Ece DOĞAN // Nice güzel yıllara
Yılların benim için ne kadar hızlı geçtiğinin en somut örneği sizlere yazdığım yeni yıl yazısı oluyor. Her yıldan farklı beklentiler içerisine giriyoruz. Ne kadarı karşılanıyor orası tartışılır ama yinede o içimizi saran yeni yıl heyecanı bizi bırakmıyor. Aman bırakmasında zaten. Süslemeler, hediyeler, dostlarla aynı sofranın başında buluşabilmek için bir fırsat bu özel günler. Ne de güzel günler hayatın koşturmasından bir an için sıyrılabiliyoruz 10,9,8... diye sayarken. Sonra en sevdiklerimize sarılıyoruz. Bir sonraki yılı göğüsleyebilmek için yanımda olmaya devam et dercesine. Bu yıl sizlere çok büyük güzellikler getirsin sevgili okurlarım. Size getirirken beni de ihmal etmesin tabi. Yeni yılın değerlendirmesini yapacak daha çok zamanımız olacak. Ben size şimdi yazışamadığımız sürede benim cephemde neler oldu onları anlatacağım. Çalışmaya başladım! Evet bir çoğunuz oh şu kız sonunda iş buldu rahatladık demiş olabilirsiniz. İşsizlik stresimi sizinle sıkça paylaştım. Şimdi de iş tecrübelerimden bahsedeceğim. Bir eğitim kurumunda Halkla İlişkiler Sorumlusu olarak çalışmaya başladım. Bol bol öğrencileri ve velileri gözlemleme imkanı buldum. Benim öğrenciliğimde yakın geçmiş sayılır ama inanın çoğu şey bana bile o kadar uzak ki. Çocukların her şeyi o kadar hızlı tükettiği bir çağdaymışız ki bende bunu yeni fark ediyorum. Hiçbir şeyden keyif almayan memnuniyetsiz bir nesil bizleri bekliyor. Masa başına oturtup çalış bakalım diyebileceğiniz son nesil 90'larmış sevgili iş verenler şimdiden sizde sisteminizi değiştirin yoksa eleman aranıyor ilanlarını hiç kaldıramayacaksınız gibi duruyor. Empati yapamıyorlar. Aslında bence yapmak istemiyorlar. Çünkü dünyanın merkezi onlar. Bu kısımda sevgili ailelerimizin de biraz parmağı var ama sanki. O özel ve güzel çocukları dünyanın kaygan halısı üzerinde hiç yürümeyecek, bir anda tökezlemeyecek gibi yetiştiriyorlar. ''Sen değerlisin'' mesajı çok güzel bir mesaj evet. Ama senin kadar herkes değerli kısmı unutuluyor sanırım. 10 yaşında bir çocuğa yapılan bir gezi sonrası ''bak bugün işçilerin halinden anlamış oldunuz ne kadar güzel bir deneyim'' dedim. ''İşçinin halinden neden anlayayım ki benim babam zaten zengin'' cevabını aldım. Bu cevap o kadar içimi acıttı ki. Bu 10 yaşında bir çocuğun kalbi olamaz dedim.Olmamalı da bence. Suç ailede mi, çevre de mi, hepimizi yalnızlaştıran, bencilleştiren teknoloji de mi, eğitim sisteminde mi nerede inanın bende bilmiyorum. Bilmiyorum ama inanın bilmek istiyorum. Bu çocuğun 10 sene sonra düşene atılan 2. tekme olmasını istemiyorum. Egosu kocaman bir balon olsun istemiyorum. Yalnızlığını sorgularken kendinde hata aramayacak bu çocuk 10 yıl sonra. Çünkü en iyi her zaman kendisi olacak kendi aynasında. Ama dünya o aynanın üstüne basıp geçecek. Tıpkı kendi halinden anlamak istemediği insanların üzerine basıp geçtiği gibi. Eğitimde bir çok teknik bir çok yöntem var evet. Ama hepsinin özü sevgi. Hepsinin özü kocaman bir kalp. Hepsinin özü birey olmak. Düşünebilmek, kararlar alabilmek. Lütfen çocuğunuzun yerine düşünmeyin, lütfen onun aldığı karar olmayın. Olmayın ki o var olabilsin. Evet siz kocaman bir çınarsınız tabi ki gölgeniz onları serinletmeye hep yetecek. Ama bırakın biraz güneş ışığı alsınlar. Çünkü yaşamak dediğimiz şey o güneşte ne kadar çok terlediğimizle alakalı. Sığınacak bir gölge olduğunun güveniyle güneşte ter dökebilsin biraz çocuklar. Siz elinizde bir mendille terlerini silebilmek için gölgede onları bekliyor olacaksınız nasılsa. Bırakın hatalarının bedelini ödesinler. Yoksa bütün hayatları ödenmemiş bedeller olacak. Olmasın ama bu bizim elimizde. Aman Ece içimizi kararttın diyeceksiniz şimdi. Kararmasın içiniz. Çünkü bu sene bizi güzellikler bekliyor. Hepinize mutlu yıllar diliyorum. 01.01.2018