Prof. Dr. M.Öcal Oğuz // Çiğdem Gezmesi
Baharın müjdecisi olan sarıçiğdem, Yozgat’ın da içinde bulunduğu Orta Anadolunun kendine özgü ve özel bir çiçeğidir. Literatürde Ankara Çiğdemi olarak da anılan bu çiçek türünün Hitit kültüründe de bilindiğine dair belgeler bulunmaktadır. Yozgat’ta karların erimeye başladığı, dağların güney yamaçlarını güneşin ısıtmaya başladığı baharın ilk günlerinde yazıyı yabanı öksüz oğlan, kardelen, çiğdem gibi kır çiçekleri kaplar. Baharın gelişini kıtlıktan bolluğa, karanlıktan aydınlığa, soğuktan sıcağa geçişin sembolü olarak gören ve heyecanla bekleyen halkın bu özlemi, asırlar boyunca çocukların çiğdem müjdesiyle karşılık bulurdu. Henüz ergenlik çağına gelmeyen çocuklar, ellerinde “kösküç” denilen sivri uçlu değnekleri ve düğün yolluğu olarak verilmiş basma, pazen gibi kumaşların parçalarından dikilen askılı okul çantaları ile kırlara çıkarlar ve çiğdem sökerlerdi. Söktükleri çiğdemleri, kuru bir çalının dikenlerine tuttururlar ve köyde veya mahallede sokak sokak, ev ev çiğdem manileri eşliğinde dolaşarak yağ ve bulgur gibi yiyecekler toplarlar, çiğdem pilavı pişirirler ve türkü ve oyunlarla eğlenerek baharın gelişini kutlarlardı. Sonra da topladıkları yağ ve bulgurların artanlarını da fakir fukaraya verirlerdi. Kentleşme, göç, modernleşmenin yarattığı sorunlar ve geleneği önemsemeyen eğitim programları, pek çok kültür ve gelenek gibi çiğdem gezmesini ve onun eğlencesi olan çiğdem pilavını da unutturdu. UNESCO’nun Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi, unutulanın hatırlanmasını, yeniden canlandırılmasını tavsiye ettikten sonra, Türkiye’de de unutulan ve unutulmaya yüz tutan kültür unsurlarına ilgi artmaya başlandı. Bu koruma bilinci Yozgat’ta da karşılık buldu ve gerek yereldeki yöneticiler gerekse halk, eski çiğdem günlerini hatırlayarak yeniden canlandırılmasını sağladılar. Bu süreçte UNESCO’nun Somut Olmayan Kültürel Mirasının Korunması Sözleşmesinin uluslararası alanda görünürlüğünü sağlayan İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesine 2009 yılında yedi, 2016 yılında 12 ülkenin ortak mirası olarak kaydedilen “Nevruz”un diğer adları arasında “Çiğdem Günü” de belirtilmiş ve Çiğdem Gezmesinin bir çeşit Nevruz şenliği olduğu kabul edilmiştir. Çiğdem Gezmesini UNESCO’nun Nevruz’un bir tür yerel kutlaması olarak kabul etmesinin yanında Kültür ve Turizm Bakanlığı Araştırma ve Eğitim Genel Müdürlüğü tarafından yapılan ve halen 112 kültürel miras elemanının bulunduğu Somut Olmayan Kültürel Miras Ulusal Envanterinin 71. unsuru, “Çiğdem Pilavı”dır. Yozgat’ın komşuları olan illerde de bilinen ancak daha çok Yozgat tarafından sahiplenilen bu mirasın gelecek kuşaklara aktarılmasını sağlayan desteklerden ve şenliklerden ne yazık ki son dönemlerde vazgeçilmiş, konunun yerelden ulusala, ulusaldan uluslararasına aktarılabilecek bir değer olduğu gözden kaçmıştır. Çiğdem Gezmesi, iyi bir tasarım ve iyi bir sunumla öncelikle Yozgatlı çocukların, sonra da bu şenliğe katılabilecek diğer illerle birlikte ulusal ve uluslararası düzeyde bir etkinliğin konusu olabilir. Çocukların doğayla buluşmasını, kırlara çıkmasını, çiçekleri tanımasını, bulgur ve yağ toplama yoluyla halkla diyalog kurmasını, yardımlaşmayı öğrenmesini telkin eden böyle bir şenliğin pek çok açıdan bütün Türkiye’de ve dünyada ilgi çekeceğini tahmin etmek zor değildir. Dededen nineden toruna, anneden babadan evlada sözlü kültür aktarımının iyice azaldığı, geleneksel kültürün eğitim sisteminde kendine yer bulamadığı, çocukların sözlü kültür ile temasının azaldığı, sanal ortam yüzünden sokakların ve oyun alanlarının boşaldığı günümüzde çocuklara yönelik bu tür şölen, şenlik ve festivallerden yararlanmak gerekmektedir. Çocuklar, dini ve milli bayramlarla birlikte çiğdem gezmesi gibi bahar ve tabiat bayramlarını da öğrenmeli, hem bir gruba aidiyet duygusu kazanmalı hem de sanal ortamların yalnızlaştırıcı etkisinden zarar görmemelidirler. 03.06.2019