Kadriye ŞAHİN // Bayramların bağrına bağlanan çocuklar
İnsan ne kadar yaşarsa yaşasın; yılların yükünü bedeni, ne kadar vurgularsa vurgulansın, geride kalan yılların hesabını yapmayan, yapamayan bir çocuk saklıdır içinde... Hatta, hiç büyümesini istemediği, bir türlü de büyütemediği bayramların kucağına bıraktığı, bayramların bağrında barınan çocuk. O çocuğun, o çocukluğun; Bayramdan bayrama ellerinde gelincikler açar. Gelincik kınalı elleri, geçmişe uzandığında, kollarına sığmayan bayramları kucaklar. O, zamanın gerilerinde kalmış elleridir, buram buram leblebi, şeker, toprak gibi kına kokan. Ve kınadır, bayramlarda bayramca açan al gelinciğin narin teninde biriken, umut, neşe mutluluk olup, küçük avuçlardan gönüllere uçan. Akşamdan akşama savrulan bacaların köy kokulu dumanları gibi, her bayram, büyürken kirlenmeyen, asla büyümeyen ruhları, bu koku sarıp sarmalar. İnce beli, tül kırmızısı bedeni, yıl boyu beklediği bayramlıklar içinde, gelincik misali, çiçek çiçek açan kelebeksi duygularla coşar. Coşarken; Varlığın değerine değer biçemez. Yokluk nedir? Bilemez.! Yokluktan varlığa geçerken, uzanan elin, okşanan başın, tatlanan damağın tadıdır bayram.! Yokluk yok olur; Bayramlık elbiseleri, arife akşamı baş ucuna asıp, bayram sabahına bir an önce kavuşmak için, uyumaya çalışan, uykusuz gözlerinde aralanırken bayramın ilk ışıkları...O günün ışıklarıyla bağlanır çocukluğu, bayramın bayramlık varlığına. Yoksulluk, yokluk hiç olur, bayram sabahlarında. Artık dünyadaki tüm varlıklar serilmiştir ayakları altına. Tutunmuştur, arşta ki meleklerin kanadına. Zaman farklıdır; Marketler, alış veriş merkezleri yer almaz o boyutta. Bulunmaz vitrindeki gümüş kasenin içinde, ne bonbon şekeri, ne de çikolata... Tanışmamıştır yaş günlerinde yaş pastayla, yanar yanmaz kaybolan yalancı yaldızlarla... Çamlığın karı, limonun suyudur en çok sevdiği dondurma... Parası olsa da satılmaz bunların hiç biri mahalle bakkalında. Çocukluğu ile yaşlılığı arasında gizlenen en karlı alış veriştir bayram harçlıkları, en sevdiği bayramlarda.Tanır, hayatın tadını; iki bisküvi arasına sardığı, gül kokulu lokumda. Bilmez ki; tüm acılar, damağında kalan bisküvili lokum tadıyla avunacak hayatı boyunca. Benliğine yer eder; Emeğe saygı, ikrama hürmet. Koruyan, kollayan büyükler, Tanrıdan almıştır vekalet. Elleri öpülüp baş üstüne konulur. Bu şekilde belirtilir bilinen kadir kıymet. Bayramlarda, değere değer katmak, hoş edip, hoş olmak vardır, aradan çıkarılır gurbet, her türlü garabet. Bu günlerde silinir kırgınlık, kin, husumet. Sevgiyle, saygıyla yoğrulurken benliği, yok olur azamet. Büyümez büyütemez kinin, nefretin zehrini. Hep çocuk kalır bayramların bağrına bağlanıp kalan çocukların çocukluk özlemi. Bayramların bağrında gizlidir çocuk kalmanın gizemi. Dedim ya; Bu zamana göre, o zamanlar herkes yokluk ülkesinde yaşar. Vardır lakin, ağalar paşalar. Paşalarda bile yoktur; markalı, pahalı, son model denilen arabalar. Henüz dikilmemiştir, çok katlı, şatafatlı beton binalar. Evlerde yer almaz fil dişi sehpalar, deve boyunlu koltuklar. Mahallelerde çocuklara ayrılmamıştır bekçilerin beklediği salıncaklı parklar. Bahçeli evlerde bayram günü kurulur, ceviz ağacında sallanan salıncaklar. Uzak akrabalara yürütülerek götürülmez gelinler, nişanlı kızlar, evdeki hanımlar. Hazır bekler kapıda faytonlar. O günden bu güne, nal sesleri ile çınlayan Arnavut kaldırımları üzerinde koşar, ceviz ağacındaki salıncakta sallanan ve büyümemek de kararlı, yokluk ve varlık deryasında salınan çocuklar. Beslenir o günde, manevi duygular; Tanrının ziyaretidir eve gelen misafirler. Tanrı hatırına sunulur ikramlık yemekler. Her gelene sorulmadan kurulan sofralarda, misafire hizmet için yarışır çocuklar. Çocuklara ikram eden için açılır cennetteki tüm kapılar. O sofralarda, o gün aradan kalkar ayrılıklar, gayrılıklar... Birlik, dirlik, bütünlük barındırdığı için bayramdır bayramlar. Bu nedenle bayramların bağrında barınır büyümeyen, kimsenin göremediği görünmez, melek ruhlu çocuklar. Mesafeler uzak olasa da; O zamanlar, bu zamana göre insan insana daha yakındır. Bayram kutlamaları; ne telefonla aranır, ne mesaj atılır. Ne de, tatil maksatlı otellere kaçılır. O bayramlar ki, birliğin, bağlılığın, dirliğin, kadirşinaslığın, anmanın, anılmanın, saymanın, sayılmanın tüm varlığını, taa uzaklara; gönülde taşınan sevgi, duygu, tebrik kartlarına satır satır yazılır. Gönül sözü, gönül gözü; sarı, beyaz kanatlı zarflar içinde gönül dostlarına taşınır. Yakın komşular, akrabalar ev ziyaretinde bayramlaşır. Bu ziyaretin özlemini taşır, gözü kapıda, kulağı telefonda bekleyen, bayramda bayramsız kalmış uzun zamanlı çocuklar. Uzun zamanlı çocuklar; Belki, hiç selfi çekinmediler. Her anlarını telefonlara kaydedip egolarına da yenik düşmediler. Bilgisayar oyunlarına takılıp, bir ömür beslenecekleri çocuğu zehirleyip öldürmediler. Bayramları tatil eğlencesi yaparak, anlamını, önemini kaybettirip önemsizleştirme-diler. O çocuklar, çocukluğunu yaşadı ve çocuk kalarak, zamana, zamanında pırıl pırıl duygularla beslenmiş bir çocuk bıraktılar. Ne mutlu ki, her bayram çocuklaşıp, bayramların bağrına bağlanan çocukla buluşup, çocukça çocukluklarıyla avundular. Ve o bayramlar ki; İçimizde hep o çocuğu yaşattılar, onunla avuttular. Her gelişlerinde, çağın yalnızlaşmış insanlığına, en azından gerilerden mutluluk taşıdılar. Hiç büyümediler, büyürken kirlenme-diler, bayramların bağrına bağlanan çocuklar... Çocuklarınızın çocukluğunu, her yıl dönüp gelen bayramların bağrına bağlayıp, mutluluk içinde yaşamalarını sağlamanız dileğiyle; hayırlı, nurlu, mutlu bayramlar. Kadriye ŞAHİN 03.06.2019