BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 19.08.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
248
Dün
:
4633
Toplam
:
14345569
Bozok Yazııları Prof. Dr. M.Öcal Oğuz
Üreten olmazsa üretim olmaz...
ocaloguz1@yahoo.com

Osmanlı İmparatorluğunun 16. yüzyıldaki yükselme döneminde küçük bir Anadolu köyü olan Yozgat, imparatorluğun gerileme dönemi olan 19. yüzyılda Çapanoğlu ailesinin öncülüğünde geniş bir bölgeyi siyasi ve iktisadi açıdan etkileyen önemli bir şehir merkezi hâline gelir. Tarihî kaynaklar bu dönemde Yozgat’ın İstanbul’un et ihtiyacını nasıl karladığını ayrıntılı olarak anlatıyor. Yirminci yüzyılın başlarında yaşayan Hüznî de Yozgat Destanı adlı uzun şiirinde bölgede hayvancılığın yeri ve önemi üzerinde durur. Geleneksel hayvancılık ve tarımdan, tarımsal sanayiye ve organik gıda üretimine geçiş mümkün olamadı veya çok geç kalındı.
Türkiye’nin şehirleşme ve sanayileşme döneminde, yanlış sanayileşmenin mağdurları veya görünmezleri arasında yer aldı. Devletin ve özel sektörün birkaç büyük şehir etrafında gelişen sanayileşme planlamasının dışında kaldı. Süreç içinde daha çok özel sektör eliyle Anadolu’ya yayılan sanayileşmeden de payına pek bir şey düşmedi. “Anadolu Kaplanları” Bozok Yaylasında pek barınamadı.
Devletin imkân ve planlamasıyla pek çok farklı noktadan gelen insanların bir araya geldiği askerî okul, askeri birlik, polis okulu, fakülte, üniversite gibi bulundukları yerlerde sosyal ve kültürel olduğu kadar ekonomik hareketlilik de sağlayan kurumlardan -son yıllarda açılan üniversiteye kadar- pek fazla nasiplenemedi.
Yozgat, Karayolu açısından Doğu-Batı ekseninde önemli bir geçiş noktasında yer almasına karşılık, “durulan”, “merak edilen” ve “ üretimleri satın alınan” bir yol hikâyesi ve imgesi yaratamadı. Bir iki mola yeri ve birkaç mütevazı restoranla yetinmek durumunda kaldı. Araçlar yollarından aktı gitti, durmalarını, duraklamalarını, konaklamalarını sağlayamadı. Havayolunun öne çıktığı günümüzde ise karayolu bu yönüyle eski önemini yitirdi.
Yozgat, başta Sorgun ve Sarıkaya olmak üzere kaplıcalar bakımından zengin olmasına rağmen bu alanda bir Türkiye veya en azından bölge markası ve adresi olamadı. Oysa bu sektör bir sağlık ve tatil seçeneği olarak çok büyük bir pazar oluşturmaktadır. Bir tarih ve turizm merkezi olan Sarıkaya hamamı ise 1970’lerde yıkılıp betonlaştırılmıştı. Şimdi tekrar ayağa kaldırılmaya çalışılıyor.
Hattuşa’nın ve Hitit uygarlığının kolları Yozgat’ta, öte yandan buralara kolay ulaşım imkânı da Yozgat’ta. Ama bu yönde gözle görünür bir çaba yok. Tarihî mirasları tanıtan, onları film, dizi, belgesel gibi görsel sanatların mevzuu hâline getiren sanatçılar yok, varsa da imkân ve fırsatları yok.
Yozgat’ın Bozok Yaylası, Akdağ, Sarıkaya, Çekerek ve Kadışehri ormanları ve irili ufaklı dağları oksijen deposudur. Başta futbol takımları olmak üzere spor yapanlar için bir imkân ve seçenek yaratılabilirdi, olmuyor, olamıyor.
Geçmiş için hayıflanmak yerine bugün elde olan imkânlarla ve zamanın ruhuna uygun olarak ne yapabiliriz sorusuna cevap aramamız lâzım: Yozgat’ın -çok şükür- henüz bozulmamış doğası, organik tarım yapmaya müsait ekilebilir alanları, genleriyle oynanmamış, endemik bitki ve tahıl türleri, geleneksel hayvancılığa uygun meraları, kaplıcaları, tarihî eserleri, hızlı trenin yakın zamanda seferlerine başlayacak olmasıyla büyük yerleşim yerlerinden kolay ve ucuz ulaşılabilirliği, tarihî eser, yaşayan kültür, sağlık ve güvenilir gıda bakımından yüzbinlerce insanı hafta sonları kendine çekebilirlik ve günübirlik veya konaklamalı misafir edebilirlik kapasitesi, Bozok Üniversitesinin kurulması ve kurumlaşma çalışmaları gibi pek çok akla gelen gelmeyen ayrıcalığı ve özelliği, Yozgat’ın geleceğe dönük imkân ve fırsatları arasındadır.
Türkiye’de son yıllarda devlet kurumlarından daha çok özel teşebbüs yatırım yapıyor. Devlet veya uluslararası kuruluşlar danışmanlık, görünürlük, kredi, teşvik vb. destekler sağlıyor. Yozgat’ta küçük, orta veya büyük ölçekli projeler yapan, zamana ve ihtiyaçlara uygun yeni fikirler üreten, bunları hayata geçiren girişimcilere ihtiyaç var. İşte Yozgat’ın üretemediği veya bünyesinde tutamadığı bu tür insanlardır vesselam.

01.01.2018

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
Yozgatlı Şair ve Yazarlar müzesine doğru
Yozgat şehrine yakışan bir müze olması dileğimle,çabanıza ve emeğinize değmesi ümidiyle kolaygelsin sevgi ve selamlarımla Mahmut ERDEM.
Mahmut ERDEM -- 04.10.2012 08:46
CEHRİLİK LALESİ, GELİN KAYASI VE TAŞ OCAĞI
Sayın oğuz hocamına bu konuyla ilgilerinden dolayı müteşekkirim kendisini tebrik ediyorum. Bizler şiirlerimizle duyuamadık inşallah sayın hocam bu güzel açıklamalı ve anlamlı yazılarıyla ses getirecek ve yetkililere duyuracaktır. bu inancı taşıyorum. ayrıca bu konuda kendisini destekliyor ve her zaman yanında olduğumuzu bilmesini istiyorum. bu fırsatı tanıyan gazeteyede çok teşekkür ediyorum iyi çalışmalar diliyorum.
Adınız ve Soyadınız -- 21.06.2012 18:30
CEHRİLİK LALESİ, GELİN KAYASI VE TAŞ OCAĞI
Gelin kayası ve ben zeri tüm doğal eserlerin korunması konusunda ben de yozgattaki yöneticileri göreve davet ediyorum.hocam,bütün yazılarınızı büyük bir dikkatle okuyorum ve yararlandığmı ifade etmek istiyorum.hürmetlerimi sunarım.
suzan -- 22.04.2012 16:11
Yozgat Çamlığı ve Dünya Doğal Miras Listesi
Değerli ve sevgili Hocam.Çamlığımızla ilgili bu makalenizde ki şu cümleniz çok önemli "Yozgatlılar öncelikli olarak Çamlıkta betonlaşmaya izin vermeyerek, insan istilasından mümkün olduğunca koruyarak, bitki ve hayvan çeşitliliğinin sürmesini sağlayarak korumaya yönelik acil ve temel tedbirleri almalı".Bende hemşerilerimizin sizin bu son cümlenizi bir düstur kabul edip Karadeniz bölgemizdeki HES direnişleri gibi çamlığımıza sahip çıkmalarını diliyorum.İstanbuldan saygı ve sevgiler.
ABDÜLKADİR ÇAPANOĞLU -- 30.01.2012 23:21
Yozgatlı iki aşık : Arzu ile Kamber
Yorumunuz cok güzel yazmissiniz sadece bu efsaneler degilki bir cok seyimize sahip cikmiyoruz cikmayi bilmiyoruz ülkemizde
gördügümüz haberlere bile uzaktan bir sehirciymis gibi bakiyoruz halbuki burasi bizim biz sahip cikmaliyiz biz yasatmaliyiz bizden öncekilerle var oldu bizde var etmeliyiz ne yazik su anda var etmeye dayir bisey yok türkcem cok sahane olmasada umarim anlata bildim artik gereksiz ve gerekliyi ayird ede bilmemiz lazim cidi bir uyanis lütfen
Kadiso -- 18.01.2012 02:40
Yozgat’tan Paris’e uzanan yolda çiğdem gezmesi
değerli hocam yozgatla ilgili çok güzel konuları seçiyor ve yazıyorsunuz ama seyrek yazıyorsunuz.daha sıkca yazarak bizi bu zevkten mahrum etmeseniz olmaz mı?
Serap -- 11.06.2011 09:58
Yozgatlı iki aşık : Arzu ile Kamber
Değerli ve sevgili hocam, kanımca, taş kesilme efsanelerini köşenize taşımakla ülkemizin en büyük yaralarından birini de köşenize taşımış oluyorsunuz.Mesele şu ki ebeveynleri cahil ,kendisi okuyup bir iş sahibi olamamış gençler evlenmeleri konusunda ya ana babalarının kararlarına teslim olup sevmedikleri belki de kendilerinden yaşça çok büyük insanlarla evlenmeye mecbur kalıyorlar.Ya da her şeyi göze alıp aşık oldukları sevgilileri ile kaçmaya razı oluyorlar. Tabi ki ikisinde de sonuç hüsran veya ölümle biten acı bir son. Son yıllarda televizyon da da muhtelif kanallarda bunların onlarcasına şahit oluyoruz. Televizyon evlerimize girmeden, çok katlı apartmanlar yapılmadan önce komşu ziyaretleri vardı. İşte bu ziyaretlerde elbette bu efsanelerde anlatılır, aklı başında insanlar da bunlardan ibret alırdı. Şimdi ne komşuluk kaldı nede insanlar kitap okuyor. Ki ibret alabilsinler.Sizin lufettiğiniz bu kitabı okurken içimden şöyle bir serzeniş geçmişti.Behey tanrım insanların kalbine bu aşk ateşini sen düşürüyorsun.Sonra onlar bu ateş ile akılsız işlere kalkışınca da onları kuş yapıp birleştireceğine taş yapıp ibret için saklıyorsun. Benim ebeveynlerden naçizane isteğim paraya pula şan şöhrete kulak asmadan çocuklarını sevdikleri sevebilecekleri insanlarla evlendirsinler.Şu kısacık hayatlarını onlara zehir etmesinler. Bilhassa genç kızlarımızı evlere hapsedip te hayatlarını karartmasınlar. Bakın Sayın Nesibe Sucu ne diyor.
MEDENİ KANUNDA YAZILI OLMAYAN
MEDENİYETSİZ CEZALAR UYGULANIRKEN SANA,
GELDE İSYAN ETME.
BU ÜLKEDE BİR KADIN OLARAK, TARLADA ÖKÜZ,
EVDE TELEVİZYON KADAR YOKSA DEĞERİN,
GELDE SORGULAMA
İNSANMIYIM BEN NEYİM ?
TANRIYA KUL OLMANIN YOLU,
ERKEĞE KUL OLMAKTAN GEÇİYORSA.
HELE BİRDE,
ERKEĞİN SUÇUNUN CEZASI SANA YÜKLENİYORSA,
GELDE İSYAN ETME.
BİR İNSAN OLARAK…
İstanbuldan sevgi ve selamlarımı sunuyorum değerli hocam.Sağlıkla kalınız.
ABDÜLKADİR ÇAPANOĞLU -- 10.03.2011 18:51
Yozgatlı Karacaoğlan, Hafız Süleyman ve “Dersini almış da ediyor ezber”
Değerli ve Sevgili Hocam, Yozgat’ın her düzeyde ve mevkideki yöneticilerinin ünlü halk ozanımız Karacaoğlan’ın ne kendisine ne mezar yerine nede eserlerine sahip çıkmadıklarından bahisle. Yozgat böylece eğitim, kültür veya turizm adına bir fırsatı daha kaçırıyor demeye getiriyorsunuz. Buyurduğunuz gibi yeri geldiğinde, çalınıp söylendiğinde bu meşhur türkümüzün Karacaoğlan’a ait olduğu rivayet edilir ama beş dakika sonrada unutulur gider. Şimdilerde ise hata yapan, yanlış işler yapan yanlış düşünüp de hatasının farkına varan üçüncü şahısların halini ima etmek için bir deyim olarak kullanılıyor.Yozgat’lı Hafız Süleyman Beyin kasetine takriben beş yıl önce hiç alakasız bir yerde rastlamış ve merak edip almıştım.Şimdi adedi birkaç yüzü bulan kasetlerimin arasında arayıp bulmam gerekiyor.İşte buda benim ayıbım.Gerçi sizin temin edebildiğim kitaplarınızla Abbas ağabeyin eşe dosta dağıtmak maksadıyla biraz fazlaca aldığım Yozgat var Yozgatlı yok kitapları ve değerli büyüğüm Ali Şakir Ergin Hocamın yine benim istirhamım üzerine akrabalarımıza ulaştırmak maksadıyla bilâbedel lütfettiği Çapanoğlu hadisesi ve Abdülkadir Beyin Anılarından arta kalan kitaplar ve diğer Yozgat kitapları 2000 den fazla kitabım arasında müstesna bir rafta bulunsa da kasetler için aynı özeni göstermemişim Maalesef çok vurdumduymaz, hiçbir şeyi umursamaz bir toplum olduk. Ne lokumlarımıza, ne milli içkimiz rakımıza, ne Karagözümüze sahip çıkamadık. Hepsi Yunanlının insafına kaldı.En azından Karacaoğlan’ın mezar yerinin yolu yapılsa etrafı düzenlese diyorsunuz ama sevgili başkanımız Yusuf bey’in bütçesi malum.Mensubu olduğu partiden bile dişe dokunur bir yardım alamayan Yusuf bey Yozgat’ın dertleri ile uğraşmaktan başını kaldıramıyor ki.Yozgat’ta maalesef sivil toplum örgütlerinin de dişe dokunur bir faaliyetini duyamıyoruz.Bu örgütler şu anda ne faydası olacağı belli olmayan bazı yatırımlar yapan (hayır sahibi ????) kişileri bu yönde aydınlatabilirlerdi.Sizin de buyurduğunuz gibi en azından Beypazarı kadar olmasa da Yozgat Turizmine faydalı olabilirdi diye yazacaktım ki aklıma kaplıcalarımız geldi.Onları bile yeteri kadar tanıtamadık be hocam.Sağlık ve esenlik dileklerimle İstanbul’dan en derin saygı ve selamlarımı sunuyorum sevgili Hocam.
ABDÜLKADİR ÇAPANOĞLU -- 12.02.2011 10:27
Noel Baba ve kola reklamı
Değerli ve Sevgili Hocam.Batının görsel ve boyalı medya baskısı bizi ve dolayısıyla genel kültürümüzü öylesine kuşatmış ve baskı altına almış ki program yapımcılarımız,reklam yaratıcılarımız ve grafikerlerimiz belki de farkında bile olmadan neredeyse birebir onları taklit ediyorlar.Bazen öyle reklamlar oluyor ki acaba izleyen varmıdır? Varsa bir şey anlıyormudur diye tereddütte kalıyorum.Kültürü,folklörü(yiyeceğinden giysisine,türküsünden mahalli oyununa,hikayesinden efsanelerine kadar)hatta aynı bölgede olmasına rağmen şehirden şehire değişen örf ve adeti ile bu kadar zengin bir ülkenin bu kaynaklarının unutulması çok hazin.İstanbul da bırakın Beyoğlu’nu,Nişantaşı’nı veya Şişli’yi, Bakırköy de,Laleli de ve AVM. lerde birtek Türk isimli bir işyerine rastlayamazsınız. Bir yabancı isim kullanma hastalığı başladı bu ülkede.Bu işyeri sahipleri bu isimleri kullandıkları zaman daha fazla müşteri geleceğini mi sanıyorlar yoksa Türkçe bir isim bayağımı geliyor onlara.Bence cahil bir özentiden başka bir şey değil.Yüce Atatürk’ün kurduğu ,dernek statüsünde ve özerk çalışan ,Türk Dil Kurumu ile Türk Tarih Kurumunun da 1983 de devletleştirilmesinin de bu konuda alınmış çok olumsuz bir karar olduğu herkesçe bilinmektedir.Zaman zaman internette dolaşan Karamanoğlu Mehmet Bey’ Arıyorum sunusunu bu insanlara izlettirsek acaba utanırlar mı?Sadece bu sunuda Türkçe yerine kullanılan 314 yabancı kelime var.Hem de günlük hayatta en çok kullandığımız Türkçe kelimelerin yerine hayatımıza girmiş.Hayret ve vah.Hem de vah ki eyvah demek lazım.Değerli Hocam daha önce de arz ettiğim gibi bu konuda en büyük görev sizlere düşüyor.Öğrencilerinizi bu konuda ne kadar duyarlı yetiştirirseniz Türklüğe en büyük hizmeti yine siz yapmış olacaksınız.1958 yılında ben orta ikinci sınıfta iken bir müzik öğretmenimiz vardı Allah gani gani rahmet etsin.Her öğretmen önce Türkçe öğretmenidir derdi.Biz bu değerli öğretmenlerin talebesi olmak şerefine nail olduk.İstanbul’dan en derin sevgi ve selamlarımı sunarım Sevgili Hocam.
ABDÜLKADİR ÇAPANOĞLU -- 02.01.2011 14:22
Kentlileşemeyen Kurban
değerli hocam siz kaleminizle çok yaşayın.yazınız harika..teşekkür vesaygılar
nehir -- 28.11.2010 00:35
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
3
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00