BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 21.09.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
190
Dün
:
4633
Toplam
:
14473353
YANKI Kadriye ŞAHİN
KURBAN EDİLEN BAYRAMLAR
kadriyesahin64@gmail.com
Gelsem bir temmuz akşamında.
Uyusam rüzgarların koynunda.
Başakları seyretsem, uçsuz bucaksız yeşil deniz dalgalarında. Çekirge sesleri taşınsa, ılık esen rüzgarların kanadında. Yıldızlar, göz kırparak oynaşırken, siyah atlas altında. Kavak yapraklarının cilveli ışıkları yakamoz olsa; kıvrılarak akan derenin sularında. Gelincikler al, al açsa; al yazmalı kadınların kınalı avucunda. Çobanların kaval sesi eşlik ederken, dağ pınarları şarkısına. Saman kokusu sarsa her yanı, akşam yanan ocakların dumanında. Mısır gözlerken çocuklar, kızıl közlü ocak başında. Bir tas bulama çorbası, bir kaç yeşil soğan bıraksam, yer sofrasına. Birazda, hediye olsun diye, taze nohut toplarken şehirdeki dostlara.Yeşil denizlerin tozlu tuzunu tüllendirip, lâleler bağlasam, desteler arasına.
.
Sonra, ulaşsam o şehre...
Her köşesinde özlemlerin, hasretlerin duman olup savrulduğu; kaybolan geçmişinde, kaybolanı aradığım o yere...
Dere boyu salkım söğütler, boyun büküp eğilse mahallenin girişinde. Ceviz ağaçları karşılasa, girer girmez o şehrin bahçeli evlerinde. Mor erguvanlar; salkım, salkım selam dursa yeşil yapraklar içinde. Leylekler, kanat çırparken gök yüzünde.Tahta balkonlardaki akşam sefaları açılsa, günün en erken vaktinde. Kumdöken çeşmesine ulaşmak için, çamlık caddesinde. Dursun dedeyi takip etsem, su tenekesinden damlayan suların izinde. Ara sokaklarda; türkü söyleyerek, inci boncuk satan Deli Mehmet'in sesi belirse birden bire.
"Çamlığın başında tüter bir tütün.
Acı çekmeyenin yüreği bütün."
.
Seyretsem Yozgat'ı çamlığın başında...
Sıla dönüşünü izlesem Yozgat yolunda.
Denk gelse; arifeye, bayrama, günlerden o günler. Bayram için bayramlık eşyalar ile süslense yine evler.
Hani, bayramdan bayrama serilirdi rengarenk kilimler. Çiçek, çiçek açardı evlerin içinde zeminler. Sedir yastıklar da oynaşır, dantelli işlemeler... Beyaz badananın aydınlığında, toprak sıvalı duvarların yüzü gülümser. Bayram namazından sonra kurulan sofralarda; bardaklar, kaşıklar dile gelip, beraberlik şarkısı söyler. Limon kolonyası, kahve kokusuna karışarak şenlenir haneler. Çocuklar için hazırlanmış; cam kaselerin içinde parlar, fındıklı, cevizli akide şekerler. Sehpaların üstünde; misafir için hışır, hışır hışırdar semaverler.
.
Misafir olsam, bir bayram gününde kendi yuvama.
Annem, gülümseyen gözleriyle kapıyı açsa. Öpüp, koklasa, bağrına bassa... Gurbette buz tutmuş ruhumu ısıtsa. Uykusuz geceleri bıraksam sıcak koynuna... Babam,"ne çok beklettin" deyip, dolansa boynuma. Yılların özlemini, eritinceye dek, sararsam kollarımda. Sakinleşir belki; hasret, özlem yüklü yürek ağrılarım, sol yanımda...
İstemezdim bayramlık...!
Kırgınım bayramlara.!
Bir sefer, bayramlık adına dönseler, tüm bayramlık giysiler inadına. Anlatıp üzmek istemem, ne acılarımı, nede sancılarımı... Yine, saklarım; kıran, kırılan, sırsız zaman aynalarına... Baklavalar, börekler açar, sarmalar sarar... Hem de kurban olur, canımı adardım canlarına... Yeter ki, götürdükleri bayramları geri getirselerdi yanlarında.
Neden çok gördüler ki?.
Bir armağan olaydı. Çocukluğumuzdan kalan bayramlar, çocuklarımıza...Yıllar oldu, hiç gitmedim oralara. Halâ, yollara bakıp, bekliyorlar sanıyorum, pencerenin kenarında...
.
Gelirdim;
Dönseydiniz bayramları alıp yanınıza.
Bir güne de razıyım... Misafir olurdum kendi, pembe odamda.
Özlemlerim, erim erim erirdi, canlanan tüm anıların sıcaklığında. Dip bucak temizler, bırakmazdım el alemin hatıralarını yuvamızda...
Hani, hiç uyku tutmazdı arife akşamları... Annem böyle söylerdi. "Yıkar, paklar çocuk ruhunuzu arife suları." Bayramın, bayramlıkların sevinci sarar, kınalı ellerimizde tutsak olurdu bayram gecesi uykuları. Sabah'ın seherinde uyandırıp uyuyan kınaları. Duvar dibine, itina ile dökülürdü. Yıkanan kınanın, yeşil suları...
Aslında;
Hüzünleneceğimi bildiğimden kapılıyorum korkulara...Tanıdık kimse de kalmamış. Ne yer, ne yuva, ne de bir tek akraba... Dayanamam diye, gitmek istemiyorum sılama.Terk edene küsmez, darılmam da komşu çocuklarına..
Lâkin; Baba ocağımız, sıla kucağımız "kurban edilmiş" çok katlı apartmanlara. Hem de, yenilik ve yapılaşma adına.
Yıkılmış tüm haneler, müteahhitlerin çıkarına. Haberini aldım. Yabancılar yerleşmiş ucube beton binalara. Şehirde kalan üç beş yerli, koparıp talan etmiş; hatır, gönül bağlarını da.
.
Ceviz dikmişti annem, evin tam arkasına. Derdi ki,"yedi yılda verir. Ben bakamam belki tadına." Yirmi yılı aşkın dır ceviz veriyormuş. Tek o kalmış, virane olan yapıların arasında. Tek kalan yan komşumuz da ölmüş geçen hafta. Ses soluk kesilmiş avlularda. Komşulardan yaşıyor tek Ümmühan Abla, Mustafa amca. Onlar da, şehrin ta öte başında.
.
Anlaşılan, anılar kalmamış.
Anlatamıyorum...
Anlatılmıyor, anılarda ki bayramlar. Bayramlar, var olan anıların; anılar, var olan mekanların ve insanların içinde barınırlar.Var olanı barındırma gayreti içinde olmayan toplumlar; bir gün, bayramı bayram kılan birlik, beraberlik, paylaşım, yardımlaşma, güven unsurlarını taşıyan insanlık duygusunu kaybederek, geçmişin yerini dolduran yeniler, yenilikler, bağ kurulamayan, samimiyet oluşturulamayan yeni insanlar ile baş başa kalırlar. Bu samimiyetsizlik ve kurulamayan bağlar, bayramların anlamını ve içini boşaltarak yozlaşmış bayramlara yerini bırakır. Yani toplumlar, yenileşme adına her şeyi çıkarına, insanı insanlığa, bayramları bayramlara kurban eder hale geldi. Oysa, bu günün toplumuna "Kurban bayramı"nın anlamını ciltler dolusu kitap yazacak kadar derine indirgeyerek anlatmak gerekir. Yüce Yaratıcı, "kimse, kimseyi kendi nefsine kurban etmesin. Sadece, kendi nefsini kurban etsin" diye Hz. İbrahim'e koç göndermedi mi? O koç, sadece nefsani isteklerin simgesidir. Her yıl, kurban kesiyoruz fakat, doğayı kendimize, çocukları nefsimize, parayı, malı mülkü şahsımıza, dostluğumuzu siyasete, insanlığımızı teknolojiye "kurban" ediyoruz? Bu nedenledir ki, sılada ki bayramların gurbetteki bayramlardan farklı olduğunu sanmıyorum.
Oysa ki;
Gurbette yaşamak belki de kader.
Ne var ki, bayramları derin mi derin bir keder.!
.
Gurbette yaşayanın bayramı olmaz. Sadece dini vecibelerini yerine getirir. Belki ahbabı dostu vardır. Lakin; anası, atası, akrabası ve geçmişinden uzaktır. Bu değerlerin kıymetini bilmeyenler için, her gün düğün, her gün bayramdır.
.
Bir apartmanda yaşayan insanlar bir birini tanımıyorsa, güvenmiyorsa, selamlaşmıyor, manevi şeyler paylaşmıyor, gönlünde kimseyi barındırmıyor, bayramlarda otellere kaçıyorsa, anaya, baya mesaj atarak bayramlaşıyor ise... Bu bayramlar, kime bayram olsun? Bayram bunun neresinde, nasıl yaşansın? Yaşanılan samimiyetsizliğin adı, nasıl bayram olsun? Mesaj çekerek, bayramlaşmak bayram mıdır? Bayramları bayram yapan insanlar ve insani duygulardır. Günümüzün bayramları teknolojiye, tatillere "kurban" oldu. Baklava, börek şeker hastalığına adandı. Kavurmalar lokantalarda tatlandı. Anneler, babalar çocuklara her hafta bayramlık aldı. Kesilen kurbanlar dondurucuda dondu. Kurban kestik lâkin; asıl, bayramları kendimize kurban ettik..
.
Yaşadığınız yeri gurbete çevirmeden... İnsanlığımızı nefsimize... Kültürümüzü, geçmişimizi bilinçsiz yeniliklere, bencilliğe... İçinde yaşadığımız doğayı doyumsuzluğa, dostluğumuzu siyasete "kurban" etmeden yaşamayı becere bilme bilincine ermek dileğiyle...
.
Tüm İslâm aleminin ve insanlığın bayramı mübarek, kurbanları kabul olsun.
.
Kadriye ŞAHİN

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
KURBAN EDİLEN BAYRAMLAR
Keşke tüm özledikleriniz, sizin ve tüm sizin gibi sıla hasreti çekenlerin gelmesiyle birlikte yeniden yeşerip, yeniden yaşanabilse!
O zaman burada da bayram olur mu ki acep?
Tanımadıklarınızla beraber sadece ibadeti yaşamak da aslında çok şey!
Ama ya tanıdıklarınıza rağmen bırakın bayram etmeyi; ibadeti bile yaşayamamanın iç ezikliğine ne dersiniz?
Ne şehir; bir vesile ile koyup gittiğiniz şehir, ne bayramlar; gidenlerin ağzında kalan bayram tadına bir ilave yaptı.
Yazınız???
Okurken her cümlesinde birkaç kez yutkunduruyor!
...ve keşke dedirtecek içtenliği taşımakta!
Bayramınız kutlu olsun!
Yasin Ali ER -- 20.08.2018 23:37
GÖZYAŞLARI
Yusuf'u Züleyha'ya döndüren, İbrahim'in ateşini güle çeviren, Hacer'in ayağı altına zemzem olup serilen, Meryem'in gözünden kundaktaki bebeğin yüzüne düşüp, İsa'yı dile getiren. Eyyup peygamberi dertlerinden dermana erdiren, Muhammed Mustafa (s.a.v)mi, en yüksek makama yükselten, kutsal kitapların ayetlerini süsleyen; inci, mercan taneleri ve hepimizde mevcut olan en değerli hazine... Ne güzel bir süstür, inci inci yaşlardan, kar tanesi kadar aklanmış paklanmış bir ruha, Allah için ağlayıp damla damla şebnemler ile süslenip huzurunda durmak.

Kadriye Hanımefendi; Ne güzel anlatmışsınız gözyaşlarının değerini. İnsan kendinde olan hazineyi keşfetmiş ise kendini keşfetmiş demektir. Hayatta, yaşamanın tek gayesi de insanın kendi kendine erişmesi, kendini keşfetmesidir. Her insan ruhunu temizlemenin yollarını bilse dünyada kötüler, kötülükler kalmazdı.Kaleminiz var olsun.
Züleyha Saydam -- 19.07.2018 21:24
LEYLALARIN SESİ
Duygularımıza tercüman olmuşsun Ablam.
Çok güzel anlatmışsın.
Keşke ölümü çocukların ulaşamayacağı bir yere koyabilsek. Öşümün reçetesi olsada...😡😠
Ali GÖLCÜK -- 04.07.2018 00:45
YOZGAT BASIN MÜZESİ PROJESİ
Sayın Çapanoğlu Beyefendi; sayfama teşrif ederek, zahmet edip yazmış olduğunuz değerli yorumunuz için teşekkür ederim.

Denizli’de araştırma yapmak için kamp kuran bir grup üniversite öğrencisi, kamp yakınına tüneyen bir Denizli Horozunun sabahın erken saatlerinde yüksek sesle ötmesinden bir hayli rahatsız olmuşlar.

Sabahın köründe ortaya çıkan horoz, önce dikleniyor, sonra dakikalarca ötüyormuş… Tabi ki bu sebepten dolayı ekipte ne uyku ne de huzur kalmamış. Sonunda gençlerin sabırları tükenmiş…

Horozu susturmak için başlamışlar kovalamaya. Horoz önde.. Gençler horozun peşinde…

Derken mahalle arasına dalmışlar… Bu kovalamacayı gören, fakat bir anlam veremeyen yaşlı dede, seslenmiş:

– “Hey, evlatlar!.. Bu zavallı horozu niye böyle ürkütüyorsunuz?” demiş.

Gençler:

– “Dede, bu horoz sabahın köründe ötmeye başlıyor, tüm kampı ayağa kaldırıyor. O yüzden bunun başını keseceğiz!” demişler.

Dede:

– Yazıktır evladım yapmayın!.. Bırakın, ben onun sesini keserim, bir daha da sizi rahatsız etmez.” demiş.

Gençler bunun uzerine kovalamayi bırakmışlar.

Ertesi gün sabah, hafif ‘gak – guk’ sesleri dışında horozdan kayda değer hiç bir ses çıkmadığını görünce de, şaşırıp dedeye sormuşlar:

– “Yahu dede, ne yaptın da bu horozun sesini kestin?..” İhtiyar gülmüş ve:

-“Ayağının altına yağ sürdüm. Horoz kabararak ötmeye yeltendiğinde, ayaklarının altı yağlandığından gerisinden güç alamıyor ki kuvvet alıp ötebilsin… Bu yüzden böyle gak guk etmeye başladı.” demiş.

Yaslanacağın arkan sağlamsa, istediğin kadar kabarır, diklenir, sözünü dinletirsin. Arkan bir kaymaya başlamayı görsün, ancak o zaman ‘gak-guk’ etmeye başlarsın…Demiş.

Ülkenin durumuna gelince;
Efendimiz S.A.V şöyle söylemiştir. "Siz nasılsanız o şekilde yönetilirsiniz". Bizim insanımız halinden memnun ki her seferinde kazanan kazanıyor. Kazananın arkasına çok fazla dayanıldığı zaman diklenme elbette olacak. Keşke bunun bilincinde olup; birlik beraberlik, anlayış içinde... Ayrımcılık, kayırımcılık yapmadan, bölüp parçalamadan... Vatan, millet, bayrak adına her kesim desteklenmiş güçlendirilmiş olsa. (solcusu , sağcısı) Zamanında baş örtüsüne bu kadar karşı çıkılmasaydı, başını örtenin hakları gözetlense idi, el kadar bez parçası bu kadar pirim yapmazdı. Yanlışlar, yanlışları doğurdu. Şimdi insanlar, inancını, geleneğini, göreneğini yaşayacak yaşatacak olsa, şu partili, bu partili yaftasıyla yaftalanıyor. sanki, inancın-imanın sahibi partiler...

Diğer taraftan; diğer tarafın destekçileri, (sol kesim) insanların inancıyla alay edip, din önderlerini kötüleyip küçümsedikleri sürece, bu ülkede kaybeden, diğer tarafı güçlendiren olacaklar. Hem kaybediyorlar, hem kaybettiriyorlar. Kendi kendilerine ve topluma zarar verdiklerini fark edemiyorlar.

Gelelim Yozgat meselesine. Yozgat meselesi uzun mesele. Yozgat'ın asıl kurucuları öyle yada böyle, yanlış anlaşıldı veya anlatıldığı için kurtuluş mücadelesi döneminde büyük bir şanssızlık yaşadı, yaralandı. Toparlanamadı dağıldı. Çapanoğulları'ndan sonra, Yozgat'ta kalıp yerleşenler, beleş toprak, arsa sahibi olanlar, şehir boş kalmasın diye, şehre beleşçileri çekenler ve beleşçiler... Köylüsünü benimsemedi. Hep tepeden bakıp sömürdüler. Ne Yozgat'ı sahiplendiler, ne de sahiplenilsin istediler. Atatürk, Yozgat'a ceza verdi deyip, bir duvar ördürtmediler. Köyden şehre göç edeni canından bezdirdiler. O şehirdeki psikolojik baskı nedeniyle, göç kervanı yola koyuldu. Önce, köylüler ile oturmam diyen şehirliler göçtü. Sonra, tek başına kalkınamayan garip köylüler... Şimdi, kimse bu kervanı döndüremiyor. Bir birine sahip çıkmayan toplumlarda yöneticiler "ben bilirim" havasında da olurlar, ego şişirme çabasına da kapılırlar. Bu tür sosyal olgular içinde, ne şehirler gelişir, ne de memleket kalkınır. Bu gün, bir şeylerden şikayet ediyor isek, bunun asıl müsebbibi bizleriz, sizlersiniz. Yani aydın kesim ve cahil kesim.. Uç noktalardaki kutuplaşmalar ve itici fikir ayrılıkları, orta alanı kimin doldurduğunu fark ettirmiyor. Ülkeyi yönetenler baş örtüsüyle uğraşırken bir birini yedi. Ülkenin paralarını da Amerika yedi. O paralar tekrar bize silah olarak PKK nın, PYD nin, İşit in elinde döndü. Nitekim, 15 Temmuz olayları... İnsanlar inancımı yaşayım diye, sahtekarların kucağına düşüyor, dış mihrakların oyununa geliyor. Allah, bu ülkeye zeval vermesin. Düşmanların eline fırsat düşürmesin. Siyasiler gelip geçici. Baki olan; devlet, Millet, bayrak. Bu olguların önemini kavrayıp; bir birimize daha saygılı olup, daha anlayışlı, daha kapsamlı, düşünmeliyiz. Önemli olan, yukarıda anlattığım hikaye gibi bilinçli, bilgili; horozun özelliğini tanıyıp, başını kesmeden huzura, refaha kavuşturacak, herkese yaşam alanı tanıyacak yöneticiyi yetiştirmek, yada böylesini fark ederek seçe bilmek.

İnce giyerim ince diyerek bu milletin gözüne kimse giremez. Kaşım gözüm Atatürk'e benziyor diye, kimse Atatürk ile boy ölçüşemez. Neresi benziyor? Onuda bilmiyorum.! O, bir lider. O, bir milli lider. O, bir dünya lideri. Yedi düvele dur diyen LİDER.

Saygılar, hürmetler. Eşiniz hanımefendiye selamlar. Hayırlı, huzurlu bayramlar.
Adınız ve Soyadınız -- 17.06.2018 01:13
YOZGAT BASIN MÜZESİ PROJESİ
Değerli Kadriye Hanımefendi, sadece Yozgat’ta değil tüm ülkemizde her konudaki yozlaşmayı ve bunun neticesi görgüsüzce bencilleşmeyi pek güzel tarif etmişsiniz. Bu bencilleşme daha ileri safhalarda kibirlenmeyle etrafına zarar vermeye başlıyor. Bunun çok örneklerini yaşadık ve yaşamaya devam ediyoruz. Umarım, bu şehri yönetenler yazınızda yaptığınız uyarılara duyarsız kalmazlar. Tarihte bir ailenin kurduğu bu güzel şehrin geçmişine sahip çıkarlar. Saygı ve selamlar.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 13.06.2018 23:29
BİR ZAMANLAR, O ŞEHİRDEKİ RAMAZANLAR
Yorumunuzah Kadriye ablam ah ne guzeldi o gunlet bakkal memetin orda rahmetli hanife ablalarin tandirda ne gunlerdi simdi nerde yuregine saglik cok kkk guzel anlatmissin
Adınız ve Soyadınız -- 30.05.2018 23:26
BİR ZAMANLAR, O ŞEHİRDEKİ RAMAZANLAR
Ablammm
Harika bir anlatım, neredeyse resmini çizmissin o günlerin.
Gözümde canlandı bir bir o günler o anılar.
Bambaşkaydı o zaman ki ramazanlar. Kellecinin fırından uzunca pideler yapılırdı. O pidelerin kokusu hala burnumuzda tüter.
Tebrik ediyorum.
Yeni yazı dizilerini bekliyorum.
Kalemine yüreğine sağlık...
Ali Gölcük -- 30.05.2018 18:42
YOZGAT LİSESİ (1978/1981) SAÇ SÜSLEME ve FELSEFE DERSİ (BÖLÜM: 10)
çok çok tşkler
-- 15.05.2018 18:29
SILADA KAYBOLAN ÇOCUKLUĞUM
Kadriye Hanım, "Sılada Kaybolan Çocukluğum" yazınızı okuyunca çok hoşuma gitti yorum bıraktım. Biraz sitem etmek istemiştim. "BELKİDE HİÇ HATIRLAMADIĞINIZ HOCANIZ" diyerek. Halk Eğitim Merkezinde kur hocanızdım. Hemen hemen aynı yaşlardaydık. Çok iyi bir arkadaş ve faal bir kursiyerdiniz. Hala resimlerimize bakıp sizleri hatırlarım. O zamanın insanları bu şehirde kalmayınca şehrin siması bile değişti.

Selam ve sevgilerimle...
GÜLEN -- 06.05.2018 22:39
YOZGAT LİSESİ (1978/1981) SÜRGÜN OKULDA Kİ HALLERİMİZ (Bölüm:6)
sınıfımızın değerli kalemi ve 6 edebiyat sınıfının kalplerinde güzellikten başka hiç bir şey bulunmayan sınıf arkadaşlarım ve bizlere birer ışık olan değerli hocalarımız (Bu dünyadan göçüp gidenlere Allah rahmet eylesin kalanlara mevlam sağlık bir ömür versin.kardeşim, Fahri TAŞ hocamıza 6 ed.c sınıfından iftira atılmıştı aynı konuyu bizim sınıfta anlattığı için bizim sınıfı hakim bey ifadelerimizi almak için bu günkü valilik binasının alt katında bulunan adliyede ifade vermiştik sınıfımız anlaştı ilk giren 5-10 arkadaş ifade verdi (tabi ifadeler aynı )idi geri kalan arkadaşlarımızda bizden önceki arkadaşlarımız ne söyledilerse doğrudur demiştik ve hakim bey bizi adliyeden kovmuştu. 6 EDEBİYAT D SINIFI DERSLERİNE GİREN BİZİM BU GÜNLERE GELMEMİZDE BİZE YOL GÖSTEREN DEĞERLİ HOCALARIMIZIN ELLERİNDEN HÜRMETLE ÖPÜYORUM (MÜMTAZ HOCAMIZIN ELLİ BİRAZ AĞIRDI)
murat çakmak -- 25.04.2018 15:41
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
1
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00