Yasin Ali ER // Katı bir benlik taassubu
İmam, abdest tazelemeye üşenip o sıkışık haliyle geçmiş mihraba… Tam da namazın ortasında ince bir gıcırtıyla berbat bir koku salarak yellenivermiş. Namaza devam edip etmediği hakkında anlatılan bir şey yok ama utancından o beldeyi terk ettiği söylenir. Yıllar sonra; “unutulmuştur ya hu! Hele bir gideyim diyerek yola koyulmuş. Vara vara varmış beldenin hemen dibine… Oracıkta oynamakta olan çocuklara yaklaşıp hal hatır sorduktan, kimine aferin, kimine maşallah derken, çocuklardan birine yönelip; “sen kimin oğlusun yavrum demiş. Çocuk babasını söylemiş. İmam; ooo maşallah! Sen kaç yaşındasın bakiiiyyym? El cevap; “valla emmi, ben gaç yaşında olduğumu bilmiyom emmeee, anam der ki, imamın namaz gıldırırken ossurduğu yıl doğdun! Hoca efendi, o çok sevip özlediği beldeye giremeden gerisin geri dönüp gitmiş! Anlamış ki, unutulmuyor… * * * Bir beldenin veya ülkenin önemli mevkilerindeki şahsiyetlere de yaptıkları işlere ve veya karakterlerini sergiledikleri eylem ve davranışlarına göre lakaplar takılır. Hatta bu öyle bir hal alır ki akıllarda; isimlerden çok sıfatlar kalır. Fatih, Atatürk, Millî Şef, Çoban Sülü, Karaoğlan, Daş Memmet gibi! Şimdilerde Yozgat’ta “tek yön Kâzım” lafı edilir oldu. Bu lakap, belediye başkanı seçilmesinin hemen akabinde ana caddeleri, bölünmüş yol standardına uygun olup olmadığına bakmaksızın daraltarak, orta yerine refüjler yerleştirmek suretiyle, dikine bölüp duble yol ihdas edişiyle verildi zannediyorduk. Meğer bakış açısı da aynı minval üzere, “BEN BİLİR, BEN YAPARIM… BU MEMLEKETİN AĞASI DA, PAŞASI DA BENİM… NE ÖNCEKİ ESKİ YÖNETİMLERİN, NE DE ŞİMDİ ÖNERİLENLERİN BENİM NEZDİMDE İTİBARI YOK” mantığıyla hareket etme özelliği de bu lakabın takılmasındaki etkenlerden imiş. Şehir hastanesi yakınındaki eczanelerden birinin önünde park yeri bulamadığımız için epey yürümek zorunda kalmış ve eczacıya, “kaldırımınız yoldan geniş olmuş. Yeni oluşturulan be yeni muhitte de mi park sorunu olacaktı? Şuracığa bir park cebi yaptıramaz mıydınız?” dediğimde; “başkana söylediğimizde azarlandığımız gibi üstüne bir de dayak yemediğimiz kaldı amca” deyişini aklım almamıştı. * * * Kurumlarda yöneticiler değişir, değişebilir. Ama ne hizmetin hedefi değişir, ne eski yöneticilerin başlattığı hizmetler durdurulur, ne de o dönemlerde yapılan antlaşmalar yok sayılır. Çünkü kurumlarda ve bilhassa DEVLETİN KURUMLARINDA devamlılığı esas kabul etme zarureti vardır. Yok saymak, ya da daha iyisini önermeden ilga etmek ancak keyfilikle izah edilebilir. Hele ki bir belediye başkanının, kendisinden önceki üstelik aynı partiye mensup olduğu eski başkan ve BELEDİYE MECLİSİ KARARIYLA yapılan bir protokolü tanımaması ise; katı bir benlik taassubu olarak algılanmaz mı? * * * Taha AKYOL, Ahmet Hakan COŞKUN, Saygı ÖZTÜRK, Dursun ERKILIÇ, Metehan DEMİR, Emin KOÇ, Latif ŞİMŞEK, Hakkı ÖCAL, Turgay İÇÖZ, Yurdagül ŞİMŞEK, Sürur ÖZTÜRK… Hele ki İLK TÜRK GAZETECİSİ, Tercüman-ı Ahval gazetesinin kurucusu merhum Çapanzâde Agâh Efendi! …ve merhum Nail Abbas SAYAR… İlk etapta aklıma gelen isimlerden bir kaçını yazdım. “Bu isimlerin Yozgatlı olduğunu, Yozgat’ın yeni nesilleri bilseler ne olur, bilmeseler ne” mi diyeceğiz? Hani bu memleketin insanlarının büyük şehirlerde ayak işlerine koşturulan yeteneksiz ve beceriksizler taifesi olarak algılanması yerine, vasıflı ve özendirici yerlerdeki SÖZ SAHİBİ Yozgatlıların varlığının bilinmesinde, teşvik edicilik açısından fayda yok mudur? Yozgat Bozok Üniversitesi’nde bir İletişim Fakültemiz var. Öğrencilerimize slaytlar veya ders kitaplarındaki resimleriyle anlatılan gazetecilik ekipmanlarının da sergilendiği bir ortam sağlanmış ve halkımızın, yeni nesil gençlerimizin istifadesine sunulmuş olmasının neresinde zararınız olurdu? Yozgat Belediyesi - Yozgat Gazeteciler Cemiyeti Basın Müzesi ismi verilerek, Belediye Meclisi’nin OY BİRLİĞİYLE ALDIĞI kararına bağlanmak suretiyle Yozgat Belediye Başkanlığı ve Yozgat Gazeteciler Cemiyeti arasında protokolü yapılan bu müze projesi akim kalmıştır. Bu tek yön anlayışı nedeniyle, kendisinden öncekilerin başlattığı projeler, aldığı kararlar ve yaptığı sözleşmeleri önemsizleştirmekle ne gibi bir kazanç elde edilir? Kuru bir ego tatmininden öte hangi amaca hizmet edilmektedir? Meşhur darb-ı mesel geldi aklıma: MAĞRURLANMA PADİŞAHIM, SENDEN BÜYÜK ALLAH VAR! Ya da “Tek Yön Kâzım başkan iken” notları tarihe düşüyor haberiniz ola! * * * BAYRAMLIK Bu senenin ramazan ayında şatafatlı iftar çadırlarını göremedik. Milletvekili genel seçimleri ile rejim değişikliği ihtiva eden Cumhurbaşkanlığı seçimleri hengâmesine kurban giden çadırlar için ağıt dizenler olmuştur. İyi niyetli ve kişisel olarak ihdas edilen birkaç istisnayı saymazsak; genellikle bürokrat ve siyaseten seçilme heveslilerinin buluşup boy gösterdiği mahfiller olarak akıllara yer eden çadırlarınızı bu sene kuramadınız. Bu seneye kadar çadırlara ekilen şirin görünme tohumlarının meyvelerini kimileri topladı, kimilerinin elleri boş ve ümitleri başka baharlara kaldı. Çadırların temsi ettiği tasadduk ve dayanışma anlayışındaki samimiyetinizin derecesi de bu vesile ile ortaya çıkmış oldu. Güler yüzlü bir yazı ile bayramlaşmak isterdim. İnşallah ömrümüz yeterse gelecek yılın Ramazan Ayı sonuda FITR BAYRAMINDA, bayram tadı taşıyan bir yazı ile bu köşede buluşuruz. Bundan sonraki zaman için, hayırlara vesile olması duasıyla FITR BAYRAMINIZI tebrik ederim. Allah, oruçlarınızın feyzine vasıl etsin. 13.06.2018