BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 19.05.2019 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
168
Dün
:
4633
Toplam
:
16385278
Bozok Yazııları Prof. Dr. M.Öcal Oğuz
Sarıkaya’da hamam yahut Roma Hamamı
ocaloguz1@yahoo.com
Bizim çocukluğumuzda, geçmişte ve Cumhuriyet dönemi yazılı kaynaklarında adı “Hamam” idi. Hikâye uzun ama “Hamam” ilçe olunca adı da “Sarıkaya” oldu. Bir müddet sonra Hamam adı unutuldu, sadece “Sarıkaya Hamamı” ifadesi, ilçedeki doğal sıcak suyun, ılıcanın veya kaplıcanın adı olarak günlük dile yerleşti.
Bölge için önemli olan bu kültür mirası, 2018 yılında UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesine girdi. Tarihî Sarıkaya Hamamı, Türkiye’nin Geçici Liste’de yer alan 77 kültür ve tabiat mirasından biridir. Dünya Mirası (Asıl) Listesindeki 18 yeri de eklersek Türkiye’nin UNESCO’nun somut miras listelerinde 95 alanı bulunmaktadır. Bu alanlar içinde Yozgat’tan sadece tarihî Sarıkaya Hamamı yer almaktadır.
Onlarca tarihî ve doğal somut mirasa sahip Yozgat’tan tek bir yerin listede olması, diğerlerinin de korunup gelecek kuşaklara aktarılması açısından bu alana model olma açısından sorumluluk yüklemektedir. O nedenle burada korumaya ve tanıtmaya yönelik atılacak her adımın iyi hesaplanması, planlanması ve ondan sonra hayata geçirilmesi gerekmektedir.
Hamamın tarihinin ve efsanelerinin bizi Roma dönemine götürmesi ve Listeye “Sarıkaya Roma Hamamı” olarak girmesi bu eserin bütünüyle “Roma’ya teslimi” şeklinde bir yoruma yol açmamalıdır. Eser, bulunabilen ve yorumlanabilen tarihiyle geçmişten günümüze 2000 yılın bütün somut ve somut olmayan mirasına sahip çıkmalı, dönemsel değişimleri gösteren bir hikâyeye sahip olmalıdır.
Bunun için de önce Hamam’ın yakın tarihi aydınlığa kavuşturulmalıdır. Daha 1970’lerde Sarıkaya’da yaşayan herkes bilir ki, 2000 yıllık tarihî hamam ayaktaydı. Yüksek duvarlı ve üstü açık büyük havuz ile üstü kapalı küçük havuz şeklinde iki bölmesi vardı. Üstü açık olan erkeklere, üstü kapalı olan kadınlara hizmet verirdi. Bazı özel günlerde büyük havuz erkeklerden alınır, kadınlara tahsis edilirdi.
Şimdiki görünen yegâne kalıntı olan antik duvar, bu büyük havuzun dört tarafını çevrelerdi. Belediye gözlerimizin önünde buldozerlerle 1970’lerde yıktı. Bugün yapılması gereken ilk iş, bu yapının hikâyesini yıkım öncesi son durumdan başlayarak geriye doğru götürmektir.
Öncelikle ve acil olarak bizde pek sevilmeyen ama çok gerekli olan “müze” fikrini hayata geçirmek ve “Hamam Müzesi”ni kalıntıların yakınına, saatlerce içinde kalınabilecek bir kültürel mekân olarak kurmak gerekiyor.
Bu müzede ilk önce elde edilecek fotoğraflarla yıkım öncesi canlandırılmalıdır. Burada ilana çıkılarak, teşvik verilerek, para ödenerek her ne yol varsa özel fotoğraf koleksiyonları elde edilmelidir. Bu fotoğraflar ve varsa diğer görseller hem geriye doğru Hamamın yapısını hem de etrafında oluşan somut olmayan mirası ortaya çıkaracaktır. Sonra yapılan ve sürdürülen kazılarla ortaya çıkan bilgiler ışığında hamamın ve çevre kültürünün 2000 yıllık yaşayan tarihi aydınlatılmalıdır.
Mesela, Roma Hamamı adı altında 2000 yıl önceki hayatın anlatımı kadar, Hamam adı altında bölgenin son 1000 yıllık tarihi de akla getirilmelidir. Bölgenin ilk fethi, Beylikler, Yavuz, Çapanoğlu dönemleri veya 20. Yüzyılın ilk yılları gibi kilometre taşları hakkında elde edilecek bilgiler bu müzede iyi bir dil, kurgu ve teknikle anlatılmalıdır. Roma kıyafetleri kadar, Beylikler, Yavuz dönemi veya Cumhuriyetin ilk yıllarının kıyafetleri ve mutfak dâhil hayat tarzları akla gelmelidir.
Ören yerinde ise mümkün olabilen ayağa kaldırma çalışmalarıyla yüzyıllardır korunagelen şekliyle 1970’lerde yapılan yıkım öncesi durum canlandırılmalıdır. Bu konularda UNESCO’yu ve bu tür yapıları tanıyan uzmanlardan destek alınmalıdır. Kısacası konunun “Roma sever” birkaç turisti çekme hayaliyle günlük ve popüler turizme kurban edilmemesi gerekir.
Dilerim ki bu söylediğimin uygun olduğu değerlendirilen pek çoğu yapılmakta veya planlanmaktadır. Gene de bizden söylemesi…

31.12.2018

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
Yozgat’ın birkaç deliye ihtiyacı var !..
Sn Hocam daha önceki yazılarınızı da okumuş bir kısmına tenkit de yazmıştım.doğru bulduklarım ve desteklediklerimde oldu fakat bu son yazınıza yüzdeyüz katılıyorum dikkatimi çeken ;1nci paragrafın son iki cümlesi acının özeti.7 nci paragraf muhataplarının hiç işine gelmez.8 nci paragraf ise tamamen katıldığım,çıkacak birkaç delinin ilk yapması gereken.saygılarımla
ankara da bir Yozgat'lı -- 15.08.2016 09:39
Bari yeni üretim ve iletişim çağını atlamayalım
hocam ellerinize vede yüreğinize sağlık tüm Yozgat sevdalılarının hislerine tercüman olmuşsunuz. Yozgat ın gelişmesi ve kalkınması için
ben degil biz olursak sanırım bu makus kör talihi yenebiliriz.
hasan baycan -- 06.08.2015 14:47
Bari yeni üretim ve iletişim çağını atlamayalım
Çok değerli ve sevgili hocam, önce şu sözünüzden dolayı ben kendi çapımda alındım. Demişsiniz ki “Ama ben de üniversitede hoca olarak, UNESCO’da yönetici olarak biraz önce söylediğim idealist öğretmen veya yol gösterici yönetici olamadım.” Haşa ve sümme haşa. Hem bir öğretim üyesi olarak hem de bir Yozgat sevdalısı olarak kendinize hem de büyük bir haksızlık yapmışsınız.. “Ben kendi alanımda kendi iyi niyetime inanıyorum ama çalışmalarımda yine de sonuç alamıyorum. İnandırıcı olmak için çok çaba harcamamız, yılmadan, bıkmadan çalışmamız gerekiyor. Fikirlerimize, projelerimize, buluşlarımıza destek olunacak ortamlar yaratmamız gerekiyor” diyorsunuz. Asıl doğru olan da bu değil mi hocam.
Sizin, gerek Yozgat’ımızın gerek Türkiye’mizin yöresel ve kültürel mirasları için yayınladığınız eserler bir yana UNESCO’nun Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması babındaki çalışmalarınızı ve çırpınışlarınızı heyecanla izliyor ve mutlu oluyoruz. Ama rahmetli Nida Tüfekçi Hocamızın heykeli ile ilgili şu yazınız Yozgat gerçeğinin bir fotoğrafı gibi değil mi?...

“Yetkili, sorumlu Oğuz Beyleri toplanmış, “bu yahşi yiğide, bu güzel ozana bir teşekkür edelim, gelecek nesiller de onu tanısın iftihar etsin” diyerek, kendi çağlarının lisanında şükranlarını ifade etmek istemişler. Bozok Yaylasının Yozgat denen yahşi şehrine doğup büyüdüğü yerdir diye onun bir heykeline dikmişler.

Ey ulular, erenler, ey er cilasunlar, yiğitler, ey ağ pürçekli analar, ey kırk belikli ince belli kızlar, ey ağ sakallı babalar işte ne olmuşsa o zaman olmuş. Kimi demiş ben bu heykelin alışına çağrılmadım, kimi demiş ben niye başköşede değilim, kimi demiş benden gayrisi öne çıkmasın, kimi demiş beylikte geleceğim buna bağlı, kimi demiş bana kara koyun yahnisi verdiler, kimi demiş hüner bendedir onda değil. Hasılı kimi onu demiş kimi bunu. Kim haklı kim haksız ne önemi var? Sonunda yeniçeri misali “kazanlar kalkmış”. Ortalık toz duman olmuş. Kırgınlık olmuş, küskünlük olmuş. Ozanın ruhu azap duymuş. Yozgat’ın geleceği zarar görmüş.”

İstanbul’daki Yozgatlı dernekler federasyonu başkanı Sayın Ahmet Yılmaz Beyefendinin çabaları ile ilk defa bir birlik sağlandı ve ilk başarılı adım atıldı. İnşallah arkası gelir ve Yozgat’ın ekonomik ve kültürel kalınmasında güzel şeyler yapılır. Saygı ve sevgilerimle.


ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 24.07.2015 13:49
Kara koncolos ve yılbaşı
Koncoloz inancı eskisi kadar olmasa da Hemşin'de halen bilinen bir inanıştır. Koncoloz toplumdan dışlanmış, oldukça iriyarı, vücudu kıllı, çirkin bir yaratık olarak bilinir. Dere kıyılarında ve ıssız yerlerde yaşarmış. Dereye yakın büyük bir kazana elindeki elek ile su taşırmış. Kazan dolarsa kıyamet kopacakmış. Yılbaşı günlerinde evlere yaklaşırmış. Eve girmesin ya da yaklaşmasın diye evin önüne Tapul Tarağı (Yün Tarağı) atılırmış. Babaannemden duyduklarım bunlar. Ancak Koncoloz ile ilginç bir benzerlik Dostoyevski'nin İki Esir isimli kitabında var. Bir hapishane müdürü mahkumlara avluda bulunan bir kuyudan dibi delik kovalarla duvar dibindeki bir varile su taşıtıyor. Varili doldurduklarında mahkumları serbest bırakacağını söylüyor. Tıpkı Hemşin'deki gibi elekle su taşıma hikayesi Dostoyevski'de de var.
Alevi inancında Dar'a çekilip toplumdan dışlanan ve Düşkün denilen kişilerin misyonu ile Koncoloz'a yüklenen misyon da benzerlik göstermekte. Şaman geleneklerinden günümüze taşınan bir inançtır Koncoloz...
Adınız ve Soyadınız -- 28.06.2015 17:03
Yer adından soyadına isim değişikliği
sayın hacam yazınızı dikkatlice okudum emeğinize sağlık bu birikiminizi Yozgat .ın olmayan sosyal projelerine göçlere.tepkisizlige yansıtsanız nasıl olur.sizin gibi cumhuriyetin ve laikliğin özünü özümsemiş bir bilim insanlarına Yozgat ın ihtiyacı yokmu bu konuları içeren yazılarınızı bekliyoruz.ankara da yaşayan Yozgatlılar olarak .
hasan baycan -- 20.02.2015 16:45
Yer adından soyadına isim değişikliği
YoDEĞERLİ HOCAM:

Ana metinde kısmen arz ettiğim üzere basın ve sosyal medyada “Arap Aşı, Arapa Aşı, Ara Aşı” gibi adlarla da yer alan bu yemen aslının eski Dulkadirli Türkmen Yurdu Bozok yaylasında yapıldığı ve yenildiği anlaşılır.

Bu yemeğin Arap Aşı ve Arap mutfağına özgü bir yemek türü olmadığı hususunu küçük örneklerle de olsa tezimde diğer bir ifadeyle makalemin ana metninde anlatmaya çalıştım.

Yörenin, diğer bir anlatımla Orta Anadolu’nun tarih ve kültürünü çalışan, çalıştığı konuları başta kitaplarım olmak üzere makale, yazı dizisi, TV ve Radyo programları gibi iletişim araçları ile ilim camiası ve Türk Milletinin hizmetine sunmaya çalışan bir araştırmacı yazarım.

Çalışmalarımda başta sizin gibi yöremizin yetiştirdiği bilim adamlarının yayınladığı eserler ve aktardığı bilgiler olmak üzere alan araştırmaları ile kaynak kişilere bizzat ulaşılmıştır.

“Araba Aşı” başlığı ile yayınladığım yöresel bu yemeğimiz ile ilgili yaptığımız alan araştırmalarında Bozok Yaylasının merkezi yerinde kurulmuş Yozgat İli merkeze bağlı Derbent ve Baltasarılar köyleri, Çorum/Alaca İlçesi Büyük ve Küçükhırka köyleri, Bozok Yaylasının batı uzantısını oluşturan Aygar Dağı kuzey eteklerinde kurulmuş Boğazkale İlçesi Evci Beldesi, Sungurlu İlçesi Yarımsöğüt, Sarıkaya köyü, güney eteklerinde kurulmuş Poyraz, Salmanlı kasabası ve Derebağ köylerinde yaptığımız alan araştırmalarında yemeğin adının “Araba Aşı” adı ile anıldığı ve bazı köylülerin bu yemeği yöresel seslendirmesi ile “Arabaşı, Arabaaşı” olarak ayrıştırmadan seslendirdiği de görülmüştür.

Yaptığım alan araştırmalarında yemeğin gelişimi hakkında kayda değer her hangi bir bilgi edinilememiş manası bilinmeyen isimlerden neden “Araba Aşı-Arabaşı” aldığı sorusu tarafımca, yörede bilinen “Mıhla, Çatalaş, Çılbır, Hasıda” gibi anlam karşılığı olmayan yemeklerden birisi olduğu düşünülmektedir.

Selamlar.



Adınız ve Soyadınız -- 21.01.2015 23:03
GELENEKSELLEŞEN ARABAŞI
Değerli İsmail Uçakçı Bey,
Yozgat'ın ve Dulkadirli Türkmenlerinin bu kadim ve birleştirici ritüel kökenli yemeği hakkında verdiğiniz tamamlayıcı, eksikleri giderici ve konunun farkına varılmasına katkı sağlayıcı bilgiler ve eklemeler için canu gönülden teşekkür ederim.
Atalarımızın "Arabaşı" diye telaffuz ettiği bu kelime son yıllarda bazı yerlerde ve yayınlarda "Ara Aşı" olarak da karşımıza çıkıyordu. "Araba Aşı"ifadesini ilk kez sizde gördüm. Acaba bu kullanım atalarımız veya sizin aile büyükleriniz tarafından mı kullanılıyordu? Yoksa bu etimoloji size ait bir öneri midir? Eğer aile büyükleri veya derleme yaptığınız kaynak kişiler "araba aşı" ifadesini öteden beri kullanıyorlar ve bir de bu kelimenin veriliş nedenini açıklayan hikâye anlatıyorlarsa bunu da bizimle paylaşmanızı dilerim.
Böyle bir geleneksel kulanım ve hikâye yoksa "Araba Aşı", sizin "Arabaşı" kelimesine getirdiğiniz etimolojik açıklama olarak anlaşılmalıdır. Ben "Arabaşı" kelimesinin ne yazık ki etimolojisini bilmiyorum. Atalarımdan duyduğum ve derlemelerde gördüğüm şekilde hiç bir bölme, kesme, ayırma ve ayrıştırma yapmadan herkes gibi "Arabaşı" diyorum.
Lavaş Ermenilere kaptırıldı sözü basında yer alan yanlış bir bilgidir. Onu da daha sonra paylaşabiliriz.
Selam, saygıyla
M. Öcal Oğuz -- 13.12.2014 13:40
GELENEKSELLEŞEN ARABAŞI

DULKADİRLİ TÜRKMEN YEMEĞİ.!!!

Bazı kişiler tarafından ısrarla.!
“Arap Aşı, Ara Aşı” gibi adlarla anılan.! Arap mutfağına özgü bir yemekmiş gibi gösterilmeye çalışılarak, tezlerini hakim kılmak amacıyla Yüce Peygamberimizin de böyle bir yemek yediği söylemlerine konu olun Dulkadirli Türkmen yemeği.!

Yemeğin aslı.!
Dulkadirli Türkmen yurdu olan Bozok yaylasında yapılır. Başta Yozgat, Çorum, Kırıkkale, Kırşehir, Kayseri, Nevşehir, Sivas, Aksaray yöresi başta olmak üzere Dulkadirli yurtları ve XVIII. Yüzyıl zorunlu göçleri ile Rakka’ya yani, Kilis–Suriye bölgesi ile Afyon, Aydın, Uşuk, Eskişehir yöresine iskan edilmiş Dulkadirli Türkmenlerinin mutfak kültürünü oluşturur.!

Bu yemek.!
Yerlerin karla kaplı olduğu zamanlarda kanatlı av hayvanları ile yapılıp yenilir. Ve kaşıksız yenilemeyecek tek yemek türüdür.!
- Arap Ülkelerine kar yağmaması durumu.!
- Arap Ülkelerinde Avcılık kültürünün zayıf, hatta olmaması.!
- Araplarda geçen yüzyıllarda kaşık kültürünün bulunmaması.!
Yörede “Araba Aşı” adı ile anılan Dulkadirli Türkmen yemeğini “Arap Aşı” adı ile adlandırıp, Arap mutfağına özgü bir yemekmiş gibi sunmak afaki bir söylemden öte gidemedigini göstermektedir.!

Ara Aşı.!
“Araba Aşı” söcüğünün türetilmesi ile verildiği anlaşılan bu isim Bozok yaylasında ve hiçbir Dulkadirli yurdunda kullanılmaz.! Bu arada bir yapılan ve yenilen yemek türü değildir.! Konu içerisinde belirtildiği gibi karlı kış günlerinde köy odaları ve yahut aile ortamlarında yapılıp, küçük bir törenle yapılıp yenilen yemek türüdür.!

Bu Yemeği.!
Ara öğün, Ara yemek gibi göstermek söylemden öte gidemez.! Çünkü, bu yemeğin hamuru ile bol etli çorbasında doyum ve besin için fazlası ile yeterlidir.! Bu bilindiğinden Araba Aşı etkinliklerinde ayrıca bir çorba, ekmek ve yemek ikramında bulunulmuz.!

Yemeğin Geçmişi.!
Tarihte, köyün erişkin ve yaşlıları köy odasında toplanmış otururken gençleri ava çıkarlar. Karlama, diğer bir anlatımla koşuşturma adı ile anılan yöntemle keklik, tüfek, kapan, fak gibi malzemelerle diğer kanatlı hayvanları avlayıp getirirlerdi.
Gençler avda iken, köy odasında bekleyen erişkinler, avcılar gelene kadar hamuru pişirip, siniler içerisine dökerek soğuturlar. Dolayı ile hazırlamış olurlar. Avcıların getirdiği kanatlı avları orada temizlerler ve acılı sıcak çorba yapıp köy odasına kurdukları tabla (yer masası) lar ve yahut sinilerde yerlerdi.
Yakın geçmişimiz ve günümüzde, meşakkatli olduğundan dolayı insanlar ava çıkmaz; sıra düzeni ile bir komşuda toplanarak “Kaz (badı), hindi, tavuk, ördek” gibi kanatlı hayvanlarıyla yaparlar ve aile bireyleri ile birlikte yemektedirler.!
Hamur ve çorba olarak iki ayrı şekilde yapılmış bu yemeğin.! Hamuru, sadece “Un ve tuz” iken, çorbası “Kanatlı hayvan eti, yağ, acı biber, kavrulmuş un, salça, limon”dan oluşmaktadır.!

Yeme kuralı:
Hamur önceden yapılır, sinilere baklava kalınlığında serilir, soğumaya bırakılır. İyice soğuyunca baklava dilimleri gibi biraz büyük olarak kesilir. Sini ortasına çorba tabağı sığacak kadar bir daire şeklinde boşluk açılır, açılmış bu boşluğa sıcak çorba tabağı yerleştirilir.!

Sofraya gelmiş siniler, dolayı ile Araba Aşı etrafına insanlar otururlar. Ellerine aldıkları tahta kaşıkları ile önce sini üzerinde bulunan baklava dilimi gibi hamurdan alırlar. Hamurla dolu kaşığını sini-hamur ortasında bulunan çorba tabağına daldırırlar.!
Kaşığında bulunan hamurdan kalmış boşluğu çorba ile doldurur. Hamur ve çorba dolu kaşığı ağzına getirir, seri bir şekilde boşaltır.!

Yani, hamuru yutar.!
Kaşığına aldığı hamuru çorba dolu tabağın içerisine daldırınca düşürmemelidir. Eğer düşürürse, o kişinin acemliği olarak kabul edilir. Ve de düşüren kişi ceza olarak bir daha ki Araba Aşı ziyafetini yapmak zorundadır.
Yine, eğer kişi ağzına aldığı hamuru doğrudan yutamaz, çiğnemeye teşebbüs ederse o kişide toplumda gülünç duruma düşmüş ve bir daha ki Araba Aşı ziyafeti vermekle cezalandırılmış olur.

Yukarırda belirtilmeye çalışıldığı gibi Araba Aşı, Dulkadirli Türkmenlerine özgü bir kışa özgü bir yemek türüdür.! “Yoğurtlu Çılbır, Salçalı Çılbır, Elbasan Tava, Soğan Mıhlası, Pancar Mıhlası, Isbanak Mıhlası, Yuhka Ekmek Üzeri Bulgur Pilavı, Oğamaç, Hasıda Tatlısı, Pekmezli Oğamaç” gibi onlarca yemekten birisi.!

Tabi.! Şimdilik.?
Biliyorsunuz tarihi Türkmen Ekmeği Lavaş’ı, Ermenilere özgü diye diye Ermenilere kaptırdığımız gibi “Arap Aşı” adı diye diye bu Türkmen yemeğini Araplara kapırmazisek……

Bu vesile ile yöremizin tarih ve kültür unsurlarını gündemine alıp, makale ve kitaplarında yer vererek ilim camiasının hizmetine suna değerli bilim adamımız Oğuz hoca!ya teşekkürlerimi iletirim.

Araştırmacı Yazar
İsmail UÇAKCI
www.ismailucakci.com
nuz
Araştırmacı Yazar İsmail UÇAKCI -- 06.12.2014 20:43
Noel Baba ve Nasreddin Hoca
slm hocam bi konuyu atlamadan geçmeyelim nasrettin hoca ve noel baba türkiyede yaşamış insanlardır ve hatta aynı bölgenin insanı saylır noel baba antalyada yaşamış heykeli geçmişi bile var nasreddin hoca konyalı ikiside torosların çocuğu akdeniz bölgesinin insanı noel baba sanki başka ülkelerin karakteriymiş algılanıyor bunu bizim insanlarımızı geç onu çok seven yabancılar bile bilmiyor bence türkiye bu konuda pasif antalya dahada turizm açısından gelişebilir aslında bu konuda aydınlanma olursa
MUSTAFA AYDIN -- 05.09.2014 09:28
Yozgat’ın artıları ve eksileri
sn.hocam.ben 40 yıldır ankara'da yaşayan,ancak yozgat ta kardeşleri,yeğenleri ve akrabaları bulunan bir kişiyim.kamudan emekli oldum özel sektörde çalışmaktayım.yozgat gazetesini günlük okurum.bugün "Yozgat'ın artıları eksileri" yazınızı okudum okurken zevk alabiliyorum.çocukluğumuzun birtakım unsurları gözümüzün önüne geliyor.bağımızdan kopardığımız üzümü yıkamadan yemek,bahçemizdeki eriği suratımızı buruşturarak yemek,anamızın yaptığı yufka ile omaç yapmak,madımağı yufkayla dürüm edip suyunu akıta akıta karnımızı doyurmak vs.,vs.yazınızda organik tarımdan bahsediyor istanbulu besleyen şehir olarak belirtiyorsunuz Yozgat'ı.kulağa hoş geliyor.ama şunlarıda belitmek lazım.Onlarca Tarım il müdürü geldi geçti hangisi bir proje koydu ortaya hepsi makam peşinde veya yerini koruma telaşında.60 ını geçmiş biri olarak çocukluğumuzda neler varsa şimdide aynı.doğru 5 milyonluk ankara ya yakın,mesafe değişmedi fakat yollar,YHT tren özel otoların çoğalması gibi yeniliklerle daha kısa zamanda ulaşılabiliyor.Yozgat'ın zenginleri ankara'ya ya eğlenceye yada üst-baş almaya geliyor,bazılarıda yozgat ta kazanıp büyük şehirlere yatırım yapıp işini taşıyor.diğerleri ise ya ameleliğe yada kapıcılığa geliyor ankara ya.Hocam enson çamlığa ne zaman çıktınız bilmiyorum ama ben söyleyim yürekler acısı orman müdürü ne yapar biliyormusunuz yukarda belirttiğim gibi.Ankara da yaşayan Yozgatlıların kaç tanesi sarıkaya veya yerköydeki uyuz hamamına gitti hiç merak ettinizmi.ben söyleyim Afyon,kızılcahamam veya haymanaya gittiler.size bir anımı anlatayım.ankara dışından gelen misafirlerimle bir hafta sonu beypazarına gittik yemeklerimizi yedikten sonra o ballandırarak anlattıkları 80 kat baklavalarını sipariş ettik,eşim bir lokma aldıktan sonra aynen şöyle dedi;"bune yahu rahmetli kayınvalidem yapardıki buna baklava bile denmez onun yanında" bu ara belirteyim eşimde yozgatlı değil.şimdi soru şu :ankara da beypazarı baklavasını çok yerde bulursunuz ya yozgat baklavası ?.şimdi yozgat ta hanımlar yapmıyor bile hazır baklava alıp misafir ağırlıyorlar.Sn.hocam size sorayım enson nezaman düğürcük çorbası içtiniz ?kaypak çorbasının tadını hatırlayabiliyormusunuz. ankara da kaç esnaf var tandır kebabı yapan hiç merak ettinizmi.hocam hocam fuzuli'nin bir sözü var ;"söylesem tesiri yok,sussam gönül razı değil"diyor nede güzel söylemiş.yozgat'n ve yozgatlı'nın bakış açısının özeti ne biliyormusunuz hocam temmuz ayının sonunda kaleme aldığınız yazının yayın tarihi gazetenin sürmanşetine konu olduğu için 3 eylül.galiba kabahat bizde bardağın boş yanına bakıyoruz hep yada körlükten dolu yanını hiç göremiyoruz.Öcal hocam saygılar.
metin taşkınöz -- 03.09.2014 11:11
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
1
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00