırlık dan kurtarır değer katmış olursunuz. Solunuzda bırakırsanız bir işe yaramaz. Yani bu tür varlıklar ile muhatap olursanız önemsemiş olursunuz, ister istemez kendilerine kendinizde yer edinerek, sizin değerinizi düşürüp kendilerine değer katarlar. Anladığım kadarıyla bu kızımız da böyle bir çaba içinde.

Sözün özü, hangi değer ile çarparsanız çarpın sonucu (0) sıfır olacak bir değer ile uğraşmaya değmeyeceği gibi, zaman harcayıp bulanık suyu sıçratma gereği de yoktur. Muhatap olmadığınız halde üzerinize sıçramak için cımbıldayan su, ne kadar temiz olursa olsun, sıçradığı yeri kirletecektir. Kendi kendine cımbıldayan su, zaten temiz değildir. Yazı yazdığını zannederek birilerinin gereksiz avukatlığını yapan evladımız da kendi kendine adıma yazı yazmış. Anlayıp-dinlemeden aklınca, çıkarcı hayvan sevenlerin kızağına gelip kınamış. Yazımızın altına, kendince fikir beyanında bulunsaydı saygı duyar, seviyesine inip cevap vermeyi uygun bulurdum. Kendi muhitim den ve köşemden uzak olduğu için, gerek görmedim. Annem rahmetli derdi ki, "Karşı mahallede havlayana hoşt demenin ne gereği var?"

Sevgi ve selamlar...Alakanıza tekrar teşekkürler

Kadriye ŞAHİN -- 08.03.2019 01:43
KÖPEKLERDE KÖYDEN İNDİ ŞEHRE
Çok haklısınız Kadriye hanım, İnsanlar köyü terk etti. Her şeyi ithal etmeye başladık. Rahat yaşamanın rahatlığına alıştık. Yiyecekler ambalajlar içine girdi, hastalıklar bedenimize yerleşti. Topraklarımızı ekip, kendi ürünümüzü kendimiz yetiştirmek yerine her şeyi hazırını tercih ettik. Devleti, yöneteni suçlarken kendimizde hiç kabahat görmedik. Sonunda hayvanları da kendimize benzettik. Şimdi belediyeler hayvanları mama ile beslerse gazete sayfaları, sütunları reklam yapıyor. İnsanlar soğana hasret kalmış, işsizlik almış yürümüş kimse oralı olmuyor. Merhamet, vicdan sadece köpek beslemekle olmuyor.

Karnı tok, sırtı pek insanlar kendine uğraşacak meşgale arıyor, veya kendini hayvanlar aracılığı ile önemsetmeye çalışıyorlar. Bu tür insanlar, doğadan ayrı yaşadıkları için, kendilerindeki eksikliği hayvan üzerinden gidermeye çalışan ve hayvanı anlamayan, bir kaç mama tanesiyle mutlulu ettiklerini zanneden psikopatlar dır. Oysa, bir kaç hafta köyde yaşamış olsalardı hayvanların mutluluğunu ve insan olmanın gereğini anlaya bilirlerdi.

Doğruyu yazınca, doğruları haykırınca kınanıyor. Gazetenin birinde adınıza yazı yazan bir bayan, okuduğunu anlamadan mı yazdı, yoksa kendince adınızı kullanarak kendi reklamını mı yaptı bilemiyorum ama ortalıkta gezen köpeklerin çilesini kendisi yaşamış olsaydı hayvanları belki anlardı. Yok, yok, bunlar anlamaz! Bu seferde, kendini iyilik perisi ilan etmek için hayvanların çilesini kullanarak, belediyelere babasının gazetesinden seslenir, sonrada onların reklamını yapardı. Engelli insanların, çocukların, köpekler yüzünden sokaklarda dolaşamama hakkını kim savunacak, parçalanarak öldürülen insanların ailelerinin acısını kim paylaşacak, ve de sahipsizlik duygusunun bedelini o hayvanlara kim ödeyecek merak ediyorum. Hayvanı seven, alır evinde besler. Sokağa atıp hayvan severlik taslayıp, soğukta, sıcakta zebil olan hayvanlara bir avuç mama atıp kendilerini iyilik perisi ilan edemez.

Noktasız cümle kuran, virgülü hiç tanımayan insanlar; eline kalem alıp köşe yazarlığı yaparak doğruları yazanlara "haddini bil" çağrısı yapıyor. Hayvan koruma dernekleri adı altında çalışanlar köşeyi dönüyor. Ne oldu? birilerinin menfaatine mi dokundunuz ki köşelerinde adınıza yazılar yazıldı?

Günlerdir takip ediyorum. Cevabınız ne olacak diye. Anladım ki cevap verme gereği bile duymadınız. Çoluk çocukla uğraşmaya da değmez. Onlar daha çok cahiller. Noktanın, virgülün yerini bile bilmezler.

Kadriye hanım, Uzun zamandır yazılarınızı okumayı bekliyoruz, haddini bilmezlerin sizi yıldıramayacağını, hadsizler ile de muhatap olmayacağınızı biliyoruz. Sevgiler selamlar.
Songül gül -- 05.03.2019 23:26
KÖPEKLERDE KÖYDEN İNDİ ŞEHRE
Değerli Muhsin Köktürk Hocam;
Keşke hayvanların mutlu olacağı ortamlarda yaşıyor olsaydık ve hayvanlarda bizimle yaşasaydı. Yaşanılan ortamda insan mutlu değil ki, hayvan mutlu olsun. Benim kızdığım konu, hayvan sever olarak görünen insanlar, bahçelerine hayvanları almıyorlar. Sadece, cadde üzerinde, çevre kirlenmesin diye hazır mamalarla beslemeye çalışıyorlar. Bu hayvanlar, güdüsel olarak yiyecek arayarak beslenme alışkanlığını kaybettiklerinden zaman zaman aç kalıyorlar, üstelik, sürekli cadde üstünde, yollarda dolandıkları için arabalar çarpıyor. Her sabah, sade bizim caddeden üç beş tane kedi ölüsü, köpek ölüsü toplanıyor. Bu hayvanları hem ilgiye alıştırıp hem dışarıda korumasız bırakmak doğru bir davranış değil. Sahibi olan hayvan daha mutlu, daha uysal, daha zeki. Onların ihtiyacı sucuk sosis, hazır mama yemek, arada bir okşanarak olduğu yere bırakılmak değil. Onların ihtiyacı nereye, kime ait olduklarını bilmek. Kendim de, köpekleri çok seviyorum. Ev içinde besledim. Çocuklarımla aynı odada, bazen aynı yatakta uyurdu. Çok da mutluydu.Hepimizi de mutlu ediyordu. Sokakta yaşayan köpekler, sürekli azarlandıkları için çok mutsuzlar ve zaman zaman saldıra biliyorlar. Elbette ki, belirli yerde, yuvada yaşayamamış olmanın etkisi de var.

Yaradan Allah, her canlının elbette ki rızkını vermiştir. Onların ölmesine gönlüm razı değil. Ya sahiplensinler, veya belediyeler ve halk iş birliği yaparak bu hayvanlar için rahat ortamlar, köpek koruma alanları hazırlasınlar. Vurdum duymaz olmak, görmezden gelmek, o hayvanların telef olmasına seyirci kalmaktır. İnsanın ve insanlığın görevi hayvanları korumaktır.

Yorumunuz ve duyarlılığınız için teşekkür ederim. Selam ve saygılarımla..
Kadriye ŞAHİN -- 10.01.2019 00:17
KÖPEKLERDE KÖYDEN İNDİ ŞEHRE
Sayın Kadriye Şahin,

Başıboş hayvanların yarattığı sorunlara katılıyorum. Ancak belediyelerin bu konuda üzerlerine düşen görevi yapmadıkları kanısındayım. Öyle köpeklerin kulaklarına birer simge takmakla bu iş yürümüyor. Köpekler için uygun barınaklar oluşturmak gerek.
Başıboş hayvanlarla başıboş insanları karşılaştırınca inanın insanlardan daha çok korkuyorum. Olağanüstü durumlar olmadıkça hayvanlar insanlara saldırmıyor. Açlık, korku, şiddet ve benzeri etkenler onları saldırgan kılıyor.

Hayvanlarla iç içe yaşamamız bir doğa kuralı.Bu yaşam sırasında birtakım sıkıntılar yaşayacağız kuşkusuz. İşte bu sıkıntıları en aza indirmek, yok etmek için belediyelere büyük görev düşüyor. Bundan kastım, hayvanların öldürülüp yok edilmesi değil.

Duygularınızı, korkularınızı iyi anlıyorum. Ben öyle aç yatan, perişan durumda yaşam süren insanlar varken onları düşünmeyip hayvan haklarından söz edenlerden değilim. Ama inanıyorum ki Allah, yarattığı tüm canlılara yaşam hakkı vermiştir. Bize düşen görev canlıların bu hakkına saygı göstermek olmalıdır. Burada dengeyi kurmak, sağlamak çok ama çok önemli
Saygılarımla.



Muhsin Köktürk -- 08.01.2019 22:34
HER ŞEY TOPRAĞIN BAĞRINDA
Yine çok güzel şeyler yazmışsın abla sizin yaşınızda olmasakta çocukluğumuzu hatırlıyoz yazılarınla ağzına emeğine sağlık seninle gurur duyuyoruz
Semra aktaş -- 05.01.2019 18:25
GERÇEK DOST
Arkadaşını söyle kim olduğunu söyleyim demiş atalarımız. Arkadaş, dost insanına ruhu kadar yakın olmalıdır. Ne yazık ki, her şeyin içi boşaltıldı. Sizinde dediğiniz gibi çok önemli kelimeler faklı alanlarda kullanılarak basitleştirildi. Eskiden dostluk vardı. Hyat daha zevkle yaşanıyor, insanlar huzur buluyordu. Şimdi, dost para, zenginlik, makam, çıkar. Parayı ilah edindiler, eşyayı kullanmak yerine gösteriş için sevdiler. İnsan insandan beslenir. İnsanlar ruhlarının aç olduğunu bile fark edemeyip cümleten delirdiler de delirdiklerini fark edemediler.

Kadriye Hanım, kaybolmuş değerleri hatırlatıyorsunuz.Kaleminiz var olsun. Selam ve dua ile.
Songül gül -- 04.01.2019 20:00
HER ŞEY TOPRAĞIN BAĞRINDA
Sayın Şahin, yazınız bana çok şey düşündürdü. Şimdiki insanlar anne baba kıymeti bilmiyor. Toprakta büyümedikleri, öllükte yatmadıkları, bitkilerin büyümesini seyretmedikleri için pek çok duygudan noksan yetişiyorlar. Bencil, egoist, saygısız, kadir kıymet bilmeyen, duygusuz ve duyarsız, çıkarcı, hesapçı bir nesil yetişti. Sizinde dediğiniz gibi insan insani duygularını kay betti. Bunun sebebini araştırmaya gerek yok. Topraktan kopan insan, insanlıktan da koptu.

Yazılarınız uzun fakat okundukça okunası yazılar. Yüreğiniz var olsun.

Sağlık ve selamet ile selamlar
Tevhide içli -- 25.12.2018 17:34
HER ŞEY TOPRAĞIN BAĞRINDA
Sayın Kadriye Şahin,
İçeriği yanında anlatımıyla da dikkati çeken nefis bir yazı kaleme almışsınız. Kutlarım.
Yazdıklarınız "kapitalizm"in doğal sonuçlarıdır. Kapitalizm denen canavar, yalnızca parayı ön planda tutar. Ne doğayı ne insanı düşünür. Para odaklı olan bu sistem, ne yazık ki dünyayı yaşanamaz bir duruma getirmiştir. Gün gelecek, bir karış toprağı da göremez olacağız. Belki de toprak, hayallerimizde yaşayan bir özleme dönüşecek.
Para uğruna, rant uğruna dünyada neler yok edilmedi ki?... Enerji gereksinimi gerekçesiyle nükleer santraller kurulmadı mı? Barajlar yapılıp doğanın dengesi bozulmadı mı? Bireysel taşımacılık körüklenip petrol vurgunları yapılmadı mı? Silah sanayine yatırımlar yapılıp insan canı üzerinden büyük paralar kazanılmadı mı? Fabrikaların atıkları biraz daha çok kâr edebilmek için pervasızca akarsulara, göllere, denizlere akıtılmadı mı? Ulaşımda rahatlığı sağlamak için yapılan oto yollarla doğanın göğsüne hançer sokulmadı mı? Kentleşme adı altında doğa talan edilmedi mi?Hangisini sayayım ki? Bu saydıklarımın hemen hepsi dönüp dolaşıp toprağı vuruyor? Sonuçta çölleşen, yaşanmaz duruma gelen bir dünya ile karşı kaşıya kalıyoruz.
Allah sonumuzu hayırlı kıla.
Muhsin Köktürk -- 23.12.2018 18:53
BİR AVUÇ KAR TOPU
Kadriye hanım böylesine güzel yazılar yazmanız bizi çok onurlandırıyor. Bu tür kalemleri okuyunca Yozgat insanın kültürü ve olaylara bakış açısının farklılığını fark ediyorum. Bir avuç kar topuna bu kadar güzel anlamlar yüklemeniz, doğanın diline tercüman olmanız, arkadaşlığa,dostluğa değer vererek birleştirici olmanız yüreğinizin çok yüce, gönlünüzün engin olduğunu gösteriyor.Sizler gibi kadirşinas arkadaşları olanlar çok şanslı. Zamanımızda böylesi insanlar çok azaldı. Yazıyı okurken, keşke bu kar topunu gönderen ben olsaydım ve bir anıda anısaydım diye düşündüm. Basılmış kitaplarınız varsa alıp okumak isterim. Yazılarınız insanın ruhunu hem dinlendiriyor hem besliyor. Son yazınız, her şey toprağın bağrında yazınızda çok anlamlı. Doğanın dilinden anlayan gönül, gönlünü akıtabilen bir kalem ancak bu kadar güzel betimlemeler yapar. Gönül gözünüzün her daim açık olması dileğiyle selamlar sevgiler.
Tuğçe Tekin -- 20.12.2018 20:14
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
1
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00