Kadim DOĞAN // Seçimler üzerine
Yaklaşık bir buçuk yıldır seçim ortamındayız. Referandumu da katarsak iki buçuk yıldır ülke olarak seçimle meşgulüz. Bu kadar uzun süren seçim dönemine dünyanın en güçlü ekonomileri bile olumsuz tepki verir. Tabii ki Türkiye ekonomisi de bu sürece olumsuz tepki veriyor. Yaklaşık 140 yıldır yarımda olsa demokrasi mücadelesi veren bir ülkeyiz. Seçim konusuna gelince dünyada pek çok ülkeden daha iyi yapıyoruz bu seçim işini. 1950 yılında çok partili döneme geçtiğimizdenberi İstanbul seçimleri gibi tartışmalı bir seçim yaşanmadı Türkiye’de. Umarım bir daha da yaşanmaz. Bu seçim kendi trajedisini ve komedisini de oluşturdu. Uzun yıllar konuşulacak ve esprisi yapılacak seçim konuşmaları yaşandı. Trajedi diyorum çünkü 25 yıldır İstanbul’da belediyeyi değiştirmek isteyenler önce başarılarına sevindiler. Ama bu sevinç sadece 18 gün sürdü. Yüksek Seçim Kurulu’nun aldığı bir kararla seçimler iptal edildi. Bu kararla insanların sevinci boğazında kaldı. Komedi diyorum çünkü seçimi kaybeden Cumhur İttifakı’nın temsilcileri itiraz sürecinde öyle komik gerekçeler öne sürdüler ki ancak bir komedi filminde olacak gerekçelerdi. Zaman zaman aklımızla alay edildiğini düşündüm. Önce İstanbul eski belediye başkanı Mevlüt Uysal seçim kurullarını suçlayarak soyadından AKP’ye oy verecek seçmenlerin tespit edilerek listelere alınmadığını söyledi. Şaka sandık güldük ama değilmiş. Sonra AKP Genel Başkan Yardımcısı Ali İhsan Yavuz ‘’Hiçbir şey olmasa da mutlaka bir şeyler olmuştur.’’ deyip topu YSK’ya attı Sonra Binali Bey ‘’sandık başkanları seçmenlerin yüzüne bakıp Binali Yıldırım’a oy verecek olanlara büyükşehir pusulasını vermediklerini idda etti. Bu da yetmedi “oylarımızı çaldılar” dedi. Ama sandık başkanlarının AKP’ye oy verecek seçmenleri yüzüne bakıp nasıl tespit ettiğini bir türlü açıklamadı. Sanırım bu yaşananlar ileride mizah yazarlarının epey ilgisini çekecektir diye düşünüyorum. Bize komik gelen bu gerekçelerle YSK seçimi iptal etti ve daha önce İmamoğlu’na verdiği mazbatayı geri aldı. YSK’nın gerekçeli kararını bekledik. Belki bizim anlamadığımız konular vardır diye. Gerekçeli kararlar açıklandı onda da bir şey anlaşılmadı. Hatta gerekçeli kararında gerekçeye ihtiyacı var gibi görünüyordu. Asıl olan barış ve demokrasi talebinden vazgeçmeden mücadeleyi sürdürmektir. İstanbul seçimlerinin yenilenmesi toplumda ki ayrışmayı keskinleştirdi. Bu keskinlik toplumumuz açısından istenilen bir durum değildir. Zaten 31 Mart seçimlerinde de kutuplaştırıcı öfke dili değil, kucaklayıcı barış dili kazanmıştı. Çünkü toplumun genelinde bu öfke diline karşı bir tepki oluştu. Siyasiler bundan sonra bu öfke dilinden uzaklaşmalı diyorum. Umarım 23 Haziran İstanbul seçimi ülkeyi demokrasi ve adalet talepleri olandan yana evirir. Eğer demokrasi ve adalet tarafı seçimleri yeniden kazanırsa bu mevcut iktidardan şapkayı önüne koyup tüm politikalarını yeniden değerlendirir ve yeni politikalar üretmek zorunda kalır. Bu seçimler otobandan önce son çıkış değil, toplumlar her zaman kendi varlığını devam ettirmek için bir yol bulur. Bizim halkımızda bu konuda dünyaya örnek olacak bir halktır. 2002 seçimlerinde ülkenin 4 büyük partisini baraj altında, bu halkın oyları bıraktı. Onun için Türk halkının ferasetine güvenim tamdır. İstanbul seçimleri Türkiye için yeni bir başlangıç olacaktır. 03.06.2019