BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 22.10.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
247
Dün
:
4633
Toplam
:
14644026
Bozok Yazııları Prof. Dr. M.Öcal Oğuz
Üreten olmazsa üretim olmaz...
ocaloguz1@yahoo.com

Osmanlı İmparatorluğunun 16. yüzyıldaki yükselme döneminde küçük bir Anadolu köyü olan Yozgat, imparatorluğun gerileme dönemi olan 19. yüzyılda Çapanoğlu ailesinin öncülüğünde geniş bir bölgeyi siyasi ve iktisadi açıdan etkileyen önemli bir şehir merkezi hâline gelir. Tarihî kaynaklar bu dönemde Yozgat’ın İstanbul’un et ihtiyacını nasıl karladığını ayrıntılı olarak anlatıyor. Yirminci yüzyılın başlarında yaşayan Hüznî de Yozgat Destanı adlı uzun şiirinde bölgede hayvancılığın yeri ve önemi üzerinde durur. Geleneksel hayvancılık ve tarımdan, tarımsal sanayiye ve organik gıda üretimine geçiş mümkün olamadı veya çok geç kalındı.
Türkiye’nin şehirleşme ve sanayileşme döneminde, yanlış sanayileşmenin mağdurları veya görünmezleri arasında yer aldı. Devletin ve özel sektörün birkaç büyük şehir etrafında gelişen sanayileşme planlamasının dışında kaldı. Süreç içinde daha çok özel sektör eliyle Anadolu’ya yayılan sanayileşmeden de payına pek bir şey düşmedi. “Anadolu Kaplanları” Bozok Yaylasında pek barınamadı.
Devletin imkân ve planlamasıyla pek çok farklı noktadan gelen insanların bir araya geldiği askerî okul, askeri birlik, polis okulu, fakülte, üniversite gibi bulundukları yerlerde sosyal ve kültürel olduğu kadar ekonomik hareketlilik de sağlayan kurumlardan -son yıllarda açılan üniversiteye kadar- pek fazla nasiplenemedi.
Yozgat, Karayolu açısından Doğu-Batı ekseninde önemli bir geçiş noktasında yer almasına karşılık, “durulan”, “merak edilen” ve “ üretimleri satın alınan” bir yol hikâyesi ve imgesi yaratamadı. Bir iki mola yeri ve birkaç mütevazı restoranla yetinmek durumunda kaldı. Araçlar yollarından aktı gitti, durmalarını, duraklamalarını, konaklamalarını sağlayamadı. Havayolunun öne çıktığı günümüzde ise karayolu bu yönüyle eski önemini yitirdi.
Yozgat, başta Sorgun ve Sarıkaya olmak üzere kaplıcalar bakımından zengin olmasına rağmen bu alanda bir Türkiye veya en azından bölge markası ve adresi olamadı. Oysa bu sektör bir sağlık ve tatil seçeneği olarak çok büyük bir pazar oluşturmaktadır. Bir tarih ve turizm merkezi olan Sarıkaya hamamı ise 1970’lerde yıkılıp betonlaştırılmıştı. Şimdi tekrar ayağa kaldırılmaya çalışılıyor.
Hattuşa’nın ve Hitit uygarlığının kolları Yozgat’ta, öte yandan buralara kolay ulaşım imkânı da Yozgat’ta. Ama bu yönde gözle görünür bir çaba yok. Tarihî mirasları tanıtan, onları film, dizi, belgesel gibi görsel sanatların mevzuu hâline getiren sanatçılar yok, varsa da imkân ve fırsatları yok.
Yozgat’ın Bozok Yaylası, Akdağ, Sarıkaya, Çekerek ve Kadışehri ormanları ve irili ufaklı dağları oksijen deposudur. Başta futbol takımları olmak üzere spor yapanlar için bir imkân ve seçenek yaratılabilirdi, olmuyor, olamıyor.
Geçmiş için hayıflanmak yerine bugün elde olan imkânlarla ve zamanın ruhuna uygun olarak ne yapabiliriz sorusuna cevap aramamız lâzım: Yozgat’ın -çok şükür- henüz bozulmamış doğası, organik tarım yapmaya müsait ekilebilir alanları, genleriyle oynanmamış, endemik bitki ve tahıl türleri, geleneksel hayvancılığa uygun meraları, kaplıcaları, tarihî eserleri, hızlı trenin yakın zamanda seferlerine başlayacak olmasıyla büyük yerleşim yerlerinden kolay ve ucuz ulaşılabilirliği, tarihî eser, yaşayan kültür, sağlık ve güvenilir gıda bakımından yüzbinlerce insanı hafta sonları kendine çekebilirlik ve günübirlik veya konaklamalı misafir edebilirlik kapasitesi, Bozok Üniversitesinin kurulması ve kurumlaşma çalışmaları gibi pek çok akla gelen gelmeyen ayrıcalığı ve özelliği, Yozgat’ın geleceğe dönük imkân ve fırsatları arasındadır.
Türkiye’de son yıllarda devlet kurumlarından daha çok özel teşebbüs yatırım yapıyor. Devlet veya uluslararası kuruluşlar danışmanlık, görünürlük, kredi, teşvik vb. destekler sağlıyor. Yozgat’ta küçük, orta veya büyük ölçekli projeler yapan, zamana ve ihtiyaçlara uygun yeni fikirler üreten, bunları hayata geçiren girişimcilere ihtiyaç var. İşte Yozgat’ın üretemediği veya bünyesinde tutamadığı bu tür insanlardır vesselam.

01.01.2018

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
“YOZGAT NERE” TWEETİ VEYA STEREOTİPLER
selam hocam güzellikler geç farkedilirmiş olsun sizlergibi değerlerimiz var oldukça o yöremizde birgün istenilen tanıtım ve ekenomik gücüne ulaşırdiye düşündüm umarım yanılmamışımdır, biz fertlerede düşen görev yaşadığmız bölgelerde toplumlara kendimizi kabullendirerek varlığımızı hisettirmek,gibi bir görevimiz olmalı diye düşünüyorum,umarım yanılmamışımdır,saygılarımla yüreginize ve kaleminize sağlık.
mahmut erdem -- 27.05.2014 11:08
Sözlü tarih ve Pehlivanzade Nuri Bey
Şeyh Hamzalı Türkmenleri bu topraklara kadar geliş öyküleri şöyledir diye açıkladı:Büyük Selçuklular, Sultanı Alparslanın döneminde Mekke ve Medine (Mescidil Haram,kutsal topraklar) nin korunması için gönderilen Türkmen aşiretlerinden birisine mensub olduğu kesindir. Birkaç yüzyıl o bölgede oturduktan sonra kuzeye doğru konaklaya konaklaya göçerek sonunda Yeniile yerleşirler. Bir müddet sonra Yeniilden İstanbula geçerler,Hicaz bölgesinden geldiklerini ve Peygamber soyundan olduklarını belirterek o günün Osmanlı Sultanından vergi ve askerlik muafiyet belgesi alırlar. Ayrıca Padişah tarafından kendilerine iskan etmeleri için Beyotlağı (nerde olduğu kesinlikle bilinmemekle birlikte İstanbul yakınlarında olduğu tahmin edilmektedir. )tahsis edilir. Aşiretin üstdüzey ülema takımını İstanbulda bırakan Şeyh Hamzalılar oradada durmayarak Yozgat(Bozok)iline gelir,Boğazlıyan Şıhlar Köyüne (şu anda Şıhlar köyü Yozgat Sarıkaya ilçesine bağlıdır)yerleşirler.
Artık peygamber soyundan geldiklerini o günün padişahına isbat etmişler, Sa’dat Seceresini (vergiden muaflık belgesi) almışlar ve bu belgeyi her gittikleri yerde vergi vermemek için kullanmışlardır. Osmanlının son zamanların da bu belgeyi tanımak istemeyenleri padişaha şikayet etmişlerdir. Peygamberimizin soyu Zeynel Abidin’in torunlarından biriyle evlenmenin mükafaatını her gittikleri yerde görmüşlerdir. Yüzlerce yıl değişik ulusların içinde gezmeleri, dilerini ve törelerini değiştirememiştir.
Bir müddet sonra Yozgat beylerinin vergi istemeleri üzerine,Yozgat beyleriyle savaşırlar ve kavgayı kaybeden Şeyh Hamzalıla bir obasını Şıhlar Köyünde bırakarak Keskin üzerinden Aksaraya gelirler ve şimdiki Sağlık Köyünün olduğu yere yerleşirler.
şeyh hamzalı türkmenleri. -- 20.04.2014 22:29
Ah koyunum yüz olsa
"Daha 1970’li yıllarda Yozgat önemli bir koyun ve keçi üretim merkezi idi. Her köyde her hanenin en az 40-50 koyunu olurdu. Nitekim yazının başlığına aldığım mısra türküye yansıyan zengin olma hayalini dile getiriyordu ve 100 koyun sahibi olmanın köydeki zenginliğin göstergelerinden biri olduğuna işaret ediyordu." Yazınızın bu paragrafı içimi sızlatarak şu olayı hatırlamama sebep oldu.Cennetmekan dedem Ceritzade Şükrü Efendi’nin azaplarından emektar Kafarağa, yaşlanınca Efenda’sından köyü İğecen’e dönmek için müsaade ister. O da köyüne eli boş gitmesin diye 5 adet koyun verir. Verir ama bizim Kafarağa yağmurlu bir günde koyunları kaybeder. Dereye düşüp boğulurlar korkusuyla bütün dere boyunu dolaşır sonunda güç bela sabaha karşı sırılsıklam ve yarı baygın bir vaziyette Dayılı’ya dedemin kapısına gelir yığılır kalır. Hemen içeri alırlar üstünü başını soyarlar kuruturlar. Kendine geldiğinde ağzından çıkan ilk söz şu olur.“Bu zenginlik ne zor şeymiş Efenda” Allahın rahmeti üzerine olsun.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 20.10.2013 22:04
Yozgat’ın çıkış yolu “3 T”
selam, saygıdeğer hocam yazılan kalır söylenen unutulur sizlerin değerli fikirleri de böylece bu bölgemizde bir şeyler yapacağım diyenlere yol tarifidir gönlünden kopan hemşehirli, lerimiz,ve yurdum sermaye gurupları ve de devlet oteriter leri görürler sanırım bu güzel fikir emeğinize teşekkürler, sağlıcakla kalın
mahmut ERDEM -- 02.10.2013 14:54
“EĞRİCE” UNESCO YOLUNDA
Değerli ve sevgili Hocam.
Çocukluğumuzda doyasıya yaşadığımız birçok âdetimizi zaman içinde unuttuğumuzu sizin yazılarınızdan hatırlıyor ve çok üzülüyordum. Yazınızda ki şu bilgi biraz içime su serpti. “Türkiye 2012-2013 yıllarında Orta Doğu ve Balkan ülkeleri ile bir araya gelerek Hıdırellez’i Somut Olmayan Kültürel Miras Temsili Listesine önerdi. UNESCO Türkiye Millî Komisyonu ve Kültür ve Turizm Bakanlığı Araştırma ve Eğitim Genel Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilen çalışmalara Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesine taraf olan ve Hıdırellez kutlayan Irak, Suriye, Lübnan, Türkiye, Bulgaristan, Yunanistan, Makedonya, Romanya, Moldova, Sırbistan, Hırvatistan, Karadağ ve Bosna Hersek davet edildi. Bu ülkelerden Türkiye, Hırvatistan, Makedonya, Sırbistan, Romanya ve Moldova gerekli dosyaları oluşturarak UNESCO’ya başvurma hakkını kazandı. Kültür ve Turizm Bakanlığımız aracılığıyla başvuru dosyası UNESCO’ya ulaştırıldı. UNESCO, muhtemelen 2014 yılı içinde gerekli incelemelerini tamamlayarak Hıdırellez’i insanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesi’ne alacaktır.” Sevgili Hocam, gerek Yozgat ve Anadolu örf ve adetlerimiz gerek Hüzni Baba müzesi ile ilgili çabalarınız için en kalbi teşekkürlerimi arz ederken “Yozgat’ta önemsenmeyen veya unutulan bir eğrice kutlamasının Irak’la veya Makedonya’yla hangi diyalog noktasını ve ortak kültür değerini yok ettiğini bir kez daha düşünmek gerekmektedir” tesbitinizi de tüm efkar-ı umumiyenin takdirine arz ediyorum. Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 29.04.2013 12:24
YOZGAT’TA KOÇ KATIMI, SAYA GEZME VE DÖLDÖKÜMÜ
Saygıdeğer okuyucularımla önemli bir gelişmeyi paylaşmak istiyorum. Kültür ve Turizm Bakanlığı Araştırma ve Eğitim Genel Müdürlüğü, ilan ettiği Somut Olmayan Kültürel Miras Ulusal Envanteri'ne 01.0030 koduyla ve "Çoban Bayramları (Koç Katımı, Saya Gezme, Döl Dökümü, Koyun Yüzdürme)" başlığıyla yok olma tehlikesi altındaki bu geleneği koruma altına almıştır. Böylece bu mirasın da önümüzdeki dönemlerde UNESCO'ya sunulması mümkün hale gelmiştir.
Öcal Oğuz -- 28.04.2013 08:11
YOZGAT’TA KOÇ KATIMI, SAYA GEZME VE DÖLDÖKÜMÜ
öcal hocam anlatmışsın geçmişteki yüzyıllar boyu kullanılan takvimi halkın kullandığı yani baba hesabı denilen bilimsel gerçeği olan bu takvimimizi dile getirmişsin kalemine emeğine sağlık .....öyle bir sonuç yazmışınki içinde kahir kokan geçmişimizi unutmak için yerine sevgililer günü,paskalya bayramı ve cadılar bayramları yeni neslimizin beynine adeta kazınırcasına geçmişi unuttururcasına ne okullar öğretmişne iletişim araçları farrk etmişler...
iyiki sen varsın hocam...
SELAHATTİN ASALN -- 28.03.2013 14:16
Yozgat’ta 40’lama
hocam kırklamayı ne kadar teferruatlı ve ne kadar anlamlı anlatmışsınız.kaleminize sağlık.Sizin gibi değerli yazarları olduğu için ve gazeteciliği objektif yaptığı içindir ki devamlı bu gasteyi okuyoruz.hürmetler
salih -- 17.03.2013 13:53
Yozgat’ta 40’lama
biz de yazılarınızın tiryakisi olan okuyucalarınız adına yozgat gazetesine 41 kere maşaallah diyoruz.
kürşat -- 07.03.2013 11:19
Geçmişte bir Yozgat kışı ve yılbaşı
Sayın Oğuz; Yazınızı okurken Rahmetli babamın soba başında geçmişteki anılarını, hayat tarzlarına özlemlerini büyük bir coşkuyla anlatırken, sobanın tam karşısındaki sedirde örgüsüyle meşgul anacığımın,anlatım uslubundaki yumuşacık ses treninde geçmişe yolculuk yaparken gülümseyerek hülyalara dalan gözlerini gözlerimin önüne getirdiniz.Sizin yazdıklarınızı satırı satırına anlatan babacığım, gençlik veya çocukluk zamanlarında çektikleri çilelerede değinmeden geçemezdi.Ayakkabı diye bişey bilmezlermiş.Ayaklarına çarık giyerlermiş.Çarık bile zenginliğin göstergesiymiş.Buna rağmen geçmişlerine özlem duyarlar;Hiç bişeyimiz yoktu ama gençliğimiz,sağlığımız, anamız, babamız, hayali sevdalarımız,birlik beraberliğimiz vardı diye sohbetini uzun uzun ah çekerek bitirirdi.Sonra,hey gidi dünya hey" diyerek oturduğu yerden kalkıp pencereyi açar, başını dışarı çıkarıp, karanlıkta ışıldayan şehri seyre dalardı.Bu dalışta ne düşünürdü, neyi arardı bilemiyorum.

Teknoloji insan hayatına gireli insanların arası açıldı.İnsanlar bir birinden uzaklaştı.Hemde öyle bir uzaklaşma ki,her insan ayrı dünyalarda yaşıyor.Aynı odanın içindeki iki insan bir birinin yüzünü dahi göremiyor.Çünkü arada televizyon ve bilgisayar var. Bu aletler anayı babadan, çocuğu yuvadan alıp başka alemlere taşıdı.Her ne kadar bedenler aynı çatı altında olursa olsun ruhlar başka mekandalar.Atalarımızın gavur icadı diye teknolojiden bir canavardan kaçar gibi kaçmalarını bir zamanlar çok ayıplayıp yadırgamıştım.Fakat şimdi onların haklı olduklarını kabulleniyorum.Bizim atalarımız, kim ne derse desin; en cahili bile birer evliya imiş.Onlar anlamış ki, bu gavur icatları insanda ne varsa yok edecek,boş bir beden bırakacak.Bedenler ruhsuz bir enkaz halini alacak.

Şimdi bende babam ve annemin özlediklerini fazlasıyla özlüyorum. En çok da bayram sabahlarını ve iftar sofralarını.Ne kadar ayrıcalıklı hazırlarsam hazırlayım yinede tek ayrıcalık besmeleyle içilen bir yudum sudan öteye gitmiyor.Çünkü, eskiden ramazanlarda sofralar dolar taşardı.Şimdi her gün dolu. Bayramlarda yeni halı kilim serilir,yeni giysiler alınırdı.Şimdi her gün, her ay yenileniyor."Deliye her gün düğün,her gün bayram" demişler ya! Acaba delirdikmi ki diyede düşündüğüm olmuyor değil.

Yaşamın özel değerleri sadece yazı üzerinde kalacak sanırım.Ben bunada razıyım.Bu konular çok yazılmalı.Geçmiş geleceğe elbette ışık tutacak ve kaybedilen değerleri tekrar kazanmak için kaynaklara bakılacak, insanoğlu insanlık vasıflarını,kaybettiği değerleri birgün deli gibi ararayacak.

Selam ve saygılarımla
SAYHA -- 21.01.2013 00:38
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
2
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00