Mustafa TOPALOĞLU // "KEZİBAN HALA
Benim Keziban halam Hakk'a yürüdü. Yazıçepni'de toprağa verdik halamı.Mekanı, makamı cennet ola.Nurda yata. Işıklar içinde uyuya... Keziban halamı 12 Mart 2014'te Oğulcuk'tan İnsan Manzaraları'nda yer alan bir anlatıyla bir kez daha hayırla yad ediyorum: "KEZİBAN HALA Keziban hala. Yaşı yüze dayandı Keziban halanın. Benim halam. Can halam. Kayseri’de oğlu Kemal’in evinde. Toprak onu “Gel gel!”edip çağırmada. O hayata tutunmuş. Olmaz olsun ihtiyarlık. Aklı bir gelip bir gidiyor. Unutma hastalığı pençesine almış. Yediği yemeği unutuyor da çocuklukta millet mektebinde öğrendiği şiirleri okuyuveriyor. Şiirleri okurken görmelisiniz. Bir ilkokul öğrencisi oluyor halam. Sular seller gibi okuyor şiiri. Bitince alkışlıyoruz. Başıyle selamlıyor bizi. Keziban hala Belörenli. Ana tarafından akraba oluruz. Zaten çocukluğu Oğulcuk’ta geçmiş. Evlilik çağına gelince Yazıçepni’ye gelin gitmiş. Yazıçepnili Nafiz’le dünya evine girmiş. Yazıçepni’de bir de lakap takmışlar halama. Topak boylu halama “Topuksuz”demişler. Benim Topuksuz halam eşi Nafiz’i yitirince geniş dünya dar olmuş başına. Eşinin hatırasına saygıdan evlenmemiş de. Oğlu Kemal’in yanında o gündür bu gündür. Kemal’in eşi Ayten hem gelini hem de yeğeni. Halama “Öte git,gözüne tütün gider.” diyen yok. Rahat. Rahat olmasına da... Kayseri’de ziyaret ettik Keziban halayı. Fatma’yla birlikteyiz. Vakit akşam. Halam bizi görür görmez tanıdı. Yüzü bir ışıdı. Sesi cığıl cığıl... -Aman Mısdafa’m hoş geldiniz. Fatma’m gurban olurum. Gelin gelin... Ellerinden öptük. Sarıldı bize. Hastalığından yakındı. Sulandı gözleri. Hal hatır sormada köyden. Tam bu bahiste halam çocukluğuna gitti: -Kosöö emmim nöğorüyo? Etem ağam nasıl? Niye beni yoklamıyorlar? Kosöö (Köse) emmi dediği Kosö’nün Derviş. Derviş emmimiz. Öleli yarım asır oldu. Etem ağası da dayım. Dayım da kırk yıl önce ayrıldı darı dünyadan. Keziban halama bakarsan ikisi de yaşıyor. Birden anamı hatırlıyor: -Mısdafa’m Hacca nasıl? O hayırsız da gelip bi halımı hatırımı sormaz... Anam da sizlere ömür. Keziban halam sitem ediyor anama. Güler misin,ağlar mısın? Ya da hem gül hem ağla. Yaşı yüze merdiven dayayan insan. Biz de o yaşlara ulaşırsak olacağımız... Keziban halam da iyi türkü söylerdi. Kemal bu ağır havayı dağıtmak için dedi ki halama: -Ana... Bi türkü söyle de diğniyek. Keziban halam başladı. Bölük pörçük. Ağıt,sitem, kahır...Birkaç dörtlüğünü not aldım. Buyrun siz de görün. Önce onbirli hece ölçüsüyle üç dörtlük: “Billedim bağımı yimedim üzüm Gaynadın bekmezi gelirim guzün Gezerim gurbeti elimde sazım Nideyim ağalar gaderim böyle Issız evler olmuş benim durağım Dert üstüne dert bağladı yüreğim Cenabı Allah gabıl etsin dileğim Başaca giderim ben böyle galan Evlerim evlerim yüksek evlerim Girerim içinde gönül ağlerim Galmadı mı şu dağların bağleri Başaca giderim ben böyle galan” İki dörtlük de sekizli ölçüde. Onlara da bir göz atalım: “Susuz yirde soğüt bitmez Biterse de dalın atmaz Babasız gız gelin gitmez Bırakıp da gittin beni Evimizin önü bayır Yağmır yağar çağıl çağıl Ayrılık da çare değil Nasıl ayrıldın hayırsız.” Geç vakte kadar oturduk. Veda zamanı geldi. Halam yine döndü çocukluğuna: -Kosöö emmime selam gotürün. Etem ağam Hacca’yı alsın da gelsin. Allah’a severseniz unutmayın. Tamam hala can. Selamın başımız gözümüz üstüne. Emanetin üstümüzde kalmasın. Geldik Oğulcuk'a. Mezarlıkta sonsuzluk uykusunu uyuyan Derviş emmiye,Etem dayıya ve anama tebliğ ettik Keziban halanın selamını. Onların da ruhunu şad eyledik.Cennet bahçeleri durak olur onlara inşallah! 07.07.2018