Mehmet SANAL // KURBAN KESMEK, KURBAN ETMEK
Adem’in iki oğ­lu Ha­bil ile Ka­bil, ken­di­le­ri­ni Al­lah’a yak­laş­tır­mak için bi­rer kur­ban sun­muş­lar­dı. Bun­lar­dan Ha­bil’in kur­ba­nı ka­bul edi­lir­ken Ka­bil’in kur­ba­nı ka­bul edil­me­miş­ti. Kur­ba­nı­nın ka­bul edil­me­yi­şi­ne öf­ke­le­nen Ka­bil, kar­de­şi Ha­bil’e “Se­ni mut­la­ka öl­dü­re­ce­ği­m” de­miş­ti. (Mai­de27) Ka­bil, kar­de­şi Ha­bil’i hır­sı­na kur­ban et­miş­ti . O gün­den be­ri ya­ra­da­nın rı­za­sı için Kur­ban Kes­mek ile ya­ra­dı­la­nın Hır­sı için kur­ban et­mek bir­lik­te anı­lır ol­du. Al­lah’ın “Her üm­met için biz bir kur­ban iba­de­ti koy­du­k” (Hac34) buy­ru­ğu is­ti­ka­me­tin­de KUR­BAN KES­MEK; Se­ma­vi din­le­rin ki­mi­ne gö­re farz, ki­mi­ne gö­re sün­net, ki­mi­ne gö­re va­cip sa­yı­lır­ken; KUR­BAN ET­MEK; Kıs­kanç­lı­ğın ve ha­set­li­ğin do­ğur­du­ğu, or­tak ka­bul et­mez ik­ti­dar hır­sı­nın ne­ti­ce­si ol­mak­ta, in­san­lı­ğa onul­maz ya­ra­lar aç­mak­ta, te­la­fi­si ol­ma­yan acı­lar ya­şat­mak­ta­dır. Yü­ce ki­ta­bı­mız Kur’an “Kes­ti­ği­niz kur­ban­la­rın et­le­ri de kan­la­rı da O’na ulaş­maz. O’na ula­şan sa­de­ce si­zin tak­va­nız­dır.” (Hac37) bu­yu­ru­yor. O hal­de, Al­lah’a ulaş­ma­sı­nı is­te­di­ği­miz TAK­VA ne­dir? İl­mi ve di­ni kay­nak­lar; sa­mi­mi­yet ve gü­zel ah­lak ile har­man­lan­mış, İN­SAF, MER­HA­MET, MÜ­SA­MA­HA, ŞEF­KAT, VİC­DAN ve ADA­LET kav­ram­la­rı­nın tü­mü­nü bir­den TAK­VA ola­rak ta­rif edi­yor. KUR­BAN KES­MEK , Al­lah rı­za­sı için kan akıt­mak­tan iba­ret iken; biz, bi­zi “eş­re­fi mah­lu­ka­t” se­vi­ye­si­ne yük­sel­ten bu gü­zel kav­ram­la­rı ‘HIRS’la­rı­mı­za kur­ban ede­rek in­san­lı­ğı­mı­zı yi­tir­dik. İn­san­lı­ğı­mı­zı ke­ma­le er­dir­me hu­su­sun­da bi­ze yar­dım­cı ol­ma­sı ge­re­ken, din ada­mı ve ila­hi­yat­çı kis­ve­sin­de­ki in­san­lar, gü­cü elin­de bu­lun­du­ran­la­ra yol gös­te­rip, güç­lü­nün hır­sı­nı tat­min ede­rek dün­ya­lık ka­zan­ma gay­re­ti­ne gir­di­ler. İn­san, in­san ol­mak­tan, din de din ol­mak­tan çık­tı. İn­san Al­lah’ın de­ğil gü­cü elin­de bu­lun­du­ra­nın ku­lu, din de Al­lah’ın de­ğil gü­cü elin­de bu­lun­du­ra­nın hiz­met­ka­rı ol­du. Di­ni ve ah­la­ki ku­ral­lar için­de Hakk’ı tem­sil eden; İN­SAF’ı mer­ha­met­siz­li­ğe kur­ban et­tik de en ufak bir MER­HA­MET’i mü­sa­ma­ha­sız­lı­ğa kur­ban et­tik de hoş gör­me­yi ba­zı ku­sur­la­rı gör­mez­den gel­me­yi be­ce­re­me­dik. MÜ­SA­MA­HA’yı şef­kat­siz­li­ğe kur­ban et­tik de dı­şı­mız­da­ki­le­re kar­şı se­ve­cen ol­ma­yı ba­şa­ra­ma­dık. ŞEF­KAT’i vic­dan­sız­lı­ğa kur­ban et­tik de ah­la­ki hiç­bir il­ke umu­ru­muz­da ol­ma­dı. VİC­DAN’ı ada­let­siz­li­ğe kur­ban et­tik de hak, hu­kuk da ney­miş? Her­şey bi­zim hak­kı­mız de­dik. ADA­LET’i zul­me kur­ban et­tik de za­li­mi al­kış­la­dık. “Zul­mü al­kış­la­ya­mam, za­li­mi as­la se­ve­me­m” di­yen Mer­hum Meh­met Akif’i me­za­rın­da bi­le ra­hat et­ti­re­me­dik. Di­ni, ima­nı, hu­ku­ku, me­de­ni­ye­ti eli­mi­zin ter­siy­le itip zul­me dal­ka­vuk­lu­ğu adam­lık , in­san­lık san­dık. Önü­mü­ze atı­la­cak ke­mi­ğin, ru­hu­mu­zu sa­ran lez­ze­ti­ni düş­le­ye­rek ‘su akar­ken tes­ti­yi dol­dur­ma’nın haz­zı­na dal­dık. Biz, dün­ye­vi­leş­me­nin her tür­lü ni­me­ti­ni ar­sız­ca te­piş­ti­rir­ken Al­lah’tan gay­ri sa­hi­bi ol­ma­yan bi­ça­re ço­cuk­la­rı­nın aş­rı tit­re­ten ahı­nı duy­maz­dan, gör­mez­den, bil­mez­den gel­dik. De­niz­de bo­ğu­lan ço­cuk­la­ra ce­na­ze ara­cı ver­me­me­yi va­tan­se­ver­li­ğin öl­çü­sü ha­li­ne ge­tir­dik. Oy­sa bi­zim yü­ce di­ni­miz, müş­rik ka­fir ço­cuk­la­rı­nın bi­le, rüş­te er­me­den öl­me­le­ri ha­lin­de cen­net eh­lin­den ola­ca­ğı­nı bil­dir­mek­te­dir. Bi­ze ne ol­du da; di­nin en ra­hat ve en ser­best ya­şan­dı­ğı­nı san­dı­ğı­mız bir dö­nem­de, di­nin sem­bol ve şi­ar­la­rı­nın en ra­hat kul­la­nıl­dı­ğı za­man­da, di­ne iliş­kin bü­tün ya­sak­la­rın or­ta­dan kalk­tı­ğı­na ina­nıl­dı­ğı dö­nem­de ; in­sa­nı, Al­lah’a ulaş­tır­dı­ğı­na ina­nı­lan TAK­VA’yı oluş­tu­ran gü­zel kav­ram­la­rı bi­rer bi­rer kur­ban et­tik ? Ben bu so­ru­nun ce­va­bı­nı, Di­ya­net İş­le­ri es­ki baş­kan­la­rın­dan Prof.Dr. Ali Bar­da­koğ­lu’nun “İs­lam ışı­ğın­da Müs­lü­man­lı­ğı­mız­la YÜZ­LEŞ­ME­” ad­lı ki­ta­bı­nın 125 ve 126. Sa­hi­fe­le­rin­de bul­du­ğu­mu sa­nı­yo­rum. Ho­ca şöy­le di­yor : “Din yo­rum­cu­su­nun lü­tuf­kar mü­sa­ade­le­ri­ne ha­va­le edil­miş din, di­ni de de­mok­ra­si­yi de ra­yın­dan çı­ka­rı­r” DİN YO­RUM­CU­LA­RI­NIN; “Müs­lü­man­la­rın ha­ya­tın­da yö­ne­ti­min iba­det öl­çü­sün­de de­ğe­ri var­dır. Çün­kü inanç, iba­det ah­lak ve tüm il­ke­le­ri ile is­la­mı ya­şa­mak, yö­ne­ti­me ha­kim ol­mak­la, yö­ne­tim il­ke­le­ri­ni öğ­ren­mek­le ve yö­net­mek­le an­cak müm­kün­dür. Bu ba­kım­dan ça­ğı­mız­da Müs­lü­man­la­rın özen­le üze­ri­ne eğil­me­le­ri ge­re­ken alan­lar­dan bi­ri şüp­he­siz yö­ne­tim ile il­gi­li hu­sus­lar­dır. Hat­ta bu alan ile meş­gul ol­mak üm­me­ti Mu­ham­med için far­zı ki­fa­ye­di­r” TAR­ZIN­DA BİR SÖY­LEM­LE DE­MOK­RA­Sİ MÜ­CA­DE­LE­Sİ­Nİ DİN ZE­Mİ­Nİ­NE TA­ŞI­MAK, NA­SIL BİR DU­RAK­TA SO­LUK­LA­NA­CA­ĞI BEL­Lİ OL­MA­YAN TO­TA­Lİ­TER BİR AN­LA­YI­ŞI DİN­LE BES­LEN­Dİ­Ğİ İÇİN ÖN­LE­NE­MEZ HA­LE DE GE­TİR­MİŞ OL­MAK­TA­DIR. Böy­le­ce, adı­na ‘de­mok­ra­si’ de­di­ği­miz ve in­san onu­ru­na en uy­gun olan si­ya­si re­jim, bi­ze din di­ye yut­tu­ru­lan ‘din ti­ca­re­ti’ ne Kur­ban edil­miş ol­mak­ta­dır. Si­ya­si re­ji­mi kur­ban ede­rek, ül­ke­yi ve mil­le­ti kur­tar­mak müm­kün ol­sa, öpüp ba­şı­mı­za ko­ya­lım. La­kin bu­nun müm­kün ola­ma­ya­ca­ğı­nı, sa­yın Bar­da­koğ­lu Ho­ca, ay­nı ese­rin 130. Sa­hi­fe­sin­de şöy­le açık­lı­yor: “Din ek­se­nin­de iç si­ya­set di­ne za­rar ver­di­ği, di­ni de­ğer­le­ri yıp­rat­tı­ğı, baş­lan­gıç­ta din­dar­la­rı mut­lu eder gö­rün­se de so­nuç­ta din­dar­la­rı ren­ci­de et­ti­ği gi­bi dış si­ya­set de öy­le­dir. Müs­lü­man dev­let­ler­le ta­ri­hi tec­rü­be ve ül­ke in­san­la­rı ara­sı ma­ne­vi bağ­lar se­be­biy­le da­ha sı­cak bir iliş­ki ku­rul­ma­sı müm­kün ise de ulus­la­ra­ra­sı iliş­ki­ler te­mel­de ül­ke çı­ka­rı ve ulus­la­ra­ra­sı ant­laş­ma­lar ze­mi­ni­ne otu­ru­r” Hiç­bir Müs­lü­man Ül­ken ve O ül­ke­le­rin Müs­lü­man halk­la­rı, “Siz Müs­lü­man­sı­nı­z” di­ye şah­si ve ül­ke çı­kar­la­rı­nı si­ze kur­ban et­mez­ler. Siz ma­ne­vi duy­gu­lar­la Kur­ban et­tik­le­ri­mi­zi ka­yıp ha­ne­si­ne yaz­mak­la ye­tin­mek zo­run­da ka­lır­sı­nız. Al­lah rı­za­sı için KES­Tİ­Ğİ­NİZ KUR­BAN­LAR kur­tu­lu­şu­nu­za ve­si­le ol­sun. Hır­sı­nı­za ye­nik dü­şe­rek KUR­BAN ET­TİK­LE­Rİ­NİZ için Al­lah af­fet­sin. Her gü­nü­nüz bay­ram ol­sun. 21.08.2018