BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 20.05.2019 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
178
Dün
:
4633
Toplam
:
16386653
YANKI Kadriye ŞAHİN
KÖPEKLERDE KÖYDEN İNDİ ŞEHRE
kadriyesahin64@gmail.com
Bu aralar pek çok şeye canım sıkılıyor galiba. Sık sık yazı yazmak geliyor içimden.
Al işte, nasıl sıkılmasın.
Gün geçmiyor ki, sokak köpekleri birilerini parçalayıp hastahanelik etmesin. Köpek yüzünden, alış veriş yaptığım yol güzergahını değiştirmiş, almam gereken pek çok şeyi almadan eve dönmüştüm ki, televizyonun düğmesine basar basmaz, genç bir delikanlının, köpek yaralaması sonucu öldüğü haberiyle karşı karşıya kaldım.
Hadi gel de üzülme.!
Canın sıkılmasın.!
Zaten canım burnuma gelmiş köpekler yüzünden. Gel de sinirlenme!

Köpek; en sadık dost. En çok sevdiğimiz hayvanlardan biri. Varlıkları, her zaman huzur ve güven vermiştir biz insanlara.

Asla, ev hayvanlarının beslenmesine ve yaban hayvanlarının korunmasına karşı değilim. Hatta, gereğinden fazla da hayvan severim. Çocuklarım küçükken, sevgi ve merhamet duygusuyla beslensinler diye, her türlü hayvanı evin içinde geçici olarak barındırıp besledim. Hepimiz biliyoruz ki, hayvanlar olmadan hayat olmaz. Canlısı olmayan Dünya, ne Güneş etrafında, ne kendi etrafında dönmez.

Fakat, her şeyi yerli yerinde yaşatmak ve korumak gerekir. "Hayvan severlik" adı altında, köpekleri sadece doyurup sokaklara salmak, insanların yaşam alanlarını kısıtlamak, hangi hayra alamet.? Hangi sevginin göstergesi?

Artık insanlar toplu halde, toplu mekanlarda yaşar hale gelmiş. Apartmanların bahçesinde köpek beslemek istesen de; komşunun biri rıza gösterse, diğeri karşı çıkıyor. Hayvan sevmek için, kimse rahatsız edilsin istenmiyor. Hal böyle olunca insanlar, hayvan sevgisini, sokaklarda beslediği köpekler, kediler ile gidermeye çalışıyor, yada onlara merhamet gösterdiğini sanıyor.

Bir hayvana bakmak sevap, insanlık gereği de onları korumamız, barındırmamız gerekir. Fakat, hayvanları hazır yemeğe alıştırmak ne kadar doğru bilmiyorum? Sokak köpekleri, kedileri hazır mamalar ile besleniyor. Çöp kenarlarına bırakılan etleri, yemekleri, ekmekleri kesinlikle yemiyorlar. Hatta, kuru mama atıldığı zaman bile yanına yaklaşmıyor; hazır yaş mama bırakılırsa kokusunu alıp karınlarını doyuruyorlar.

Köylerde, şehirlerde ihtiyaç dışı fazladan üreyen veya yaşlanmış olan köpekler, şehirlerde lokanta kapılarına, kasap önlerine, parklara bırakılıyor... Avlanarak, kendisi aranarak yiyecek arama yerine, sürekli hazır yiyecek yiyebilmek için, bu mekanların önünde bekliyorlar. Çoğu zaman, ses çıkarmasalar bile, alıştıkları saatte yiyecek verilmediği zaman, iç güdüsel olarak saldırdıkları oluyor.

Şehirlere gezinti alanları yapılıyor. Parklar kuruluyor. Parklar, öylesine masraf edilerek süsleniyor, öylesine konforlu hale getiriliyor ki, apartman arasına sıkışıp kalan insanlar oturup, biraz nefes alsın, yürüyüşünü yapsın, kafelerde, mekanlarda çaylarını yudumlansın diye, dayanıp döşeniyor.

Gel gör ki, köpeklerin yattığı kaldırımlarda yürümek ne mümkün. Parklar, köpeklerin barınma mekanı haline gelmiş durumda. Alış veriş yapmak için, kasap dükkanına giremiyorsunuz. Lokantanın kapısından geçmek için, önce köpekleri doyurmak zorunda kalıyorsunuz. Parklarda, çimlerin üzerinde yatan köpekler, sandviç, simit yemeye alışmış, sürekli insanların, çocukların etrafında dolanıyor. Yiyecek kokusuna yaklaşan hayvandan çocuklar korkuyor. Korku kokusu alan köpek fırsat bulduğu an, çocuklara saldırıyor.

Sabah erken saatlerde yürüyüşe çıkanlar farkındadır. Sokak köpekleri, haçlı ordusu gibi, onbeş, yirmişerlik gruplar halinde bir birine zincirlenmiş şekilde sokaklarda, kaldırımlarda, parklarda, şehrin her yanında... Nereden ne zaman karşınıza çıkacağını kestiremediğiniz şekilde geziniyor ve sabahın erken saatlerinde aç oldukları için, en ufak tepki karşısında nasıl bir saldırıyla karşılaşacağınızı bilemiyorsunuz. Erken saatlerde okula giden çocuklar için korkulu rüya gibiler.

Geçenlerde, bir arkadaşımla köye gitmiştik. Her evde köpek olmasına rağmen, köy sokaklarında bir tane hayvana rastlamadık. Köy sakinleri köpeklerini bahçelerine bağlamış, sadece uzaktan uzağa nadiren avlama sesleri duyuluyor. Özgürlüğü kısıtlanmış, mal, can güvenliğini sağlama görevi yüklenmiş, velhasılı sorumluluk verilmiş bu hayvanlar, kuru kemik, kuru ekmek, duru sudan başka bir şey yemediği halde, saldırma hareketine geçmeden, avlama sesiyle geleni, geçeni haber verip, görevini yerine getiriyor. Sahiplenilmekten dolayı olacak ki, hepside çok mutlu.

Anlaşılan o ki, hayvanlar bile her şeyi hazır elde edip, türlü türlü beslendiklerinden, psikolojileri bozulup, gereksiz tepkiler göstere biliyor. Başka ne yapa bilir? Karnı doyan köpek, yapacak iş bulamayınca; elbetteki bazende, içgüdülerinin peşine takılıyor. Bu kadar çeşitli yiyecek yeseler de, sahipsiz oldukları için de mutsuz yaşıyorlar.

Hayvanları kendi doğalarında, doğaları gereği davranarak koruma altına almak en doğru olanıdır diye düşünüyorum. "Hayvan sever" görünmek için, hayvanları pahalı, ithal mamalarla besleyip, tembelleştirmek, tabiatlarına aykırı şekilde, hayır kazanacağım diye hazırcı alıştırmak, ne hayvanın, ne insanın hayrınadır. O mamalar, önlerine dökülmese, çöp kenarına bırakılan ekmekleri yiyerek beslenecekler.Yada, en azından yiyecek aramak için şehirden uzaklaşacaklar. Hayvan Severler mamalara verilen para ile, bir öğrenciye burs vermeyi düşünseler... İçinde ne olduğu belirsiz, hayvan psikolojisini bile bozan bu mamalara verilen paralar ile daha hayırlı iş yapmış olurlar. Zaten, bu hayvanların çoğuda, yol kenarlarına, caddelere, bahçe dışına dökülen mamalar nedeniyle, gece arabalar çarpıp öldürüyor. Sabah, onlarca kedi ve köpeğin leşini çöp arabaları topluyor.

İthal yemeye alışan insan, hayvanlara da ithal mama yedirerek, doğadan uzaklaştırdığının bilmem farkında mı? Hayvanlar da ithal yemenin rahatlığına alışmış olacak ki, doğayı bırakıp, çoktan şehre yerleşmeye başladılar.
Evet, başladılar başlamasına lâkin, bu rahat yaşamın bedeli, ne yazık ki araba altında kalarak ölmekten öteye gitmiyor.

Nihayetinde; ithal yeme, yedirme lüksüne kapılıp, köyleri boşaltıp, köyden şehre indik, hayvanları da indirdik de... Kimseye zarar vermeyecek şekilde nasıl sahiplenilir, bu hayvanların psikolojileri nasıl düzelir, saldırmalarının önüne nasıl geçilir, ölmemeleri ve öldürmemeleri için nasıl tedbir alınır...?
Bu kadarını bilemiyorum.! Bildiğim tek şey, doğanın zinciri dağılıyor. Hiç hayra alamet değil.

Kadriye ŞAHİN

07.01.2018

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
YOZGAT LİSESİ (1978/1981) SAÇ SÜSLEME ve FELSEFE DERSİ (BÖLÜM: 10)
çok çok tşkler
-- 15.05.2018 18:29
SILADA KAYBOLAN ÇOCUKLUĞUM
Kadriye Hanım, "Sılada Kaybolan Çocukluğum" yazınızı okuyunca çok hoşuma gitti yorum bıraktım. Biraz sitem etmek istemiştim. "BELKİDE HİÇ HATIRLAMADIĞINIZ HOCANIZ" diyerek. Halk Eğitim Merkezinde kur hocanızdım. Hemen hemen aynı yaşlardaydık. Çok iyi bir arkadaş ve faal bir kursiyerdiniz. Hala resimlerimize bakıp sizleri hatırlarım. O zamanın insanları bu şehirde kalmayınca şehrin siması bile değişti.

Selam ve sevgilerimle...
GÜLEN -- 06.05.2018 22:39
YOZGAT LİSESİ (1978/1981) SÜRGÜN OKULDA Kİ HALLERİMİZ (Bölüm:6)
sınıfımızın değerli kalemi ve 6 edebiyat sınıfının kalplerinde güzellikten başka hiç bir şey bulunmayan sınıf arkadaşlarım ve bizlere birer ışık olan değerli hocalarımız (Bu dünyadan göçüp gidenlere Allah rahmet eylesin kalanlara mevlam sağlık bir ömür versin.kardeşim, Fahri TAŞ hocamıza 6 ed.c sınıfından iftira atılmıştı aynı konuyu bizim sınıfta anlattığı için bizim sınıfı hakim bey ifadelerimizi almak için bu günkü valilik binasının alt katında bulunan adliyede ifade vermiştik sınıfımız anlaştı ilk giren 5-10 arkadaş ifade verdi (tabi ifadeler aynı )idi geri kalan arkadaşlarımızda bizden önceki arkadaşlarımız ne söyledilerse doğrudur demiştik ve hakim bey bizi adliyeden kovmuştu. 6 EDEBİYAT D SINIFI DERSLERİNE GİREN BİZİM BU GÜNLERE GELMEMİZDE BİZE YOL GÖSTEREN DEĞERLİ HOCALARIMIZIN ELLERİNDEN HÜRMETLE ÖPÜYORUM (MÜMTAZ HOCAMIZIN ELLİ BİRAZ AĞIRDI)
murat çakmak -- 25.04.2018 15:41
YOZGAT LİSESİ (1978/1981) CENNETİ CEHENNEME ÇEVİRDİLER (BÖLÜM: 5)
Değerli kardeşim sınıf arkadaşım o günleri çok güzel yorumladığınız için size teşekür ediyorum.Yaşam dediğimiz şu fani dünyada her şeyin acısı, tatlısı olduğu gibi o günlerinde kendine has güzel yanları vardı bu günkü lise öğrencilerinin manadan vatandan,bayraktan uzak duran halleri ve aralarında çıkan kavgalar sudan sebepler,oysaki bizim gençlik yıllarımızda. atılan her adım vatan,bayrak,millet içindi.
Murat Çakmak -- 25.04.2018 10:44
YOZGAT LİSESİ (1978/1981) (OKUL YOLLARINDA) BÖLÜM 3
o gün gerçekten çok soğuk bir kış günüydü şeker pınar mahallesinde oturuyoruz kula gitsen bir dert gitmesen felsefe dersinden yazılı var yaşıyorsa kulakları çınlasın rahmetli olduysa Allah rahmet eylesin (namı değer baba anne ) Perihan TOK hocamız ın dersi sınıf dan bir arkadaşımız derse girse hocanın yazılı yapacağını bütün 6 EDEBİYAT D Sınıfı arkadaşlarımız biliyor. onun için sınıfın dörtte 3 gelmiştik,bir atasözü o şartlarda tam bize uymuştu (kurt kışı çıkarır fakat yediği ayazı asla unutmaz) bizlerde okula gelirken yediğimiz ayazı otuz yedi yıl geçmesine rağmen unutmamışız bizleri o günlere tekrar götüren sınıfımızın değerli kalemine teşekür ederim
murat cakmak -- 23.04.2018 14:53
YOZGAT LİSESİ (1978/1981) LİSE CADDESİ (BÖLÜM: 2)
Kadriye canım, can arkadaşım mesajını yeni gördüm. Biraz gec kaldim galiba.
Başarılar diliyorum yazılarını okudum. Ne kadar güzel yazıyorsun okurken ki, o lise yıllarına aldın götürdün beni. Okul çıkışında çoğu okulların lise caddesinde olması kızlı erkekli bütün gençlerin okul çıkışı gruplar halinde ki o kalabalığı unutamiyorum. sayende arkadaslari sosyal medyadan bulduk.sana çok teşekkür ederim.
Bu arada, Cengiz arkadaşımıza çok geçmiş olsun. Allah şifalar versin.
Zehra YILMAZ -- 20.04.2018 00:20
YOZGAT LİSESİ (1978/1981) LİSE CADDESİ (BÖLÜM: 2)
Muhterem Kadriye Şahin Hanımefendi!
Bazen bir yazıyı yazmaya başlarken, bu sefer kısa tutacağım dersiniz de konu sizi alır götürür ya!
Ya da bazen bir başkasının yazısına; baksam mı ki, çok mu uzun olmuş ne dersiniz ya?
Sonra bir sihir sarar sizi ve alıp götürür...
Yazarken veya okurken!
Bazen tekrar tekrar yukarıya döner bakarsınız.
O kabil bir yolculuk olmuş hepimizin ortak caddesine...
Bir zamanlar öyleydi Lise Caddemiz! Hepimizin birbirine yıllar sonra bile o caddenin simalarımızı birbirine aşina ettiği için değil midir ki bize; "vaaay gardaş, ya da vaaaay bacım" dedirten?
Şimdi orada, o caddede kendimi yabancı hissedişimi hatırladım ve gırtlağıma düğümlenen bir soluk soluksuzluk takılı kaldı.
Kırkbeş sene olmuş gençliğimizi oraya fatihasız gömeli...
Burnumun direği sızladı. Ellerinize sağlık.
Yasin Ali ER -- 20.04.2018 00:19
RUHU ÖLDÜRÜLEN ŞEHİR
"Sılada kaybolan Çocukluğum" isimli yazı için en son yorum yazan Hocam'a bende sevgilerimi iletiyorum. Sanırım, çalıştığım okullarda görev yapan benden küçük hocalarımızdan biri olmalısınız. Tahmin ediyorum fakat, isminizi yazmış olsaydınız daha net hatırlaya bilirdim. Çalıştığım ve tanıdığım insanların hiç birini unutmadım. Elbette ki, ikram edilen bir bardak çay, bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı varken, verilen Selâm'ın, söz olup dökülen kelâm'ın hatırı gönlümüzde sonsuzdur.

Güzel yorumunuz için teşekkür ederim. Selamlar, Sevgiler..
Kadriye ŞAHİN -- 16.03.2018 23:28
SILADA KAYBOLAN ÇOCUKLUĞUM
Leylekler, "cemre"yle dönsün konakların yüksek bacalarına. Lak lak sesleri karışsın ılık meltem rüzgarlarının sancılarına. Büyük cami avlusundaki güvercinler pelte pelte karışsın Yozgat'ın gri bulutlarına. Gökyüzü lacivert akşamların kızıllığına boyandığında. Kırlangıçlar dans edip savrulsun, kara bulut giymiş balerin ustalığında. Sabahın seher rüzgarında çil horozların sesi yankılansın "Gelin kayası" ufuklarında. Sahipsiz köpekler yine olmasın bu şehrin sokaklarında.

Bu yazı ne kadar harika bir kalemden ve bahar kokulu bir yürekten dökülmüş. Ne doğanın güzelliği, ne komşuların özelliği, ne hayvanların sahipsizliği, ne de sosyal yaşanın şenliği unutulmuş. Nakış nakış işlenerek tüm desenler betimlemelerde can bulmuş.

Ne yazık ki, bu şehre leylekler dönmüyor.Güvercinler uçmuyor,kırlangıçlar artık buralardan geçmiyor. Kim bilir belkide siz yoksunuz diye!

Selam, sevgi ve hürmetlerimi kabul buyurunuz.
BELKİ DE HİÇ HATIRLAMADIĞINIZ HOCANIZ -- 10.03.2018 16:52
MEHMETÇİK SURİYE DAĞLARINDA
Yureğine emeğine saglik sermissin gercekleri gözler önüne
Adınız ve Soyadınız -- 07.02.2018 08:07
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
3
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00