BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 16.01.2019 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
245
Dün
:
4633
Toplam
:
15450647
YANKI Kadriye ŞAHİN
KURBAN EDİLEN BAYRAMLAR
kadriyesahin64@gmail.com
Gelsem bir temmuz akşamında.
Uyusam rüzgarların koynunda.
Başakları seyretsem, uçsuz bucaksız yeşil deniz dalgalarında. Çekirge sesleri taşınsa, ılık esen rüzgarların kanadında. Yıldızlar, göz kırparak oynaşırken, siyah atlas altında. Kavak yapraklarının cilveli ışıkları yakamoz olsa; kıvrılarak akan derenin sularında. Gelincikler al, al açsa; al yazmalı kadınların kınalı avucunda. Çobanların kaval sesi eşlik ederken, dağ pınarları şarkısına. Saman kokusu sarsa her yanı, akşam yanan ocakların dumanında. Mısır gözlerken çocuklar, kızıl közlü ocak başında. Bir tas bulama çorbası, bir kaç yeşil soğan bıraksam, yer sofrasına. Birazda, hediye olsun diye, taze nohut toplarken şehirdeki dostlara.Yeşil denizlerin tozlu tuzunu tüllendirip, lâleler bağlasam, desteler arasına.
.
Sonra, ulaşsam o şehre...
Her köşesinde özlemlerin, hasretlerin duman olup savrulduğu; kaybolan geçmişinde, kaybolanı aradığım o yere...
Dere boyu salkım söğütler, boyun büküp eğilse mahallenin girişinde. Ceviz ağaçları karşılasa, girer girmez o şehrin bahçeli evlerinde. Mor erguvanlar; salkım, salkım selam dursa yeşil yapraklar içinde. Leylekler, kanat çırparken gök yüzünde.Tahta balkonlardaki akşam sefaları açılsa, günün en erken vaktinde. Kumdöken çeşmesine ulaşmak için, çamlık caddesinde. Dursun dedeyi takip etsem, su tenekesinden damlayan suların izinde. Ara sokaklarda; türkü söyleyerek, inci boncuk satan Deli Mehmet'in sesi belirse birden bire.
"Çamlığın başında tüter bir tütün.
Acı çekmeyenin yüreği bütün."
.
Seyretsem Yozgat'ı çamlığın başında...
Sıla dönüşünü izlesem Yozgat yolunda.
Denk gelse; arifeye, bayrama, günlerden o günler. Bayram için bayramlık eşyalar ile süslense yine evler.
Hani, bayramdan bayrama serilirdi rengarenk kilimler. Çiçek, çiçek açardı evlerin içinde zeminler. Sedir yastıklar da oynaşır, dantelli işlemeler... Beyaz badananın aydınlığında, toprak sıvalı duvarların yüzü gülümser. Bayram namazından sonra kurulan sofralarda; bardaklar, kaşıklar dile gelip, beraberlik şarkısı söyler. Limon kolonyası, kahve kokusuna karışarak şenlenir haneler. Çocuklar için hazırlanmış; cam kaselerin içinde parlar, fındıklı, cevizli akide şekerler. Sehpaların üstünde; misafir için hışır, hışır hışırdar semaverler.
.
Misafir olsam, bir bayram gününde kendi yuvama.
Annem, gülümseyen gözleriyle kapıyı açsa. Öpüp, koklasa, bağrına bassa... Gurbette buz tutmuş ruhumu ısıtsa. Uykusuz geceleri bıraksam sıcak koynuna... Babam,"ne çok beklettin" deyip, dolansa boynuma. Yılların özlemini, eritinceye dek, sararsam kollarımda. Sakinleşir belki; hasret, özlem yüklü yürek ağrılarım, sol yanımda...
İstemezdim bayramlık...!
Kırgınım bayramlara.!
Bir sefer, bayramlık adına dönseler, tüm bayramlık giysiler inadına. Anlatıp üzmek istemem, ne acılarımı, nede sancılarımı... Yine, saklarım; kıran, kırılan, sırsız zaman aynalarına... Baklavalar, börekler açar, sarmalar sarar... Hem de kurban olur, canımı adardım canlarına... Yeter ki, götürdükleri bayramları geri getirselerdi yanlarında.
Neden çok gördüler ki?.
Bir armağan olaydı. Çocukluğumuzdan kalan bayramlar, çocuklarımıza...Yıllar oldu, hiç gitmedim oralara. Halâ, yollara bakıp, bekliyorlar sanıyorum, pencerenin kenarında...
.
Gelirdim;
Dönseydiniz bayramları alıp yanınıza.
Bir güne de razıyım... Misafir olurdum kendi, pembe odamda.
Özlemlerim, erim erim erirdi, canlanan tüm anıların sıcaklığında. Dip bucak temizler, bırakmazdım el alemin hatıralarını yuvamızda...
Hani, hiç uyku tutmazdı arife akşamları... Annem böyle söylerdi. "Yıkar, paklar çocuk ruhunuzu arife suları." Bayramın, bayramlıkların sevinci sarar, kınalı ellerimizde tutsak olurdu bayram gecesi uykuları. Sabah'ın seherinde uyandırıp uyuyan kınaları. Duvar dibine, itina ile dökülürdü. Yıkanan kınanın, yeşil suları...
Aslında;
Hüzünleneceğimi bildiğimden kapılıyorum korkulara...Tanıdık kimse de kalmamış. Ne yer, ne yuva, ne de bir tek akraba... Dayanamam diye, gitmek istemiyorum sılama.Terk edene küsmez, darılmam da komşu çocuklarına..
Lâkin; Baba ocağımız, sıla kucağımız "kurban edilmiş" çok katlı apartmanlara. Hem de, yenilik ve yapılaşma adına.
Yıkılmış tüm haneler, müteahhitlerin çıkarına. Haberini aldım. Yabancılar yerleşmiş ucube beton binalara. Şehirde kalan üç beş yerli, koparıp talan etmiş; hatır, gönül bağlarını da.
.
Ceviz dikmişti annem, evin tam arkasına. Derdi ki,"yedi yılda verir. Ben bakamam belki tadına." Yirmi yılı aşkın dır ceviz veriyormuş. Tek o kalmış, virane olan yapıların arasında. Tek kalan yan komşumuz da ölmüş geçen hafta. Ses soluk kesilmiş avlularda. Komşulardan yaşıyor tek Ümmühan Abla, Mustafa amca. Onlar da, şehrin ta öte başında.
.
Anlaşılan, anılar kalmamış.
Anlatamıyorum...
Anlatılmıyor, anılarda ki bayramlar. Bayramlar, var olan anıların; anılar, var olan mekanların ve insanların içinde barınırlar.Var olanı barındırma gayreti içinde olmayan toplumlar; bir gün, bayramı bayram kılan birlik, beraberlik, paylaşım, yardımlaşma, güven unsurlarını taşıyan insanlık duygusunu kaybederek, geçmişin yerini dolduran yeniler, yenilikler, bağ kurulamayan, samimiyet oluşturulamayan yeni insanlar ile baş başa kalırlar. Bu samimiyetsizlik ve kurulamayan bağlar, bayramların anlamını ve içini boşaltarak yozlaşmış bayramlara yerini bırakır. Yani toplumlar, yenileşme adına her şeyi çıkarına, insanı insanlığa, bayramları bayramlara kurban eder hale geldi. Oysa, bu günün toplumuna "Kurban bayramı"nın anlamını ciltler dolusu kitap yazacak kadar derine indirgeyerek anlatmak gerekir. Yüce Yaratıcı, "kimse, kimseyi kendi nefsine kurban etmesin. Sadece, kendi nefsini kurban etsin" diye Hz. İbrahim'e koç göndermedi mi? O koç, sadece nefsani isteklerin simgesidir. Her yıl, kurban kesiyoruz fakat, doğayı kendimize, çocukları nefsimize, parayı, malı mülkü şahsımıza, dostluğumuzu siyasete, insanlığımızı teknolojiye "kurban" ediyoruz? Bu nedenledir ki, sılada ki bayramların gurbetteki bayramlardan farklı olduğunu sanmıyorum.
Oysa ki;
Gurbette yaşamak belki de kader.
Ne var ki, bayramları derin mi derin bir keder.!
.
Gurbette yaşayanın bayramı olmaz. Sadece dini vecibelerini yerine getirir. Belki ahbabı dostu vardır. Lakin; anası, atası, akrabası ve geçmişinden uzaktır. Bu değerlerin kıymetini bilmeyenler için, her gün düğün, her gün bayramdır.
.
Bir apartmanda yaşayan insanlar bir birini tanımıyorsa, güvenmiyorsa, selamlaşmıyor, manevi şeyler paylaşmıyor, gönlünde kimseyi barındırmıyor, bayramlarda otellere kaçıyorsa, anaya, baya mesaj atarak bayramlaşıyor ise... Bu bayramlar, kime bayram olsun? Bayram bunun neresinde, nasıl yaşansın? Yaşanılan samimiyetsizliğin adı, nasıl bayram olsun? Mesaj çekerek, bayramlaşmak bayram mıdır? Bayramları bayram yapan insanlar ve insani duygulardır. Günümüzün bayramları teknolojiye, tatillere "kurban" oldu. Baklava, börek şeker hastalığına adandı. Kavurmalar lokantalarda tatlandı. Anneler, babalar çocuklara her hafta bayramlık aldı. Kesilen kurbanlar dondurucuda dondu. Kurban kestik lâkin; asıl, bayramları kendimize kurban ettik..
.
Yaşadığınız yeri gurbete çevirmeden... İnsanlığımızı nefsimize... Kültürümüzü, geçmişimizi bilinçsiz yeniliklere, bencilliğe... İçinde yaşadığımız doğayı doyumsuzluğa, dostluğumuzu siyasete "kurban" etmeden yaşamayı becere bilme bilincine ermek dileğiyle...
.
Tüm İslâm aleminin ve insanlığın bayramı mübarek, kurbanları kabul olsun.
.
Kadriye ŞAHİN

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
KÖPEKLERDE KÖYDEN İNDİ ŞEHRE
Değerli Muhsin Köktürk Hocam;
Keşke hayvanların mutlu olacağı ortamlarda yaşıyor olsaydık ve hayvanlarda bizimle yaşasaydı. Yaşanılan ortamda insan mutlu değil ki, hayvan mutlu olsun. Benim kızdığım konu, hayvan sever olarak görünen insanlar, bahçelerine hayvanları almıyorlar. Sadece, cadde üzerinde, çevre kirlenmesin diye hazır mamalarla beslemeye çalışıyorlar. Bu hayvanlar, güdüsel olarak yiyecek arayarak beslenme alışkanlığını kaybettiklerinden zaman zaman aç kalıyorlar, üstelik, sürekli cadde üstünde, yollarda dolandıkları için arabalar çarpıyor. Her sabah, sade bizim caddeden üç beş tane kedi ölüsü, köpek ölüsü toplanıyor. Bu hayvanları hem ilgiye alıştırıp hem dışarıda korumasız bırakmak doğru bir davranış değil. Sahibi olan hayvan daha mutlu, daha uysal, daha zeki. Onların ihtiyacı sucuk sosis, hazır mama yemek, arada bir okşanarak olduğu yere bırakılmak değil. Onların ihtiyacı nereye, kime ait olduklarını bilmek. Kendim de, köpekleri çok seviyorum. Ev içinde besledim. Çocuklarımla aynı odada, bazen aynı yatakta uyurdu. Çok da mutluydu.Hepimizi de mutlu ediyordu. Sokakta yaşayan köpekler, sürekli azarlandıkları için çok mutsuzlar ve zaman zaman saldıra biliyorlar. Elbette ki, belirli yerde, yuvada yaşayamamış olmanın etkisi de var.

Yaradan Allah, her canlının elbette ki rızkını vermiştir. Onların ölmesine gönlüm razı değil. Ya sahiplensinler, veya belediyeler ve halk iş birliği yaparak bu hayvanlar için rahat ortamlar, köpek koruma alanları hazırlasınlar. Vurdum duymaz olmak, görmezden gelmek, o hayvanların telef olmasına seyirci kalmaktır. İnsanın ve insanlığın görevi hayvanları korumaktır.

Yorumunuz ve duyarlılığınız için teşekkür ederim. Selam ve saygılarımla..
Kadriye ŞAHİN -- 10.01.2019 00:17
KÖPEKLERDE KÖYDEN İNDİ ŞEHRE
Sayın Kadriye Şahin,

Başıboş hayvanların yarattığı sorunlara katılıyorum. Ancak belediyelerin bu konuda üzerlerine düşen görevi yapmadıkları kanısındayım. Öyle köpeklerin kulaklarına birer simge takmakla bu iş yürümüyor. Köpekler için uygun barınaklar oluşturmak gerek.
Başıboş hayvanlarla başıboş insanları karşılaştırınca inanın insanlardan daha çok korkuyorum. Olağanüstü durumlar olmadıkça hayvanlar insanlara saldırmıyor. Açlık, korku, şiddet ve benzeri etkenler onları saldırgan kılıyor.

Hayvanlarla iç içe yaşamamız bir doğa kuralı.Bu yaşam sırasında birtakım sıkıntılar yaşayacağız kuşkusuz. İşte bu sıkıntıları en aza indirmek, yok etmek için belediyelere büyük görev düşüyor. Bundan kastım, hayvanların öldürülüp yok edilmesi değil.

Duygularınızı, korkularınızı iyi anlıyorum. Ben öyle aç yatan, perişan durumda yaşam süren insanlar varken onları düşünmeyip hayvan haklarından söz edenlerden değilim. Ama inanıyorum ki Allah, yarattığı tüm canlılara yaşam hakkı vermiştir. Bize düşen görev canlıların bu hakkına saygı göstermek olmalıdır. Burada dengeyi kurmak, sağlamak çok ama çok önemli
Saygılarımla.



Muhsin Köktürk -- 08.01.2019 22:34
HER ŞEY TOPRAĞIN BAĞRINDA
Yine çok güzel şeyler yazmışsın abla sizin yaşınızda olmasakta çocukluğumuzu hatırlıyoz yazılarınla ağzına emeğine sağlık seninle gurur duyuyoruz
Semra aktaş -- 05.01.2019 18:25
GERÇEK DOST
Arkadaşını söyle kim olduğunu söyleyim demiş atalarımız. Arkadaş, dost insanına ruhu kadar yakın olmalıdır. Ne yazık ki, her şeyin içi boşaltıldı. Sizinde dediğiniz gibi çok önemli kelimeler faklı alanlarda kullanılarak basitleştirildi. Eskiden dostluk vardı. Hyat daha zevkle yaşanıyor, insanlar huzur buluyordu. Şimdi, dost para, zenginlik, makam, çıkar. Parayı ilah edindiler, eşyayı kullanmak yerine gösteriş için sevdiler. İnsan insandan beslenir. İnsanlar ruhlarının aç olduğunu bile fark edemeyip cümleten delirdiler de delirdiklerini fark edemediler.

Kadriye Hanım, kaybolmuş değerleri hatırlatıyorsunuz.Kaleminiz var olsun. Selam ve dua ile.
Songül gül -- 04.01.2019 20:00
HER ŞEY TOPRAĞIN BAĞRINDA
Sayın Şahin, yazınız bana çok şey düşündürdü. Şimdiki insanlar anne baba kıymeti bilmiyor. Toprakta büyümedikleri, öllükte yatmadıkları, bitkilerin büyümesini seyretmedikleri için pek çok duygudan noksan yetişiyorlar. Bencil, egoist, saygısız, kadir kıymet bilmeyen, duygusuz ve duyarsız, çıkarcı, hesapçı bir nesil yetişti. Sizinde dediğiniz gibi insan insani duygularını kay betti. Bunun sebebini araştırmaya gerek yok. Topraktan kopan insan, insanlıktan da koptu.

Yazılarınız uzun fakat okundukça okunası yazılar. Yüreğiniz var olsun.

Sağlık ve selamet ile selamlar
Tevhide içli -- 25.12.2018 17:34
HER ŞEY TOPRAĞIN BAĞRINDA
Sayın Kadriye Şahin,
İçeriği yanında anlatımıyla da dikkati çeken nefis bir yazı kaleme almışsınız. Kutlarım.
Yazdıklarınız "kapitalizm"in doğal sonuçlarıdır. Kapitalizm denen canavar, yalnızca parayı ön planda tutar. Ne doğayı ne insanı düşünür. Para odaklı olan bu sistem, ne yazık ki dünyayı yaşanamaz bir duruma getirmiştir. Gün gelecek, bir karış toprağı da göremez olacağız. Belki de toprak, hayallerimizde yaşayan bir özleme dönüşecek.
Para uğruna, rant uğruna dünyada neler yok edilmedi ki?... Enerji gereksinimi gerekçesiyle nükleer santraller kurulmadı mı? Barajlar yapılıp doğanın dengesi bozulmadı mı? Bireysel taşımacılık körüklenip petrol vurgunları yapılmadı mı? Silah sanayine yatırımlar yapılıp insan canı üzerinden büyük paralar kazanılmadı mı? Fabrikaların atıkları biraz daha çok kâr edebilmek için pervasızca akarsulara, göllere, denizlere akıtılmadı mı? Ulaşımda rahatlığı sağlamak için yapılan oto yollarla doğanın göğsüne hançer sokulmadı mı? Kentleşme adı altında doğa talan edilmedi mi?Hangisini sayayım ki? Bu saydıklarımın hemen hepsi dönüp dolaşıp toprağı vuruyor? Sonuçta çölleşen, yaşanmaz duruma gelen bir dünya ile karşı kaşıya kalıyoruz.
Allah sonumuzu hayırlı kıla.
Muhsin Köktürk -- 23.12.2018 18:53
BİR AVUÇ KAR TOPU
Kadriye hanım böylesine güzel yazılar yazmanız bizi çok onurlandırıyor. Bu tür kalemleri okuyunca Yozgat insanın kültürü ve olaylara bakış açısının farklılığını fark ediyorum. Bir avuç kar topuna bu kadar güzel anlamlar yüklemeniz, doğanın diline tercüman olmanız, arkadaşlığa,dostluğa değer vererek birleştirici olmanız yüreğinizin çok yüce, gönlünüzün engin olduğunu gösteriyor.Sizler gibi kadirşinas arkadaşları olanlar çok şanslı. Zamanımızda böylesi insanlar çok azaldı. Yazıyı okurken, keşke bu kar topunu gönderen ben olsaydım ve bir anıda anısaydım diye düşündüm. Basılmış kitaplarınız varsa alıp okumak isterim. Yazılarınız insanın ruhunu hem dinlendiriyor hem besliyor. Son yazınız, her şey toprağın bağrında yazınızda çok anlamlı. Doğanın dilinden anlayan gönül, gönlünü akıtabilen bir kalem ancak bu kadar güzel betimlemeler yapar. Gönül gözünüzün her daim açık olması dileğiyle selamlar sevgiler.
Tuğçe Tekin -- 20.12.2018 20:14
HER ŞEY TOPRAĞIN BAĞRINDA
Topraktan geldiğinin tevazu'u ve ona karışacağının tevekkülü içinde olmalı insan... Toprağı sevip, toprakla hemhal olmalı ki; toprak da bağrına bastığıyla bir âşinalık taşısın belleğinde!
Muhteşem bir konu seçimi ve gıpta edilecek betimlemelerle toprağın ruhundan esinlenen bir ruhun, harika yansıtmalarını gördüm.
Hoşgörünüze sunarak Aşağıdaki dörtlüğü ilave etmek geldi içimden!
......
Geçicidir, tabutta ölüm ile koklaşmak,
Ölümün gerçek tadı; toprakla kucaklaşmak!
Asl'olan insan olmak, insan gibi gitmeli
Ki o zaman helal olur, Rabb'inle selamlaşmak!
Y.A.ER -1977
Yasin Ali ER -- 15.12.2018 23:37
HER ŞEY TOPRAĞIN BAĞRINDA
Bu yazıya yorum yapılmaz. Herkes okusun diye paylaşılır. Ben de öyle yaptım. Kadriye Hanımefendiyle dostluğumuzdan cesaret alarak kandisine sormadan Face Book da paylaştım. Elinize yüreğiniz sağlık Kadriye Hanım'cığım. Göerebildiğimiz kadarı ile milyar X milyar X milyar X milyar...... yıldızın bulunduğu evrende tek özel mavi nokta dünyamızı sizinde anlattığınız gibi tüketene kadar kullanacağız. Durum bunu gösteriyor. İnsanoğlu kıyamete filan kalmayacak kendi sonunu kendi hazırlıyor. Sağlıklar diliyoruz.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 15.12.2018 20:39
HER ŞEY TOPRAĞIN BAĞRINDA
Kalemine yüreğine sağlık arkadaşım toprak anayı o kadar güzel kaleme almışsınki tüylerim diken diken oldu Anadolu’umun, vatanım’ın toprağı mis gibi kokusu burnuma geldi. Rahmetli Aşık Veysel bir türküsünde çok güzel demiş ‘Benim sadık yarım kara toprak’tır’ eninde sonunda gideceğimiz yer kara toprak. Değerli ızanımızı saygıyla rahmetle anıyorum. Senindenkalemin susmasın sen yaz bizde okuyup yorum yazalım sevgiler, selamlar.
Adınız ve Soyadınız -- 14.12.2018 19:34
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
1
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00