Dursun ERKILIÇ // Yılmaz Göksoy ile hoş sohbet!
Herkesin övüneceği bir şey vardır mutlaka. Benim açımdan övünç kaynağı, Yozgat denince akla gelen üç-beş isimden biri olan büyük kalem Abbas Sayar ile büyük eğitimci ve araştırmacı Yılmaz Göksoy ile akrabalığımdır! Ki okuma aşkımı, yazma tutkumu buna bağlamışlığım vardır! Bu bayram ‘farklı’ bir yazı ile gözünüze, gönlünüze girmek istiyorum. Ankara’dan Yozgat’a intikalimde mutlaka uğrayıp görüştüğüm isimlerin başında Osman Köksal, Mehmet Saygı ve Osman Hakan Kiracı ağabeyler gelir. Öyle buluşmalardan biri sonrası… 19 YIL ÖNCEYDİ… ‘Yılmaz Göksoy ile hoş sohbet’ başlıklı yazımın bilgisayarımdaki kayıt tarihi 03.11.2000. “Yorganın sıkı sarıldığı yıllar üzerine” notlar, anekdotlar içeren yazı bu köşeden taşacak uzunlukta olduğu için bazı bölümlerini hatırlatmak istiyorum. Yazıda yer alan konu ve mekan dar olsa da özellikle Yozgat üzerine araştırma yapanlar, kafa yoranlar açısından kayıt altına alınması gereken hususlar var. Şöyle: Uzun yıllardır Ankara’da bulunmanın ve çoğu kimse gibi, memlekete zaruri haller dışında uğrayamamanın sıkıntısını, başta YOSİAD Başkanı Mehmet Saygı ve Yozgat’ın saygın işadamlarından Osman Köksal olmak üzere pek çok dostun siteminde yaşadım... Bunlardan birinde Osman Köksal ile köyümüze, babalarımıza, dedelerimize uzanan yakınlığın koyu sohbetine dalmışken, “Seni Yılmaz Göksoy ile tanıştırmam lazım!” deyiverdi... Deyiverdi de, benim utancımın farkına varamadı! Seni tanıştırmam lazım dediği Yılmaz Göksoy, benim dayımdı! (…) Üşenmedi, telefona sarıldı hemen. Bir güzel gönlünü alıp, saygılarını sunduktan sonra, “Araba gönderiyorum amca, sen hazırlan” diyerek telefonu kapattı... HAREKET VE BEREKET VARDI... Yılmaz Hocayı beklerken yine köyle ilgili eski hatıralara daldık... Ben çok küçükken ayrıldığım için, sadece yaz tatillerinde gittiğimiz, o hareketli ve bereketli köy kalmış aklımda. Hareket bitince bereket de kalmadı. Ekmek kavgası köyümüzü terkedilmişliğe mahkum etti. Her tarafın yemyeşil olduğu, şimdi kurumuş olan sularında balıkların kaynadığı, her tür meyve ağacı ile iç içe bağların üzüm ağırlıklı mis kokularıyla hatırladığım Gökçekışla’nın, elbet, bir de sıkıntılı ve bir o kadar da insanları başka diyarlara savuran sorunları vardı... Yani Abbas Sayar’a “Yorganımı Sıkı Sar” dedirten yıllar... Belki de o sorunlardır ki; Osman Köksal’ı başarılı bir işadamı, beni de hasbelkader bir gazeteci yapmıştı... Dedesi rahmetli Deli Osman’ın namını duymayan kalmamıştı. Benim dedem sağır Haydar’ı da bilmeyen yoktu... Biz kah hüzünle kah kahkahalarla eski günler üzerine bölük pörçük sohbet ederken, bu dağınıklığı derleyip toparlayacak olan isim, Yılmaz Göksoy geldi yanımıza... Elini öperek “Hoş geldiniz hocam” dedikten sonra kısa bir “tanışma” faslı yaşadık. Mahcubiyetimi bir kat daha arttıran bir derya idi Yılmaz Hoca... Anne tarafından akrabalığımdan dolayı soyumun o cenahını, dünürlük-hısımlıktan dolayı soyumun baba cenahını, bir şecere sağlamlığında saydı ve akrabalığımızın nereden geldiğini anlatıverdi bir çırpıda... (…) “Değerli Hocam” diyerek başladım söze ve devam ettim: -Bir bölümünü gördüğüm, bir bölümü için de hak ettiğiniz iltifatları sık sık duyduğum çalışmalarınız var, bunlardan elbette bahsedeceğiz. Yeni bir çalışma var mı? Yüzüne yansıyan anlamlı bir buruklukla “var” dedi... Soruyu sorduğuma pişman olduğum burukluğun sebebi cümlenin devamında geldi: -Yeni bir kitabım hazır. Hazır da bastıracak param yok. -Kimse yardımcı olmuyor mu? -Allah razı olsun, pek çok kişi ben bastırayım diyor. Fakat, ben evimi ya da bir tarlamı satarak bastırmak istiyorum. (…) Yılmaz Göksoy’un tavrı bir “ilke” meselesi. Saygı duyuyorum. (…) BİR DE “İLKLER” VAR... Yaptığı büyük hizmetleri böyle madde madde sıralamışken; konuşurken tuttuğum notların üzerinde “ilkler” diye işaretlediğim bölümleri de belirtmekte fayda var. Bu “ilkler”, hem kendisi, hem Yozgat hem de ülke ile ilgili. Şöyle ki: -Köyün ilk lise mezunu abisi... -Köyün ilk öğretmeni de abisi Hüseyin Göksoy. Üç gün Gökçekışla üç gün Türkmen Araplısı’nda ders veriyormuş. -Gökçekışla’da okul olarak kullanılan ilk yer ise dedesine ait bir oda... -Gökçekışla’da 1914’te savaş yıllarında inşa edilen cami, 1933’te yörenin ilk çatılı camisi haline getirilmiş... Bu Cami “Hüccetli” imiş. Yani çevre köylüler de Cuma ve Bayram Namazları için burada toplanır ve padişah fermanları bu camilerde okunurmuş... Cami’nin ustası da Yozgat’ın Mimar Sinan’ı diye anılan Sabit Usta. Sabit Usta’nın pek çok eseri bulunmasına rağmen şimdi ayakta kalan tek eseri bu cami imiş. Diğerleri çeşitli sebeplerle yok edilmiş. Ayakta kalan bu esere sahip çıkılmasını istiyor Yılmaz Göksoy. Köylüler askere alınacağı için alelacele yapılmış bu cami. Ardından da seferberlik başlamış. Seferberliğe köyden 87 kişi gitmiş ve hepsi de şehit olmuş. -Köye ilk yakalı gömleği Trablus’tan Rıza Bey getirmiş... -Eskinin Bağdat Yolu, şimdinin Atatürk Yolu, Yavuz Sultan Selim’den sonra ilk defa Padişah Abdülhamit tarafından bakımı yaptırılarak modern bir hale getirilmiş... -1961’de Yozgat köylerinin ilk çatılı devlet okulu da Gökçekışla’da yapılmış. ABD-UNICEF yardımıyla yapılan 16 uygulama bahçesi bulunuyormuş. Şimdi bu okul da yok... Yozgat’ın büyük bir bölümünün Kuvayı Milliye taraftarı olduğunu ve bu alanda büyük kahramanlıklar gösterdiğini de anlatan Yılmaz Göksoy, dedeleri gibi daha birçok kişinin bu kahramanlıklarından ve sağladığı katkılardan dolayı ödüllendirildiğini söylüyor. 10.08.2019