BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 17.07.2019 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
286
Dün
:
4633
Toplam
:
16991122
YANKI Kadriye ŞAHİN
KÖPEKLERDE KÖYDEN İNDİ ŞEHRE
kadriyesahin64@gmail.com
Bu aralar pek çok şeye canım sıkılıyor galiba. Sık sık yazı yazmak geliyor içimden.
Al işte, nasıl sıkılmasın.
Gün geçmiyor ki, sokak köpekleri birilerini parçalayıp hastahanelik etmesin. Köpek yüzünden, alış veriş yaptığım yol güzergahını değiştirmiş, almam gereken pek çok şeyi almadan eve dönmüştüm ki, televizyonun düğmesine basar basmaz, genç bir delikanlının, köpek yaralaması sonucu öldüğü haberiyle karşı karşıya kaldım.
Hadi gel de üzülme.!
Canın sıkılmasın.!
Zaten canım burnuma gelmiş köpekler yüzünden. Gel de sinirlenme!

Köpek; en sadık dost. En çok sevdiğimiz hayvanlardan biri. Varlıkları, her zaman huzur ve güven vermiştir biz insanlara.

Asla, ev hayvanlarının beslenmesine ve yaban hayvanlarının korunmasına karşı değilim. Hatta, gereğinden fazla da hayvan severim. Çocuklarım küçükken, sevgi ve merhamet duygusuyla beslensinler diye, her türlü hayvanı evin içinde geçici olarak barındırıp besledim. Hepimiz biliyoruz ki, hayvanlar olmadan hayat olmaz. Canlısı olmayan Dünya, ne Güneş etrafında, ne kendi etrafında dönmez.

Fakat, her şeyi yerli yerinde yaşatmak ve korumak gerekir. "Hayvan severlik" adı altında, köpekleri sadece doyurup sokaklara salmak, insanların yaşam alanlarını kısıtlamak, hangi hayra alamet.? Hangi sevginin göstergesi?

Artık insanlar toplu halde, toplu mekanlarda yaşar hale gelmiş. Apartmanların bahçesinde köpek beslemek istesen de; komşunun biri rıza gösterse, diğeri karşı çıkıyor. Hayvan sevmek için, kimse rahatsız edilsin istenmiyor. Hal böyle olunca insanlar, hayvan sevgisini, sokaklarda beslediği köpekler, kediler ile gidermeye çalışıyor, yada onlara merhamet gösterdiğini sanıyor.

Bir hayvana bakmak sevap, insanlık gereği de onları korumamız, barındırmamız gerekir. Fakat, hayvanları hazır yemeğe alıştırmak ne kadar doğru bilmiyorum? Sokak köpekleri, kedileri hazır mamalar ile besleniyor. Çöp kenarlarına bırakılan etleri, yemekleri, ekmekleri kesinlikle yemiyorlar. Hatta, kuru mama atıldığı zaman bile yanına yaklaşmıyor; hazır yaş mama bırakılırsa kokusunu alıp karınlarını doyuruyorlar.

Köylerde, şehirlerde ihtiyaç dışı fazladan üreyen veya yaşlanmış olan köpekler, şehirlerde lokanta kapılarına, kasap önlerine, parklara bırakılıyor... Avlanarak, kendisi aranarak yiyecek arama yerine, sürekli hazır yiyecek yiyebilmek için, bu mekanların önünde bekliyorlar. Çoğu zaman, ses çıkarmasalar bile, alıştıkları saatte yiyecek verilmediği zaman, iç güdüsel olarak saldırdıkları oluyor.

Şehirlere gezinti alanları yapılıyor. Parklar kuruluyor. Parklar, öylesine masraf edilerek süsleniyor, öylesine konforlu hale getiriliyor ki, apartman arasına sıkışıp kalan insanlar oturup, biraz nefes alsın, yürüyüşünü yapsın, kafelerde, mekanlarda çaylarını yudumlansın diye, dayanıp döşeniyor.

Gel gör ki, köpeklerin yattığı kaldırımlarda yürümek ne mümkün. Parklar, köpeklerin barınma mekanı haline gelmiş durumda. Alış veriş yapmak için, kasap dükkanına giremiyorsunuz. Lokantanın kapısından geçmek için, önce köpekleri doyurmak zorunda kalıyorsunuz. Parklarda, çimlerin üzerinde yatan köpekler, sandviç, simit yemeye alışmış, sürekli insanların, çocukların etrafında dolanıyor. Yiyecek kokusuna yaklaşan hayvandan çocuklar korkuyor. Korku kokusu alan köpek fırsat bulduğu an, çocuklara saldırıyor.

Sabah erken saatlerde yürüyüşe çıkanlar farkındadır. Sokak köpekleri, haçlı ordusu gibi, onbeş, yirmişerlik gruplar halinde bir birine zincirlenmiş şekilde sokaklarda, kaldırımlarda, parklarda, şehrin her yanında... Nereden ne zaman karşınıza çıkacağını kestiremediğiniz şekilde geziniyor ve sabahın erken saatlerinde aç oldukları için, en ufak tepki karşısında nasıl bir saldırıyla karşılaşacağınızı bilemiyorsunuz. Erken saatlerde okula giden çocuklar için korkulu rüya gibiler.

Geçenlerde, bir arkadaşımla köye gitmiştik. Her evde köpek olmasına rağmen, köy sokaklarında bir tane hayvana rastlamadık. Köy sakinleri köpeklerini bahçelerine bağlamış, sadece uzaktan uzağa nadiren avlama sesleri duyuluyor. Özgürlüğü kısıtlanmış, mal, can güvenliğini sağlama görevi yüklenmiş, velhasılı sorumluluk verilmiş bu hayvanlar, kuru kemik, kuru ekmek, duru sudan başka bir şey yemediği halde, saldırma hareketine geçmeden, avlama sesiyle geleni, geçeni haber verip, görevini yerine getiriyor. Sahiplenilmekten dolayı olacak ki, hepside çok mutlu.

Anlaşılan o ki, hayvanlar bile her şeyi hazır elde edip, türlü türlü beslendiklerinden, psikolojileri bozulup, gereksiz tepkiler göstere biliyor. Başka ne yapa bilir? Karnı doyan köpek, yapacak iş bulamayınca; elbetteki bazende, içgüdülerinin peşine takılıyor. Bu kadar çeşitli yiyecek yeseler de, sahipsiz oldukları için de mutsuz yaşıyorlar.

Hayvanları kendi doğalarında, doğaları gereği davranarak koruma altına almak en doğru olanıdır diye düşünüyorum. "Hayvan sever" görünmek için, hayvanları pahalı, ithal mamalarla besleyip, tembelleştirmek, tabiatlarına aykırı şekilde, hayır kazanacağım diye hazırcı alıştırmak, ne hayvanın, ne insanın hayrınadır. O mamalar, önlerine dökülmese, çöp kenarına bırakılan ekmekleri yiyerek beslenecekler.Yada, en azından yiyecek aramak için şehirden uzaklaşacaklar. Hayvan Severler mamalara verilen para ile, bir öğrenciye burs vermeyi düşünseler... İçinde ne olduğu belirsiz, hayvan psikolojisini bile bozan bu mamalara verilen paralar ile daha hayırlı iş yapmış olurlar. Zaten, bu hayvanların çoğuda, yol kenarlarına, caddelere, bahçe dışına dökülen mamalar nedeniyle, gece arabalar çarpıp öldürüyor. Sabah, onlarca kedi ve köpeğin leşini çöp arabaları topluyor.

İthal yemeye alışan insan, hayvanlara da ithal mama yedirerek, doğadan uzaklaştırdığının bilmem farkında mı? Hayvanlar da ithal yemenin rahatlığına alışmış olacak ki, doğayı bırakıp, çoktan şehre yerleşmeye başladılar.
Evet, başladılar başlamasına lâkin, bu rahat yaşamın bedeli, ne yazık ki araba altında kalarak ölmekten öteye gitmiyor.

Nihayetinde; ithal yeme, yedirme lüksüne kapılıp, köyleri boşaltıp, köyden şehre indik, hayvanları da indirdik de... Kimseye zarar vermeyecek şekilde nasıl sahiplenilir, bu hayvanların psikolojileri nasıl düzelir, saldırmalarının önüne nasıl geçilir, ölmemeleri ve öldürmemeleri için nasıl tedbir alınır...?
Bu kadarını bilemiyorum.! Bildiğim tek şey, doğanın zinciri dağılıyor. Hiç hayra alamet değil.

Kadriye ŞAHİN

07.01.2018

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
SILADA KAYBOLAN ÇOCUKLUĞUM
Bunca üniversite, okul, akademisyen ne yapar bu halk bilimi konusunda? Neyi araştırır neyi yazarlar? Neyi öğretirler? Biri açıklasın ben cahilim. "Eline, yüreğine sağlık" gibi ifadeler basit kalır bu yazı karşısında.
Adınız ve Soyadınız -- 04.11.2017 13:05
SILADA KAYBOLAN ÇOCUKLUĞUM
Yenicami mh.lesi başka nasıl anlatılırdı bilmiyorum. Başarılar diliyorum
Ahmet Koca -- 02.11.2017 19:14
SILADA KAYBOLAN ÇOCUKLUĞUM
Ablam; ben bu gurbete geldiğimde annem beni seninle tanıştırdı. Gözüm arkada kalmaz demişti. Önce sana ısınamadım. Hep kusurları önde tutuyor diye biraz soğuk davranmıştım. Bana neden okumadın diye ikide bir soruyordun. Ben sıkılıyordum. Sonra çok zekisin sen okursun dedi. İki çocuk 37 yaşında orta okul terk bir insanı okumaya teşvik etti. Günlerce gece yarılarına kadar bana ders çalıştırdı. En çok da edebiyat tarih çalışıyorduk beraber. Sınavdan çıkınca soruları ablama getirirdim. Sonra liseyi açıktan bitirdim. Üniversiteye başladım. Ehliyet de al dedi. Onuda aldım. Beni hep teşvik etti. Anladım ki söylediği her söz yararımaymış. Şimdi bende kurs hocasıyım. Yol gösteren, herkesin elinden tutan, sözünü esirgemeyen, kendini feda eden ablam.Şimdi seni aramadan okuyacağım. Yazarların çoğunu tanıyorum diye hep rumuz kullanarak destek oluyordun. Beni ararken bir kaçda makale okuyorsunuz diyordu. Bayıldım Yozgat'ın betimlemelerine. Telefondan yazamadım ablama geldim. O çayı getirmeden ben lafı bitireyim. Süprüz olsun. başarılar diliyorum canım ablacıım.
-- 01.11.2017 23:00
SILADA KAYBOLAN ÇOCUKLUĞUM
Değeri ölçülmez, kıymet biçilmez altın yürekli arkadaşım. Yozgatlı olmadığım halde sadece senin yorumlarını okumak için bu gazeteye sürekli konuk oluyordum. Yorum değil, adeta makale niteliğinde çok değerli düşünce ve fikirlerini her zaman takip etmiş,hep şunu söylemişimdir. Arkadaşım gözünden rahatsız olmana rağmen çok emek veriyorsun. Başka yerlerde yazmış olsaydın çok daha faydalı yararlı olursun. Arkadaşımın cevabı; --Benim memleketimin insanları. Hepsine destek olmamız gerekli. Bir işin ya önünden gitmeli veya yanında durup destek vermeli-- diyordu. Hiç bir yazar alınmasın, gücenmesin diye kendilerini değerli hissettirecek herkesin sayfasına ayrı ayrı yorumlar yazardı. Çapanoğlu için daha yaşlı diye ayrıcalık tanırdı. Bence asıl değerli olan kendisiydi. Bu gazetede yazı yazan yazarlar elbette ki çok değerli kalem sahipleri. Umarım ki senin gibi altın yürekli, iyi niyetli bir yazarın değerini bilir ve vermiş olduğun emeği takdir ederler. Bundan sonra " SUZAN" rumuzunu aramama gerek kalmadığı için çok seviniyorum. Sevgili Kadriye Hanım Başarılar diliyor, yazılarını bekliyorum.
Hatice/İzmir -- 01.11.2017 21:07
SILADA KAYBOLAN ÇOCUKLUĞUM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi,
Köşenize hoş geldiniz.Binbir ihtimamla sakladığınız Yozgat sandığınızı birden bire açmışsınız önümüze, seçip seçip alalım diye.Yazının başındakileri hemen aldım. Yazıyı okudukça onları bırakıp ötekileri aldım. Aldım koydum, aldım koydum. Hepsini ben alırsam ayıp olur diyerek fotoğraflarını çektim. Sanırım sandık odasında başka küçük sandıklarda var. Sabırla bekleyelim bakalım.Sağlıcakla kalınız.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 01.11.2017 10:50
SILADA KAYBOLAN ÇOCUKLUĞUM
O zamanlar yaşananların mutluluk olduğunu insan yaşlanınca anlarmış. Güzel söz peki şimdi yaşananların mutluluk olduğunu insanlar ne zaman anlayacak acaba? Eline sağlık yazı muhteşem olmuş.
Sıdıka YERDEKALMAZER ERMENEK NÜFUS MÜDÜRÜ -- 01.11.2017 09:37
SILADA KAYBOLAN ÇOCUKLUĞUM
Ablam,
Süpersin, çok beğendim yazını.
İnsan ancak bu kadar güzel anlatabilir yaşanmışlıkları, gözümde canlandırdım, her bir kelimesini.
Benimle de acı tatlı çok anıların oldu, o anılarıda bu kadar güzel nağmelerle kağıda dökeceğine inanıyorum.
Başarılarının devamın dört gözle bekliyorum.
Yolun açık kalemin keskin olsun...
Ali GÖLCÜK
k@sırg@
Ali GÖLCÜK -- 31.10.2017 21:25
SILADA KAYBOLAN ÇOCUKLUĞUM
Yazini cok begendim canim arkadasim cocuklugumuzu yozgatimizla ozlestirip guzel bir calisma cikarmissin tebrik ediyorum yeni yazilarini beklliyoruz ĺefika caglayan yozgat valiligi il idr krl md emekli
Adınız ve Soyadınız -- 31.10.2017 21:01
SILADA KAYBOLAN ÇOCUKLUĞUM
Yorumunuz Eline ağrına yüreğine sağlık halam, ancak bu kadar güzel anlatılırdı özlenen çocukluk ve YOZGAT.
DoçDr. Mustafa ŞAHİN -- 31.10.2017 15:31
SILADA KAYBOLAN ÇOCUKLUĞUM
geçmişin özlemını acısını tatlısını o kadar guzel anlatmışsınkı soylenecek bır sey bulamıyorum yani moderın yaşamın acı yuzu hepımızı bı tarfa attı farklı sekılere soktu soylenecek bır sey yok saglıklı ve huzur dolu yaşamlar sızlerın olsun bır fıncan kahve de hatıraların senı bulsun bulsunkı gerıyr bakmaya fırsatın olsun elıne dılıne yüregıne saglık kadriye kendıne ıyı bak
atila ersoy -- 31.10.2017 13:29
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
7
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00