Yasin Ali ER // İNADİZMA
Muhalefetin, iktidar olmak gibi bir niyeti olsa; âfâkî söylemler yerine, Türkiye gerçeklerini göz önünde bulundurmak kaydıyla, makul öneriler ve vaatlerle seçmenin huzuruna çıkar. Muhalefet etmeyi, tabandaki en genç seçmenden tavandaki genel başkana kadar; doğruları da yanlış, yanlışları da yanlış ilan etmek olarak algılayan bir kafayla başarılı olmanın imkânsızlığı hâlâ anlaşılamamış olmalı ki, her yenilgiden sonra; "galip sayılır, bu yolda mağlup" meseline sığınılır. Tıpkı iktidardakilerin de kendi icraatlarında ta ki; başarısızlığı kabullenmek mecburiyetinde kalıp, yine aldatıldık aşaması öncesindeki yanlışları da doğru, doğruları da doğru sayması gibi... Bu memlekette muhalefetteki hep retler ve restlerle, iktidardakiler ve yakın akrabaları(!) da yine hep retler ve restlerle eyyamcılık yaparlar. Aklı başında bir olgunlukla, yapılan olumlu icraatı tebrik veya yapılan olumlu bir muhalefete adam gibi teşekkür edeni gören var mıdır? Muhalefette iken reddettiklerine iktidarda iken sıkı sıkıya sarılan kafa neyse, iktidarda iken bizatihi yaptığı uygulamalara muhalefete geçer geçmez anında karşı çıkan bir kavga zağarlığı mantığı kafası da odur. Dünkü sorgulamalarını bugün kendi cevaplayanlar, dünkü hakaretleri bugün aklayıp paklayanlar, dünkü pislediklerini bugün koklayanları insansı bir refleksle, olgun ve efendice muameleye davet etmenin hiçbir faydası yok. O nedenle, bu tür aymazlıkları sadece ortaya karışık anlatıp geçmek lazım. Aksi halde adamın her kutsalını elinden alsan gıkı çıkmazken; partisine, şeyhine veya liderine yüzünü ekşitsen yandı gülüm keten helva! Hülâsa âcizane tespitim; enaniyet, nefs, benmerkezcilik… Ne sayarsanız, ne derseniz deyiniz! Hepsinin kaynağı inadızma! Milletin tamamını ilgilendiren gözlemlerimizde, kırıcı, itici, ayrıştırıcı cümleler kullanmakla da başkalarının ekmeğine yağ sürülmektedir. Laf ola kestire başı, Laf ola kese savaşı, Laf ola ağulu aşı, Yağ ile bal ede bir söz! (Yunus Emre) Uzun süredir siyasî mülahaza kokan yazı yazmamaya çalışıyorum ama bazen frenim tutmuyor. Konuya destursuz girişim ondandır. ********* Geneli şamil konulara dair söylemlerde, kitlelere yön verme makamındakiler; ya ağızlarından çıkan her cümleyi, gırtlaklarının her boğumunda kırk kere düşündürüp olgunlaştırdıktan sonra serdetmeli, ya da ağzını bozmuşsa; oradan attığı ifrazatı bir daha geriye döndürmemelidirler! Anadolu "DELİKANLI"larının kavgalarda bile "kurşun" sebebi sayarak sarf etmeye ar ettikleri hakaretler ve küfür mesabesindeki aşağılamalar, liderlerin ağzından çıktığı anda, kitleleri bağlar efendim... BAĞLAR. Şimdiiii! Türk siyasi tarihindeki mutabakatların, ittifakların, ayrışma ve tartışmaların hiç de doğru algılanamadığını daha iyi gözlemliyoruz. Yakın geçmişi objektif olarak okuyamamış oldukları anlaşılan liderlerin, bir gün birbirleriyle ittifak etme ihtimalleri olduğunu düşünmediklerini gözlemlemek hiç de zor değil. Nasıl olsa herkes, her hakarete; “ya Rabbi şükür” diyor diye, bu ağzı bozukluğun yaygınlaşacağından ve dileyen herkesin her dilediğine rahatça sövmeye başlayacağından endişeliyim. Diline, ilminin vukufuna, yetkilerinin sınırlarına ve siyasetin icaplarına hâkimiyeti olmayan bu öfke yüklü cengâverlerin, eski müttefikleri tarafından kuşa bakıtılma gelenekleri olduğu müddetçe benim karamsarlığımı hoş görünüz efendim. ********* Bu ülkede yaşayıp da ekonominin kötü gidişinden olumsuz anlamda etkilenmeyen kimse yok. Lakin ekonomiyi de, her emre muti olan yakın çevre yerine, yanlışlara itiraz ve müdahale edebilecek derecede ekonomiyi bilenlerin yönetip yönlendirmesi icap eder. Sade vatandaşlar olarak, ülke ekonomisinin yönetiminde de yanıldık denme ihtimalinden korkmamızın sebebi; ülkemizdeki bir ekonomik sarsıntının Türk Milleti'ne de, Türkiye’ye de, Türkiye ile ticarî ilişkisi olan dost ülkelere de pahalıya mal olacağı endişesinden ibarettir. Gidişattaki olumsuzlukları kötü yönetime bağlayarak dikkat çeken insanlarımızı ayrıştırıcı ithamlarla dışlayıp, art niyetlilikle suçlayarak, ayıklamaya ve ötekileştirmeye çalışmak ise kimseye bir şey kazandırmaz. Aşağıdakileri bu yönlendirmelerle tahrik ederek, birbiriyle kavga ettirmeye ve yukarıdakilerin elini rahatlatmaya çalışıldığını gözlemliyorum. Bu anlamda ortalık yerde tepinen o sun’i kaos avcılarından sakınmak kadar, onların üzerinden nemalanan cingözlere prim yaptırmak da yanlıştır. ********* Suda yiten dış dünya! Köprülerin altından geçtiği ilk dönemlerden itibaren kendi tarihiyle birlikte nice yaşanmışlıkların pisliklerini temizledi belki de sular… Akarsuların mecra’ındaki en dar yere o köprülerin kurulma sebeplerinden biri de suları sıkıştırıp gırtlağını boğmak mıydı acep? Belki nice sevdaların, umutların katili olan suları yıkamaktı çitileyerek! Bazen hakikatte, bazen ressamların nakşettikleri tablolardaki sulara dalıp gidişlerimde; derinliği nic’olursa olsun, çıkasım gelmez hülyalarımdan! Suyu seyrederken dinlenmek, suları dinlerken tek maksatlarının şırıltı olmadığını görmek var ya? Hah o kerteye gelmeyi çok seviyorum. …ve sonra o suyun, kimlerin ve hangi devirdeki hangi ayak izlerini örttüğüne, hangi günah veya hayratı perdelediğine takarım kafayı... Son demdekilerin bile kendilerine aitliğinden emin olmadıkları hayatlarını, kim bilir hangi umut ekip gam biçenlere borçludurlar da vefa adına geçmişe bir teşekkür bile etmezler! Kendi hayat senaryosundaki sahnelerin sırasını şaşırmışlarla lebalep dolu bedenlerin ruhlarını yalnızlaştıran; kendi sorumsuzlukları mıydı acep? Öyleyse herkes birbirine niye sitemkâr? Nereye dönerseniz dönün, “arkanız önünüze geçemez” diyen olmamışsa mazide, istikbalin çektiği ceremeye kahrederim. Yarınların kulakları çınlasın! Halini sormadan adını andım yine... Dış dünyayı suda yitirmek mümkün mü sizce de? …ki sonsuz hayata uyanışın kapısında arınmakla başlanır belki… Ağıtsız, figansız ve zulümsüz sabahlarda sessizce kalkarak düşlerde yitirdiğimiz eski yerimizden doğrulur, doğrulaşır mıyız dersiniz? ********* Hayırlara vesile olması duasıyla Kurban Bayramınızı tebrik ederim. Velhasıl-ı kelam, vesselam! 25.08.2018