Kadriye ŞAHİN // ANALARIN YÜREĞİ KANIYOR
Hüzün dolmuş sayfaları kapatıp, temiz sayfalar açarak; Huzur, mutluluk, güven dilediğimiz yeni yılın henüz başındayız. İlk ayın, ilk dördüncü günü. Gökyüzüne savrulan yaldızlı havai fişekler henüz gök yüzünde sönmedi. Dilenen dilekler, tamamlanıp " Amin" tasdikine ermedi... Umutlar, sürgüne erip, taze tomurcuklarını henüz vermedi. Hatta, gönlümüzde yeşerttiğimiz umut fidanları bu yılın baharına dikilip, can suyu henüz dökülmedi... Yine... Yine, yine! Çaresiz bir ananın yüreği alev alev yangınlarda... Ve iki yeşil sandık da... Tabut denilen ahir yolculuğun arabasında... İki fidan, iki can... Henüz, emzikleri ananın parmakları arasında. Emziklere sıkı sıkıya sarılıp, elleri titreyen annenin; Düğüm düğüm haykırmak istediği sözler boğazında. "Uyan!!" diyerek sarılıyor küçük tabuta...! "Uyan!"; diyerek haykırıyor kısılmış sesiyle yavrularına... "Üşümesinler, incinmesinler!" Haykırışıyla itiyor, etrafındaki kalabalığı... O iki tabut, bir annenin tek kucağında. Acıdan çökmüş omuzlarında. Titriyor yüreği, titriyor sesi, titriyor bedeni...! Canından kopan can parçalarını, tek tutunduğu dallarını, uğurlamak için, geldiği zamansız zaman gemisinin limanında... Dalgalar incitmesin, fırtına dinsin istiyor, küçük bedenlerin çıktığı yolculukta... Vefasızların tek vefa hatırası; Minik ellere yakılan kına; Öpüyor kınalı elleri, sesleniyor yavrularına! "Bunlar henüz bebek. Gelin değil!. Uyanın kınalı bebeklerim, emzikler/iniz yanımda!... Tek umudum sizsiniz dünyada!..." "Kına yakacaklarına; sahip çıkıp, bırakmasalardı tek başımıza!" Kucaklıyor!. Bağrından koparılan canından canlarını. Söküp atmak için tırmalıyor, sinesiyle yavrusu arasına girmiş tahta parçalarını. Dokunan elleri itiyor. Kırılmış yüreği... Zamanında, elinden tutmayan ellere. "Konuşmayın" diyor. Küsmüş. Hatırını sormayan dillere. Tek başına sahiplendiği can parçalarını, tek başına yolcu etmek için, "Allah'u Ekber" sesiyle can bulup, dim dik sığınıyor en emin, en güvenilir limanın sahiline. Metanetle Selam veriyor başıyla; Yavrularını emanet edeceği meleklere. O sessiz gemi, yavrularını taşırken; Kimsenin taşımasını istemiyor. Tek başına yüklendiği hayatın, acıyla harmanlanmış ağır yükünü taşıyor tabutları omuzlayıp, avuçlarının içinde. "Sahip çıkmadınız, evinize almadınız, halimizi sormadınız" derken yalnız kalmanın korkulu ateşi alev alev düşüyor yine yüreğine... Memnuniyetsizliğini haykırıyor, yavrularını uğurlamak isteyen insanlara. Çaresiz kalıp sığındığında kapısını kapatanlara, sahipsiz bırakanlara. Merhametsiz ellere bırakmıyor. "Onlar benim!" Haykırışlarıyla, sarılıyor tabut içindeki yavrularına. Yüreğine kan doluyor... Ayakta durup destek almıyor, dayanmıyor zamanında yalnız bırakanlara. Yine; Bir annenin bir yüreği, iki yavrusu için alev alev yanıyor. Yanan bu sine, bir yürekte iki tabut taşıyor... Ve yine ertesi sabah, başka gün; Yine ayrılıklar... Dağılan yuvalar! Olan, çocuklara oluyor...! Anneler, çocuklar yine korumasız kalıyor... Umutsuz sabahlara uyanıyor. Ne yazık ki; Kimsesizin halini, adres sormayan kurşunlardan başka soran olmuyor. Ne acıdır ki; Yine bir annenin yüreği, iki yavruya yanarken alevler gökleri sarıyor...! Neden"ÇARE" bulan olmuyor? Anaların yüreği, al bayraklı tabutların üstünde yanıyor! Bayrakların üstüne anaların yüreği kanıyor! Kadriye ŞAHİN 05.01.2018