BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 20.10.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
218
Dün
:
4633
Toplam
:
14626198
YANKI Kadriye ŞAHİN
GÖZYAŞLARI
kadriyesahin64@gmail.com

Hayatta hep gülmek isteriz. Gülümsemek, gülümsetmek uğruna, ne çabalar harcarız. Mutluluk duygusunun uzağımızda olduğunu düşünerek, o duyguyu yakalamak için sürekli peşinde gezeriz. Oysa, başkalarının mutlu olması için, kendimizin ağlaması gerektiğini düşünmeyiz.!

Ağlamak gülmekten değerli olmasaydı, insan hayata ağlayarak başlar mıydı? Daha gözlerini açmadan dünyaya, ağlamayan bebekler sarılarak kundağa, teslim edilmez ana kucağına. İlk çığlıkları atmadığı an, ilk tokat atılır minnacık suratına. Ağlamak, yaşamın, mutluluğu yaşatmanın ilk belirtisi, ruhun bedende uyanması. Allah'ın üflediği nefesin, o bedende, ses olup duyulması... Tüm sırlar saklıdır bebeklerin bilinçsiz attığı ilk çığlıkların arasında. İlk ağlama, hayata dair söylenmedik sözlerin şifrelenmiş sesidir aslında.

Zaman içinde duygular geliştikçe ağlama nedenleri de değişir. Sessiz ağlamalara duygular karıştıkça; duyguların süsü, sözü olur, damla damla akan tuzlu gözyaşları. Bazen elimizin dışıyla sileriz gözlerimizden süzülen damlaları. İstemsiz okşarız parmağımızın ucuyla, gözlerimizi buğulandıran göz pınarlarını. Açmak isteriz gönlümüzden dışarı yol bulan kanalları. Derdimizi, kederimizi sürükleyip dışarı atan, yüreğimizden kaynayan, gönülde buharlaşan, gözlerde su kıvamı alan, kirpiklerden damla olup, damlayan duyguları. Göz, ister ki parmaklar hafifçe dokunsun. Dil susup sükunete ulaşsın. Sadece yüreğin dili sel olup aksın. Kirpiklerde hüzünler parçalanıp damlalara ayrılsın. Bazende gözler söze erip, gönlün meramını kelimelerin tükenmişliğinde anlatsın.

Hz Adem, dünyaya gönderildiği ilk an, pişmanlık duygusuyla
ağlamaya başlamış. İlk adımlarını ağlayarak atıp, dünyayı dolaşmış. O, dünyayı tanımadan, dünya Adem'in gözyaşlarıyla sulanmış. Belki, Adem ağlamasa, kül kütlesi olan dünyada güller açıp, başka canlar hayat bulamazdı. Eşinden ayrı kalan Havva, ağlayarak Adem'i aramasa, gökten yağmurlar yağmazdı. Dünyayı cennete çeviren, belli ki pişmanlık gözyaşlarıydı. Adem ile Havva, cennetten bir damla suyu, yada cennetin özünü gözlerinde dünyaya taşımayı başardı. Görünen o ki, cennet ile dünya arasındaki yollara döşenenler pişmanlık cilasıyla cilalanmış damlaların taşlarıydı.

Bazen zayıflık sanıp sakladığımız o gözyaşları, aslında bir iksir, var oluş belirtisi. İnsanlığın, insan olmanın nişanesi. Hem de, hayat ekininin besini, köleliğin kırılan zinciri.. Allah'tan af dilenirken, hataların pişmanlığı içinde dökülen bir damla gözyaşının, cehennem ateşini söndüreceğini belirterek, Peygamberimiz (s.a.v); bir hadisinde, “Hiç bir mü'min yoktur ki, gözünden sineğin başı kadar gözyaşı, Allah Teâlâ korkusundan çıksa ve yüzünün sıcaklığına temas etse, Allah Teâlâ, onun cehenneme girmesini haram kılar. [89]" Diyerek" müjdeliyor.

Eller semaya açıldığı an, bir damla gözyaşının hatırına, dualar kabul görürken, tüm rahmet, merhamet kaplarını kapatan kirli kilitleri eritip en kirli gönüllerdeki kiri, pası, bir damlanın deryasında arındırarak temizleyip, halden hale geçmek için, içinde köprüler gizliyor. Bu köprüler, tövbeye ulaştırıp, şükrün şevki'inde, gönülleri inşiraha erdirirken, gönülleri genişleterek, yüreği hafifletip deryaları, denizleri içinde besliyor.

Tariflere sığmayan gözyaşlarını, bir yazarımız şöyle tarif ediyor;
""Bir gözyaşı, gül mevsiminde güle karşı akarsa aşk olur adı; Sevgiyi damıtır en derin yerinden.
Suçlardan sonra tenha gecelerde akarsa tövbedir tadı; gönülleri arıtır en kara kirinden.
Bir gözyaşı, bir cevherdir, ateşten kaynayan.
Özü sudur ama avuçta bir yalım, gönülde bir yangın olur.
Bir ateştir aslında o, dumanı ah ile çıkan.
Onun içindir ki yıkayarak yakar, yakarak yıkar.
Arıtır ve eritir; temizler ve gizler…
Fazilettir, diyettir…
Bu yüzden denilir ki, gözyaşı yiğitler kârıdır ve civanmertler vakarıdır.

Şehrazat, acılarını gözyaşıyla anlatır. Sancılı damarlarda ölümcül çılgınlıkları gözyaşıdır. Toplasanız gözyaşlarını âşıkların, dalgalı bir deniz olur. Gözyaşı ki, kişinin kendisiyle kavgasının sonunda akarsa tomur tomur mercandır; ve eğer pişmanlıklarla tartılırsa mübarek bir heyecandır.""

Diğer taraftan bir şarkı, değer verdiği sevgiyi en değerli yerde sakladığını belirterek;

"Gözyaşımda saklısın ağlayamam ben
Düşeceksin sanırım kirpiklerimden..."

Sazlardan söz, sözlerden öz yansırken bu şarkı, gözyaşının gizemini ortaya döküyor. O gizemde ki sevgisini, sevdasını, sevgilisine olan tüm hislerini yüreğinde saklayan şair, gözyaşlarıyla döküleceğinden korkarak ağlamamayı tercih ediyor. Sevgi gönül evinde açan bir gül. Gözyaşları, gönülden dışarı akan ırmak. Neden kaptırsın gönlünün gülünü dışarı açılan ırmağa? Sevgi, baki ruhta yaşadıkça, sevgiliyi fani göz görse de, görmese de ne önemi var? Önemli olan sevgilinin sevgisini yaşatmak.

Bazen o gözyaşlarını, kimseyi kırmamak, kaybetmemek adına; dökülmesinden, dağılmasından, uçup gitmesinden korktuğumuz için, alevleri hıçkırıklara düğümleyip, yüreğimizin en ücra köşesinde marifettir saklamak. Maksat, sevgiyi korumak, barındırmak... O sevgi, sarmaşık olup sarsın diye sulamak için değil midir ağlamak?

Ruhumuzu arındıran, yüreğimizi paklayıp yumuşatan, cenneti barındıran, gönlümüzü cilalayan, sevginin barınması için tertemiz zemin hazırlayan, cehennem ateşini söndüren, , Yusuf'u Züleyha'ya döndüren, İbrahim'in ateşini güle çeviren, Hacer'in ayağı altına zemzem olup serilen, Meryem'in gözünden kundaktaki bebeğin yüzüne düşüp, İsa'yı dile getiren. Eyyup peygamberi dertlerinden dermana erdiren, Muhammed Mustafa (s.a.v)mi, en yüksek makama yükselten, kutsal kitapların ayetlerini süsleyen; inci, mercan taneleri ve hepimizde mevcut olan en değerli hazine... Ne güzel bir süstür, inci inci yaşlardan, kar tanesi kadar aklanmış paklanmış bir ruha, Allah için ağlayıp damla damla şebnemler ile süslenip huzurunda durmak.

O bir hazinedir ki; kulun yaratıcıya olan tüm sevgisi, arzu hali o yaşlarda gizlidir. İnsanın insana, insanın Allah'a elçisidir. O yaşlar, gönülden kaynar, gözden yol bulur, yüzde kaybolur. Gönül ise Allah'ın mekanıdır. Bu yüzden gözyaşının kıymetini bilmeli, kutsallığına kutsalca değer vermeli... Her an, her yerde, her şeye; kimin ne haddinedir harcamak, harcatmak...!

Cehennem ateşini bir damla gözyaşı söndürüyorsa, bir damla gözyaşı, kim bilir ne cehennem ateşlerini de alevlendiriyor. Birde bu "hadis"i ters tarafından düşünmeli. Bu nedenle, ağlatan dan değil; ağlayan insanın, insanlığın, tüm canlıların gözyaşlarından ürpermeli, korkmalı. Bir insanın, bir hayvanın, bir çocuğun gözleri nemleniyor, hatta bir yaprak domur domur terliyorsa, o yaş düşmeden çaresine bakmalı ki; yanımıza alacağımız azık, ah ile akan o damlalar olmamalı. Gözyaşının her damlasında kim bilir ne ateşler saklı.

Ne var ki, günümüzde çoğu insanlar, rahat, ferah yaşam peşine düşüp, gülüp oynuyor. Lâkin, insanlık hep ağlıyor. Sebebi, aç gözlü, merhametsiz, bencil, egosunu şişiren yöneticiler ve yine insanlar. Keşke, ülkeleri yönetenler gözyaşı dökecek kadar civanmertlik vakarına ermiş olsa. Ağlatmamak için ağlasa. insanlığın ruhuna gök kuşakları doğsa. Tüm alemi saran bu kuşaklar, bütün kötülerin kötülüklerin firavunlarını boğsa.

Ağlayanların gözyaşlarını dindirmek, ne büyük erdemliktir.
Çünkü, o gözyaşları sadece, Allah ile kul arasındaki elçidir.
İnsan, insanı yada bir canlıyı inciterek ağlatırsa, her damlası Allah'a şikayettir.
Döktürülen, dökülen her damla gözyaşı'na elbet bir gün, bir bedel ödenecektir.

Kadriye ŞAHİN -17.07.2018

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
KURBAN EDİLEN BAYRAMLAR
Keşke tüm özledikleriniz, sizin ve tüm sizin gibi sıla hasreti çekenlerin gelmesiyle birlikte yeniden yeşerip, yeniden yaşanabilse!
O zaman burada da bayram olur mu ki acep?
Tanımadıklarınızla beraber sadece ibadeti yaşamak da aslında çok şey!
Ama ya tanıdıklarınıza rağmen bırakın bayram etmeyi; ibadeti bile yaşayamamanın iç ezikliğine ne dersiniz?
Ne şehir; bir vesile ile koyup gittiğiniz şehir, ne bayramlar; gidenlerin ağzında kalan bayram tadına bir ilave yaptı.
Yazınız???
Okurken her cümlesinde birkaç kez yutkunduruyor!
...ve keşke dedirtecek içtenliği taşımakta!
Bayramınız kutlu olsun!
Yasin Ali ER -- 20.08.2018 23:37
GÖZYAŞLARI
Yusuf'u Züleyha'ya döndüren, İbrahim'in ateşini güle çeviren, Hacer'in ayağı altına zemzem olup serilen, Meryem'in gözünden kundaktaki bebeğin yüzüne düşüp, İsa'yı dile getiren. Eyyup peygamberi dertlerinden dermana erdiren, Muhammed Mustafa (s.a.v)mi, en yüksek makama yükselten, kutsal kitapların ayetlerini süsleyen; inci, mercan taneleri ve hepimizde mevcut olan en değerli hazine... Ne güzel bir süstür, inci inci yaşlardan, kar tanesi kadar aklanmış paklanmış bir ruha, Allah için ağlayıp damla damla şebnemler ile süslenip huzurunda durmak.

Kadriye Hanımefendi; Ne güzel anlatmışsınız gözyaşlarının değerini. İnsan kendinde olan hazineyi keşfetmiş ise kendini keşfetmiş demektir. Hayatta, yaşamanın tek gayesi de insanın kendi kendine erişmesi, kendini keşfetmesidir. Her insan ruhunu temizlemenin yollarını bilse dünyada kötüler, kötülükler kalmazdı.Kaleminiz var olsun.
Züleyha Saydam -- 19.07.2018 21:24
LEYLALARIN SESİ
Duygularımıza tercüman olmuşsun Ablam.
Çok güzel anlatmışsın.
Keşke ölümü çocukların ulaşamayacağı bir yere koyabilsek. Öşümün reçetesi olsada...😡😠
Ali GÖLCÜK -- 04.07.2018 00:45
YOZGAT BASIN MÜZESİ PROJESİ
Sayın Çapanoğlu Beyefendi; sayfama teşrif ederek, zahmet edip yazmış olduğunuz değerli yorumunuz için teşekkür ederim.

Denizli’de araştırma yapmak için kamp kuran bir grup üniversite öğrencisi, kamp yakınına tüneyen bir Denizli Horozunun sabahın erken saatlerinde yüksek sesle ötmesinden bir hayli rahatsız olmuşlar.

Sabahın köründe ortaya çıkan horoz, önce dikleniyor, sonra dakikalarca ötüyormuş… Tabi ki bu sebepten dolayı ekipte ne uyku ne de huzur kalmamış. Sonunda gençlerin sabırları tükenmiş…

Horozu susturmak için başlamışlar kovalamaya. Horoz önde.. Gençler horozun peşinde…

Derken mahalle arasına dalmışlar… Bu kovalamacayı gören, fakat bir anlam veremeyen yaşlı dede, seslenmiş:

– “Hey, evlatlar!.. Bu zavallı horozu niye böyle ürkütüyorsunuz?” demiş.

Gençler:

– “Dede, bu horoz sabahın köründe ötmeye başlıyor, tüm kampı ayağa kaldırıyor. O yüzden bunun başını keseceğiz!” demişler.

Dede:

– Yazıktır evladım yapmayın!.. Bırakın, ben onun sesini keserim, bir daha da sizi rahatsız etmez.” demiş.

Gençler bunun uzerine kovalamayi bırakmışlar.

Ertesi gün sabah, hafif ‘gak – guk’ sesleri dışında horozdan kayda değer hiç bir ses çıkmadığını görünce de, şaşırıp dedeye sormuşlar:

– “Yahu dede, ne yaptın da bu horozun sesini kestin?..” İhtiyar gülmüş ve:

-“Ayağının altına yağ sürdüm. Horoz kabararak ötmeye yeltendiğinde, ayaklarının altı yağlandığından gerisinden güç alamıyor ki kuvvet alıp ötebilsin… Bu yüzden böyle gak guk etmeye başladı.” demiş.

Yaslanacağın arkan sağlamsa, istediğin kadar kabarır, diklenir, sözünü dinletirsin. Arkan bir kaymaya başlamayı görsün, ancak o zaman ‘gak-guk’ etmeye başlarsın…Demiş.

Ülkenin durumuna gelince;
Efendimiz S.A.V şöyle söylemiştir. "Siz nasılsanız o şekilde yönetilirsiniz". Bizim insanımız halinden memnun ki her seferinde kazanan kazanıyor. Kazananın arkasına çok fazla dayanıldığı zaman diklenme elbette olacak. Keşke bunun bilincinde olup; birlik beraberlik, anlayış içinde... Ayrımcılık, kayırımcılık yapmadan, bölüp parçalamadan... Vatan, millet, bayrak adına her kesim desteklenmiş güçlendirilmiş olsa. (solcusu , sağcısı) Zamanında baş örtüsüne bu kadar karşı çıkılmasaydı, başını örtenin hakları gözetlense idi, el kadar bez parçası bu kadar pirim yapmazdı. Yanlışlar, yanlışları doğurdu. Şimdi insanlar, inancını, geleneğini, göreneğini yaşayacak yaşatacak olsa, şu partili, bu partili yaftasıyla yaftalanıyor. sanki, inancın-imanın sahibi partiler...

Diğer taraftan; diğer tarafın destekçileri, (sol kesim) insanların inancıyla alay edip, din önderlerini kötüleyip küçümsedikleri sürece, bu ülkede kaybeden, diğer tarafı güçlendiren olacaklar. Hem kaybediyorlar, hem kaybettiriyorlar. Kendi kendilerine ve topluma zarar verdiklerini fark edemiyorlar.

Gelelim Yozgat meselesine. Yozgat meselesi uzun mesele. Yozgat'ın asıl kurucuları öyle yada böyle, yanlış anlaşıldı veya anlatıldığı için kurtuluş mücadelesi döneminde büyük bir şanssızlık yaşadı, yaralandı. Toparlanamadı dağıldı. Çapanoğulları'ndan sonra, Yozgat'ta kalıp yerleşenler, beleş toprak, arsa sahibi olanlar, şehir boş kalmasın diye, şehre beleşçileri çekenler ve beleşçiler... Köylüsünü benimsemedi. Hep tepeden bakıp sömürdüler. Ne Yozgat'ı sahiplendiler, ne de sahiplenilsin istediler. Atatürk, Yozgat'a ceza verdi deyip, bir duvar ördürtmediler. Köyden şehre göç edeni canından bezdirdiler. O şehirdeki psikolojik baskı nedeniyle, göç kervanı yola koyuldu. Önce, köylüler ile oturmam diyen şehirliler göçtü. Sonra, tek başına kalkınamayan garip köylüler... Şimdi, kimse bu kervanı döndüremiyor. Bir birine sahip çıkmayan toplumlarda yöneticiler "ben bilirim" havasında da olurlar, ego şişirme çabasına da kapılırlar. Bu tür sosyal olgular içinde, ne şehirler gelişir, ne de memleket kalkınır. Bu gün, bir şeylerden şikayet ediyor isek, bunun asıl müsebbibi bizleriz, sizlersiniz. Yani aydın kesim ve cahil kesim.. Uç noktalardaki kutuplaşmalar ve itici fikir ayrılıkları, orta alanı kimin doldurduğunu fark ettirmiyor. Ülkeyi yönetenler baş örtüsüyle uğraşırken bir birini yedi. Ülkenin paralarını da Amerika yedi. O paralar tekrar bize silah olarak PKK nın, PYD nin, İşit in elinde döndü. Nitekim, 15 Temmuz olayları... İnsanlar inancımı yaşayım diye, sahtekarların kucağına düşüyor, dış mihrakların oyununa geliyor. Allah, bu ülkeye zeval vermesin. Düşmanların eline fırsat düşürmesin. Siyasiler gelip geçici. Baki olan; devlet, Millet, bayrak. Bu olguların önemini kavrayıp; bir birimize daha saygılı olup, daha anlayışlı, daha kapsamlı, düşünmeliyiz. Önemli olan, yukarıda anlattığım hikaye gibi bilinçli, bilgili; horozun özelliğini tanıyıp, başını kesmeden huzura, refaha kavuşturacak, herkese yaşam alanı tanıyacak yöneticiyi yetiştirmek, yada böylesini fark ederek seçe bilmek.

İnce giyerim ince diyerek bu milletin gözüne kimse giremez. Kaşım gözüm Atatürk'e benziyor diye, kimse Atatürk ile boy ölçüşemez. Neresi benziyor? Onuda bilmiyorum.! O, bir lider. O, bir milli lider. O, bir dünya lideri. Yedi düvele dur diyen LİDER.

Saygılar, hürmetler. Eşiniz hanımefendiye selamlar. Hayırlı, huzurlu bayramlar.
Adınız ve Soyadınız -- 17.06.2018 01:13
YOZGAT BASIN MÜZESİ PROJESİ
Değerli Kadriye Hanımefendi, sadece Yozgat’ta değil tüm ülkemizde her konudaki yozlaşmayı ve bunun neticesi görgüsüzce bencilleşmeyi pek güzel tarif etmişsiniz. Bu bencilleşme daha ileri safhalarda kibirlenmeyle etrafına zarar vermeye başlıyor. Bunun çok örneklerini yaşadık ve yaşamaya devam ediyoruz. Umarım, bu şehri yönetenler yazınızda yaptığınız uyarılara duyarsız kalmazlar. Tarihte bir ailenin kurduğu bu güzel şehrin geçmişine sahip çıkarlar. Saygı ve selamlar.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 13.06.2018 23:29
BİR ZAMANLAR, O ŞEHİRDEKİ RAMAZANLAR
Yorumunuzah Kadriye ablam ah ne guzeldi o gunlet bakkal memetin orda rahmetli hanife ablalarin tandirda ne gunlerdi simdi nerde yuregine saglik cok kkk guzel anlatmissin
Adınız ve Soyadınız -- 30.05.2018 23:26
BİR ZAMANLAR, O ŞEHİRDEKİ RAMAZANLAR
Ablammm
Harika bir anlatım, neredeyse resmini çizmissin o günlerin.
Gözümde canlandı bir bir o günler o anılar.
Bambaşkaydı o zaman ki ramazanlar. Kellecinin fırından uzunca pideler yapılırdı. O pidelerin kokusu hala burnumuzda tüter.
Tebrik ediyorum.
Yeni yazı dizilerini bekliyorum.
Kalemine yüreğine sağlık...
Ali Gölcük -- 30.05.2018 18:42
YOZGAT LİSESİ (1978/1981) SAÇ SÜSLEME ve FELSEFE DERSİ (BÖLÜM: 10)
çok çok tşkler
-- 15.05.2018 18:29
SILADA KAYBOLAN ÇOCUKLUĞUM
Kadriye Hanım, "Sılada Kaybolan Çocukluğum" yazınızı okuyunca çok hoşuma gitti yorum bıraktım. Biraz sitem etmek istemiştim. "BELKİDE HİÇ HATIRLAMADIĞINIZ HOCANIZ" diyerek. Halk Eğitim Merkezinde kur hocanızdım. Hemen hemen aynı yaşlardaydık. Çok iyi bir arkadaş ve faal bir kursiyerdiniz. Hala resimlerimize bakıp sizleri hatırlarım. O zamanın insanları bu şehirde kalmayınca şehrin siması bile değişti.

Selam ve sevgilerimle...
GÜLEN -- 06.05.2018 22:39
YOZGAT LİSESİ (1978/1981) SÜRGÜN OKULDA Kİ HALLERİMİZ (Bölüm:6)
sınıfımızın değerli kalemi ve 6 edebiyat sınıfının kalplerinde güzellikten başka hiç bir şey bulunmayan sınıf arkadaşlarım ve bizlere birer ışık olan değerli hocalarımız (Bu dünyadan göçüp gidenlere Allah rahmet eylesin kalanlara mevlam sağlık bir ömür versin.kardeşim, Fahri TAŞ hocamıza 6 ed.c sınıfından iftira atılmıştı aynı konuyu bizim sınıfta anlattığı için bizim sınıfı hakim bey ifadelerimizi almak için bu günkü valilik binasının alt katında bulunan adliyede ifade vermiştik sınıfımız anlaştı ilk giren 5-10 arkadaş ifade verdi (tabi ifadeler aynı )idi geri kalan arkadaşlarımızda bizden önceki arkadaşlarımız ne söyledilerse doğrudur demiştik ve hakim bey bizi adliyeden kovmuştu. 6 EDEBİYAT D SINIFI DERSLERİNE GİREN BİZİM BU GÜNLERE GELMEMİZDE BİZE YOL GÖSTEREN DEĞERLİ HOCALARIMIZIN ELLERİNDEN HÜRMETLE ÖPÜYORUM (MÜMTAZ HOCAMIZIN ELLİ BİRAZ AĞIRDI)
murat çakmak -- 25.04.2018 15:41
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
1
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00